Celal Eren ÇELİK
Türkiye’de merkez medya dış politikadaki stratejik gelişmeleri özellikle izleyicilerine ve okurlarına aktarmazlarken, HABER ALTERNATİF’te 28.11.2025 tarihinde yayınladığımız haberde ABD’nin Venezuela’yı vurmaya hazırlandığını hatta Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun ülkesini terk etmesi halinde sığınacağı ülkeler listesinin başında da Türkiye’nin geldiğini siz değerli okurlarımıza duyurmuştuk.
İLGİLİ HABER:
https://haberalternatif.com/the-washington-post-maduro-turkiyeye-siginacak/
Ve bu haberimizin üzerinden 1 aydan çok kısa bir süre geçmesinin ardından ABD dün gece itibariyle Venezuela’yı hava kuvvetleri ve füzeler ile vurmaya başladı, Venezuela OHAL ilan etti.
Peki ABD’nin Venezuela’yı vurması sadece istemediği bir rejimi devirip, çeşitli doğal kaynaklara el koyma planlaması mı yoksa bunun çok daha ötesinde küresel bir operasyonel adım ve çok katmanlı küresel bir “Mesaj” mı?
Evet o halde peşrevi çok uzatmayalım ve yazımıza geçelim,işte başlıyoruz…
***
ABD’NİN OPERASYON GEREKÇELERİNİN DERİN ANALİZİ
(Tarihsel Süreklilik – Sistemik Zorunluluk – Jeopolitik Hesap)
RESMİ SÖYLEMİN TARİHSEL “KODLARI”
ABD dış politikasında söylem ile hedef arasındaki ayrışma, özellikle Latin Amerika’da neredeyse iki yüzyıllık bir süreklilik gösterir.
“Demokrasi”, “insan hakları” ve “bölgesel istikrar” kavramları:
Müdahaleyi ahlaki meşruiyet zeminine taşır
Uluslararası kamuoyunda hukuki gri alan yaratır
İç kamuoyunda maliyetleri görünmez kılar
Bu söylem seti:
1954 Guatemala
1973 Şili
1989 Panama
2002 Venezuela darbe girişimi
örneklerinde neredeyse birebir kullanılmıştır.
Jeopolitik gerçek şudur ki;
ABD, Latin Amerika’da hiçbir zaman “rejimin niteliğiyle” değil, rejimin kime hizmet ettiğiyle ilgilenmiştir.
Dolayısıyla Venezuela bağlamında da ABD’nin altını çizdiği “otoriterlik” vurgusu, nedenden çok araçtır.
Enerji ve Doğal Kaynaklar: Kapitalist Sistem İçin “Kabul Edilemez Sapma”
Venezuela yalnızca zengin değil, ABD açısından “tehlikeli derecede” bağımsız bir ülkedir.
Çünkü Venezuela:
Petrolü millîleştirmiştir
Geliri kamusal egemenlik aracı olarak kullanmıştır
Çok uluslu enerji kartellerini dışlamıştır
Bu durum, kapitalist dünya sisteminde iki kırmızı alarmı tetikler:
Emsal riski
– Diğer kaynak ülkeler için “yapılabilirlik” algısı doğarKontrol dışı arz riski
– Enerji fiyatları ve piyasalar siyasal iradeye bağlı hale gelir
ABD açısından mesele:
Venezuela petrolünün kimin çıkardığı değil,
kimin kontrol ettiği meselesidir.
Bu nedenle operasyon:
Maduro’yu değil
Millî kaynak egemenliği modelini hedef alır
Çin Faktörü: “Enerji Arzı Üzerinden Küresel Güç Mücadelesi”
Çin için Venezuela:
Basit bir tedarikçi değil
Stratejik enerji sigortasıdır
Çin neden Venezuela’dan vazgeçemez?
Uzun vadeli petrol anlaşmaları
– Çin açısından son derece stratejik olan “Spot piyasa dışı, istikrarlı arz”ABD denetimi dışındaki rota
– Deniz ve finansal yaptırımlara karşı tampon oluşturan bölgeYuan bazlı ve takaslı işlemler
– Dolar hegemonyasına dolaylı meydan okumanın Venezuela ile yapılan kapsamlı ticari anlaşmalar ile fiilen hayata geçirilmiş olması.
ABD’nin Venezuela’yı vurması:
Çin’in yalnızca petrolünü değil
Enerji jeopolitiğini hedef almak demektir
Bu bağlamda Venezuela, Çin için
Orta Doğu’ya bağımlılığı azaltan kilit taştır.
Neo-Monroe Doktrini: Sert Güçle Yeniden İlan
ABD açısından “Kapağını kaldırdığı” Venezuela dosyası,
Monroe Doktrini’nin 21. yüzyıl güncellemesidir.
Klasik Monroe (1823):
“Avrupa Amerika kıtasına karışamaz.”
Neo-Monroe (2020’ler):
“Çin ve Rusya, Batı Yarımküre’de
stratejik aktör olamaz.” demektedir.
Bu operasyon:
Bölge ülkelerine
Küresel Güney’e
Çin ve Rusya’ya
aynı anda mesajdır.
Mesaj nettir:
“Latin Amerika, çok kutupluluğun serbest alanı değildir ve ABD Latin Amerika’yı nüfuz alanın olarak kimse ile paylaşmamaya kararlıdır.”
Sistemik Hedef: Devletçi ve Millî Kalkınma Modellerinin Tasfiyesi
Venezuela örneği:
Kamu mülkiyeti
Enerji egemenliği
Batı dışı finansman
üzerine kuruludur.
ABD için bu model:
Kontrol edilemez
Kopyalanabilir
Sistem dışı
bir tehdittir.
Dolayısıyla operasyon:
Sadece Venezuela’ya değil
Benzer yolu düşünen tüm ülkelere yöneliktir
ABD’nin operasyonu:
Rejim değişikliği değil, sistem disiplinidir
- Askeri değil, jeoekonomiktir
- Bölgesel değil, küreseldir
***
VENEZUELA’NIN ÇİN–RUSYA BLOĞU İÇİN STRATEJİK DEĞERİ
(Enerji, Askerî Denge, Küresel Meydan Okuma)
Çin Neden Geri Adım Atamaz?
Çin açısından Venezuela:
Enerji güvenliği
Finansal bağımsızlık
Küresel itibar
üçgeninin kilit düğümüdür.
Geri adım atmak:
ABD’nin askeri baskısını emsal kabul etmek
Küresel Güney’deki ortaklara “sizi koruyamam” demek
Kuşak-Yol’un Latin ayağını zayıflatmak
anlamına gelir.
Bu nedenle Çin için Venezuela:
Kaybedilirse telafisi olmayan bir cephedir.
Rusya’nın Manevra Alanı: Sınırlı Ama Kritik
Rusya Venezuela’yı:
ABD’ye karşı asimetrik baskı noktası
Küresel pazarlık kartı
Jeopolitik denge unsuru
olarak görür.
Ancak Rusya:
Doğrudan askeri çatışmadan kaçınır
Dolaylı destek (silah, danışman, istihbarat) verir
Dosyayı ABD ile küresel pazarlıkta kullanır
Venezuela, Moskova için:
“Tüm gücü ile arkasında durulacak değil, pazarlıkta elde tutulacak” bir pozisyondur.
ABD’nin Kırmızı Çizgileri
ABD açısından kabul edilemez olanlar:
Çin’in kalıcı askeri/lojistik varlığı
Yuan bazlı enerji ticaretinin kurumsallaşması
Rus askeri altyapısının Karayipler’e yerleşmesi
Latin Amerika’da çok kutuplu blok oluşumu
Bu nedenle ABD:
Krizi tırmandırma riskini göze almıştır
Askeri gücü erken ve sert kullanmıştır
Venezuela:
Çin için enerji sigortası
Rusya için jeopolitik kaldıraç
ABD için sistem dışı tehdittir
Bu çatışma:
Yerel değil,
Bölgesel değil,
Yeni dünya düzeninin Latin Amerika cephesidir.
***
Enerji – Maden – Tedarik Zinciri Savaşları
(Petrolün jeopolitiği → finansın jeoekonomisi → tedarikin jeostratejisi)
Venezuela enerji denkleminde “rezerv” değil, “rejim” esastır
Venezuela’yı küresel çatışma düğümü yapan şey yalnızca rezerv büyüklüğü değil; rezervin hangi egemenlik rejimiyle yönetildiğidir. Devletçi/millîleştirilmiş model, enerji gelirini yalnızca piyasa metaı olmaktan çıkarıp stratejik güç enstrümanına dönüştürür. Bu, büyük güçler açısından “arz” sorunu kadar “kontrol” sorunudur.
Bu yüzden hava/füze saldırısı düzeyine çıkan bu tip krizlerde enerji altyapısı üç hedefe bağlanır:
Üretim-ihracat kapasitesini kısa vadede felç etmek,
Gelir akışını keserek devletin iç direnç kapasitesini düşürmek,
“Sonraki düzen” için mülkiyet ve işletme rejimini yeniden yazmak.
Bu mantık, 1953 İran (Anglo-İran Oil), 1990–91 Irak/Kuveyt, 2003 Irak ve 2011 Libya gibi örneklerde farklı yoğunluklarda tekrar eder: petrol, her zaman “sebep” olmayabilir; ama çoğu kez sonucu belirleyen ana kaldıraçtır.
“Yaptırım + finans + sigorta” üçlüsü: modern tedarik savaşı
Bugünün enerji savaşları, salt askeri değildir; sigorta, finansman, tanker takibi, bayrak/filo kısıtları gibi araçlarla yürür. Venezuela örneğinde bu, ihracatın yönünü ve biçimini dönüştürmüştür:
Reuters’in daha önceki verilerine göre Venezuela’dan çıkan ham petrol ihracında Çin en büyük alıcı konumundadır (Bazı dönemlerde çok belirgin şekilde Çin’in bu yüksek alımları dikkat çekmektedir.).
Yakın tarihli pek çok haberde Venezuela petrol ve ticaret hacmi içerisinde Çin’in payının çok yüksek seviyelerde olduğu; sevkiyat verilerinde Çin limanlarına giden hacmin öne çıktığı aktarılmaktadır.
Yaptırımlar ve denetim baskısı arttıkça sevkiyatların bir kısmının ara duraklar/yeniden etiketleme gibi pratiklerle sürdürüldüğüne dair dair raporlamalar var. Örneğin Venezuela’dan çıkan petrol yüklü tankerlerin Malezya limanlarında çeşitli “Ara duraklar” belirleyip, bu duraklarda yeniden etiketleme ve bayraklama gibi işlemler ile Çin’e “Malezya tankeri” olarak gidişinin sağlanması gibi yöntemler kullanılmakta.
Bu tablo, “Çin’e petrol akışını kesme” hedefinin neden sadece askeri vurma ile değil, deniz-hukuk/finans/sigorta zincirinin tamamını baskılayarak yürütüldüğünü gösterir: Çin’e giden her varil, yalnız petrol değil, ABD denetimi dışındaki ödeme/lojistik ağının canlı kalması demektir.
Orinoco Kuşağı ve “Ağır petrol” Gerçeği: “Teknik Bağımlılık Jeopolitiği”
Venezuela petrolünün kritik bir bölümü ağır/extra-heavy niteliktedir (özellikle Orinoco Havzası petrolleri). Bu, iki jeostratejik sonuç üretir:
Rafineri bağımlılığı ve darboğaz
Ağır petrol, belirli rafineri konfigürasyonları (coking, upgrading) gerektirir. Kimin hangi rafineri kapasitesiyle eşleştiği, “müşteri”yi stratejik hale getirir.Seyreltici ve parça/servis bağımlılığı
Üretim/satış, sadece kuyudan çıkan hamla bitmez; seyreltici, ekipman, bakım, yazılım, saha hizmetleri… Burada yaptırım baskısı, “varil başına maliyeti” yükselterek devlet kapasitesini aşındırır.
Dolayısıyla “bombardıman” sadece sahadaki hedefleri değil, bu teknik-ekonomik zinciri vurduğu ölçüde stratejiktir: altyapı hasarı, yatırım kaçışı ve hizmet zincirinin kopması yıllara yayılan üretim çöküşü üretebilir.
Altın–koltan–madencilik: “Enerji savaşının “paralel finansman hattı”
Venezuela’nın madencilik alanı, petrol dışı finansman açısından önemlidir. Özellikle de altın:
Devlet gelirini çeşitlendirir,
Yaptırım altında alternatif takas/rezerv işlevi görebilir,
Bazı aktörler için “gölge finans” imkânı sağlar.
Bu nedenle kriz derinleştikçe “petrol vanası” kadar altın/mineral koridorları da hedefe oturur: Çünkü petrol gelirleri kesildiğinde rejimler hayatta kalmak için “paralel gelir hatlarına” yüklenir; karşı taraf da bu hatları izole etmeye çalışır.
Operasyonel gerekçe anlatısı: “Narko-lojistik” ile “enerji rejimi”nin bağlanması
ABD tarafında son dönemde “narko kaçakçılık/tekne yükleme” gibi gerekçeler üzerinden sınırlı vuruş/operasyon meşruiyeti anlatılarının kamuoyuna taşındığı bilinen bir gerçeklik. ABD bunu devasa medya gücü ile de destekledi.
Bu tip gerekçeler iki işe yarar:
Müdahaleyi “savaş” değil “sınırlı güvenlik operasyonu” gibi çerçeveler,
Enerji hedefini doğrudan telaffuz etmeden, rejim baskısını meşrulaştırır.
Bu noktada jeoekonomik okuma şudur: “Uyuşturucu” gerekçesi, müdahaleyi başlatan kıvılcım olabilir; fakat kalıcı stratejik hedef, kaynak ve tedarik mimarisinin yeniden düzenlenmesidir.
Karayipler ve Deniz Geçiş Hatlarının Stratejik Önemi
(Deniz hâkimiyeti → Ticaret akışları → Güç projeksiyonu)
Karayipler: “Arka bahçe” değil, küresel deniz sisteminin kilit kavşağı
Karayipler, klasik literatürde ABD’nin “yakın çevresi” olarak görülür; fakat 21. yüzyılda burası aynı zamanda:
Atlantik’in batı giriş-çıkışı,
Panama Kanalı’na erişim hattı,
ABD Körfez kıyısı rafineri/liman sisteminin güvenlik çeperi,
Güney Amerika’nın kuzey enerji ihracatının ana çıkış kapısıdır.
Yani Karayipler, yalnız “bölgesel” değil; küresel ticaretin sinir uçlarına temas eden bir deniz havzasıdır. Bu yüzden Venezuela krizi, askeri anlamda bir “sınır olayı” olmaktan ziyade deniz gücü rekabetinin parçasına dönüşür.
Panama Kanalı ve “Geçiş Ekonomisi”: “ABD–Çin rekabetinin lojistik omurgası”
Panama Kanalı, dünya ticaretinin ana arterlerinden biridir. Kanalın “kimin kontrolünde” olduğu kadar, kanala giden yaklaşımların güvenliği de önemlidir. Karayipler’de gerilim yükseldiğinde:
Sigorta primleri artar,
Rota ve bekleme maliyetleri yükselir,
“Savaş riski” navlun fiyatlarını yukarı iter,
Ticaret akışlarında gecikme ve fiyat şokları tetiklenir.
Bu şoklar, Çin gibi üretim-dev lojistik bağımlılığı yüksek aktörleri dolaylı cezalandırma aracına dönüşebilir. Yani Venezuela’ya yönelik baskı, eşzamanlı olarak Çin’in ticaret maliyetlerini de hedefleyebilir. Zira Karayipler’de yaşanan son gerilimde Çin açık ve güçlü biçimde Venezuela’nın yanında yer almıştı.
Denizden kuşatma/denetim: “Ambargo”nun modern adı”
Deniz gücü, yaptırımlarla birleştiğinde “kara işgali” olmadan da sonuca giden bir model üretir:
Deniz kontrolü + seçici kesme + tanker/liman baskısı.
Yakın haber akışında:
ABD Venezuela’yı vurmaya başladıktan kısa süre sonra Caracas’ta patlamalar ve alçak uçuşlar bildirilirken, ABD’nin hava sahası riskleri nedeniyle Amerikan uçuşlarına yasak getirdiği gibi haberler de ajanslara düştü.; bu, krizin havacılık/denizcilik risk primi üzerinden ekonomik etki ürettiğini bize açıkça göstermekte.
Bu tür adımlar, savaşın “ticari hayatı” hedefleyen yüzüdür: devletlerin gelir üretme kapasitesi, sadece üretimle değil güvenli lojistikle mümkündür.
ABD’nin Karayip Mantığı: “Güç projeksiyonu ve caydırıcılık tiyatrosu”
ABD’nin Karayipler’de üstünlüğü sadece coğrafi yakınlıktan gelmez; güç projeksiyonu mimarisinden gelir:
İstihbarat–gözetleme–keşif (ISR) ağı,
Deniz devriye ve hava unsurlarıyla “sürekli görünürlük”,
Müttefik/ortak üs ve liman erişimleri,
Hızlı konuşlanma ve “olay yönetimi” kapasitesi.
Bu mimari, “Monroe/Neo-Monroe” çizgisinin pratikteki karşılığıdır: krizi tırmandırma eşiğini Washington belirlemek ister. (Bu, Venezuela açısından “egemenlik ihlali”, ABD açısından “bölgesel düzen” anlatısına bağlanır.)
Çin ve Rusya için Karayipler: “Sembolik meydan okuma mı, gerçek cephe mi?”
Çin açısından Karayipler:
Ticaret arterlerinin risk primi demektir,
Latin Amerika’daki ekonomik ağlarının kırılganlığı demektir,
ABD’nin “yakın çevrede sert güç” uygulayabilme kabiliyetinin canlı gösterimidir.
Rusya açısından ise Karayipler çoğu zaman:
Doğrudan “sürekli askeri cephe” olmaktan çok,
ABD’yle pazarlıkta “asimetrik baskı” sembolüdür.
Bu yüzden Venezuela krizi büyüdükçe, Çin “arz/ekonomi” penceresinden; Rusya “jeopolitik pazarlık/caydırıcılık” penceresinden hareket eder.
Tekrar etmek ve açıkça belirtmek gerekir ki; ABD’nin Venezuela operasyonu bağlamında
Hedef sadece “varil” değil, varili mümkün kılan finans–sigorta–teknoloji–lojistik zinciri.
Ve bu zincirin kalbi, Karayipler ve geçiş hatları; yani savaş, kara üstü hedeflerden çok akışın kontrolü üzerinden kazanılmaya çalışılıyor.
Uluslararası Hukuk – Meşruiyet Krizi – BM/OAS ve “Kural Bazlı Düzen” Çatlağı
(Söylem ile pratik arasındaki yapısal kopuş)
“Kural bazlı düzen” iddiasının sınırı: “Güç nerede başlar?”
Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD ve müttefikleri, küresel düzeni “kural bazlı” olarak tanımladı. Ancak bu düzenin en kritik maddesi—gücün kullanımı—pratikte esnek bir yoruma tabi tutuldu. Venezuela bağlamında görülen şey şudur:
Meşruiyet söylemi: demokrasi, insan hakları, uyuşturucu ile mücadele
Güç pratiği: hava/füze kapasitesi, deniz-hava denetimi, ekonomik boğma
Bu ikilik, uluslararası hukukun metinleriyle değil, uygulanma biçimiyle ilgilidir. Hukuk, çoğu zaman güç kullanımını sınırlayan değil; sonradan gerekçelendiren bir araç olarak devreye sokulur.
BM Güvenlik Konseyi: Veto gerçeği ve işlev kayması
ABD’nin kurguladığı emperyalist küresel sistemi büyük güçler arası çatışmalarda kilitlenme üretir. Venezuela bağlamında beklenen tablo:
ABD ve müttefikleri, acil insani/güvenlik söylemiyle hareket alanı açmaya çalışır
Çin ve Rusya, egemenlik ve güç kullanımı yasağı vurgusuyla karşı çıkar
Veto ihtimali, bağlayıcı karar üretimini fiilen durdurur
Sonuç: BM, krizi önleyen değil, krizin sahnesi haline gelir. Bu, “kural bazlı düzen”in merkezinde yer alan kurumun etkisizleşmesi demektir.
OAS: “Bölgesel Meşruiyetin Kırılganlığı”
Organization of American States (OAS)
teoride Latin Amerika’nın kolektif iradesini temsil eder; pratikte ise ABD’nin ağırlığından bağımsız davranmakta zorlanır.
Venezuela krizi, OAS için iki yönlü bir sınavdır:
Bölgesel istikrar adına sert güç kullanımına göz yummak
Egemenlik ilkesini savunup ABD çizgisine mesafe almak
Her iki tercih de OAS’ın kurumsal bütünlüğünü zorlar. Bu yüzden OAS kararları, krizi çözmekten çok tarafların pozisyonunu meşrulaştırma işlevi görür. Zira OAS “Bölgesel” ama “Merkeze” bağımlı bir yapılanmadır. Kendi alternatif kurumsal yapılarını oluşturamamış buna müsaade de edilmemiş,askeri ve ekonomik işbirliklerini üye ülkeler bazında organize edebilmiş bir yapı değildir. Dolayısı ile tıpkı NATO gibi, tıpkı NAFTA gibi ABD’nin “Emperyalist Küresel Sömürü Hiyerarşisi” sistematiğini meşrulaştıran bir yapıdan ibarettir.
Meşruiyet söylemi ile güç pratiği arasındaki kopuş:
Venezuela örneği, daha geniş bir kırılmayı bizim için görünür kılar:
Hukukun evrensel olduğu iddia edilir
Güç seçici kullanılır
Meşruiyet sonuçlara göre üretilir
- Yani; hukuk, çatışmayı frenleyen değil,emperyalist küresel güçler yani “MERKEZ” için çatışmanın meşrulaştırma aracı olarak kullanılmakta ve bu işlevi yerine getirdiği ölçüde “Kabuledilebilir ve uygulanabilir” kılınmaktadır.
Bu kopuş, Küresel Güney’de şu algıyı pekiştirir:
“Kurallar ve daha geniş kapsamda hukuk, güçlüler için esnek; zayıflar için katıdır.”
Bu algı, yalnız Venezuela değil; Afrika’dan Orta Doğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada bulunan “KÜRESEL GÜNEY ÜLKELERİ” için çok kutuplu arayışları hızlandırır.
***
Kısa–Orta–Uzun Vadeli Senaryolar
Senaryo A — “Sınırlı Vuruş + Pazarlık”
ABD, askeri gücü kısa ve seçici kullanır; hedef, masaya güçlü oturmaktır.
Kısa vadede sonuçlar:
Enerji/askeri altyapıya sınırlı hasar
Venezuela yönetimine “maliyet gösterimi”
Diplomasinin arka kanallardan hızlanması
Orta vadede:
Yaptırımların kısmi yeniden düzenlenmesi
Enerji ihracatında “kontrollü açılma”
ABD’nin “krizi yöneten aktör” rolü
Risk:
Venezuela’nın geri adım atmaması halinde bu senaryo istikrarsız hale gelir ve tırmanmaya açık kalır.
Senaryo B — “Aşamalı Tırmanma + Denizden Boğma”
Askeri baskı, deniz-hava denetimi ve ekonomik kuşatma ile genişletilir.
Kısa vadede:
Sigorta/navlun maliyetleri yükselir
Petrol ve altın akışları keskin biçimde düşer
İç ekonomik stres artar
Orta vadede:
Devlet gelirleri çöker
Sosyal gerilimler derinleşir
Bölgesel ticaret aksar
Uzun vadede:
Venezuela, fiilen denizden izole bir ekonomi haline gelir
Risk:
Bu yol, insani krizi büyütür ve bölgesel yayılma ihtimalini artırır; ABD için maliyetlidir ama “sonuç alıcı” olarak görülür.
Senaryo C — “Rejim Değişimi Denemesi + Parçalanma Riski”
Askeri-ekonomik baskı, iç muhalefet ve dış destekle rejim değişimini hedefler.
Kısa vadede olası sonuçlar:
İç siyasi fay hatları zorlanır
Kurumlar arası çözülme hızlanır
Orta vadede:
Merkezi otorite zayıflar
Silahlı/gruplu aktörler öne çıkabilir
Uzun vadede:
Devletin parçalanma veya kalıcı istikrarsızlık riski
Kaynakların “kontrolsüz özelleşmesi”
Risk:
Libya benzeri bir sonuç: Rejim gider ama devlet geri gelmeyebilir.
***
Çin ve Rusya’nın Dolaylı Karşı Hamleleri
(Sahaya girmeden denge kurma)
ÇİN:
Enerji alımlarını dolaylı rotalar üzerinden sürdürme
Finansal destek ve takas mekanizmalarını genişletme
Diplomatik baskıyı çok taraflı platformlara taşıma
RUSYA:
Venezuela’ya askeri-teknik destek (danışmanlık, ekipman)
Küresel konularda ABD’ye asimetrik baskı
Venezuela’yı pazarlık başlığına dönüştürme
Ortak çizgi:
Çin ve Rusya’nın ortak çizgisi “Doğrudan ABD ile çatışmadan kaçınma; fakat geri adım atmadan maliyeti yükseltme” stratejisi olacaktır.
***
SONUÇ VE TARİHSEL FİNAL
Venezuela Operasyonu ve Periferiler Birliği Teorisi’nin Tescili
(Zorluk–Zorunluluk Paradoksu’nun Jeopolitik Doğrulanışı)
Venezuela dosyasının gösterdiği çıplak gerçek
ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri–ekonomik–jeostratejik operasyonu, bu analiz boyunca ortaya konduğu üzere:
Bir rejimle sınırlı değildir
Bir ülkeye özgü değildir
Geçici bir kriz değildir
Bu operasyon, küresel sistemin işleyiş mantığını bir kez daha teyit etmiştir:
Merkez, periferinin bağımsızlaşmasına izin vermez.
İzin vermediğinde yalnızca baskı uygulamaz; gerekirse güç kullanır.
Venezuela örneği, Küresel Güney ülkelerine şu mesajı net biçimde vermiştir:
Kaynaklarını millîleştirirsen
Batı dışı bloklarla stratejik ittifak kurarsan
Enerji, finans ve güvenlik alanlarında özerklik inşa etmeye kalkarsan
yalnız kalırsın ve hedef olursun.
Allende’den Venezuela’ya: “Latin Amerika’nın kesintisiz Kader Hattı”
Bu tablo, tarihsel olarak yeni değildir. Son kitabımız Milliyetçi Demokratik Sol ve Ulusların Çıkışı kitabında ayrıntılı biçimde ortaya koyduğumuz üzere:
Şili / Allende deneyimi
Chicago Boys eliyle neoliberalizmin ihracı
Monroe Doktrininin askeri ve ekonomik uygulanışı
IMF–Dünya Bankası–çok uluslu şirket üçgeni
Latin Amerika’da bağımsız kalkınma denemelerinin sistematik olarak tasfiye edildiğini göstermiştir.
Venezuela’ya yapılan bugün şudur:
Allende’ye yapılanın,
21. yüzyıl teknolojisi ve çok kutuplu korkularla
yeniden sahnelenmiş halidir.
Wallerstein’in teorisinin sınırı ve kırılma eşiği
Immanuel Wallerstein’in:
Merkez – Yarı Periferi – Periferi
şeması, sistemi doğru tarif eder;
ancak çıkış yolunu tarif etmez.
Venezuela krizi bize şunu açıkça göstermiştir:
Tek tek ülkelerin “yarı periferiye tırmanma” çabası
Tekil millî kalkınma hamleleri
Yalnız başına yürütülen anti-emperyalist pozisyonlar
askeri, ekonomik ve kurumsal baskı karşısında sürdürülemezdir.
Dolayısıyla mesele artık şudur:
Periferiden merkeze tek tek çıkış mümkün değildir.
Periferiler Birliği Teorisi: “Zorunluluğun Adı”
MİLLİYETÇİ DEMOKRATİK SOL VE ULUSLARIN ÇIKIŞI kitabımızda kavramsallaştırdığımız PERİFERİLER BİRLİĞİ TEORİSİ, Venezuela operasyonu ile birlikte artık bir entelektüel önerme değil, tarihsel zorunluluk haline gelmiştir.
Bu teori şunu söyler:
Küresel Güney ülkeleri tek tek değil, birlikte hareket etmek zorundadır
Askerî, ekonomik ve kurumsal alanlar eş zamanlı inşa edilmelidir
Alternatifler sembolik değil, işlevsel olmak zorundadır
Bu bağlamda:
Alternatif IMF / Dünya Bankası
Alternatif NATO benzeri güvenlik mimarisi
Alternatif ticaret–enerji–finans ağları
lüks değil, hayatta kalma mekanizmalarıdır.
Zorluk ve Zorunluluk Paradoksu’nun Jeopolitik Doğrulanışı
Venezuela örneği, yine MİLLİYETÇİ DEMOKRATİK SOL VE ULUSLARIN ÇIKIŞI kitabımızda özgün biçimde akademik literatüre katkı verdiğimiz ve detayları ile tanımladığımız “ZORLUK VE ZORUNLULUK PARADOKSU”nu sahada doğrulamıştır:
Evet, Periferiler Birliği kurmak çok zordur
Evet, farklı rejimler, çıkarlar, tarihsel güvensizlikler vardır
Evet, merkez bu süreci sabote edecektir
Ama Venezuela bize şunu göstermiştir:
Kurulmaması daha büyük bir yıkım üretmektedir.
Yani paradoks şudur:
Yapılması en zor olan şey
Yapılmaması halinde en ağır bedeli doğurmaktadır
Bu nedenle Periferiler Birliği:
İdealist bir tahayyül değil
Gecikmiş bir stratejik zorunluluktur
Milliyetçi Demokratik Sol’un Tarihsel Haklılığı
ABD’nin Venezuela operasyonu, Milliyetçi Demokratik Sol ideolojik hattın temel önermelerini bir kez daha teyit etmiştir:
Ulusal egemenlik olmadan demokrasi olmaz
Ekonomik bağımsızlık olmadan siyasal özgürlük sürdürülemez
Küresel sermaye ile “uyum” değil, denge mümkündür
Emperyalizme karşı duruş, romantik değil yapısal olmak zorundadır
Milliyetçi Demokratik Sol:
Ne içe kapanmacıdır
Ne kozmopolit teslimiyetçidir
Ne de hamasi anti-emperyalizmdir
Bu ideoloji:
Ulusların eşitler arası güç birlikteliği ile
sömürgeci olmadan
ama sömürülmeden de
küresel sistemde yer alabileceğini savunur.
Venezuela operasyonu, bu hattın teorik değil, pratik olarak haklı olduğunu bir kez daha göstermiştir.
MİLLİYETÇİ DEMOKRATİK SOL VE ULUSLARIN ÇIKIŞI KİTABI SİPARİŞ LİNKİ:
Nihai Analiz Sonucu:
Bu analiz dosyasının vardığı tarihsel sonuç nettir:
Venezuela bugün vurulmuştur
Ama asıl hedef Küresel Güney’in çıkış ihtimalidir
Bu ihtimalin tek gerçekleşme ihtimali ise Periferiler Birliğidir
Ve bu birlik:
Kendiliğinden doğmayacaktır
Liderlik, fikir ve kurumsal cesaret gerektirir
Bu noktada Türkiye’nin:
Jeopolitik konumu
Tarihsel hafızası
Devlet geleneği
Çok yönlü diplomasi kapasitesi
onu merkez ülke adayı haline getirmektedir.
Venezuela’ya atılan füzeler, yalnızca bir ülkeyi değil;küresel sistemde “başka bir yol” ihtimalini hedef almıştır.
İşte tam da bu nedenle, Milliyetçi Demokratik Sol ve Periferiler Birliği Teorisi artık bir tercih değil,
ulusların çıkışı için tarihsel bir zorunluluktur.
Sonuç açık ve nettir…









