Celal Eren ÇELİK
Malumunuz İYİ PARTİ Genel Başkanı Meral Akşener’in Siirt’teki esnaf ziyareti esnasında bir esnafın “Burası Kürdistan’dır” sözleri olay oldu ve Akşener’in esnafın bu sözleri karşısında yeterli tepki gösterememesi de eleştirilere sebep oldu.
Öte yandan “Burası Kürdistan’dır” sözlerini sarf eden esnafın gözaltına alınmasından hemen sonra ayrılıkçı Kürt siyaseti çevreleri “Ben Kürt’üm demek suç mu? ” Benim dilim Kürtçe demek suç mu?” şeklinde paylaşımlar yaparak konuyu saptırarak manipüle etmeye çoktan başladılar hatta “Burası Kürdistan” tagını Twitter mecrasında TT yaptılar.
Ama dedik ya bu büyük bir saptırma ve algı yönetimi… Zira kimsenin “Ben Kürt’üm demek suçtur” yahut “Benim dilim Kürtçe demek suçtur” dediği yok…
Ama iş “Burası Kürdistandır” ifadesine gelince orada duracaksınız. Zira “Orası” Kürdistan falan değil, şehit kanları ile sulanarak düşman işgalinden kurtarılmış TÜRKİYE CUMHURİYETİ’nin diğer her bir santimetrekaresi gibi aziz ve mukaddes topraklarıdır.
Ve “Burası Kürdistandır” ifadesini söyleyen de bu ifadeyi savunan da, bu ifadeden siyasi rant elde etmek isteyen de aslında bizzat bu ülkenin Kurtuluş Savaşı’nda en önemli katkıyı vermiş unsurlardan birisi olan Kürtlere, dönemin tüm Kürt halkına, mebuslarına, büyük aşiretlerine kısacası kendi tarihlerine İHANET İÇERİSİNDEDİRLER…
Bu girizgahı boşuna yapmadık zira yazımızın devamında bu ifadelerimizi tarihi vesikalar ile destekleyecek ve “Burası Kürdistan’dır” ifadelerini kullanan ve savunanların yüzlerine gerçeği bizzat Kürtlerin ağzından çarpacak “Kürdistan” hayalinin kimlerin projesi ve hayali olduğunu yine tarihi belgeleri kaynak göstererek anlatacağız.
Bu arada bu yazıda ana kaynak olarak kullanacağımız ve harika bir çalışma olan Prof.Dr. Mehmet Okur’a ait olan MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA AYRILlKÇI KÜRT GİRİŞİMLERİNE KARŞI DOGU VİLAYETLERlNDEN MECLİS-İ MEBUSAN’A VE TBMM’NE GÖNDERİLEN PROTESTO TELGRAFLARI başlıklı çalışmayı okumanızı da mutlaka tavsiye ettiğimizi peşinen belirtelim.
“Bu kadar peşrev yeter” diyelim o zaman ve yazımıza geçelim…
Tarih yaprakları 1800’li yılların ortalarını gösterdiğinde dönemin süper gücü İngiltere “Şark Sorunu” adı altında kimi Kürt aşiretlerini isyana teşvik etse de bu isyanlar kısa sürede kontrol altına alınmış ve Kürt halkının kitlesel destek vermemesi sonucunda İngiltere’nin hayalini kurduğu şekilde bölgede bir ayrılık ve kopuş süreci yaşanmamıştır.
Ancak İngiltere’nin Kürtler üzerindeki planları sona ermemiştir. 1918 yılında 1. Dünya Savaşı’ndan Osmanlı Devleti’nin mağlup olarak ayrılması sonrasında Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasının hemen ardından İngiltere Musul-Kerkük petrollerinin kontrolü, Bolşevizmin güneye yayılmasını engellemek ve Hindistan yolunun güvenliğini sağlamak amacı ile kendi kontrollerinde “Ayrı bir Kürt devleti” projesini sahadaki ajanları vasıtası ile devreye sokarak bölgede ayrılıkçı Kürtçülük propagandası yapmaya başlamıştır.
İstanbul merkezli pek çok ayrılıkçı Kürt cemiyeti kurduran İngiltere aynı zamanda Doğu ve Güneydoğu illerine çok sayıda ajan gönderdi. Bu ajanlardan en önemlisi ise Edward Noel isimli ajandı.
Öte yandan 30 Eylül 1919 tarihini taşıyan Amiral Bristol’ün -kendisi çeşitli incelemelerde bulunduktan sonra bu telgrafı çekmiştir- ABD Dışişleri Bakanlığı’na çektiği telgrafa göre İngiltere Noel gibi ajanlar vasıtası ile Kürtleri yanına çekmeyi ve Türk milliyetçilerini “Boğmayı” hedeflemekteydi.
(Kaynak: Orhan Duru, Amerikan Gizli Belgelerinde Türkiye’nin Kurtuluş Yılları,İş Bankası Yayınları,Sayfa:51)
İngiltere’nin “Kendi kontrolündeki ayrı Kürt Devleti” projesi için bir başka hamlesi ise Şeyh Abdülkadir gibi ayrılıkçı Kürtleri Wilson Prensipleri’nden yararlanarak ayrı devlet kurma yolunda yönlendirmesi ve destek vermesi olmuştu. Keza Sevr Anlaşmasına da bu yönde maddeler konulmuştu.
Ancak İngiltere ne yaparsa yapsın bölgede Kürt halkını bir türlü yanına çekemiyor, yanına çekmek şöyle dursun Kürt halkı İngilizler tarafından uygulanan bu ayrılıkçı Kürtçülük söylemlerine son derece sert biçimde tepki veriyordu. İngiliz ajanı Edward Noel 1919 yılının Nisan ayının başından itibaren bölgedeki pek çok önemli Kürt aşiretini ziyaret ederek İngilizler tarafında yer almaları adına yaptığı tüm ısrarlı teklif ve vaadlere rağmen bu aşiretlerin hemen hemen tamamı kendisine Osmanlı Devleti’ne sonuna kadar bağlı kalacaklarını ve İngilizler dahil tüm işgalci güçlere karşı da kanlarının son damlasına kadar savaşacaklarını açıkça ve en sert şekilde ifade etmişlerdi.
Hatta daha çarpıcı olanı İngiliz ajanı Edward Noel daha sonra Londra ile yaptığı yazışmalarda kendisine karşı gösterilen tepkinin sebebinin ne İstanbul Hükümeti’nin ne de “Müdafai-Hukuçuların” çabaları sonucunda olmadığını, tamamen halkın kendi inisiyatifi olarak geliştiğini belirtmiştir.
(Kaynak: Mim Kemal Öke- İngiliz Ajanı E.W.C Noel- Sayfa: 29-43 / Mim Kemal Öke-Belgelerle Türk – İngiliz İlişkilerinde Musul ve Kürdistan Sorunu 19 1 8 – 1926-Sayfa:24)
Kürt halkının İngiltere’nin bu faaliyetlerine karşı verdiği tepkiler Paris’te Şerif Paşa’nın Kürt halkı adına “Bağımsız devlet isteğini” ilan ettiği bir deklarasyon sonrasında zirveye ulaşmıştır.
Paris’te Kürt iddiaları ile ilgili bir bildiri yayınlayan Şerif Paşa, kurulmasını istediği Kürt devletinin sınırlarını da şu şekilde ilan etmiştir:
Kafkas sınırında Ziven’in kuzeyinden batıya, Erzurum, Erzincan, Kemah, Arapkir, Besni ve Divicik’e; güneyde Harran, Erbil, Kerkük, Süleymaniye, Sina hattından İran sınırına kadar. Keza Şerif Paşa aynı günlerde Ermeni Bogos Nubar Paşa ile ortak hareket etme kararı da almış ve ilerleyen süreçte “Kürtler ile Ermeniler aynı kavimdendir” iddiasını ortaya atmıştır.
( Kaynak: Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika I, s. 27-28. )
İşte Şerif Paşa’nın bu bildirisinin ardından Kürt halkı ve Kürt halkının temsilcileri tabiri yerindeyse “Kıyameti koparmışlardır”… Meclis-i Mebusan Kürt illerinden gelen protesto ve tel’in mektupları ve telgrafları ile dolmuş her gün Meclis-i Mebusan kürsüsünden bu protesto mektuplarından birkaçı okunur hale gelmiştir.
Bu bağlamda bazı çarpıcı örnekleri vermek Kürt halkının tavrı ve İngilizler’e nasıl karşı koydukları açısından fikir vermesi açısından çok çarpıcı olacaktır.
Şerif Paşa’nın Paris’ten yayınladığı bildiri sonrasında Silvan kazasının ileri gelenleri 29 Şubat 1920’de Sadarete, Müttefik
Devletler elçiliklerine, Paris Sulh Konferansı’na, Heyet-i Temsiliye’ye ve Meclis-i Mebusan’a bir telgraf çekmişlerdir. Bu telgrafta Şerif Paşa’nın faaliyetlerinin millette büyük bir infiale sebep olduğu ifade edilirken “Milyonlarca lira servet toplayarak Kürt devleti kurmak gibi hasis bir emel peşinde koşan bu kişinin çalışmasının tesirini anlamak üzere bir zaman için olsun bu havaliye gelsin, takdir armağanının bir kurşundan başka bir şey olmayacağını bizzat görecektir…” deniliyordu. Yani tepki o boyuttaydı ki “Şerif Paşa bu Kürt illerine gelirse kendisini vururuz” denilmişti…
26 Şubat 1920 tarihinde Meclis-i Mebusan’a gönderilen ve okunan bir mektupta ise şu ifadeler yer almaktaydı:
“Vatan haini, din düşmanı şerifnam şahsın Bogos Nubar ile teşrif-i mesai ederek Kürtlerin mukadderat-ı ati~si hakkında beyan-ı mütalaa ettiğini istihbar ettik. Kürtlük ve Türklük birliktir. Yekdiğerinin öz kardeşi ve din kardeşidir, her iki millet için vatan müşterem. Tarihi işhad ederek muhterem vekillerimize şurasını arz ederiz ki Kürtler vatanlarının istihlası uğrunda şimdiye kadar Türklerle ilk ‘saf-ı harb’de
kanlarını akıtmışlar ve atiyen de hükümetimizin beka ve saadeti için aynı surettehareket edeceklerdir. Camia-i Osmaniye ve islamiyeden hiçbir zaman ayrılmak fikir ve hayallerinden geçmez.
Dünyanın sonuna kadar bu camia-i İslamiye ve Osmaniye dahilinde yaşamak azmindedirler. Binaenaleyh gerek mahüd şerif ve gerek bunun
amaline hizmet edecek herhangi bir herifin azm-ı maruzumuz hilafındaki müracaat ve teşebbüsatını kemal-i nefretle red ve hükümet-i mukaddesimize tevhid-i mukadderat eylediğimizi bütün aıem-i insaniyete ilan eyleriz. İcab eden mahallere de müracaat edilmiştir”
Diyarbakır’dan Meclis-i Mebus’an’a gönderilen mektupta da Şerif Paşa’nın faaliyetleri şiddetle protesto edilirken, Kürt milletinin asla “Saltanat-ı Osmaniye”den ayrılmayı düşünmediği vurgulanıyordu.
Bu mektupların okunmasını takiben kürsüye çıkan Beyazıt mebusu Şefik Bey’in konuşması da şu çarpıcı ifadeleri içermekteydi.
“Efendiler, Paris’te Bogos Nubar Paşa ile şerif Paşa ittifak ediyorlar ve aralarında bir itilafname tanzim ve teati ediyorlar. Bu itilafnamelerinde Kürtlerin Ermenilerle müşterek ve kardeş bir kavim ve cinsten olduklarından aynlarak bir
hükümet teşkiline karar veriyorlar…”
“Şerif Paşa kimden vekalet almıştır? şerif Paşa Ermenilerin, Kürtlerin bir kavim olduğu iddiasında bulunuyor. Evet Ermeni kavmi vardır, fakat hiçbir Kürt, Ermeni olamaz. Hiçbir Ermeni de Kürt olamaz… Şerif Paşa emin olmalıdır ki kendisininverdiği bu karanın herhangi bir Kürt lanetle, nefretle yüzüne çarpar. Şerif Paşa, sırf kendi nam ve hesabına bir mukavelenameye vaz-ı imza ediyor.
Fakat bendeniz Kürtler namına söz söylüyorum, mümessil vekilleri olduğum Bayazıt Sancağı’nda meskun bulunan Cela1i, Adaınanlı, Zi1an1ı, Sibkanlı, Ha}daranlı, Atmanlı,Sarahlı, Cemadanlı aşaın ve bunlara mensup olan binlerce kabail ve yüzbinlerce Kürt
mümessil-i sıfatıyla söylüyorum ki, Şerif Paşa’nın bu kararını kabul edecek hiçbir Kürt yoktur…”
“… Kürtler ki, Rus Çarlığının dünyayı tedhiş ettiği zamanlarda, Rus Hükümetifiili olarak kendilerine bir çok mevaid, her türlü fedakarlık gösterdiği halde nefretle reddederek cihet-i camia-i İslamiyeden, saltanat ve hilafetten kat’i~n ayrılmadılar.Harb-i ahirde yine Rusların her türlü iltifat ve iğfalatına kapılmayarak vatanlarını hat ve müdafaa ederek topraklarının üzerine kanlarını akıtarak milyonlarla mevaşi ve
milyarlarla servetlerini feda ederek dahil-i memalik-i Osmaniye’ye hicrete mecbur vebin türlü sefalet ve zanırete duçar oldular…
Kürtlerin, Türk kardeşlerinden, medrese,mektep, yol fabrika ister ama bunu Devlet-i Osmaniye’den ve Meclis-i alinizden ister.
Bu taleplerin zamanını da bilir… “
(KAYNAK:Meclis-i Mebusan zabıt Ceridesi, Devre IV, Cilt: 1, s. 209.)
Bu arada pek çok önemli Kürt vatansever de Kurtuluş Savaşı’na destek olmak üzere Erzurum Kongresi ve Heyet-i Temsiliye’ye dahil olmuş, İngilizlerin yaptığı “Ayrılıkçı Kürtçülük” propagandası,Şerif Paşa’nın faaliyetleri ve İngiliz propagandası olarak dillendirilen “Kürt Sorunu” söylemine karşı tepkiler bizzat Kürt vatanseverlerden bu kez de Büyük Millet Meclisi’ne adeta yağmur gibi yağmaya başlamıştır.
Aşağıdaki satırları içeren mektup Doğu illerinden Ankara’daki Büyük Millet Meclisi’ne gönderilmiştir ve Kürt Sorunu diye bir sorunu şiddetle reddetmektedir:
“Ankara’da Büyük Millet Meclisi Riyaset-i Celilesi’ne
Kürtler küçük lokmanın pek kolay yutulacağını vaktinden çok evvelanlamışlardır. Türk birliğinden ayrılmak zihniyetinde bulunanlan Kürtler kendimilletlerinden addetmezler. Kürtlerin mukadderatı Türkün mukadderatıyia ayınıdır. Biz Kürtler Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nden başka halaskar (kurtarıcı) beklemediğimiz, gibi Düvel-i İtilafiyeden merhamet dilenmeye tenezzül etmiyoruz. Misak-ı :Milli
dahilinde sulh akdedilmesini teminen bütün varlığımızla hükümetimize müzaheretedeceğimizi Türki~ Büyük Millet Meclisi Hükümeti dahilinde Kürtlüğün ayn bir unsur olarak telakkisini hiçbir zaman işitmek istemediğimizi arz ile muvaffakiyetler
temenni ve takdimi tazimat eyleriz”
Bu telgraf altında İzol Aşireti,Berkiçan Aşireti,Bükler Aşireti,Aluçlu,Zeyve ve Cürdi Aşiretleri gibi bölgenin en büyük aşiretlerinin, bölgenin ulemasının imzasını taşıyan bir telgraftır ve bölgedeki Kürt halkının Büyük Millet Meclisi’ni tek otorite olarak gördüğünü açıkça ilan etmesi ve Kürtlerin kesinlikle Türkler’den ayrı bir unsur yahut “Azınlık” olarak görülmemesi yönünde koyduğu irade ve kaderini Türk milletinin kaderi ile ortak olarak gördüğünü beyan etmesi açısından son derece önemli ve çarpıcı bir tarihi vesikadır.
(KAYNAK:Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Ceridesi, Devre I, Cilt: 9, Ankara, 1954, s. 132 -133)
“Kürt meselesi” diye bir meselenin var olmadığına ve Kürtleri ancak TBMM hükümetinin temsil edebileceğine dair 14 Mart 1921 tarihinde Van’dan Büyük Millet Meclisi’ne yazılmış olan şu mektup da son derece önem arz etmektedir.
“Büyük Millet Meclisi Riyaseti Celilesi’ne
Kürt meselesinin Konferans’ta mevzu-i bahs edilmesi münasebetiyle Van Kürt rüesası tarafından intihab ettikleri vekillerinin Büyük Millet Meclisi’nde kendi namlarına idare-i hükümet ettiğinden ve konferanstaki Kürtleri ancak Büyük Millet Meclisi’nin heyet-i murahhasas temsil eylediğinden bahisle Hariciye Vekaleti’ne,Heyet-i Murahhasa’ya ve Londra’daki Düve1-i Muazzama murahhaslarına telgraflar
yazılmış olduğu Van Vilayeti’nden bildirilmekle arz-ı malumat olunur efendim.
14 Mart 1921
Dahiliye Vekili Namına
Ahmet Muhtar”
(KAYNAK:Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Ceridesi, Devre I, Cilt: 9, s. 140 – 14 ı.)
Öte yandan Kürt halkının İngilizlerin bu oyunlarına gelmedikleri bizatihi kendi resmi yazışmalarında da açıkça ortaya çıkmaktadır.
Örneğin İngiltere’nin İstanbul Yüksek Komiseri Amiral Robeck’ten Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a gönderilen 26 Aralık 19 i 9 tarihli telgraf bunu göstermesi açısından önemlidir. Yazılan telgrafta Kerkük, Revandiz, Erbil ve Süleymaniye’deki İngiliz birliklerine karşı Kürtlerin ayaklandıkları belirtilirken,bölgedeki Kürt aşiretlerinin Türklerden başka hiç kimsenin hükümranlığını kabul etmeyecekleri açıkça ifade edilmişti.
(KAYNAK:British Documents On Foreign Affairs, Doc 116, 170729, No: 2399)
Ve İngilizlerin meşhur ajanı Lawrens anılarında kendilerinin hatalı ve haksız biçimde ortaya attıkları “Kürdistan” projesinin nasıl ters teptiğini anlatacak, bu ifadeleri ile “Kürdistan” olayının da bir İngiliz projesi olduğunu açıkça itiraf edecektir.
Öte yandan Kurtuluş Savaşı’nın hemen sonrasında zafer kazanıldıktan sonra Lozan Barış görüşmeleri yapılırken o esnada Batılı devletler Kürtleri anlaşmada bir “Azınlık” olarak görmekte ısrar etmekte bunu anlaşmaya bu şekilde geçirebilirler ise ilerde kendi kontrollerindeki ayrı Kürt devleti projesini hayata geçirmenin planlamasını yapmaktaydılar.
İşte tam da bu esnada Bitlis mebusu Yusuf Ziya Bey’in 3 Kasım 1922’de Meclis kürsüsündeki şu sözleri son derece kıymetlidir:
“Avrupalılar diyorlar ki, ‘Türkiye’de yaşayan akalliyetlerin (azınlıkların) en büyüğü, en kesretlisi (kalabalığı) Kürtlerdir.’ Bendeniz Kürdoğlu Kürdüm. Binaenaleyh bir Kürt mensubu olmak sıfatiyle sizi temin ederim ki Kürtler hiç bir şey istemiyorlar. Biz Kürtler vaktiyle Avrupa’nın Sevr paçavrası ile verdiği bütün hakları, hukukları ayaklarımız altında çiğnedik ve bütün manasıyla bize hak vermek isteyenlere iade ettik… Türklerle beraber kanımızı döktük, onlardan ayrılmadık ve ayrılmak istemedik ve istemeyiz.”
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN KÜRTLERE BAKIŞI…
Kurtuluş Savaşı’nın ilk anlarındfan itibaren Mustafa Kemal Atatürk Kürtler’in “Sadakatinin” bilincindeydi hatta daha da ötesinde Kürt halkını Türk milletinin öz be öz kardeşi olarak görmekteydi.Bu bağlamda 16 Haziran 1919’da Kazım Karabekir Paşa’ya gönderdiği telgraftaki şu ifadeler dikkat çekicidir:
“Bu sebeple ben Kürtleri de bir öz kardeş olarak ağuşumuza (bağrımıza) katıp tekmil milleti bir nokta etrafında birleştirmek ve bunu dünyaya Müdafaa-i Hukuku Milliye cemiyetleri vasıtasıyla göstermek karar ve azmindeyim.”
Vatansever Kürt halkının İngilizlerin bu oyunlarına gelmedikleri hatta bunu gerek eylemleri ile İngilizlere karşı ayaklanarak, gerekse protesto ve tel’in telgrafları ile gösterdikleri, gerek Meclis-i Mebusan, gerekse Büyük Millet Meclisi’ndeki Kürt temsilcilerinin bir an dahi ayrılıkçı talepleri olmadığını, hatta “Kürt sorunu olmadığını” böyle bir sorunu reddettiklerini ispat edecek sayfalar dolusu tarihi vesika sunulabilir.
İşte tam da o nedenle “Burası Kürdistan’dır” sözü bir “İHANET” PROJESİNİN VÜCUT BULMUŞ HALİDİR. Bu İHANET PROJESİNİ “Bölge gerçekliği” ve “KÜRT HALKININ TALEBİ” olarak dile getirenler ise öncelikle Türkiye Cumhuriyet’i kurulurken bu topraklardan doğan mucizeyi birlikte yaratan, tüm zorluklara birlikte göğüs geren, aynı toprakta şehit olarak koyun koyuna yatan kendi atalarına ihanet etmektedirler.
O dönemin İngiliz emperyalizminin yerini bugün Amerikan emperyalizmi almış ama Kürtler üzerinde bu coğrafyada oynanmak istenen oyun değişmemiştir.
Kimse “Anadil”, “Kültürel haklar” üzerinden asli hedefi ayrılıkçı siyaset olan siyasetçilerin “Demokrasi ambalajı” ile sarıp sarmaladığı bölücülük paketini, Türkiye Cumhuriyeti’nin evini darmadağın edecek bir saatli bombayı içerisine yerleştirerek “Adrese teslim etme” çabası ve hayali içerisinde olmasın.
Bu hayali kuranlar ise karşılarında Türk milleti ile birlikte önce bu ülke ile kader birliği yapmış, etle tırnak olmuş Kürt vatanseverleri karşısında bulacağını bilsin.
İki çift sözüm de siyasetçilere;
3-5 oy kopartacağım diye verdiğiniz tavizler nedeni ile bugün bu ülkede bu hadiseler yaşanırken, ya “Burası Kürdistan” diyenler karşısında susmayın, ya bu bilgilere haiz olup gereken cevabı verin ya da ne karşımıza geçip milliyetçilik edebiyatı parçalayın, ne de “Atatürk’ün partisiyiz” diye içi boş Atatürkçülük şovu yapın.
Sizin “Taviz ve şirin gözükme politikalarınız” ve peşinde koştuğunuz 3-5 oy bu milletin değerlerinden de,kardeşliğinden de kıymetli değildir.
HEPİMİZİN 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun…
________________________________________________________________________________________________
ABONELİK LİNKLERİ:
YOUTUBE KANALI-KATIL BUTONU LİNKİ:
https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w
KRİPTEKS E-DERGİ YILLIK ABONELİK LİNKİ: