Sosyal Medya Hesaplarımız

MEDYA

“KÜRESEL KARTELİN” PRENSİ: BUĞRA KAVUNCU

Yayınlanma Tarihi:

on

CELAL EREN ÇELİK

Dün gecenin tartışmasız en çok konuşulan televizyon programı HaberTürk ekranlarında Fatih Altaylı’nın TEKE TEK programında Buğra Kavuncu’nun bizim 22 Ağustos 2018 tarihinde kaleme aldığımız, İYİ PARTİ’den ihraç edilen Ümit Özdağ’ın da gündeme getirmesi ile adeta siyasette bir deprem etkisi yaratan ÖZBEKİSTAN’DAN GELEN PRENS:BUĞRA KAVUNCU yazımız ile ilgili yaptığı açıklamalardı. (Ki kendisinin “Ben onu tanımam”, “Dedem Kurtuluş Savaşı kahramanı”, “Buna cevap bile vermem” dışında kağıttan okuyarak yaptığı bu sipariş programda “VERİLEMEYEN” cevaplara girmiyoruz bile)

Ancak bu kadar gümbürtü içerisinde programın aslında en can alıcı kısmı özellikle tüm tartışma Buğra Kavuncu’nun akrabalık ilişkileri üzerinden sürdürüldüğü ve akrabalarının FETÖ bağlantısı düzelminde tartışılmaya devam etiği için arada kaynadı…

Oysaki bizim iddiamız neydi? Biz Buğra Kavuncu’nun İYİ PARTİ içerisindeki “KÜRESELCİ KANADIN” en önemli aktörü olduğu tespitini yapmıştık bundan 2 yıl önceki yazımızda… Ve o yazımızda Kavuncu’nun siyasete atılmadan önce Türkiye CEO’luğunu yaptığı Alman kimya devi BASF’a ve BASF’ın “Derin” ilişkilerine özel bir bölüm ayırmıştık...

İşte Fatih Altaylı dün gece yayınlanan programda canlı yayında Buğra Kavuncu’ya tam da bu konuyu yani BASF’ın “Derin ilişkilerini” sorduğunda Buğra Kavuncu adeta bir anda “Kalakaldı”. Zira bu şirketin Alman ve Amerikan devleti ve istihbarat servisleri ile girift ilişkilerini kabul etse, nasıl olup da böyle bir şirketin CEO’su olarak milliyetçi bir parti içinde Türkiye’yi yönetmeye talip olduğunu da anlatması gerekecekti ve tabii bunu öyle “Ben onu tanımam,bunla işim olmaz,dedem Kurtuluş Savaşı kahramanı” diyerek de izah edemeyecekti.

Kavuncu soruya “Dünya’nın tüm büyük Küresel şirketlerinin devletler ile işi vardır” diyerek cevap verdi yani yazdıklarımızı yalanlayamadı. Her şeye “Yalan,iftira” diyen Kavuncu konu BASF olunca ne “Yalan” diyebildi ne “İftira”…

Evet gerçekten de bu BASF konusu çok ama çok önemli hali ile Kavuncu ile BASF arasındaki ilişki de çok önemli…

O zaman bu “KÜRESEL KARTELİ” tüm detayları, girift ilişkileri ve belgeleri ile anlatalım ve sonra Sn.Kavuncu’ya bazı sorular soralım…

***

Tarih yaprakları 25 Aralık 1925’ı gösterdiğinde Almanya’da Dünya’nın en büyük kimya “KARTELİNİN” kuruluş anlaşması imzalanmaktaydı…

Henüz 1.Dünya Savaşı’ndan önce Alman kimya endüstrisi Dünya’nın en büyüğü olmayı başarmış, özellikle sentetik boya alanında Dünya piyasasının  %90’ını elinde bulundurmakta ve Dünya ihtiyacının %80’ini ihraç etmekteydi,.

Ancak dev Alman kimya şirketleri 1.Dünya Savaşı’ndan Almanya’nın yenik çıkması ile birlikte adım adım yaklaşan Dünya ekonomik krizi ve “Büyük Buhran”ın kendilerine yabancı şirketler tarafından piyasalarda ağır bir darbe vuracağını anlamış ve bir araya gelerek bir “KÜRESEL KARTEL” yaratmaya karar vermişlerdi.

İşte bu “KÜRESEL KARTELİN” mimarı ve öncüleri ise BAYER’in Başkanı Carl Duisburg ile BASF şirketinin Başkanı Carl Bosch olmuş, ikilinin yoğun çalışmaları sonrasında Alman kimya devleri IG FARBEN adı altında 25 Aralık 1925 tarihinde birleşerek Dünya’nın ilk “KİMYA KARTELİNİ” oluşturmuşlardı.

Kuruluş esnasındaki hisse dağılımı ise şöyle olmuştu:

BASF (%27.4)

Bayer (%27.4)

Hoechst-Cassella-CFR Birleşik (%27.4)

Agfa (%9)

Cfge (%6.9)

CF Weiler Ter Meer %1.9)

Sadece 1 yıl sonra bu “KİMYA KARTELİNİN “sermayesi 1.4 milyar Mark olmuş,Rockefeller Ailesi’nin Standart Oil imparatorluğu, DuPond gibi devler ile de özel ilişkiler kurulmaya başlanmıştı.

Çok geçmeden 1931 yılında Dünya’nın “KİMYA KARTELİ” IG FARBEN ABD kolunu da kurdu…

I.G FARBEN USA’nın Yönetim kurulunda ise Rockefeller Ailesi’nin ünlü bankası Chase Manhattan Bank’ın atası olan Bank of Manhattan’dan H. A. Metz, Federal Reserve New York’tan (ABD Merkez Bankası) ise C. E. Mitchell  ve Walter Teagle bulunmakta,Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı ise IG FARBEN’in en büyük hissedarı olan BASF’ı Başkanı Karl Bosch yapmaktaydı…

IG FARBEN ile ABD büyük sermayesinin “Eklemlenmesi” de tamamlanmış ve IG FARBEN artık KÜRESEL ve “Kontrol edilemez” muazzam bir güç haline gelmişti.

Öyle ki IG FARBEN’ın Yönetim Kurulu için “İLAHLAR KONSEYİ” denilmekteydi.

İşte bu “KÜRESEL KARTEL” 2.Dünya Savaşı’nın da Almanya ve HİTLER için en önemli şirketlerinden bir tanesi olacak,savaş boyunca Alman ordusunun tüm kimyasal ihtiyaçlarını tek başına karşılayacak, ünlü toplama kampı Auschwitsch’e kendi adı ile Auschwtich IG adı ile tesis kurup, bu kamplarda insanlar üzerinde kullanılan ölümcül Zyklon B Gazını üretecekti.

IG FARBEN devasa bir güçtü ve savaşı kazanan ABD ve SSCB bu devasa gücün kontrolü için de pazarlıklar yaptılar…Zira artık Dünya’nın 2 “Süper gücü” vardı ve böylesi bir devasa “KARTELİ” tek bir “Süper güç” kontrol edemezdi…

IG FARBEN’in kontrolü savaştan hemen sonra ABD ve Rusya tarafından eşit olarak sağlanırken, “KARTELİN” Dünya’ca ünlü merkez binası ise 1995 yılına kadar CIA’ya ev sahipliği yapacaktı.

***

İşte 2. Dünya Savaşı biterken Alman istihbaratının en tepesindeki sayılı isimlerden birisi olan Reinhard Gehlen, SSCB ile ilgili elinde bulunan çok önemli bazı bilgileri ABD ile paylaştı ve ABD ile bir anlaşma yaptı. Gehlen anlaşmayı bizzat ABD istihbaratının “1 NUMARASI” Allen Dulles ile yaptı.

Bu anlaşmaya göre ABD, daha kurulmamış ve o yıllarda adı OAS olan CIA’nın yapılanmasını da,1955-1968 arasında Federal Alman istihbaratının yeniden yapılandırılması görevini de Gehlen’e verdi. Gehlen de bunun karşılığında ABD’ye Dünya’nın 4 bir yanında bulunan ve “Savaş suçlusu olarak aranan ” kendisinin bizzat yetiştirdiği özel yetiştirdiği istihbaratçıların listesini verdi ve bu isimlerin savaş suçlusu olarak yargılanmadan getirilmesini istedi…

Taraflar el sıkışmıştı.

(Gehlen’in en önemli öğrencilerinden birisi Ruzi Nazar’dı ve Ruzi Nazar ile Buğra Kavuncu’nun öz dayısı Enver Altaylı baba oğul gibiydiler… Ama bu “Akrabalık ilişkileri” bu yazının konusu değil o nedenle bu konuya hiç girmeyeceğiz ama dip not olarak bu da aklınızda bulunsun.)

***

Bu arada savaş sonrasında kurulan Nürnberg Mahkemeleri’nde yargılanan Nazi savaş suçluları tek tek ya ölüme mahkum edilip cezaları infaz ediliyor yahut çok ağır hapis cezalarına çarptırılıyordu.

Ama ilginçtir, çok üst düzey bir NAZİ yöneticisi olmasına rağmen bir kişi bu mahkemelerden “BERAAT” etmişti ve o isim 2.Dünya Savaşı’ndaki en önemli ekonomi liderlerinden Carl Wurster’di…

Ama bu beraatin sebebi sonradan anlaşılacaktı…

Zira Carl Wurster, ABD ve SSCB’nin kendi kontrolleri altına alabilmek adına 7 ana kurucu şirkete böldükleri IG FARBEN’in en büyük hissedarı olan BASF’ı yeniden kuracak ve en yakın arkadaşlarından birisi olan ve CIA ile BND’yi beraber yapılandıran Reinhard Gehlen’in adeta Almanya’yı perde gerisinde yönettiği en “Kudretli” yıllarında BASF’ı devasa bir güce dönüştürecekti.

***

ABD için IG FARBEN’in kontrolü o kadar önemliydi ki savaş bittikten hemen sonra dahi CIA,Rus bölgesindeki IG FARBEN yapılanması hakkında ajanları vasıtası ile Washington’a istihbarat akışını hiç kesmedi…Gözleri hep IG FARBEN’in ve tabii ki sonrasındaki süreçte BASF’ın üzerinde oldu.

IG FARBEN Merkez binası ise hem CIA’nın Avrupa’daki en önemli merkez ofisi hem de Kuzey Kuvvetleri Komutanlığı’nın merkezi olarak kullanıldı. IG FARBEN Merkez binasının diğer ismi “AVRUPA’NIN PENTAGONU” oldu.

İşte CIA’nın savaştan 25 sene sonra üzerindeki “GİZLİLİK YASAĞI” kalkan ve IG FARBEN ile ilgili kendi resmi sitesinin dijital arşivine yüklediği o IG FARBEN raporlarının belgeleri…

 

 

IG FARBEN ve 2.Dünya Savaşı sonrasında ABD kontrolünde yeniden yapılandırılan BASF gerek Alman istihbaratı gerekse ABD istihbaratı ile en girift ilişkileri kuran şirket olarak kayıtlara geçecekti.

****

Alman “KİMYA TEKELİ” BASF ve IG FARBEN’in ne kadar muazzam bir büyüklüğü ve gücü olduğunu, bir şirketten çok daha fazla anlam taşıdığını ve gerek Alman gerekse ABD istihbarat servisleri ile iç içe geçen yapısını sanırız yeterince açık ve net ortaya koyduk…

***

Şimdi sizlerle 1997 yılına doğru uzanacağız..

Tarih yaprakları 1997 yılını gösterdiğinde Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Politikaları bölümünden bir genç mezun olmaktadır… O gencin ismi Satuk Buğra Kavuncu’dur…

İşte bu genç yeni mezun Ziraatçi, kendisini Orta Asya steplerine atar,gittiği ülke Kazakistan olacaktır.

Genç Buğra Kavuncu’nun öz geçmişine baktığımız zaman 1997-2006 yılları arası için hemen her yerde sadece tek bir cümle yazıldığını görüyoruz:“1997 yılında Kazakistan’ın Almatı şehrinde genç bir girişimci olarak iş hayatına atılan Kavuncu ortakları ile birlikte kurduğu şirketini büyüterek Orta Asya’da bilinen bir marka haline getirdi”

Bir de şirket ismi var karşımızda Kavuncu’nun bu 1997-2006 yılları arasında: USTA LLP.. Bu şirketin faaliyet alanının “Yapı kimyasalları” olduğu “Söyleniyor”…

“Söyleniyor” diyoruz zira şirket ile ilgili en ufak ize rastlamak mümkün değil.

Kavuncu’nun bahsedilen ortakları kimdir, hangi yatırım ve başarılar ile şirket Orta Asya’nın en tanınan markalarından birisi olmuştur bilinmiyor… Böyle çok başarılı bir şirketin bir web sitesi bile yok mesela…

Hakkında Türk ve Kazak basınında yayınlanmış bir haber? Yok… Yani Kavuncu’nun 1997-2006 arası oldukça “Gizemli”…

***

Ama ne oluyor, nasıl oluyorsa 2006 yılında Buğra Kavuncu, hani Ziraat Fakültesi mezunu olan “Ziraatçi” Kavuncu, hani ortağı bilinmeyen, web sitesi olmayan “Gizemli” bir şirketle iş yapma tecrübesi dışında “KURUMSAL” bir iş hayatı da olmayan Kavuncu, az önce detaylıca nasıl bir güç olduğunu yazdığımız “KÜRESEL KARTEL” BASF’ın BASF Construction Chemicals Central Asa LLP şirketine “GENEL MÜDÜR” olarak atanıyor!

Yetrmiyor efendim,Buğra Kavuncu 2008-2010 yılları arasında ise BASF Central Asa’da Genel Müdür oluyor, en sonunda 2016 yılında yani BASF gibi küresel bir kartele adım atmasının sadece 9. yılında Türkiye CEO’su oluyor…

Peki BASF yönetimi ne diyor kendi resmi internet sitesinde, nasıl tanıtıyor Buğra Kavuncu’yu “…Kimya sektöründe engin deneyime sahip bir girişimci ve yönetici olan Kavuncu, 2006 yılında BASF’ye katılmıştı.”

Şimdi açıkçası “Ziraatçi” Buğra Kavuncu’nun nasıl bir engin tecrübeye sahip olduğunu kimse bilmiyor, zira iş hayatına da aynen siyasete olduğu gibi paraşütle inerek getirilip en tepelere oturtulan bir isim kendisi…

Bu arada Buğra Kavuncu’nun Kazakistan’da müthiş başarılar elde etiği söylenen USTA LLP ile ilgili bir web sitesi,bir gazete haberi bile yok ama Kavuncu’nun gayet tanıdık isimlerle dolu bir başka “USTA” şirketi mevcut…

Evet Buğra Kavuncu 2003 yılında İstanbul Ticaret Odası’nda 510591 sicil numarası ile kurulan ve 5 milyon 100 bin TL sermayesi olan USTA DIŞ TİCARET VE TURİZM ANONİM ŞİRKETİ’nde kurucu ve ortak… Buğra Kavuncu ve diğer dayıları bu şirketten bir süre sonra ayrılıyorlar…

Diğer ortaklar kim peki?

FETÖ’den tutuklu olan Buğra Kavuncu’nun dayısı Enver Altaylı’nın kardeşi Taha Altaylı: (Yönetim Kurulu Başkanı)

Enver Altaylı’nın diğer kardeşi Cemal Altaylı: (Yönetim Kurulu Üyesi)

Dilşat Arpacıoğlu: (Yönetim Kurulu Üyesi) (Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Gönüllüleri projesinin yerel seçimlerdeki koordinatörü,tesadüf işte Buğra Kavuncu ile yerel seçimlerden 16 sene önce yolları kesişmiş))

Dilşad Arpacıoğlu’nun eşi Ali Haluk Arpacıoğlu: (Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı)

***

Şimdi siyasi particiliği ,takım tutar gibi parti tutmayı falan bir kenara…

Türkiye’de en fazla açıkta mezunu bulunan bölümlerden birisi olan Ziraat mezunu bir kişi olacaksınız, profesyonel/kurumsal iş hayatında kendi şirketiniz dışında tek bir kurumsal çalışma deneyiminiz olmayacak, kendi şirketiniz ile ne yaptığınızı, nasıl bir başarı kazandığınızı kimse bilmeyecek ama sizi okuldan mezun olduktan sadece 9 sene sonra bu şartlar altında anlattığımız gibi muazzam güçteki  “KÜRESEL BİR KARTELE” önce Genel Müdür, sonra Türkiye CEO’su yani 1 numara yapacaklar.

Size inandırıcı geliyor mu? Bana gelmiyor ve ben bu “Hayatın olağan akışına aykırı” durumu sorguluyorum, analiz ediyorum…

Kusura bakmasın Sn.Buğra Kavuncu da eğer Türkiye’nin en önemli partilerinden bir tanesinin en önemli makamlarından birisini temsil ediyor ve “Yöneticilik” iddiasında bulunuyorsa şu sorulara cevap vermelidir

“1-Sn.Kavuncu; Alman ve ABD devletleri,istihbarat servisleri ile bağı belgelerle sabit olan, dün gece katıldığınız Fatih Altaylı’nın TEKE TEK programında da bu “Derin ilişkilerini” yalanlayamadığınız hatta “Dünya’daki her büyük şirketin devletlerle işleri vardır” diyerek bir noktada kabul ettiğiniz, Dünya’nın en büyük “KİMYA KARTELLERİNDEN” bir tanesine daha önce tek bir kurumsal firma iş tecrübesi olmadan,bu “KÜRESEL KARTELİN” faaliyet alanı olan kimya ile uzaktan yakından alakası olmayan Ziraat Fakültesi mezunu olarak ve mezun olduktan sadece 9 yıl sonra nasıl ve hangi büyük başarılarınız ile önce genel müdür sonra CEO oldunuz? BASF’ın kendi resmi sitesinde belirttiği “Engin tecrübelerinizi” kamuoyu ile de paylaşır mısınız?

2- Kazakistan’da kurduğunuz ifade edilen ve “Büyük başarılar” ile sizi BASF’a belirtilen anlaşılan USTA LLP.isimli şirketinizin özgeçmişinde ortaklı bir şirket olduğu belirtilmesine rağmen neden bu şirketin ortakları ile ilgili tek bir ismi kamuoyu bilmiyor? Bu şirkette kimler ile ticari ortaklığınız vardı?

3-Sn.Buğra Kavuncu, Kazakistan’da geçen 1997-2006 arası sürecinizde BASF’a paraşütle Genel Müdür atanmadan önce kurduğunuz ifade edilen USTA LLP.isimli şirketin hangi önemli yatırımları vardır? Bu şirketin merkezi,  üretim tesisleri nerededir? Şirket ile ilgili neden tek bir haber bulunmamakta şirketin telefonu haricinde web sitesi dahil neden hiç bir bilgisine ulaşılamamaktadır?

4-Sizin “Paraşütle” BASF gibi bir “KÜRESEL KARTEL” e önce Genel Müdür, sonra CEO olduğunuz dönemde FETÖ’den firari olan amcaoğlunuz İsmail Kavuncu’nun “KAZAK KRAL” lakabı ile Kazakistan’ı adeta esir aldığı, yıllık 2 Milyar dolar ciro yapan ve FETÖ’nün Orta Asya’daki en büyük finans kaynaklarından birisi olan TURKUAZ HOLDİNG’in sahibi olması ve sizin de tam amcaoğlunuzun “Altın yıllarında” Kazakistan’a giderek jet hızı ile yükselmeniz sadece bir “Tesadüften” ibaret midir?

(Bu arada ailenizdeki başta babanız Orhan Kavuncu ve dayınız Enver Altaylı olmak üzere yakın akrabanız olup enteresan ve girift ilişkileri olan kişilerin o “ilişkilerine” tek kelime girmiyorum bile)

5-Pek çok enteresan ilişkinin altından aileniz çıkarken, “Yönetmeye” talip olmuş bir siyasetçi olarak bu kadar “HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA” VE EŞYANIN TABİATINA AYKIRI tesadüfün (!) bir araya toplanması sonrasında sizi ve ilişkiler ağınızı masaya yatırmamız, bunları açıklamamız sizi neden bu kadar rahatsız etti? Bir gazeteci olarak bunları yazmayıp da neleri yazmamızı isterdiniz acaba?

6-Bu kadar muazzam bir güce sahip olan bu “KÜRESEL KARTEL” sizi nasıl keşfetti ve sizdeki o muazzam deha ve yeteneği (!) görüp tek bir kurumsal tecrübeniz yokken size Genel Müdürlük koltuğunu, ardından da CEO’luk makamını nasıl verdi ? BASF ile yollarınızın kesişmesine kim ya da kimler sebep veya aracı oldu, BİRİLERİNİN “KIRILAMAZ” HATIRI mı vardı yoksa?

7- Ve gelelim yazımızın başında da ifade ettiğimiz en son ama en önemli ve can alıcı o kritik soruya:

Çok net ve açık soruyorum; CIA ve Alman devleti ile olan bağlantıları belgeler ile sabit bir firmanın CEO’luğunu yaptınız mı yapmadınız mı? CEO’luk yaptığınız “KÜRESEL KARTELİN” tarihçesindeki CIA bağlantısını biliyor muydunuz? Bilmiyorsanız CEO’luk yaptığınız küresel firma hakkında nasıl bilginiz olmaz? Yok eğer bilerek bu görevi yaptıysanız Türkiye’de milliyetçi bir partide, Türkiye’yi yönetmeye nasıl talip olabildiniz?

Sn.Kavunc haydi,işte buyurun akraba falan da demiyoruz,hani diyorsunuz ya “Beni akrabalarımla alakalı suçlayamazsınız” diye…Buyurun bizatihi kendiniz ile alakalı bir yazı, bizatihi sizin ile ilgili sorular…

Biz cevap bekliyor olacağız,siz cevap vermezseniz biz başka soruları, başka yazılar ile sormaya devam edeceğiz…

 

 

 

 

 

Yorum yapmak için tıklayın

Bir Cevap Yazın

MEDYA

TWİTTER VE PİNTEREST “KRİTİK SÜRECE” GİRDİ

Yayınlanma Tarihi:

on

AKP iktidarının sosyal medyayı kontrol altına alma amacıyla çıkardığı yeni yasa sonrasında Türkiye’de temsilci bulundurması yönündeki yeni kurala uymayan Twitter ve Pinterest daha önce milyonlarca liralık ceza ödemişlerdi.

Bu cezaları ödemelerine rağmen Türkiye’de halen temsilci bulundurmayan ve milyonlarca kullanıcıya sahip Twitter ve Pinterest için reklam cezası kesildi.

Kesilen son ceza ile birlikte Twitter ve Pinterest artık Türkiye’den reklam alamayacak.

Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Ömer Fethi Sayan, konuya ilişkin Twitter’dan yaptığı açıklamada, “7253 sayılı yasa gereği Türkiye’ye resmi temsilci atamayan yurt dışı kaynaklı sosyal medya şirketleri, artık ülkemizden reklam alamayacak. Reklam yasağının uygulamasını; BTK, BDDK, TCMB, VDK ve ilgili tüm kamu kurumlarımız hassasiyetle denetleyecek. Ayrıca reklam veren şirketlere de ceza kesilecek” dedi

KISITLAMA YOLDA…

Reklam yasağı kararından sonra da temsilci atamayan sosyal medya ağlarına erişim kısıtlaması getirileceğini belirten Sayan, “Reklam yasağı uygulanmadan Türkiye’ye temsilci atamayı ve yükümlülükleri yerine getirmeyi kabul eden sosyal ağ şirketlerine teşekkürlerimi sunuyorum. Hiçbir vatandaşımızın ülkemizde sağlanan hizmetlerden mahrum kalmasını istemiyoruz. Dileriz ki hala temsilcisini bildirmeyen Twitter ve Pinterest de ivedilikle gerekli adımları atarlar. Yükümlülüğe uymamakta ısrar eden sosyal ağların bant genişliğinin daraltılması en son istediğimiz yol” ifadesini kullandı.

Twitter ve Pinterest bu aşamadan sonra Türkiye’ye temsilcilik açarak temsilci atamayı kabul etmezse bant genişlikleri minimum düzeye indirilerek kağıt üzerinde erişime kapatılmasa da fiili olarak kullanılamaz hale getirilecek.

KULLANICILAR VPN PEŞİNDE…

Twitter ve Pinterest‘in reklam yasağından sonra da temsilci atamaması ve bant genişliklerinin daraltılarak fiili olarak kullanımının imkansız hale getirilmesi ihtimalini düşünen kullanıcılar ise şimdiden çeşitli sosyal medya platformları ve forumlarda VPN programları arayışına girdiler…

VPN kullanarak bu bant daralmasını aşarak bu uygulamalara giriş yapmak mümkün olmakta.

________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan,bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan,Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir,DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

Okumaya Devam Et

MEDYA

TÜRK SPOR MEDYASININ BARONLARI-4

Yayınlanma Tarihi:

on

İlgiyle takip ettiğiniz TÜRK SPOR MEDYASININ BARONLARI yazı dizimizin 4. bölümünde sizlerle birlikte olacağız sevgili okuyucularımız…

Çağımız dijitalleşme çağı,çağımız klasik medyanın güç ve nüfuz alanını hızla dijital medya mecralarına bıraktığı bir çağ…

Hal böyle olunca Türkiye’deki spor medyasının “Yeni nesil baronları” da  bu duruma entegre olarak, dijital bir yapılanma ile Türk futbolunu başkanlık seçimlerinden hoca ve futbolcu transferlerine kadar dizayn ettiler…

Algı yarattılar,manipülasyon yaptılar,bu yaptıkları operasyonlar ile çok büyük bir rant alanını en tepedeki patronları adına şekillendirdiler…

Evet sizler de hazırsanız yazı dizimizin 4. bölümüne başlayalım efendim…

***

Tarih 2002 yılının Eylül ayı ortası…

Ataköy Otelcilik A.Ş’ye ait Corowne Plaza’ya ait binaya sessiz sedasız bir “Anten” yerleştirilir…Ancak anten uçak geçişlerini tehdit etmektedir lakin bu çok riskli durumu kimseler umursamaz, anten yerinde kalmaya devam eder.

O tarihlerde AKP kurulalı yaklaşık 1 sene olmuştur ve AKP’nin ilk kez iktidara geleceği Kasın 2002 seçimlerine yaklaşık 2 aylık bir zaman vardır,AKP harıl harıl çalışma yapmaktadır…

İşte Cowne Plaza’ya ait binanın tepesindeki bu esrarengiz antenin AKP’nin “Özel” bazı telsiz görüşmeleri için kullanıldığı bilgisi bir süre sonra kulislere düşecek ve bu bilgi asla yalanlanmayacaktır…

Crowne  Plaza’nın sahibi olan ATAKÖY OTELCİLİK A.Ş’nin o dönemde yönetim kurulu başkanlığını Serdar Güzelaydın isimli genç ve parlak bir yönetici yapmaktaydı…

Ancak işin daha “Enteresan” olan tarafı Serdar Güzelaydın’ın kendisinden önce ATAKÖY OTELCİLİK A.Ş’nin Yönetim Kurulu Başkanı olan ve 2001 yılı içerisinde bu görevden ayrılan,yani “Halef-selef” olduğu Reha Denemeç’in AKP’nin kurucularından birisi olmasıdır…

Nitekim Reha Denemeç AKP’de sıradan bir kurucu olarak kalmayacak,kısa süre içerisinde o dönemki AKP içerisinde en önemli isimlerden birisi olacak,2002 ve 2007 seçimlerinde AKP’den Ankara Milletvekili olarak Meclise girecek,uzun yıllar AKP Genel Başkan Yardımcılığı ve AKP MKYK üyeliği görevlerini yürütecekti…

Ve yine bir tesadüf olarak AKP’nin kuruluşunda “Vitrinindeki” en önemli isimlerden olan Erkan Mumcu da Serdar Güzelaydın’ın çok yakın arkadaşıdır…

O esrarengiz antenin Crown Plaza’nın tepesine oturtulmasında işte böyle enteresan tesadüfler vardır ama tesadüf olmayan şeyler de vardır…

***

2002 seçimlerinde AKP iktidara gelirken Meclis’e AKP milletvekili olarak giren eski ANAP’lı milletvekilleri sadece Erkan Mumcu ile sınırlı değildir.

1987,1991,1995,1999 seçimlerinde tam 4 dönem üst üste ANAP milletvekili olarak TBBM’ye giren Murat Başesgioğlu da bu kez AKP milletvekili olarak Meclis’e giren isimlerden birisi olmuştur…

İşte o Murat Başesgioğlu 2003 yılında kurulan hükümette Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yaparken en yakınındaki isim Kastamonulu hemşehrisi ATAKÖY OTELCİLİK A.Ş’nin o genç ve parlak Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Güzelaydın olacaktır.

2007 yılında ise Murat Başesgioğlu yeniden AKP milletvekili olarak TBMM’ye girecek ve bu kez de Gençlik ve Spordan Sorumlu Devlet Bakanı olacak,onun döneminde TFF’de çok önemli düzenlemeler yapılırken,yine Murat Başesgioğlu’nun en yakınındaki isim olan Serdar Güzelaydın’ın da futbol dünyasındaki “Önlenemez yükselişi” başlayacaktır.

***

Serdar Güzelaydın kısa süre içerisinde yakını olduğu Murat Başesgioğlu’nun da desteği ile futbol camiası içerisinde yükselirken spor medyası içerisinde de sonraları çok ama çok daha ilerleteceği sıkı ilişkiler kurmaya başlamıştır.

İşte bu ilişkiler sayesinde Haluk Ulusoy’u destekleyerek Ulusoy listesinden TFF Yöneticisi olan Serdar Güzelaydın 2004 TFF seçimlerinde rüzgarın tersine döndüğünü ve AKP’nin Haluk Ulusoy’un “Kalemini kırdığını” “Kuşlarından” haber alarak bir anda Haluk Ulusoy’u istifaya davet etmiş,medya ilişkileri ile o dönemde Ulusoy aleyhine medyada bir algı yaratmış ve en sonunda bunun ödülünü Levent Bıçakçı listesinden yeniden TFF Yönetim Kurulu Üyesi olarak almıştır…

Bu arada yıllar ilerliyor medya ile kurduğu ilişkiler sonrasında medyanın karlı bir sektör olduğunu keşfeden Serdar Güzelaydın, tam adı ile söylersek Serdar Seda Güzelaydın BES YAPIM PRODÜKSİYON LİMİTED ŞİRKETİ’ni Süleyman Nihat Yelekçi ile birlikte kurar ancak 3 Ekim 2012 tarihinde Süleyman Nihat Yelekçi şirketteki hisselerini Serdar Güzelaydın’a devreder ve Güzelaydın şirketin tek patronu olur.

Serdar Güzelaydın aynı zamanda Aydın Doğan’ın damadı olan Mehmet Ali Yalçındağ’ın da çok yakın arkadaşıdır… Önce KANAL D’ye pek çok program yapar… GELİNİM MUTFAKTA,RENKLİ SAYFALAR,EV GEZMESİ,MAGAZİN D gibi uzun yıllardır ekranlarda olan pek çok program işte Serdar Güzelaydın’ın bu BES YAPIM şirketine aittir.

STAR TV’ye ALİŞAN ile SEVCAN,SHOW TV’ye meşhur gençlik dizisi ARKA SIRADAKİLER,TNT’ye AKLIN YOLU BİR ve İSMAİL BAKİ SHOW,Star TV’ye Halil Necipoğlu ile Sahur da yine BES YAPIM imzası taşımaktaydı.

Ancak AKP’den milletvekili adayı olmak için kulis yapacak kadar iyi ilişkileri olan Serdar Güzelaydın,AKP’nin çiftliği haline gelen TRT’yi de boş geçmez..

Ahmet Çakar’ın sunduğu SON BASAMAK TRT SPOR’a, AİLELER YARIŞIYOR yarışma programı ve GURBETTE AŞK dizisi TRT 1’e yine Güzelaydın’a ait BES YAPIM tarafından yapılan işlerdir.

Bu arada TRT AVAZ’da yayınlanan KENTLER ve GÖLGELER,TRT HABER’de yayınlanan SAHNE TOZU,TRT SPOR’da yayınlanan GERÇEK FUTBOL ve TRT’de yayınlanan 10 NUMARA çekilişlerine de Serdar Güzelaydın’ın BES YAPIM şirketi “DANIŞMAN” olarak imza atmaktadır…

Ama özellikle medya içerisinde Serdar Güzelaydın’ın kurduğu bu ilişkilerin asıl zirve yapacağı tarih TURKCELL‘de önemli gelişmelerin yaşandığı 2015 yılı olacaktı…

***

1980 askeri darbesinin öncesinde Süleyman Demirel’e en yakın bürokratlardan birisi hiç şüphe yok ki Uğur Gümüştekin’di…

Uğur Gümüştekin THY,PETKİM,EXİMBANK gibi pek çok önemli stratejik kuruluşun yönetim kurulu üyeliği yapmış olan Türkiye’nin en önemli üst düzey bürokratlarından bir tanesiydi.

Uğur Gümüştekin’in eşi de eski THY Genel Müdür Yardımcılarından Sevgi Gümüştekin’di.

Uğur-Sevgi Gümüştekin çiftinin kızları ise Tulu Gümüştekin’di ve Tulu Gümüştekin AKP döneminde SABAH’ın en önemli yazarlarından bir tanesiydi, seçimlerden hemen önce de “Oyum AKP’ye” başlığı atacak kadar AKP’yi desteklemekteydi.

SABAH için “En önemli” hatta daha da doğru ifade etmek gerekirse “En prestijli yazarlardan” birisi olması ise böylesi önemli bir aileden geliyor olmasının yanı sıra Dünya Gazetesi tarafından düzenlenen “yılın en başarılı iş kadını” ödülünü 2001 yılında alan Tulû Gümüştekin, 2002 yılında Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum) tarafından “Geleceğin 100 Global Lideri” ödülüne layık görülmüş, Rotary Klubü tarafından da 2003 yılında kendisine “Yüksek Profesyonel Başarı” ödülünü kazanmış,uluslararası saygınlığı ve çok önemli kontakları olan bir isim olmasındanda kaynaklanmaktaydı.

Biz 2015 yılına dönecek olursak o yıl TURKCELL’de “Efsane” denebilecek 9 yıllık Süreyya Ciliv’in CEO’luğu sona ermiş,Ciliv’in görevden ayrılması ile bir dönem kapanmıştı.

Ekonomi koridorları o tarihlerde merakla TURKCELL’in başına Süreyya Ciliv sonrasında kimin geçeceğini bekliyorlardı.Koridorlarda ise bu görev için  AK Parti’li eski bakanlar Hilmi Güler ile Atilla Koç, Vakıf Emeklilik Genel Müdürü Mehmet Bostan ve THY Genel Müdürü Temel Kotil gibi “Ağır topların”isimleri geçiyor, bu isimlerden birisinin TURKCELL’in en tepesine gelmesine kesin gözü ile bakılıyordu.

Ancak 2015 yılının Nisan ayında kimsenin beklemediği bir gelişme oluyor ve kimsenin beklemediği bir isim olan Kaan Terzioğlu TURKCELL CEO’su olarak atanıyordu…

İşte o Kaan Terzioğlu, Uğur ve Sevgi Gümüştekin çiftinin damadı,gazeteci ve iş kadını Tulu Gümüştekin’in eşiydi…

Ancak Terzioğlu bu atama ile ilgili çok sevinemeyecektir zira TURKCELL CEO’luğu görevine getirildikten sadece 3 ay  sonra eşi Tulu Gümüştekin’i kanser hastalığı sebebi ile kaybedecek,Tulu Gümüştekin’in cenazesinde başta dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Berat Albayrak’tan İdris Güllüce’ye kadar devlet ricali neredeyse tam kadro katılacaktır…

Ama hayat devam etmektedir ve acılar tamamen geçmese de Kaan Terzioğlu için de hayat son derece yeni gelişmeler ile devam edecektir.

TURCELL CEO’su olarak bir yandan bu şirketteki görevine devam eden Kaan Terzioğlu da bir süre sonra “Futbola ilgi duyanlar kervanına” katılır…

Terzioğlu “Güçlü ve nüfuzlu” bir kişidir üstelik AKP ile de arası iyidir…

İşte tüm bu özellikler bir araya geldiğinde ve buna bir de Yıldırım Demirören ile Kaan Terzioğlu arasındaki samimiyet eklendiğinde Terzioğlu 2015 yılında Yıldırım Demirören’in listesinden TFF ‘ye “YENİ PROJELERDEN” sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi olarak seçildi.

Evet görevinin hakkını fazlası ile verecekti Terzioğlu ve Türk spor tarihinin son yıllarda gördüğü en büyük “PROJEYE” imza atacaktı…

Ve Kaan Terzioğlu 2005 yılından beri başında olduğu TURCELL’in A Milli Takım “ANA SPONSORU” olması gerçeği ortada dururken, “Parayı ben veriyorsam düdüğü de ben çalmalıyım” diyerek gücünü zirveye ulaştırmak isteyecek “YENİ PROJESİNİ” hayata geçirmek için kolları sıvadı…

İşte tam da burada Kaan Terzioğlu ile Serdar Güzelaydın’ın yolları kesişti ve bu büyük projede ortaklık yapmak için el sıkışıldı..

***

Projeye start verilmesi ile birlikte her şey için ilk adım  Lifecell Ventures diye Gustav Mahler Plain 2 1082 MA Amsterdam adresinde bir merkez ofis “Gösterilerek” şirket kurulması ile başladı…

“Gösterilerek” diyoruz zira Amsterdam’daki bu adres bildiğiniz bir masa,bir sandalye kiraladığınız “HAZIR VE SANAL OFİS” çözümleri sunan bir plazaya ait…Şu anda da bu “SANAL OFİSLERİN” güncel kiraları 235 Euro’dan başlıyor…

Sonra efendim TURKCELL’in BİP uygulaması içerisine sessiz sedasız  BİP SPOR adı ile bir spor uygulaması ekleniyor…

Bu BİP SPOR uygulamasına Serdar Güzelaydın ortak oluyor.

BİP SPOR’un başına ise ilk bölümde Sanem Altan üzerinden bir dönemin “BARONU” Hıncal Uluç ile akrabalığını yazdığımız,o dönemde TFF Başkanı olan Yıldırım Demirören’ê yakınlığı ile bilinen VATAN Gazetesi Spor Müdürü İbrahim Seten getiriliyor…

Ve BİP SPOR başlıyor adım adım “Transferler” yolu ile “PROJEYİ “inşa etmeye…

Ama bu transferlerin bir özelliği var: Öye sıradan muhabir falan değil,gazetelerin spor servislerinin başında olan spor müdürleri ile gazetelerin en çok okunan ve kamuoyu yaratma yeteneğine sahip köşe yazarları özenle seçiliyor…

TRTSPOR’dan Ersin Düzen,HaberTürk’ten Halil Özer,Hürriyet’tenMehmet Arslan,Milliyet’ten Tayfun Bayındır,,Beyaz TV’den Ertem Şener,Aspor’dan Serkan Korkmaz,Fotomaç’tan Zeki Uzundurukan ve Sabah’tan Murat Özbostan “HABER MÜDÜRÜ” olarak ekibe dahil ediliyor…

“Çok okunan yazarlar ve izlenen programcılar” kontenjanından ise Sinan Engin, Turgay Demir, Serdar Ali Çeliker, Uğur Karakullukçu, Gökhan Dinç, Haluk Yürekli kadroya dahil olurken hakem camiasını etki altına almak için de Ahmet Çakar transferi unutulmuyor…

Ancak bu isimler ile “PROJENİN” başarıya ulaşması için bir de yazılı olmayan ama son derece “STRATEJİK” öneme sahip bir anlaşma yapılıyor.Bu anlaşmaya göre bu spor müdürleri ve yazarlar em sıcak ve özel haberleri kendi gazetelerinden önce BİP SPOR’da yayınlamaya başlıyorlar…

Böylece kısa süre içerisinde BİP SPOR ülkede spor medyasının tek belirleyicisi haline geliyor…

E tabii bunun karşılığında TURCELL bu spor yazarlarını bol sıfırlı ücretler ödüyor,yurtdışı gezilerine götürüyor,Katar’da Abu Dabi’de lüks içinde otellerde tatiller yaptırıyor…

Bu arada bu faturaların nasıl ve ne adı altında kesildiği ise belli değil,bu “GAZETECİLERE” (!) dağıtılan oluk oluk para akıyor ama nasıl fatura edildiğini kimse bilmiyor.

Öte taraftan Kaan Terzioğlu ile Serdar Güzelaydın kendi ceplerinden  vermiyorlar bu parayı zira TURKCELL hisselerinin büyük bölümüne Ziraat Bankası’ndan alınan 500 milyon doları aşan krediler dolayı ile devlet rehin koymuş,2013 yılında ise SPK TURKCELL Yönetim Kurulu’nu lağvederek “Bağımsız” (!) AKP’li yöneticiler atayarak devlet kontrolünü şirkette sağlamış durumda. Yani bir yerde bu dağıtılan paralar milletin paraları…

***

Tabii ki spor medyası “TÜM KÖŞE BAŞLARINDAN” boşuna tutulmuyordu…BİP SPOR artık kulüp başkanlık seçimlerine etki eden,hoca getirip hoca götüren,oyuncu aldıran devasa bir algı makinesi haline gelmişti.

Galatasaray’da Tudor gönderilip Fatih Terim göreve getirirken BİP SPOR medyası devreye giriyor,Tudor linç ediliyor, Dursun Özbek ile Terim’i Serdar Güzelaydın buluşturuyor ve o buluşmadan Terim Galatasaray Teknik Direktörü olarak ayrılıyordu… Serdar Güzelaydın da tesadüf olsa gerek bu “Aracılık” sonrasında Galatasaray Sportif A.Ş yönetimine geliveriyordu.

Beşiktaş’ta Şenol Güneş’in gitmesi için manşet üzerine manşet atan, olmadık yerlerden Güneş’i eleştiri yağmuruna tutan hatta Şenol Güneş’in artık dayanamaz hale gelip bu ekibin başındaki İbrahim Seten ile yakınlığını bildiği TFF Başkanı Demirören’e gidip bu ekibi şikayet etmesini sağlaya ve en sonunda hocayı yiyen de bu ekipti…

Fenerbahçe’de “DİKİNE FUTBOL” diye diye, “Haşofmanlı” diye dalga geçe geçe Aykut Kocaman’ı gönderen de İbrahim Seten-Serdar Ali Çelikler ortaklığıydı…

Şimdi burada durup bu dömi “VOLECİ”, ” Bu part bitti sevgili kardeşim” repliğini beynimize kazıyan, “Getir babacım” diye diye bizi getir.com’dan soğutan Serdar Ali Çelikler’e özel bir paragraf açalım…

Zira bu çok “büyük” (!), bu çok “bilmiş” “gazeteci” beyefendi Aykut Kocaman’ın gitmesi için ekürisi LİG RADYO Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ayan ve ekibin başı İbrahim Seten ile her türlü algı operasyonunu yaptı.

Şimdi konuya “Damardan” ve bu dömi “VOLECİ” operasyon ordularının “SERDAR”-ı Ekremi, algı operasyonlarının “ÇELİK” yürekli “ER”i zatı-muhteremin en iyi bildiği yer olan “MENAJERLER” konusundan girelim…

Fenerbahçe’de Aykut Kocaman döneminde transferler Kocaman ve İdari Menajer Hasan Çetinkaya ikilisi tarafından yürütülür,işi son olarak bitiren ise Ali Yıldırım olurdu…

Kulübün kapısından hele hele Ahmet Bulut gibi isimler ve pek çok menajer elini kolunu sallaya sallaya giremezdi.

Hal böyle olunca Serdar Ali Çelikler’in o muhteşem “SCOUT” bilgisi ile ekranlardan köşelerden, Youtube kanallarından önerdiği futbolcuları dikkate alacak bir “KONTAĞI” bulunmuyordu kulüpte…

İşte efendim Serdar Ali Çelikler “KONTAK” peşindeydi,”DİKİNE FUTBOL” falan değil ve bu nedenle de Aykut Kocaman’ın gitmesi için elinden geleni yaptı…

Ve tabii ki arasının son derece iyi olduğu yine İbrahim Seten’in de sıkı ilişkileri olan Ersun Yanal’ın göreve getirilmesi için yoğun bir algı çalışması yapıldı.

En nihayetinde Aykut Kocaman “Gönderildi” ama işler planlandığı gibi gitmedi Ersun Yanal değil Hollandalı Cocu ve Sportif Direktör Comolli ile anlaştı Ali Koç yönetimi…

Serdar Ali Çelikler ve BİP SPOR ekibinden ekürileri olan başta Mehmet Ayan gibi isimlerin Aziz Yıldırım karşısında açık destek verdikleri Ali Koç Comolli ile yola devam etti.

Comolli ise Türkiye’den sadece FOOTTALENT isimli menajerlik firması ile çalışıyordu.Bu firma ise Fenerbahçe kongresinde Ali Koç için yoğun kulis çalışması yapıp,kürsüde hararetli konuşmalar yapan Fenerbahçe efsanesi Ogün  Altıparmak’ın oğlu Batur Altıparmak’a aitti…

Yurt dışında çalışılan menajerlik firması da Cocu’nun menajerlik firmasıydı…

Ve bu  satırların yazarı olan bendeniz 29 Ekim 2018 tarihinde Türkiye’de ilk kez Fenerbahçe içerisindeki bu menajerlik bağlantılarını açıkça ortaya koyan SARI LACİVERT ENKAZ:FENERBAHÇE floodunu Twitter’dan yayınladım.

İsteyen floodu bu linkten okuyabilir…

https://twitter.com/yazparov/status/1056681338328223744?s=20

Biz bu menajerlik bağlantılarını yazarken daha Yanal göreve gelmemişti ve Serdar Ali Çelikler “Bu takımı ancak Yanal kurtarır” algısı yapmakla meşguldü zira Cocu-Comolli ikilisinden de aranılan “KONTAK” bulunamamıştı….

Ama ne zaman ki COCU gönderilip, gecikmeli de olsa Serdar Ali Çelikler-İbrahim Seten ikilisinin istediği Yanal takımın başına getirildi “Büyük gazeteci” Comolli dönemi menajer bağlantılarını “Yeni keşfetti” ve önce 13 Mart 2019’da HABERTÜRK GAZETESİ’ndeki köşesinde “COMOLLİ’NİN KANKALARI ANLATTI “başlıklı köşe yazısında,sonra 27 Mayıs 2019’da Youtube’daki VOLE kanalında yani bu satırların yazarından tam 5 ay sonra bir de “İlk kez ben cesaretle açıklıyorum” havaları,pozları ile bu menajer bağlantılarını dile getirdi.

Ama bu “Büyük gazeteci” “Twitter çöp” diyen arkadaşın “Muhteşem gazeteciliğini” size anlatmam için şu tarihi örnek yeterli olacaktır…

Bu müthiş dömi “VOLE ” uzma nı zat-ı muhterem yine bir gün ekrana çıktıu,tarih 08.10.2018…

NTV ekranında “Büyük gazeteci” pozlarında “YILIN TRANSFER” BOMBASINI “KULİS HABERİ” olarak anlatıyor… Serdar Ali Çelikler’in müthiş (!) kaynaklarına dayandırarak havası ile verdiği haber şu… Diyor ki Serdar Ali Çelikler “Comolli’yle Cocu’nun transfer nedeniyle kavga ettiler, Cocu ve Comolli’nin Ajax’taki Lasse Schöne ve Nuri Şahin arasinda kaldıklarını ve anlaşmazlık yaşadıklarını; Ayew’i Comolli’nin istediğini, Cocu’nun Köln’deki sağ açık Drexler’i istedi”…

Şimdi sıkı dursun bu kepazeliği bilmeyen okurlarımız…

Serdar Ali Çelikler’in bu anlattıkları EKŞİ SÖZLÜK’te “PATAVATSIZ SADRAZAM” nicki ile yazan bir Ekşi Sözlük yazarının transfer döneminde milleti trollemek için uydurduğu hayal ürünü bir hikaye!

Aşağıdaki linkte de bu olayın anlatılıp Serdar Ali Çelikler’in rezil kepaze edildiği Ekşi Sözlük linki var:

https://eksisozluk.com/serdar-ali-celiklerin-muthis-gazeteciligi–5801137

“Büyük gazetecimiz” (!) okumuş Ekşi Sözlüğü bildiğin bu hayal ürünü “TROLLEME ” hikayesini müthiş bir “KULİS HABER” gibi millete anlatıyor…

Aynı Serdar Ali Çelikler 21.02.2018’de ekürisi Mehmet Ayan ile yaptıkları Kırmızı Çizgi programında  “Ben de yürüme olayı yok” diyerek Beşiktaş maçı için basın kartı ile basın tribününde maçı izleyemeyeceğini “VODAFON’DAN LOCA BEKLEDİĞİNİ” “Anlayana” utanmadan anlatıyor”…

Serdar Ali Çelikler şimdi de VOLE adlı “2.BİP VAK’ASI” haline getirilen Youtube kanalında “Erol Bulut yarın gönderilmeli” ahkamı kesiyor ama tabii BİP SPOR günlerindeki gücü yok kendisini pek de sallayan olmuyor… Zaten kendisi Habertürk ekranlarında Ali Koç karşısında da süt dökmüş kedi uysallığında “İpek gibi” oluyor…

“Twitter çöp”, “Sosyal medya ile muhatap olmam” diyen bu arkadaş her gün milleti gizli gizli stalklayıp Ekşi Sözlük’den uydurma haber “Apartması” örneğinde görüldüğü üzere kendi fikriymiş gibi bunları satıyor…

Am

***

Beşiktaş Kongresi’nde de  bu BİP EKİBİ  görev başında Fikret Orman parlatılıp cilalanıyor…Zira Fikret Orman Serdar Güzelaydın’ın nikah şahidi…

Daha sonra Orman başkan olunca da Güzelaydın’ın transfer görüşmesine giden özel jetteki fotoğrafları çarşaf çarşaf ortaya seriliyor…

İşte Galatasaray Başkanlık seçimine de müdahil olarak Dursun Özbek’i seçtirmek isteyen ama yazı dizimizin 3 . bölümünde anlattığımız Fatih Altaylı’nın devreye girerek kendi nüfuz alanına sokmaması ile başarılı olamayan bu ekip bir süre sonra çığırından çıkıyor…

Tabii mızrak çuvala sığmaz olunca bölük pörçük de olsa bu “YAPILANMA” deşifre olup artık bir “Yük” haline gelince Haziran 2019’da tasfiye ediliyor…

Sonra bir süre bu yapı TURKCELL LİFE+ üzerinden devam ettirilse de proje geçtiğimiz aylarda kesin olarak rafa kaldırılıyor…

Ama “Ballı kaymaklı” tarifelere alışmış bu çok önemli “Gazeteciler” (!) bu sefer aynı düzeni VOLE adlı Youtube kanalı üzerinden kurmaya çalışıyorlar…

-***

İşte Türk spor medyası son yılların en büyük projesi ile bu şekilde ve bu girift ilişkiler ağı ile dizayn edildi,paralar böyle akıtıldı…

Bize de futbol adına “Cambaza bak” isimli tiyatro seyrettirildi…

Evet efendim yazı dizimizin 4. bölümünün de burada sonuna gelirken, yazı dizimizin FİNAL bölümü olacak 5.bölümü ile Salı günü sizlerle olacağımızı duyuralım…

Hadi dömi “VOLE” ci arkadaşlar sizi de görelim,ha bu arada beni öyle ekranlardan “Vereceğim mahkemeye” deyip baskı ile 2 gün arayla 180 derece birbirine ters söylemlerinizi klip yapıp sizi kepaze eden ama ekrandan linç ettirerek videoları sildirdiğiniz anonim hesaplara benzetip sakın ola tehdit etmeye kalkmayın…

İşte er meydanı yüreğiniz yetiyorsa verin mahkemeye…

Vesselam…

________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan,bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan,Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir,DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

Okumaya Devam Et

MEDYA

İŞTE BİM MARKETLER ZİNCİRİ’NİN “REKLAM KARŞILIĞINDA” SANSÜRLETMEK İSTEDİĞİ O HABER

Yayınlanma Tarihi:

on

Milli Gazete dün basın tarihine geçen  bir uygulamaya imza atarak gazetenin arka sayfasında,BİM’in bir haber sansürü karşılığında reklam teklif ettiği, olumsuz yanıt alınca reklamı geri çektiğini duyurduğu bir ilan yayınlamıştı.

Gazetenin son sayfasında, “Bugün sayfada ‘BİM reklamı’ olacaktı. Ancak reklam verenin ‘haber sansürü’ taleplerinin kabul edilmemesi üzerine reklam geri çekilmiştir. Gelişmeler, detaylarıyla birlikte ilerleyen süreçte okuyucularımızla ve kamuoyuyla paylaşılacaktır” denilmişti.

Milli Gazete bugün “reklam rüşveti” ile sansürlenmek istenen o haberi açıkladı.Haberin “Ucuz et sahtekarlığı” ile ilgili olduğu ortaya çıktı.

Gazetenin “Reklam verenin sansürlenmesini istediği haber: Ucuz ette hileli satış” şeklinde duyurduğu ve Sadettin İnan imzalı haberde şu ifadelere yer verildi:

“Millî Gazete’nin 23 Kasım’da yaptığı ‘Ucuz ette hileli satış!’ başlıklı haberinin, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın müfettişleri tarafından belgeli olması ve kamunun uğradığı zarara dikkat çekmek için yapılmasına rağmen reklam veren bir market tarafından sansürlenmek istenmesi dikkat çekti. Söz konusu haberde, müfettiş raporunda ismi geçen marketlerin ismi verilmemiş, sadece olay anlatılmıştı. Buna rağmen ismi geçen marketin habere sansür talebinde bulunması dikkat çekmiş ve Millî Gazete, bu durumu dün beyaz sayfa ile ortaya koymuştu. Tarım ve Orman Bakanlığı, Millî Gazete’nin ortaya çıkardığı bu skandalla ilgili tamamen sessizliğe bürünerek, konuyla ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmamıştı.

UCUZ ET SKANDALI

Sözde, vatandaşa eti ucuz tükettirmek için 2017’nin sonunda başlatılan ve 2019 yılına kadar belli aralıklarla uygulanan ucuz et projesinde büyük bir skandal patlak verdi.

Marketlerin, proje kapsamında Et ve Süt Kurumu’ndan düşük fiyattan aldıkları etin tamamını vatandaşa satmadıkları ortaya çıktı. Ucuz etteki hileli satış, projenin bitiminden bir yıl sonra Tarım ve Orman Bakanlığı müfettişleri tarafından ortaya çıkarılırken, kamunun zararının 100 milyon lirayı bulduğu kaydediliyor. Sözde vatandaşın ucuz et tüketmesi için 2017’nin sonunda uygulamaya konulan ve belli aralıklarla uygulanarak 2019 yılında sona eren ucuz et uygulamasında yeni bir skandal patlak verdi. Projenin uygulandığı dönemde marketlerde vatandaşa ESK’dan alınan kaliteli etlerin değil, piyasadan toplanan yağlı ve kalitesiz etlerin satılmasıyla gündeme gelen ucuz et projesinde, şimdi de marketlerin ESK’dan aldıkları indirimli etlerin tamamını vatandaşa satmadıkları ortaya çıktı. Tarım ve Orman Bakanlığı müfettişleri, skandal hileli satışı ortaya çıkarırken, Bakan Pakdemirli ucu marketlere dokunacağı için soruşturmaya izin vermedi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ucuz ette yaşanan hileli satışla ilgili soruşturma yapabilmek için Danıştay’ın kararını bekliyor.

MÜFETTİŞLER SORUŞTURMA İSTEDİ, BAKAN İZİN VERMEDİ!

Bir ihbar üzerine ucuz et projesi kapsamında satılan etleri incelemeye alan bakanlık müfettişleri, yaşanan skandalı ortaya çıkardı. Müfettişler, kamunun zarara uğratıldığı ve marketlere büyük çıkar sağlandığı gerekçesiyle söz konusu zararın sorumlulardan tahsil edilerek haklarında soruşturma açılmasını talep etti.

DOSYA NASIL KAPATILDI?

Diğer yandan, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na soruşturma izni vermezken, yaşanan skandalda dosyanın kapatılması için ara bir formül bulundu. Buna göre, marketler, eksik sattıkları tespit edilen 3 bin ton civarındaki eti tekrar proje kapsamında indirimli satmayı kabul ederken, ucuz et projesi de sessiz sedasız yeniden hayata geçirilmiş oldu. Buna göre, söz konusu marketler, 3 bin ton ete karşılık gelecek şekilde kıymayı 34 liradan, kuşbaşını ise 37 liradan satmaya başladı. Söz konusu etler sessiz sedasız satılırken, marketler de bu satıştan sonra taahhütlerini yerine getirmiş olacak.”

________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan,bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan,Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir,DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

 

Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: