PERİNÇEK'İN TALİBAN SEVDASI: "YEŞİL DOLAR,KIZIL ÇİN" - Haber Alternatif
Sosyal Medya Hesaplarımız

ÖZEL HABER

PERİNÇEK’İN TALİBAN SEVDASI: “YEŞİL DOLAR,KIZIL ÇİN”

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

Evet malumunuz son 10 gündür Dünya’nın gözü Afganistan’da… ABD’nin geri çekilmesinin ardından ABD,AB hatta Rusya’nın, ABD silahları ile teçhiz edilmiş Afganistan ordusunun en az 1 ay ciddi bir savunma ve sert çatışmalar ile Taliban’ı zorlaması beklentileri boşa çıkıp Taliban elini kolunu sallaya sallaya Kabile girerken herkes “Şimdi ne olacak?” sorusunu çoktan sormaya başlamıştı bile…

Tabii Taliban Kabil’e girmesi ve kısa süre içerisinde de 20 senenin ardından yeniden Afganistan’da kontrolü tamamen ele geçirmesinin ardından kısa süre içerisinde “Bazı ufak esneklikler” olsa dahi “Şer’i kanunlar” ile ülkeyi yöneteceklerini beyan etmekten de geri durmadı.

Bu arada AB “Bu durum bizim medeniyetimizin bir yenilgisidir” açıklaması yaparken AB Komisyonu “Taliban’ı tanımıyoruz” açıklamasının yaptı, Rusya tedbirli ve tedirgin şekilde olanları izlediğini duyurdu,İngiltere ise farklı bir tavır takınarak “Kriterlerimiz karşılanırsa biz yeni yönetimle çalışırız” açıklamasını yaptı.

Bu arada Türkiye’de de ilginç gelişmeler yaşanmaya başlandı…

Bir yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Türkiye’nin Taliban‘ın inancıyla alakalı ters bir yanı yok” diyorken, bir yandan da Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek “Taliban, Mustafa Kemal Paşa’nın Türkiye’de yaptığı gibi Afganistan’ın kurtuluş savaşını başardı. Helâl olsun”” diyordu.

Son olarak ise Cumhuriyet Kadınları Derneği Genel Başkanı” “Bağımsızlık, gerçek uygarlığa kavuşmanın ön şartıdır. Afganistan’da olan budur. Taliban’ın şeriat rejimiyle yönetecek olması bu gerçeği değiştirmiyor.” çıklamasını yaptı.

Bunun üzerine ünlü haber sipikeri Gülgün Feyman dernekten istifa ederken büyük tepki çeken bu açıklama sonrasında Cumhuriyet Kadınları Derneği’nden istifa yağmuru başladı.

Peki tüm bu yaşananlar,yapılan açıklamalar birbirinden bağımsız açıklamalar mıydı, yoksa aslında bir büyüz puzzle karşımızdaydı da biz aslında dağınık parçalardan fotoğrafın bütününü mü göremiyorduk?

Evet o zaman “Bu kadar peşrev yeter” diyoruz ve yazımıza geçiyoruz…

Sizler hazırsanız biz de hazırız,çayı kahveyi kapan gelsin…

Takvim yaprakları 1971 yılını gösterdiğinde Türkiye sonm derece kaoitik bir siyasal dönem geçirmekteydi…

Tüm Dünya genelinde yükselişte olan sol dalga ve ’68 kuşağının devrimci öğrenci hareketleri Türkiye’yi de yakından etkilemiş, üniversitelerden dalga dalga yayılan devrimci dalga pek çok sol fraksiyon yaratırken Türkiye’de o dönem “MDD’ciler” olarak adlandırılan bir önemli sol devrimci grubun da ortaya çıkmasına sebep olmuştu.

Mihri Belli ve Doğan Avcıoğlu’nun ideoloğu olduğu “Milli Demokratik Devrim” ana hatları ile ordunun devrimci-Kemalist “İlerici” unsurları ile öğrencilerin birlikte hareket ederek Türkiye’yi sosyalist bir sistem içerisine çekeceği bir sistem değişikliğiydi.

Bu devrimci-sol çevre 1960’ların başında YÖN, 1970’lere gelindiğinde ise DEVRİM dergisi etrafında örgütleniyor ve giderek etki alanını genişletiyordu.

O dönem Hasan Cemal,Uluç Gürkan,İlhan Selçuk gibi isimler de bu kadronun içerisindeki isimler olarak öne çıkıyordu.

Bu arada 1971 yılına gelindiğinde ülke içerisindeki siyasal “Hareketlilik” orduya da yansımıştı. Ordu içerisinde bir “Cunta” darbe yapmaya karar vermişti. Darbenin tarihi ise 9 Mart’tı.

Bu cuntanın başını ise Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur ve Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler çekmekteydi. Sol-milliyetçi (Baas tipine yakın) bir darbe ile yönetime 9 Mart 1971’de el koymayı planlayan bu ekip kendilerini MİT ajanı Mahir Kaynak’ın adım adım içlerine sızarak takip ettiği ve her adımlarını Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç’a rapor ettiğinden ise hebersizdir.

Ve sonuçte Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç 9 Mart ekibini tasfiye eder, Hava Kuvvetleri KomutanI Muhsin Batır ve Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ise Tağmaç ile “Uzlaşmak” zorunda kalırlar ve 12 Mart muhtırası gelir…

9 Martçiların tasfiye olmasından kısa süre sonra Türkiye’ye yurtdışından bir uçak incektir…

Uçağın içerisinden havaalına adımını atan isim ise 9 Mart ekibinin asıl “Beyni” olan isim Aydın Kırışoğlu’dur…

9 Mart ekibinin tasfiyesini duyar duymaz yurtdışından Türkiye’ye geldiğinde kendisini karşılamaya gelen arkadaşlarına son derece kızgın biçimde “Aranızda birinizin de tabancası yok muydu?” diyecektir.

İşte kanser rahatsızlığı nedeni ile tedavisi sebebi ile yurtdışında olan ve 9 Mart’çıların en etkili isimlerinden  dönemin Genelkurmay Plan ve Prensipler Dairesi Başkanı Tümgeneral Celil Gürkan’ın hakkında “Kırışoğlu’nun 12 Mart’tan kısa bir süre önce hastalanması ve 12 Mart’ı izleyen günlerde ebediyete intikali kuşkusuz büyük bir kayıptı. Sağ olsaydı olayların çok daha başka şekilde gelişebileceğine inancımı koruyorum.” O kadar önemli bir isimdir…

Şimdi ise sizleri 24 Haziran 2018 seçimlerine götürüyoruz…

24 Haziran 2018 genel seçimlerinde Vatan Partisi’nin Ankara 1. Bölge’den milletvekili adayı olarak gösterdiği bir isim daha sonra partinin Genel Başkan Yardımcısı olması son olarak ise 2019 yerel seçimlerinde Vatan Partisi’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olması ile dikkat çekmektedir.

O isim Tülin Oygur’dur…

Hani “Taliban’ı tanıyoruz,Kurtuluş mücadelesi veriyorlar” diye açıklama yapan Cumhuriyet Kadınları Derneği Genel Başkanı Tülin Oygur…

Şimdi diyeceksiniz ki “Arkadaş iyi güzel de kafamız karıştı, şimdi 9 Martçılar ne alaka,Vatan Partisi ne alaka, Tülin Oygur nereden buraya bağlanıyor?”

Efdendim 9 Mart cuntasına destekm veren isimlerden birisi de o dönem Doğu Perinçek’tir…. Peki 9 Mart “Cuntasının” asıl beyni olup hastalığı nedeni ile tüm planların aksadığı Aydın Kırışoğlu kimdir dersiniz? Aydın Kırışoğlu Cumhuriyet Kadınları Derneği Başkanı,Vatan Partili Tülin Oygur’un babası olur efendim…

Nasıl güzel mi?

Devam edelim yazmaya…

Efendim 24 Haziran 2018 tarihinde gerçekleşen seçimlerde Vatan Partisi’nin Ankara 1.Bölge’den aday gösterdiği tek kadın aday Cumhuriyet Kadınları Derneği Başkanı Tülin Oygur değildir.

Vatan partisinin bu seçimlerde Ankara 1. Bölgedeki bir başka adayı da Aysan Canver’dir. Aysan Cansever aynı zamanda 30 Haziran 2019‘da yapılan Olağanüstü Genel Kurultay ile yeni Genel Yönetim Kurulu’nu seçen Vatan Partisi’nin “Kadın Kolları” oluşumu olan “ÖNCÜ KADIN” da Genel Yönetim Kurulu Üyesidir.

Ve aynı Aysan Canver de aynı zamanda Cumhuriyet Kadınları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Sekreteri olan bir diğer isimdir.

Vatan Partisi’nin “Kadın Kolları” oluşumu ÖNCÜ KADIN’ın 30 Haziran 2019’da gerçekleştirilen Olağanüstü Genel Kurultayı’nda Genel Yönetim Kurulu’na giren bir başka isim ise Meltem Tatar’dır. Meltem Tatar da karşımıza Cumhuriyet Kadınları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi olarak çıkmaktadır.

Efendim bu Vatan Partisi’nin kadın kolları yapılanması olan ÖNCÜ KADIN’da Genel Başkan Yardımcılığı görevini ise Av.Nuriye Kadan yapmakta ve Nuriye Kadan da Cumhuriyet kadınları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi.

Son dönemde Aydınlık Gazetesi ve Vatan Partisi kontrolündeki Türkiye Gençlik Birliği yayın organları için yazdığı yazılar ve yaptığı röportajlar ile ön plana çıkan bir isim var: SELENGA ARTAR YAĞCI

Ve biz bu ismi de Cumhuriyet Kadınları Derneği yönetiminde Genel Sekreter Yardımcısı görevinde görmekteyiz…

Vatan Partisi’nin kadın kolları yapılanması ÖNCÜ KADIN’da Genel Yönetim Kurulu Üyesi olan ve 2018 seçimlerinde Ankara’dan milletvekili adayı gösterilen Melek Güvenç de Cumhuriyet Kadınları Derneği’nde Yönetim Kurulu Üyesi…

Şimdi sizlerle 2008 yılına gidiyoruz…

Ankara’da Kavaklıdere Tenis Kulübü’nden çıkan dönemin AYM Başkanvekili Osman Paksüt ve eşi Ferda Paksüt bir polis tarafından önce izleniyor,sonrasında dinleniyor ve böylece 2 isim de Ergenekon çuvalına “Tıkılma” süreci başlıyordu.

Ergenekon-Balyoz kumpaslarının tüm şiddeti ve rüzgarı ile devam ettiği günleri hatırlayanlar AYM Başkan Vekili Osman Paksüt’ün eşi Ferda Paksüt’ün de bu kumpaslarda tam 10 sene yargılandığını ve sonra kendisine “Pardon” denilerek beraat ettiğini de hatırlayacaklardır.

İşte o Ferda Paksüt 7 Haziran 2015 seçimlerinde Vatan Partisi Ankara Milletvekili adayı olacatı…

Ve aynı Ferda Paksüt Cumhuriyet Kadınları Derneği’nin yönetim kurulu üyesi.

Şimdi bu tablo ile birlikte “Taliban’ı Afganistan’ın bağımsızlık mücahitleri olarak gören ve tanıyan” hatta bir adım daha ileri giderek “Şeriat rejimi ile yönetecek olmaları bu durumu değiştirmez” diyerek Taliban’ın şer’i yönetim sistemini de gayet normalleştiren bu “Cumhuriyet Kadınları”nın Vatan Partisi ve Doğu Perinçek ile organik olarak bağlı olduğu ve Vatan Partisi’nin kadın STK’sı olarak faaliyet gösterdiği ortaya çıkıyor.

Hal böyle olunca yaptıkları açıklamalar da Doğu Perinçek’in “Taliban’ı Mustafa Kemal Atatürk ile kıyasladığı” açıklamalar ile benzer olması da gayet normakl hale geliyor…

Şimdi bu derneğimizi bir kenera not edin ve biz sizinle Çin’e uzanalım ve bir başka derneği inceleyelim…

Çin’de kurulmuş olan bu derneğimizin ismi ÇİN İŞ GELİŞTİRME VE DOSTLUK DERNEĞİ…

Şimdi efendim bu derneğimiz Çin’i ama daha çok Çin’in “Sermayesini” ve “Sermayedarlarını” pek bir seviyor hali ile…

ÇİN İŞ GELİŞTİRME VE DOSTLUK DERNEĞİ’nin başındaki isim Mehmet Adnan Akfırat…

Mehmet Adnan Akfırat uzun yıllardır Doğu Perinçek’in “Sağ kolu” ve Çin’deki 1 numaralı ismi olarak bilinmekte. Zaten kendisi aynı zamanda Vatan Partisi Çin temsilcisi.

Ancak tabii Akfırat biraz enteresan bir kişilik… Zira kendisi yıllarını ABD karşıtlığı ve AVRASYACILIĞA adamış bir kişi olarak ön plana çıkıyor ancak Adnan Akfırat lise eğitimini AFS “Kültürel Değişim” bursu ile ABD’de  Oregon Sweet Home High School’da alıyor.

Vatan Partisi’nin Çin büyük sermayesi ile bağlantıları Şhangay’da ikamet eden Adnan Akfırat üzerinden sağlanıyor…

Doğu Perinçek’in talimatı ile kurdurulan ÇİN İŞ GELİŞTİRME VE DOSTLUK DERNEĞİ’ndeki bir başka yönetim kurulu üyesi ise Tunç Akkoç… 2008-2013 yılları arasında VATAN PARTİSİ’nin “Gençlik olışumu” olan ÖNCÜ GENÇLİK’in Genel Başkanı olan Akkoç 2016 yılından bu yana ise Aydınlık Gazetesi’nin Yönetim Kurulu Başkanı.

 

Şimdi efendim Çin’de kurulmuş olan ve Çin’deki Türk öğrencilerin “Kontrolü” ve siyasal olarak kanalize edilmesi noktasında faaliyet gösteren bir güzide derneğimiz var: Çin Türk Öğrenci Birliği… Bu birlik özellikle Adnan Akfırat’ın ikamet ettiği Şhangay’da üniversite ve enstitülerde son derece etkin.

AKP’li heyetler her Çin’e gelişlerinde önce Akfırat,sonrasında da bu Çin Türk Öğrenci Birliği’nin organize ettiği toplantılara katılmakta. Bu güzide derneğimiz de tahmin ettiğiniz üzere VATAN PARTİSİ ve Perinçek tarafından kurdurulmuş durumda.

İşte Çin Türk Öğrenci Birliği Pekin Başkanı olan bir isim var: Mustafa Altınkaya.

Mustafa Altınkaya aynı zamanda Perinçek’in Adnan Akfırat kanalı ile Çin büyük sermayesi ile temaslarını sağlayan ÇİN İŞ GELİŞTİRME VE DOSTLUK DERNEĞİ’nin Yönetim Kurulu Üyesi.

Bu ÇİN İŞ GELİŞTİRME VE DOSTLUK DERNEĞİ’nin yönetiminde Aydınlık için yazılar kaleme alan servet yönetimi fonu sahibi-risk yönetim danışmanı Serhat Latifoğlu, yine yazıları Aydınlık’ta yayınlanan ve Çin ile ilişkilerin ne kadar önemli olduğuna sık sık vurgu yapan Ulusoy Erdoğan -Ki kendisi eski bir Moodys çalışanı-,Aydınlık yazarı VATAN PARTİSİ MKK üyesi Hüseyin Haydar Öztürk gibi isimler var…

Şimdi efendim VATAN PARTİSİ ve Perinçek ile ekibinin Çin sermayesi ile kurduğu bu yakın ilişkiyi ve bu ilişkideki anahtar rolü oynayan Adnan Akfırat ile Akfırat başkanlığındaki ÇİN İŞ GELİŞTİRME VE DOSTLUK DERNEĞİ’ni de bir kenara ayrıca not edin…

Şimdi sizlerle 27 Mayıs 2019 tarihine gidiyoruz…

Mekan: Four Seasons Otel

Organizasyonun Adı: ÇİN-TÜRKİYE EKONOMİ PANELİ

Konuşmacı: Çin Başkonsolosu Cuı Weı

“Protokol” Konuğu: Doğu Perinçek!

ÇİN-TÜRKİYE EKONOMİ PANELİ’nde Çin devleti adına konuşan Çin Başkonsolosu konuşmasına “Değerli Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek,

Kıymetli Girişimciler,

Hanımefendiler, beyefendiler

Hepinizi en kalbi duygularımla selamlıyorum. Sizinle birlikte bugün Çin ve Türkiye arasındaki ekonomik ve ticari işbirliğini ele almaktan büyük mutluluk duyduğumu ifade etmek istiyorum.” Sözleri ile başlıyor!

***

Şimdi ise sizlerle 30 Mayıs 2019 tarihine gidiyoruz…

Çin Halk Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Deng Li, Siyasi Müsteşarı Wang Fei, Basın ve Halkla İlişkiler Müsteşarı Xie Xinxing, Ekonomi ve Ticaret Ataşesi Li Qian, Okan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Okan, Onur Air Yönetim Kurulu Başkanı Cankut Bagana, Arzum Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kolbaşı, İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Gamze Yalçın, Aydın Sanayi Odası Başkanı Mehmet Yunus Şahin, Şanlıurfa Birecik Belediye Başkanı Mahmut Mirkelam, Adana Kozan Ticaret Odası Başkanı Mustafa Kandemir, Türk İş Genel Teşkilatlandırma Sekreteri Eyüp Alemdar ve eski Orman Bakanı Arif Sezer gibi isimleri “”Üretimde Atılım için Türkiye-Çin İşbirliği” toplantısında Doğu Perinçek tarafından bir araya getiriliyor…

Çin’in arkasındaki asli güç olan İngiltere’ye sermaye transferini gerçekleştiren Murat Ülker toplantıda “Hepimiz Çin tarafındayız. Bu çok mühim bir inisiyatif. Mutlaka hava, kara, deniz yollarının gelişmesi ve İpek Yolu’ndan böylece istifade etmemiz lazım”derken, eski MAO’cu ve Perimçek’in TİİKP’ten “Astı” şimdinin “Erdoğan aşığı” iş adamı Ethem Sancak “Sayın Genel Başkan’ın (Doğu Perinçek) eski bir yoldaşıyım, yeni girişimciyim.  Türkiye ve Çin birbirine mecburdur. Sezen Aksu’nun şarkısında söylediği gibi, ben sende tutuklu kaldım.  İnsanlığın yeni bir uluslararası sistemin inşasına ihtiyacı vardır. Bu görev Türklerin ve Çinlilerin omuzundadır. Sayın Doğu Perinçek’in ve Sayın Büyükelçi’nin devletler nezdinde sorumluluk üstlenmesini diliyorum.” diyordu…

****

Şimdi gelelim Taliban’ın Afganistan’a hakim olmasının ardından açık açık “Çin gelsin ülkemizde altyapı ve üst yapı yatırımları yapsın” diye açıklama yapmasına ve Çin’in bunu çoktan kabul etmiş olmasının “Arka planına”..

Malumunuz Çin’in küresel çapta çok önemli bir projesi var: BİR KUŞAK BİR YOL PROJESİ…

İşte bu proje kapsamında Çin 2017den bu yana Pakistan – Afganistan ikilisi ile birlikte görüşmelerini sürdürmekte.

Ancak hem ABD’nin bölgedeki varlığı hem de ABD varlığı sebebi ile yaşanan kaos ortamı Çin’in bölgeye yatırım yapmasını geciktirmişti.

ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi ile birlikteyse Çin için tam da istenilen fırsat doğmuş oldu…

Çin BİR KUŞAK BİR YOL PROJESİ kapsamında son derece önem verdiği Afganistan ayağı için yeni bir “Teklif paketinin” hazırlığına başladı bile…

Bu bağlamda Çin’in önceliği Wakan Koridorunun kontrolü ( Uygur Müslüm anları ile Taliban arasındaki Bağı Amreika bölgede manupule ediyordu ), Bu bölge ÇİN-AFGANİSTAN-PAKİSTAN-TACİKİSTAN arasında dar ve uzun bihat ve 4 ülkenin arasındaki geçişin kontrolü açısından son derece önemli.

Ancak bölgenin tek özelliği bu değil…

Wakan Koridoru’na sahip olan ülke aynı zamanda Dünya “Bakır Madeni” üzerinde de son derece önemli bir hakimiyet kurmuş oluyor.

2019 verilerine göre Dünya’da toplam Bakır ihracı 143 milyar dolar… ABD toplam 9,6 milyar Dolar’lık Bakır ithalatının en önemli 2. Tedarikçisi ise Çin…

Çin bu bölgeyi kontrolü altına alırsa son derece stratejik bir ürün olan bakır tedariki konusunda ABD’yi neredeyse tamamen kendisine mahkum edecek ve Dünya bakır ticaretinde orta vadede en büyük oyuncu olacak…

Çin’in 2. Projesi ise: Kuşak yol yatırımı ile Pakistan Peşaver – Kabil hattı ve yol kuşağa Pakistan üzerinden dahil edilmesi

3.Proje: Wakan Koridoru üzerinden – Kunduz – Mezarı Şerif – Şibirgan – Herat – Iran geçişi Kuzay hattı Lapis Koridoru paraleli inşaası

4.Afganistanın Gwadar limanına çıkışının sağlanması

Bu haliyle Hindistan’ın Chabar limanının ticaretini tamamen kısıtlıyor, öte yandan Amerika’nın bölgedeki egemenliğini Lapis ve CPEC koridoruna entegre edip kontrol ve yatırım alanı açıyor.

Haliyle Askeri kontrolü sivil sistemlere entegre etme şansı doğuyor.

Çin’in proje kapsamında sadece ilk etap “Genişleme” yatırımının 65 milyar Dolar tutarında olması planlanıyor ki yukarıda saydığımız stratejik kazanımlar için Çin bu rakamın fazlasını dahi gözü kapalı verecek durumda.

Konuyu çok daha detaylı araştırmak isteyenler için bizim de okuma yaptığımız bir-kaç kaynağı da buraya bırakalım:,

KAYNAK-1: https://www.thedailybeast.com/china-has-a-big-plan-for-post-us-afghanistan-and-its-worth-billions

KAYNAK-2: https://www.criturk.com/afganistan-oznesinde-kusak-ve-yol-inisiyatif/

KAYNAK-3: https://www.sde.org.tr/asya/cinden-talibana-altyapi-teklifi-ve-dogu-turkistan-meselesi-haberi-18260

***

Şimdi efendim neymiş? Çin’in daha Taliban Kabil’e girer girmez “Altyapıyı” yapalım teklifi ile kapıyı çalması boşa değilmiş…

Yani Çin bu işin en büyük “Kazananı” durumunda olacak yukarıda anlattığımız BİR KUŞAK BİR YOL PROJESİ çerçevesindeki yatırımları Afganistan’a gerçekleştirmesi halinde. Ki burada Çin’in arkasındaki asıl güç olan İngiltere’nin AB Komisyonu “Taliban’ı tanımıyoruz” açıklaması yaparken “Kriterlerimizi karşılayan yeni yönetimle çalışacağız” açıklaması da şimdi yerli yerine oturuyor.

Peki Çin bu işin “Kazananı” olacaksa ve bu “Kazanan” olma durumu kendisi için Afganistan’daki en uygun seçenek olan Taliban ile olacaksa yıllardır Çin büyük sermayesi ile ilişkiler geliştiren,ticaret yapan, hatta Türkiye-Çin arasındaki ticari ilişkilerde kendisine nüfuz alanı yaratan Doğu Perinçek’in, VATAN PARTİSİ’nin ve VATAN PARTİSİ’ne bağlı TGB, Cumhuriyet Kadınları Derneği gibi kuruluşların da Talibanı övmesi,Çin ağzı ile konuşması gayet doğal değil midir?…

Zira Perinçek için Çin sevdası bitmez, e biz de boşuna demedik: “YEŞİL DOLAR,KIZIL ÇİN” diye…

Çin’in ne kadar “Kızıl” kaldığı çok tartışılır ama Dolar’ın “Yeşili” hala çekici anlaşılan…

_______________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, hiç bir kurum, kuruluş yahut kişiden “Fonlanmadan”, “tam bağımsız” ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

KRİPTEKS E-DERGİ YILLIK ABONELİK LİNKİ:

https://shopier.com/1354512

HABER ALTERNATİF’İN ANDROİD CİHAZLAR İÇİN ÜCRETSİZ MOBİL UYGULAMASINI İNDİRMEK İÇİN:

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.haberalternatif.dro

Yorum yapmak için tıklayın

Bir Cevap Yazın

ÖZEL HABER

BAHÇELİ’NİN “TEHDİDİ” Mİ,BAHÇELİ’NİN “HAMLESİ” Mİ?

Yayınlanma Tarihi:

on

 

Celal Eren ÇELİK

Türkiye son bir kaç gündür ülkücü camia içerisinde başlayan bir kavga ve bu kavganın yansımalarını izliyor.

Hatırlanacağı üzere Ankara’da Alparslan Türkeş Vakfı’nın düzenlediği MHP’nin kurucusu Alparslan Türkeş’in doğum günü sebebiyle yapılan anma etkinliğinde Ülkü Ocakları üyesi olduğu iddia edilen kişiler toplantıyı basmış ve fiili bir kavga yaşanmıştı.

Bu konu aslında milliyetçi camia içerisinde çok daha “Derin” bir kavga ve başlı başına bir yazının konusu. Zira MHP içerisinden ayrılan bir grubun Alpaslan Türkeş Vakfı üzerinden “Alternatif” bir ülkücü yapılanma içerisine girdikleri ve MHP ile Ülkü Ocakları’nın tepkisinin asli sebebinin bu olduğu konuşuluyor.

Ancak dediğimiz gibi bu “Derin” konu bir başka yazının konusu…

Biz bu yazımızda yaşanan bu kavga sonrasında Devlet Bahçeli’nin Mansur Yavaş’ı tehdidi ile boyut değiştiren yansımalar konusunda bir değerlendirme yapacağız.

***

İşin açıkçası kamuoyu pek çok olayda olduğu gibi bu olayda da Bahçeli’nin hiç gündemde yokken Mansur Yavaş’a hitaben grup toplantısındaki “Ciddi olaylar yaşandı geçen günlerde. MHP olarak bunun üzerinde duruyoruz. Elde ettiğim ön bilgilerde, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Bey’in elinin altında geliştiği hakim. Bundan sonra Mansur Bey dikkat etsin. Artık kendisinin ardından bir ülkücü nefes vardır, her gün de takip edecektir.”  sözleri çıkışını anlamlandıramadı.

Söz konusu Bahçeli ve bu tip “Kritik” açıklamalar olduğu zaman 5 dakika durup düşünmek ve mutlaka ama mutlaka “Kim kazandı” sorusunu sormak gerekiyor diye düşünüyorum…

Bahçeli’nin açıklaması sonrasında Mansur Yavaş’a kamuoyunda büyük bir destek geldi. Yavaş’ın Bahçeli’nin tepkisi karşısındaki duruşu ve ölçülü cevabı ise kamuoyundaki “Sadece işine odaklanmış, hizmet eden devlet adamı” imajını daha da perçinledi.

Yani Bahçeli’nin bu açıklamasında asıl kazanan hikayenin “Mağduru” pozisyonundaki Mansur Yavaş oldu.

Peki Bahçeli’nin bu açıklamasının zamanlaması nasıldı?

Bahçeli’nin Mansur Yavaş’a yönelik bu çıkışı ve kamuoyunda Mansur Yavaş’a olan desteğin daha da artmasını sağlayan bu gelişmeler Meral Akşener’in İstanbul’da Cumhurbaşkanlığı seçimi için İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na açık destek vermesinin hemen arkasından geldi.

İYİ PARTİ ve Genel Başkanı Meral Akşener Millet İttifakı’nın adayı olması konusunda Kemal Kılıçdaroğlu’nun değil İmamoğlu’nun adaylığını desteklediğini en “Diplomatik dille” ve çeşitli mesajlar ile dile getirdi. Yani şu anda Millet İttifakı’nın adaylığı için “Perde arkasında” süren yarışta İmamoğlu’nun eli bu destek ile biraz daha güçlenmişken Bahçeli’nin bu çıkışı sonrasında ortaya çıkan kamuoyu desteği ile birlikte Mansur Yavaş için oluşan kamuoyu baskısı da daha da artmış oldu.

Şimdi biraz da geçmişe dönüp, Bahçeli’nin bu “Mağdur” yaratma konusundaki uzmanlıklarına ve bunların sonucuna bakalım…

Bahçeli kendisine rakip olarak yola çıkan muhaliflerini bir parti kongresinde karşılarına çıksa -Ki o zaman 4 muhalif aday vardı karşısında- önce partiden ihraç etti. Ortaya “Mağdur” bir “Muhalif kadro” çıktı. Bu “Mağdur muhalif kadro” partileşmek için harekete geçince toplantıları MHP teşkilatları tarafından basıldı,önlerinin kesilmesi için her şey yapıldı. Bu yapılanlar ise hep “Mağdur kadro” hanesine artı puan olarak yansıdı,MHP’ye öfkeli ülkücü taban yeni partiye doğru kanalize oldu.

Son olarak bir partinin en zor örgütlendiği taşralarda Bahçeli MHP teşkilatlarını kapatarak bizzat kendi partisi içerisinde mağdur,küskün ve öfkeli bir taşra kitlesi yarattı. Ve o “Mağdur,öfkeli ve küskün” taşralı MHP’li ülkücü taban kapatılan teşkilatlarına İYİ PARTİ tabelası astı,İYİ PARTİ en zor örgütleneceği taşralarda kolayca örgütlenebildi.

Tüm bu yaşanan sürecin sonunda doğan İYİ PARTİ Türkiye’nin en büyük siyasi partilerinden birisi,Millet İttifakı’nın 2. gücü konumuna gelirken İYİ PARTİ’nin tüm teşkilatları elinde olan Koray Aydın için Bahçeli “Onların içindeki tek gerçek ülkücüdür” övgüsünü yaptı,Koray Aydın ise Meral Akşener istifa etmeye kalktığı gün Akşener’in evinin önünde konuşmasına “Yanlışlıkla” “Liderimiz Sayın Bahçeli” diye başladı…

***

Bahçeli bu ülkede 7 Haziran seçimleri sonrasında ayağına kadar gelen, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Başbakan sen ol koalisyon kuralım” teklifini geri çevirip, birden bire Erdoğan ve AKP’ye destek vermeye başladı.

“İttifak sisteminin” ve %50+1 sisteminin mucidi olarak AKP’yi kendisine “Mahkum” etti… Bugün AKP o kadar MHP’ye mahkum halde ki “%50+1 bize Bahçeli’nin tuzağıdır” diyorlar,zira bu sistem adım adım adım AKP’nin siyasal iktidarının sonunu hazırlıyor.

Bununla da kalmadı AKP içerisinde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya verdiği açık destek ile kendisine “İçeriden mevzi” kazandı.

Yani Bahçeli hem MHP’yi yönetti,hem AKP’yi “Yönlendirdi”

***

Şimdi tüm bunları alt alta koyunca Bahçeli’nin bu kez de Mansur Yavaş’tan bir “Mağdur” yaratarak tam da İYİ PARTİ’nin İmamoğlu desteği iyiden iyiye açığa çıkmışken planlı ve stratejik olarak Millet İttifakı’nın adayının belirlenmesi sürecinde “Belirleyici rol oynama” üzerine yeni bir “Hamlesi” ile karşı karşıya olup olmadığımızı insan düşünmeden edemiyor hani…

Zira olayı böyle düşündüğünüz zaman da Bahçeli’nin Millet İttifakı’nın adayının İmamoğlu yahut Kılıçdaroğlu yerine ülkücü kimliğini hiç bir zaman saklamamış, MHP’de en üst düzeyde görevlerde bulunmuş Mansur Yavaş’ın Millet İttifakı’nın aday olmasını istemesini de gayet doğal ve mantıklı olur.

Neticede eğer durum buysa Bahçeli’nin hedefi gerçekleşir Mansur Yavaş Millet İttifakı’nın adayı olursa kendisi Erdoğan’ı destekleyecek Bahçeli seçimi kim kazanırsa kazansın Türk siyasetinin “Asıl kazananı” olacaktır.

Şimdi burada asıl kilit soru şu: “Mansur Yavaş Cumhurbaşkanı adaylığını düşünüyor mu?”

Gerek yakın ekibi ile bizzat görüşmelerimde, gerekse kendisinin çeşitli mecralarında Mansur Yavaş’ın kesinlikle böyle bir düşünce içerisinde olmadığı sonucu çıkıyor, Yavaş da tamamen Ankara halkına hizmet etmeye odaklanmış olduğunu defalarca vurguladı.

Ama siyasette “Taban baskısı” çok önemlidir ve bu “Baskı” uygun konjonktürel şartlar ile birleştiği zaman sizin bir yere aday olup olmamanızın, görev isteyip istememenizin bir anlamı kalmaz zira o şartlar kendisini dayatır ve siyasetin doğası gereği kendinizi hiç beklemediğiniz bir noktada bulabilirsiniz.

Şimdi belki de böyle düşündüğünüz zaman yeniden sormak gerek kendimize: Bu çıkışlar Bahçeli’nin “Tehdidi” mi yoksa “Hamlesi” miydi acaba?

Tabii biz sadece sesli düşündük,katılmak yahut katılmamak sizin bileceğiniz iş…

ÖNEMLİ NOT: Bu yazıdan “Mansur Yavaş’ın Bahçeli ile koordineli hareket ettiği” gibi bir sonuç çıkarabilecekler mümkünse yazıyı tekrar ve dikkatle okusunlar zira böyle bir sonuç çıkartıyorlarsa yazıdan hiç bir şey anlamamışlar demektir.

________________________________________________________________________________________________

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, hiç bir kurum, kuruluş yahut kişiden “Fonlanmadan”, “tam bağımsız” ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, HABER ALTERNATİF’in aylık,3 aylık,6 aylık yahut yıllık ÖZEL BÜLTEN’ine abone olabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

 

ABONELİK LİNKLERİ:

 

YOUTUBE KANALI-KATIL BUTONU LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

KRİPTEKS E-DERGİ YILLIK ABONELİK LİNKİ:

https://shopier.com/1354512

HABER ALTERNATİF YILLIK ABONELİK/ÖZEL BÜLTEN ABONELİK LİNKİ:
HABER ALTERNATİF AYLIK ABONELİK/ ÖZEL BÜLTEN ABONELİĞİ LİNKİ:
HABER ALTERNATİF 3 AYLIK ABONELİK/ÖZEL BÜLTEN ABONELİĞİ LİNKİ:
HABER ALTERNATİF 6 AYLIK ABONELİK/ÖZEL BÜLTEN ABONELİĞİ LİNKİ:

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

“ÜÇ KURUŞA” BİR “KULÜP”

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

Dün DW Türkçe’de yer alan bir haber Türkiye’de gündeme adeta bomba gibi düştü ve pek çok tepkiyi beraberinde getirdi.

DW Türkçe’de yer alan haberde Dünya’da “En büyük Çerkes asimilasyonunun” uygulandığı ülke olarak lanse edilen Türkiye için tarihsel gerçeklerle uyuşmayan bir haber kaleme alınmıştı.

Bu haberin yayınlanmasının ardından başta Türkiye’de yaşayan Çerkesler olmak üzere kamuoyunda ciddi bir tepki oluşurken konu bir anda sosyal medyada da TT olacak kadar gündeme yerleşti.

Peki bu haberin zamanlaması tesadüf müydü yoksa birileri son dönemde sanki “Gizli bir takvime” yaymışçasına bir “KAŞIMA OPERASYONU” mu yönetiyorlar?

Bu girizgahı yaptıktan sonra yazımızın sonraki bölümlerinin bütünsel olarak ele alınabilmesi için ülkemizde çok da bilinmeyen “KÜLTÜR EMPERYALİZMİ” kavramının da tanımını girizgah bölümümüzde yapmamız gerekmekte…

Sami Şener “ASİMİLASYON;EMPERYALİZM;SÖMÜRGECİLİK” isimli KÜLTÜR EMPERYALİZMİNİ aşağıdaki ifadeler ile tanımlıyor:

“…Kültür emperyalizmi, aslında emperya­lizmin bir safhası ve çeşidinden başka bir şey değildir. Kültür emperyalizmine ma­ruz kalan bir toplum, kendine verilmek is­tenen kültür ve dünya görüşünün gerçek hedefini idrak edemeyecek bir hale gelir. Dinamik ruhunu kaybeden böyle bir top­lum, kendine sunulanın doğru veya yanlış olup olmadığım anlayamayacak bir uyu­şukluk ve sersemliğe düşer. Fikir ve sanat zevki ölmüş, hamle gücünü kaybetmiştir.

 

Kültür emperyalizmi altındaki ülkeler, ar­tık kendilerine yön veren toplumların is­tekleri doğrultusunda hareket etmekten başka bir tavra sahip olamazlar.”

Kültür emperyalizmi kavramının  ideolojik olarak “Fikri arka planını” oluşturan ve “Uygulayıcısı” olan 2 ülke ise İngiltere ve ABD…

Bu girizgahın ardından “Bu kadar Peşrev yeter” diyoruz ve yazımıza geçiyoruz…

 

Malumunuz Türkiye’de son dönemlerde en çok konuşulan ve gündem oluşturan dizilerin başında NETFLIX üzerinden yayınlanan KULÜP isimli dizi gelmekte…

Dizimiz bizi dramatik ve sürükleyici bir senaryo ile ağzımız açık kendisini seyretmek durumunda bırakırken alt metinde sürekli vurgulanan konu ise Türkiye’de Yahudi dilinin nasıl yok edildiği, Varlık Vergisi ile azınlıkların nasıl toplumsal ve ekonomik hayattan dışlandığı, hatta yer yer verilen mesajlar ile Türkiye’de azınlıkların bir dönem nasıl “Düşman” olarak görüldüğü…

Şimdi bu güzide dizimizi şöyle bir not edin zira geri döneceğiz dizimize…

Efendim şimdi sizlerle tarih yapraklarını 1985 yılına doğru saracağız…

1985 yılında Suudi Arabistan’da genç bir iş adamı o zamanlar için Suudi Arabistan için adeta devrim sayılacak bir şirket kuruyordu.

Kurulan şirketin ismi ARA Productions and Television Studios’tu… Şirket kısa sürede büyüdü ve sadece Suudi Arabistan’ın değil Ortadoğu’nun en önemli yayıncılık şirketi haline geldi.

Ortadoğu coğrafyasında hemen her ülkede bu şirketin kanalları,televizyonları peş peşe açılıyordu.

Ancak bu hızlı büyüme tabii ki bazı “Özel imtiyazların” bu şirkete tanınması ile gerçekleşmişti. Öreneğin Suudi hükümeti şirkete özel bir lisans vererek uydu yayınlarının içeriklerini herkesten önce bu şirketin kanallarının yayınlamasını sağlamış,ülkenin tüm büyük şehirlerinde bu şirkete ait kanalların daha yaygın şekilde izlenmesi için özel kablo alt yapısı geçirmiş, yüz milyonlarca dolar teknik alt yapı desteği sağlamıştı.

Peki Suudi hükümeti neden bir özel şirkete bu imkanları sağlıyordu? Aslında bu sorunun cevabı son derece basitti. Zira bu şirketi kuran o genç iş adamının adı Waleed bin İbrahim El İbrahim’di.

“E ne olmuş Waleed bin İbrahim El İbrahimi ise kara kaşına kara gözüne mi bu paraları vermiş Suudi devleti” diye sorabilirsiniz tabii ama Waleed bin İbrahim el İbrahimi öyle “Sıradan” bir işadamı değil hatta “Sıradan” olmayı bırakın iş adamı olmanın çok çok ötesinde bir anlam ifade etmekte bizzat Suud Kraliyet Ailesi için.

Efendim bu Waleed bin İbrahim El İbrahimi’nin 2 kız kardeşi var: Al Jawhara al İbrahim ve Maha al İbrahim…

İşte bu kız kardeşlerşden Al Jawhara al İbrahim merhum Kral Fahd’ın “En gözde” eşlerinden birisi olurken, Maha al İbrahim ise Suudi Arabistan’ın eski Savunma ve Havacılık Bakan Yardımcısı, Kral Fahd’ın erkek kardeşi Prens Abdulrahman’ın karısı…

Ha bir de 3. Kız kardeş var: Mohdi al İbrahim… Bu kız kardeş de Suudi Arabistan eski Yükseköğrenim Bakanı olan Khaled Al Angari’nin karısı…

Yani efendim Waleed bin İbrahim El İbrahimi iş adamı olmanın ötesinden Suud Kraliyet Ailesi’nin “Damadı”

Ve kurulan bu şirket de, kanallar da sadece kağıt üzerinde Walees bin İbrahim El İbrahimi’nin aslında bizzat Suudi Devleti’ne ait her şey. Zaten tüm karın %50’sini de Prens Abdülaziz bin Fahd almakta.

Ama durun daha bitmedi.

Şimdi efendim bu ARA Productions and Television Studios şirketinin ardından Waleed bin İbrahim El İbrahimi 1991 yılında Londra’da bir şirket kuruyor.

Waleed bin İbrahim El İbrahimi’nin bu şirketi birlikte kurduğu isim ise yine “Enteresan”: Salah Abdullah Kamel

Salah Kemal aynı zamanda İslam Kalkınma Bankası’nın da başkanı. Bu bankaya Türkiye dahil 51 Müslüman ülke üye ancak bankanın en büyük hissedarı Suudi Arabistan!

İşte efendim Waleed İbrahim El İbrahimi ile Salah Abdullah Kamel’in ortak olarak İngiltere merkezli kurdukları şirketin ismi ise MBC…

MBC resmen Suudi Devleti’nin propagandasının yapılması için kurulan bir şirket. Al Jazerra’ya karşı Suudi Devleti ve Ortadoğu’nun en önemli habarv kanalı haline gelecek AL ARABİA’yı da kuran işte bu şirket. Şirket Ortadoğu’nun FOX NEWS ve CNN’i olarak da anılmakta.

Ancak işte bu MBC isimli şirketin haber kanallarının yanında en önemli özelliklerinden bir tanesi de propaganda yapılan ve hedef coğrafya olan Ortadoğu coğrafyasındaki ülkelerdeki çeşitli yapım şirketleri ile anlaşarak çeşitli diziler yapmak.

Başta yaptığımız “KÜLTÜR EMPERYALİZMİ” tanımının uygulayıcı aparatı olarak bu MBC şirketi Suudi Arabistan adına propaganda, psikolojik harekat gibi unsurların medya kullanımı ile uygulanmasının nadide örneklerini çeşitli ülkelerde sergilemekte.

Şimdi siz bana “Arkadaş KULÜP dizi diye başladın, Suud Karaliyuet Ailesi’nin damadının şirketlerini yazıyorsun ne alaka şimdi?” diyebilirsiniz ama hiç öyle demeyin zira kazın ayağı öyle değil…

KULÜP dizisinin yapımcısına baktınız mı hiç? KULÜP dizisinin yapımcısı 03 MEDYA…

Peki O3 Medya’nın ortağı kim dersiniz? Bingo! Suud Kraliyet Ailesi’nin “Damadı”, Suudi devletinin propaganda aradcı olan medya şirketlerini yöneten Waleed bin İbrahim El İbrahimi’nin sahibi olduğu Londra merkezli MBC isimli şirket!

***

Şimdi sizlerle ile Mayıs ayına gidelim…

19 Mayıs 2021 tarihinde yani bizim tam da Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcını milli bir bayram olarak kutladığımız Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nda Avrupa Süryaniler Birliği bir açıklama yayınlıyor.

Avrupa Süryaniler Birliği’nden yapılan açıklamada PONTUS SOYKIRIMI’nın 102. Yılı anılırken bakın hangi ifadeler kullanılıyor:

“”Bugün 19 Mayıs’ta, Osmanlı’nın Türk yönetimi tarafından Pontos Rum halkına karşı işlenen 1915 Pontus Rum Soykırımı’yla 353 bin insan katledildi, yüzbinlerce insan ise insanlık dışı koşullarda kültürel, sosyal ve ekonomik yıkımlarla hayatını kaybetti.

“Yerli halk olan Pontus Rumlarının, 1914-15 döneminde Süryani ve Ermeni halkları ile diğer Hıristiyan varlıklar gibi soykırım ve imha politikaları ile karşı karşıya kaldılar. 1915 soykırımı sırasında 3 milyondan fazla Hıristiyan katledildi, çocuklar ve kadınlar Müslümanlaştırıldı.

“Dini, kültürel, sosyal anıtlar, tarihi miraslar tahrip ve gasp edilerek el konuldu. Pontus Soykırımı sırasında 353 bin insan katledildi, binlercesi can verdi, 300’den fazla okul, 500 kilise, manastır ve anıt yıkıldı. 1915 soykırımının ardından bölgede artık Hıristiyan Pontus Rum’ları kalmadı.

“Ülkede 1915 Soykırımına değinilmezken, nefret söylemi ve Hıristiyan düşmanlığı Türkiye’de derin bir şekilde kazınmaya devam ediyor ve genellikle siyasi liderler tarafından kullanılıyor. Pontus Rum Soykırımı Anma Günü’nde şehitlerin kutsal hatıralarını anıyor, dünyanın dört bir yanındaki Pontus Rum halkının yaşadığı soykırımın tanınması ve adaletin sağlanması için yanlarındayız. Soykırımın tanınması, gelecekteki soykırımları önlemek için de hayati önem taşır.”

Yani efendim yıllardır “Sözde” Ermeni Soykırımı iddiası ile uğraştığımız yetmedi bir de “Nurtopu gibi “Pontus Rum Soykırımı” olmuş ve sesler Avrupa’dan yükselmeye başlamış bile…

İşte tam da bu seslerin yükselmeye başlamasından kısa süre sonra Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak “Rumlara ve Yahudilere” yaptığımız “Eziyetleri” (!), “Asimilasyonları” (!) anlatan KULÜP dizisi Türkiye’de O3 MEDYA ve Suudi ortağı MBC’nin yapımcılığında NETFLİX üzerinden yayına alınıyor…

KULÜP dizisi ile hemen hemen eş zamanlı olarak yayına bir de ÜÇ KURUŞ isimli bir dizi giriyor.

Bu dizide de her 2 sahnede bir Türkiye’de Romanlar’a ne haksızlıklar yapıldığı, Romanların nasıl aşağılandığı,önünün kesildiği diyaloglar arasına sıkıştırılıyor ve alt metinde “İnce bir işçilik” çıkartılıyor…

Ve dün DW’de “Türkiye en büyük Çerkes asimilasyonunun yapıldığı ülkedir” haberi yayınlanıyor…

***

Bu ülkede bahsi geçen konularda yanlış uygulamalar olduğunu kimse inkar edemez, 6-7 Eylül olayları gibi Kontrgerilla’nın Türkiye’deki ilk “Planlı” faaliyetinin yaşandığını kimse görmezden, “Varlık vergisi” ve sonuçlarını kimse yadsıyamaz ama bu devletin “Sistematik” bir “Asimilasyon” politikası ile azınlıkları yok etmeyi planladığı anlamına gelmez.

Hele hele “Pontus Rum Soykırımı”  gibi iddiaların mesnetsizliğini bu yanlış uygulamalar meşru ve doğru hale getirmez.

Ama işte “KÜLTÜR EMPERYALİZMİ” tam da böyle bir şey…

Siz “Uyanık” olmaz ağzınız açık 3 KURUŞA BİR KULÜP izler ve “Aman efendim ne de güzel dizi olmuş” demeye devam edersiniz önce bu diziler ile sizi uyuşturur, sonra bilinçaltınıza bu iddialarını “Doğru” olarak kodlar ve yaşananların çarpıtılmış halini sizin “Gerçekliğiniz” haline getirirsiniz ve bir gün bakmışsınız ki memleketiniz Avrupa tarafında “Soykırımcı” ve “Asimilasyoncu” ilan edilirken sesini çıkartan kimse kalmamış hatta siz de onları “İnsan hakları” adı altında alkışlamaya başlamışsınız…

Şimdi durun ve tekrar düşünün…

Bu ilişkiler ağı, bu açıklamalar, bu haberler ard arda gelirken bunları “Sıradan bir tesadüf” olarak açıklamak mümkün mü?

Karar sizin tabii…

________________________________________________________________________________________________

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, hiç bir kurum, kuruluş yahut kişiden “Fonlanmadan”, “tam bağımsız” ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, HABER ALTERNATİF’in aylık,3 aylık,6 aylık yahut yıllık ÖZEL BÜLTEN’ine abone olabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

 

ABONELİK LİNKLERİ:

 

YOUTUBE KANALI-KATIL BUTONU LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

KRİPTEKS E-DERGİ YILLIK ABONELİK LİNKİ:

https://shopier.com/1354512

HABER ALTERNATİF YILLIK ABONELİK/ÖZEL BÜLTEN ABONELİK LİNKİ:
HABER ALTERNATİF AYLIK ABONELİK/ ÖZEL BÜLTEN ABONELİĞİ LİNKİ:
HABER ALTERNATİF 3 AYLIK ABONELİK/ÖZEL BÜLTEN ABONELİĞİ LİNKİ:
HABER ALTERNATİF 6 AYLIK ABONELİK/ÖZEL BÜLTEN ABONELİĞİ LİNKİ:
Okumaya Devam Et

MEDYA

AİLE BOYU “SELVİLER”, GELSİN GİTSİN “HİBELER”!

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF-ÖZEL HABER

Celal Eren ÇELİK

Malumunuz AKP iktidarında yaşanan çürümüşlük,yolsuluk,vurgun ve talan adeta “Kurumsallaşırken” bu yolsuzlukların devlet kurumlarına “Yerleşen” yandaşlar tarafından adeta sistematik halde yapılıyor olması ise artık vaka-i adiyeden oldu.

AKP döneminde en çok yozlaşan ve çürüyen sektörlerden birisi de hiç şüphesiz medya olurken, gerçek gazetecilerin yerini yandaş,kalemini AKP için kiralayan ama daha da önemlisi AKP yandaşlığı ile elde ettiği “Nüfuzunu” “İş takibi” yaparak kendisi, ailesi ve yakınları için ranta dönüştüren tiplerin “Gazeteci” kisvesi altında boy gösteren “Tipler” aldı.

Yukarıda tanımladığımız “Gazeteci” adı altındaki bu yeni “Türün” en önemli temsilcilerinden birisi ise hiç şüphesiz zamanında Pensilvanya’da FETÖ elebaşı Fethullah Gülen ile yan yana el pençe divan fotoğraflar çektiren, “Hocaefendisine” düzmedik övgü bırakmayan, şimdilerde ise en sıkı FETÖ karşıtı olan ve AKP’nin “Suflecisi” olarak Hürriyet’te kendisine köşe tahsis edilip, ekran ekran dolaştırılan Abdülkadir Selvi.

AKP döneminde sadece Selvi’nin değil aile efradının da nasıl hızla “Yol aldığını”, Abdülkadir Selvi’nin damadının bürokrasi içerisinde nasıl “Jet hızı” ile yükseldiğini de ilk kez bundan aylar önce HABER ALTERNATİF’te ÖZEL HABER olarak Türkiye’ye duyurmuştuk.

İLGİLİ HABER İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKİ TIKLAYABİLİRSİNİZ:

https://haberalternatif.com/selvinin-damadi-da-jet-hizi-ile-yukselmis/

Şimdi tabii pek çoğunuz böylesi bir “Girizgahı” neden yaptığımızı merak ediyorsunuzdur. Anlatalım efendim.

Son 2 haftada Ankara’da Abdülkadir Selvi’nin damadı ve eşi Zehra Selvi’nin tam da merkezinde olduğu öyle bir olay anlatılmakta ki Ankara kulislerinde konuşulan bu iddialar eğer doğru ise devletin ve kamu kaynaklarının nasıl sistematik olarak “Yandaşlar” ve yakınları tarafından adeta talan edildiğine son derece çarpıcı bir örnek teşkil etmekte.

E hep Abdülkadir Selvi “Ankara kulislerinden” haber verecek değil ya, bu kez de kendisi hakkındaki bu kulisleri ve iddiaları biz kaleme alalım bakalım…

***

Az önce de belirttiğimiz üzere Abdülkadir Selvi’nin damadı Emre Öğütcen, 8 Mayıs 2014 tarihinde Büşra Selvi ile evlendikten sonra bürokraside “Jet hızı” ile yükselirken önce 2015 yılında BOTAŞ’ta “BÜTÜN GÜVENLİK ŞEFİ”, hemen ardından TPAO’da “Bilgi Teknolojileri Yöneticisi” olarak atandı, bu atamdan 3 ay sonra TPAO Bilgi Teknolojileri Daire Başkanı oldu.

Son olarak “Damat” Öğütcen 2017 yılında ise Bilim,Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na Bilgi İşlem Daire Başkanı olarak atandı.

Şimdi efendim bu “Bilgi İşlem Daire Başkanlığı” görevinin şöyle kritik bir özelliği var; bu daire başkanlığının başında bulunan bürokratın imzası olmadan bakanlığın ilgili birimine alınacak teknik malzemelerin “Satın alım” işlemleri gerçekleşemiyor. Yani “Damat” Emre Öğütcen malzeme alımlarının  “Son onay vericisi” konumunda,ondan izinsiz alım yapmak mümkün değil.

Ankara kulislerinde dolaşan iddiaya göre Emre Öğütcen bu “Teknik malzeme” alımlarında DMO üzerinden alım işini yüklenecek yani bakanlığa mal satacak firmalardan kurumun ihalesine çıktığı malların üzerine bu firmaları “Tercih etmek için” “Hibe” istiyor.

Aslında bu “Hibe” olayı tam olarak tüm kurumları sarmış bir “Yasal rüşvet” kılıfına dönüşmüş durumda. Bu “Sisteme” göre malzeme ihtiyacı olan kamu kurumları ihtiyacı olan malzemenin miktarını ve teknik özelliklerini o ürüne ait kodu girerek DMO’ya bildiriyor. DMO’ya bu ürünün parasını yatıran devlet kurumuna DMO üzerinden DMO’nun anlaştığı firmalardan bu malzemeler temin ediliyor.

Ancak bu temin sürecinde kritik bir detay var.

DMO bu malzemelerin temini için çeşitli firmalardan temin için teklif alıyor.İşte “Hibe” tam burada devreye giriyor.

Son zamanlara kadar “Hibe” olarak “Kamufle” edilen bu “Rüşvet” çarkı şöyle işliyordu:

X firma X miktardaki ürünü bakanlığa satmak için teklif veriyor. Ancak bu bakanlıktaki “Satınalmadan sorumlu” yetkililer “Bu firmayı tercih etmek” için “X MİKTARDA” da makineyi kuruma “Hibe” etmesini istiyor. Malını satmak isteyen firmalar ise mecburen bu “Hibeleri” veriyorlar. Hatta iddialara göre sadece devletin kurumuna değil satın alma yetkililerine de “Özel jestler” yapılıyor işi bitirmek için. Bu kimi zaman bu yetkililerin çocuklarının özel okul taksitinin ödenmesi, kimi zaman aile boyu iPhone telefonlar, bilgisayarlar, kimi zamanlarda tatil masrafları oluyor. Tabii bu “Jestlerin” şekli ve miktarı işin büyüklüğüne göre değişiyor.

Ama en yaygını makine “Hibesi”…

İşte bu “sistem” böyle güzel güzel işlerken iddialara göre bundan 2 hafta kadar önce “Damat” Emre Öğütcen daire başkanı olduğu bakanlığa 18 fotokopi makinesinin alımı için 7 makinenin de ayrıca “Hibe edilmesini” APEX isimli Ankara firmasından talep etti.

Bu arada “Fotokopi makinesinden ne olur?” demeyin. Bahsettiğimiz makinelerin en ucuzu 4500 Dolar’dan başlıyor ve çok çok daha pahalı modeller mevcut. Yani 7 makine “Hibe” edildiğinde bugünkü kurla 377 bin 445 TL’lik bir rakam sadece 1 işten ortaya çıkıyor. Bu da “En ucuz” makine üzerinden yapılan hibeler. Yani varın daha pahalı olan makinelerde yapılan böylesi “Hibelerin” ederini siz hesap edin.

APEX firması 7 değil 6 makine “Hibe” edebileceğini söyleyince “Damat” Emre Öğütcen rest çekiyor,malı 7 makine hibe edilmez ise APEX isimli firmadan almayacağını belirtiyor ve APEX isimli firma 7 makineyi “Hibe” etmeyi kabul ediyor..

Makineler APEX isimli firmanın ana distribütör firmasından İstanbul’dan gönderiliyor. Normalde APEX isimli firmanın bu makineler için kendisinin irsaliye keserek makineleri bakanlığa teslim etmesi gerekirken irsaliyeleri İstanbul’daki ana distribütör kesiyor.

Böylece APEX sadece “Kurulum yapan” firma gibi gözüküyor.

Ama işin skandal boyutu bundan sonra başlıyor…

***

Ankara’nın Altındağ ilçesinde Hamamönü semtinde bir şirket var: BİOS MADENCİLİK. Bu şirket önce Ankara Çankaya’nın en prestijli semtlerinden Çukurambar’da kuruluyor, daha sonra adresini Altındağ İlçesi Hacettepe Mahallesi olarak değiştiriyor.

İşte iddialara göre “Damat” Emre Öğütcen’in bakanlığa “Hibe” olarak aldığı bu fotokopi makinalarından birisi 2 hafta kadar önce akşam mesai saati bitiminde bakanlıktan çıkartılarak Altındağ semtindeki bu şirkete götürülüyor. Devletin makinesinin bakanlıktan çıkartılıp bir özel şirkete götürüldüğü o anların kamera kayıtlarına yansıdığı belirtiliyor.

İşte efendim bu devletin makinasının götürüldüğü BİOS MADENCİLİK firması kimin dersiniz? Abdülkadir Selvi’nin eşi Zehra Selvi’nin!

Yani “Damat” devletin kurumuna normalde istememesi gereken bir “Hibe” isteyip o makineleri bakanlıkta iş verdiği firmadan yine bakanlık adına alıyor ama bu makineyi de kayınvalidesinin  şirketine götürüyor.

İşte olay bundan sonra patlıyor…

Bakanlık içerisinden bir şikayet ile birlikte müfettişler harekete geçiyor. Önce devletin makinesini Abdülkadir Selvi’nin eşinin şirketine götüren “Damat” Emre Öğütcen’in makam şoförü müfettişler tarafından soruşturmaya alınıyor, şoför bildiği her şeyi anlatınca yine bizzat “Damat” Emre Öğütcen’in makam şoförü ile birlikte Abdülkadir Selvi’nin eşi Zehra Selvi’ye ait şirketin merkezine gidiliyor.

Devletin makinesi Abdülkadir Selvi’nin eşi Zehra Selvi’nin ofisinden çıkıyor ve kodu ile birlikte bu durum tespit ediliyor. Müfettiş tespit tutanağı tutuyor.

Müfettiş bu devlete ait malzemenin faturasını sorunca cevap verilemiyor. Müfettiş de “Ben anladım anlayacağımı” cevabını veriyor.

Bu yaşanan olaydan sonra “Damat” Emre Öğütcen bakanlığa gittiğinde kuruma alınmıyor ve görevinden azledileceği söyleniyor.

Ama burada bitmedi… Edindiğimiz 2 önemli bilgi var bu noktada:

İlki Abdülkadir Selvi’nin eşine ait firma merkezine giden müfettişlerin damat Emre Öğütcen’in bakanlıktan çıkarttığı “Hibe” makine gibi onlarca çeşitli teknik cihazın bu adreste olduğunu görüyorlar. Yani şirket merkezi adeta bu tip malzemeler için bir “Depoya” dönüşmüş.

İkincisi ise Abdülkadir Selvi’nin eşi Zehra Selvi’ye ait BİOS MADENCİLİK isimli firmanın “Damat” Emre Öğütcen’in Bilgi Teknolojileri Daire Başkanı olarak “Satınalma” konusunda son “Onay verici” olduğu Bilim,Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na mal sattığı gelen bilgiler arasında.

Yani aslında 2.bir Ruhsar Pekcan vak’asının “Damat bürokrat” versiyonu var ortada iddialara göre.

Düşünün sevgili okurlar devlet kurumlarına mal satabilmek için özel sektör şirketleri tarafından “Hibe” edilen makinelerden ayda böyle 10 tanesi “Bir yerlere” götürülse “en ucuz makineden” hesaplanırsa 45 bin dolar yani 540 bin TL’den fazla… Böyle bir “Sistemin” yıllık olarak işletildiğini düşünürseniz yılda 450 bin Dolar!

Ortada fatura yok,kayıt yok! Her ay bu devlet kurumlarında böylesi “Toplu teknik cihaz alımları” yapıldığını aklınızda tutun ve varın ondan sonra bu işin boyutunu siz hesaplayın…

APEX’İN SAHİBİ ÇOK KIZDI!

Tüm bu iddialar sonrasında makineleri temin ettiği belirtilen APEX isimli firmanın sahibi Rafet Güler’e zor da olsa ulaştık.

“Zor oldu” diyoruz zira kendisi önce asistanına çok önemli ve bölemeyeceği bir toplantısı olduğunu söyleyerek bir süre sonra  15 dakika sonra aramamızı iletti. Belirtilen zaman aralığından sonra kendisini aradığımız zaman “Acil işi çıktığı” için ofisten çıktığı yine asistanı tarafından bize iletildi ve “Ayaküstü” kendilerinin olayla ilgisinin olmadığı “Bir şey yaşandığını ama hallettiklerini” söylediğini asistanı bize aktardı. Biz de devlette işlerin böyle “Hallettik” denilince halledilmeyeceğini olayın resmi tespit tutanağına geçtiğini ifade ettik.Sonunda Rafet Güler’in asistanı “Neticede ben de aradayım” dedi haklı olarak.

Biz “Haberi firma olarak kendilerinin cevap vermek istemediğini” belirterek yayınlayacağımızı belirterek telefonu kapattıktan yaklaşık 10 dakika sonra APEX firmasından dönüş yapıldı.

Firmanın sahibi Rafet Güler, kendisine olayı anlatıp sorduğumuz zaman önce “Yalan yanlış senaryolar,böyle bir şey yok”dedi. Bakanlığa DMO üzerinden ve ana distribütör çıkışlı 18 değil 64 makine verdiğini belirtti ama irsaliyenin olması gerektiği gibi kendisi tarafından değil ana distribütör tarafından kesildiğinden hiç bahsetmedi.. (Ancak Rafet bey bilgiyi “Çarpıtıyordu” zira verdiği rakam bahsi geçen olaydaki rakam  değil APEX tarafından son dönemde bakanlığa verilen toplam makine miktarı. Bahse konu olayda 18 makine+7 hibe makine söz konusu son parti olarak) Kendisine “Hibe yok yani” dedik “Sizi ilgilendirmez” cevabını verdi. Israrla “Hibe” konusunu sorduğumuz zaman ses tonu giderek yükseldi.

Asistanının 5 dakika önce kendisinin “Hallettik biz o işi” dediğini ilettiğimiz zaman “Yalan bunlar asistanım neden olmayan bir olayı anlatsın?” dedi.

Olayın müfettiş tespit tutanağına geçtiğini söylediğimizde ise son  derece sinirlenerek “Basın gidin bildiğinizi yapın” diyerek bağırıp telefonu yüzümüze kapattı.

CEVAP BEKLEYEN SORULAR…

1-Ankara’da konuşulan bu iddialar doğru mudur ve böyle bir olay Bilim,Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nda yaşanmış mıdır?

2-Devlet kurumuna ait fotokopi makinesinin bakanlıktan çıkarılırken kamera kayıtlarına yansıdığı belirtiliyor. Bakanlığa ait son 2 haftaya ait kamera kayıtları içerisinde bu durumun yansıdığı bölümler hala mevcut mudur yoksa “Özel bir rica” ile silinmiş midir?

3-Devlete ait teknik cihaz Abdülkadir Selvi’nin eşi Zehra Selvi’nin ofisinde çıkmış mıdır? Çıktıysa müfettiş tespit tutanağının detaylarında neler yazılmıştır?

4-Devletin kurumlarına “Hibe” olarak verilen ve aslında mal alımı yapılan firmalardan istenen “Yasal rüşvetin” adı olan bu cihazlar nerededir? Devlet kurumları ihtiyaçları olan miktarda malı satın almak için neden firmalardan “Hibe” adı altında ekstra taleplerde bulunmaktadır?

5-Devlet kurumuna ait bir cihazın faturası olmadan Abdülkadir Selvi’nin eşi Zehra Selvi’ye ait bir şirkette ne işi vardır?

6-Zehra Selvi’ye ait BİOS MADENCİLİK isimli şirket “Damadı” Emre Öğütcen’in Daire Başkanı olarak satınalma sürecinde en yetkili isim olduğu Bilim,Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na mal satışı yapmakta mıdır? Yapıyor ise bu mal satışları ihale ile mi yoksa “Doğrudan temin” yolu ile ihalesiz olarak mı gerçekleşmektedir?

7- Abdülkadir Selvi’nin eşi Zehra Selvi’ye ait BİOS isimli şirket bir “Madencilik” şirketidir. Bu şirketin merkez ofisinde onlarca ve birbirinden farklı,kullanım alanları birbiri ile alakasız,şirketin iştigal alanı ile ilgisi bulunmayan teknik cihaz “Depolandığı” doğru mudur? Doğru ise bu cihazlar tıpkı müfettiş tespit tutanağına geçen fotokopi makinesinde olduğu gibi çeşitli devlet kurumlarından  gelen “Hibe” cihazlar mıdır ve faturaları kesilmiş midir? Bu cihazlar kayıt dışı şekilde satılarak rant mı elde edilmektedir?

8-Yaşanan bu olay sonrasında Abdülkadir Selvi’nin damadı Emre Öğütcen’in kuruma alınmadığı ve görevinden azledilme sürecinin başladığı doğru mudur?

________________________________________________________________________________________________

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, hiç bir kurum, kuruluş yahut kişiden “Fonlanmadan”, “tam bağımsız” ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, HABER ALTERNATİF’in aylık,3 aylık,6 aylık yahut yıllık ÖZEL BÜLTEN’ine abone olabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

 

ABONELİK LİNKLERİ:

 

YOUTUBE KANALI-KATIL BUTONU LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

KRİPTEKS E-DERGİ YILLIK ABONELİK LİNKİ:

https://shopier.com/1354512

HABER ALTERNATİF YILLIK ABONELİK/ÖZEL BÜLTEN ABONELİK LİNKİ:
HABER ALTERNATİF AYLIK ABONELİK/ ÖZEL BÜLTEN ABONELİĞİ LİNKİ:
HABER ALTERNATİF 3 AYLIK ABONELİK/ÖZEL BÜLTEN ABONELİĞİ LİNKİ:
HABER ALTERNATİF 6 AYLIK ABONELİK/ÖZEL BÜLTEN ABONELİĞİ LİNKİ:
Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: