Sosyal Medya Hesaplarımız

GÜNDEM

SANATÇILARDAN ORTAK BİLDİRİ

Yayınlanma Tarihi:

on

Çok sayıda aydın ve sanatçının imzasıyla yayınlanan bildiride, “Korkmuyoruz, evet. Korkusuzluğumuz sıradan ve temelsiz bir cesaret değil, halkımızın ve ülkemizin yüksek değerlerine inancımızın sonucu olan sevgi ve bilinç birikimiyle ilgilidir. Korkmuyoruz. Bütün yurttaşlarımızı daha cesur daha özgüvenli, daha inançlı ve kararlı olmaya çağırıyoruz” denildi.

Sanatçıların düşünceleri nedeniyle yargılandıklarını vurgulayan Sanatçılar Girişimi, pek çok önemli ismin altına imza attığı ortak bir açıklama yayınladı ve halkı sanatçıların yargının önüne yem gibi atılması konusunda uyardı.

Sanatçılar Girişimi çok sayıda sanatçı ve yazarın imzasıyla, ülkede yaşanan sorunlara dair bir bildiri yayımladı.

 Müjde Ar’dan Levent Üzümcü’ye, Adnan Özyalçıner’den Ataol Behramoğlu’na, Müjdat Gezen’den Rutkay Aziz’e kadar birçok sanatçının imza attığı açıklamada, “Pek çok müzisyen, ressam, heykeltıraş, çağdaş sanatçımız günlük yaşamlarını sürdürme konusunda çözümsüz sorunlar yaşamaktadırlar. Ülkesine sevgiyle, onurla, özveriyle uzun yıllardır hizmet etmiş ve etmekte olan saygın sanatçı dostlarımız, büyük bir saygısızlıkla, değer bilmezlikle, güvenirliği kalmamış yargının önüne yem gibi, kurban gibi atılıyor” denildi.

Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Sevgili halkımıza,

Sizlere, emeğini, yeteneğini, halkının ve ülkesinin hizmetine sunmuş sanatçılar olarak sesleniyoruz. Mutluluğunuz bizim mutluluğumuz, mutsuzluğunuz bizim mutsuzluğumuzdur. Mutlu olmadığınızı biliyoruz, görüyoruz, seziyoruz, izliyoruz. Yaşadığımız koşullarda nasıl mutlu olunabilir ki!

Dünyayı sarsan corona virüsü belası ülkemizde de can alıyor. Daha da alacağı anlaşılıyor. Yeterince ağır bu belayla savaşırken çarşıda, pazarda, günlük yaşamda fiyatlar el yakıyor. İşçimiz, köylümüz, esnafımız, memurumuz, emekçimiz, çoğu dar gelirli, kimisi büsbütün gelirsiz insanımız, geçim sıkıntısıyla, işsizlikle boğuşuyor. Bu gününü kurtarmaya çabalarken yarınlarının ne olacağı bir karabasan gibi, kâbus gibi üzerine çöküyor. Yarın kaygısı, gençlerimizi ümitsizlik içinde kıvrandırıyor.

Deprem kuşağındaki ülkemizde, bir depremin yaraları henüz sarılamadan, yakın gelecektekilerin habercisi öncü sarsıntılar, sanki doğa da bu kötülüklerle yarışıyorcasına, ülkemizin her yerinde birbirini izliyor. İnsan eliyle yapılan doğa katliamları güzelim ülkemizi mahvediyor. Gelmiş geçmiş en büyük deprem felaketinin beklenmekte olduğu İstanbul’umuzun üzerinde Kanal İstanbul denilen ölümcül rant kılıcı sallanıyor.

Cumhuriyetimizin değerleri alt üst edilmiş. Monarşi hayranlığı körükleniyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun birkaç yüz yılı kapsayan aydınlanma çabaları göz ardı edilerek en karanlık, en gerici, en baskıcı dönemleri ve kişileri baş tacı ediliyor. Barolar ayaklar altında. Hukuk güvenirliğini yitirmiş. Büyük Millet Meclisi işlevinden uzaklaştırılarak etkisizleştirilmiş. Emekçinin kıdem tazminatı yağmalanmakta…

Sıradan ve kimileri cinayet, yaralama gibi yaşama hakkına yönelik cürümlerin sanıkları serbest bırakılırken, düşüncelerinden ötürü yargılanan aydınlar, gazeteciler, siyasetçiler cezaevlerine kapatılmış. Ölümle, sakatlanmayla sonuçlanan, bu nedenle de daha çok cinayete benzeyen iş kazalarında ve yanı sıra da annemiz, eşimiz, kızımız, kardeşimiz, sevgilimiz, canımız olan kadınlara karşı işlenen alçakça cinayetlerde, bütün dünya ülkeleri arasında korkarız ki en ön sıralardayız.

Bütün bu haksızlıklar karşısında suskun kalamayan; duyarlı insan olma gereğini, sorumluluğunu yerine getiren, her zaman halkının yanında yer almış olan sanatçılar, yazarlar, gösteri ve dinletilerin yasaklanmış olması ve yayın dünyasının geçmekte olduğu dar boğaz nedeniyle, maddi olarak da her zamankinden daha çok sıkıntı içinde kalmış durumdadır. Özel tiyatrolar perdelerini tamamen kapatma tehdidiyle karşı karşıyadır. Pek çok müzisyen, ressam, heykeltıraş, çağdaş sanatçımız günlük yaşamlarını sürdürme konusunda çözümsüz sorunlar yaşamaktadırlar.

“HALKIN SANATÇISI, HALK MUTLUYSA MUTLU”

Ülkesine sevgiyle, onurla, özveriyle uzun yıllardır hizmet etmiş ve etmekte olan saygın sanatçı dostlarımız, büyük bir saygısızlıkla, değer bilmezlikle, güvenirliği kalmamış yargının önüne yem gibi, kurban gibi atılıyor. Bir zamanların çağdaş, saygın Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisi de, iç politikaya yönelik iktidar söylemleri bu gerçeği ne kadar örtmeye çalışsa da, uygar dünya önünde bütün saygınlığını ve güvenirliğini yitirme tehlikesi altındadır. Paramızın değerinin dünya pazarlarında sıfırlanmış oluşu bütün bu söylediklerimizin bir özeti ve simgesi gibidir…

Orta gelirli, hatta ortanın altında geliri olan herhangi bir Batı ülkesi yurttaşı, sahip olduğu paranın bizim paramızın altı-yedi kat üstünde değeri olmasının güveniyle ülkemize bir sömürgeye gelir gibi seyahat edebilirken, bizim bir orta gelirli insanımızın ve çocuklarının bile ülke dışına seyahati artık hayal bile edilemez. Bizler, yüreği halkıyla, ülkesiyle çarpan sanatçılar da halkımızla aynı sıkıntıları paylaşmanın hem üzüntüsünü hem onurunu taşıyoruz. En başta söylediğimiz gibi, halkın sanatçısı halk mutluysa mutlu, mutsuzsa o da mutsuzdur. İçimizde biriken bu acı sözleri içtenlikle ve korkusuzca dile getirmemiz, halkımızın, ülkemizin mutluluğu adınadır.

“YURTTAŞLARIMIZI DAHA CESUR VE KARARLI OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

Korkmuyoruz, evet. Korkusuzluğumuz sıradan ve temelsiz bir cesaret değil, halkımızın ve ülkemizin yüksek değerlerine inancımızın sonucu olan sevgi ve bilinç birikimiyle ilgilidir. Korkmuyoruz. Bütün yurttaşlarımızı daha cesur daha özgüvenli, daha inançlı ve kararlı olmaya çağırıyoruz. Türkiye büyük bir ülkedir. Dünyanın göz bebeği ülkelerindendir. Aydınlanma değerlerinin beşiği olan Batı ülkeleri de içinde olmak üzere, bütün dünyada aydınlanmanın yeniden doğuşuna öncülük edebilecek potansiyellere sahip bir ülkedir. Seslenişimizde sıraladığımız sıkıntılar aşıldığında, bu gerçek bütün dünyada bir kez daha görülecektir… Bu nedenlerle ve sonuç olarak, iktidar güçlerini başta düşünceyi açıklama özgürlüğü olmak üzere evrensel insan haklarına, ülkenin insan ve doğa kaynaklarına saygılı olmaya önemle davet ediyor, muhalefetteki güçleri de daha kararlı, daha cesur ve daha etkin olmaya çağırıyoruz. Türkiye sahipsiz değildir. Çünkü bu sevgili ülke, kendisinin yetiştirmiş olduğu ve her biri kendi alanında değerini bütün dünyaya kabul ettirmiş yazarlara, şairlere, müzisyenlere, ressamlara, tiyatro ve sinema sanatçılarına, sanatın her alanından seçkin, bilinçli, bütün varlıklarıyla yurduna ve halkına bağlı sanatçılara sahiptir.

Açıklamayı imzalayan sanatçılar şöyle;

Edip Akbayram, Sadun Aksüt, Gülcan Altan, Müjde Ar, Koray Ariş, Ekrem Ataer, Engin Ayça, Orhan Aydın, Enver Aysever, Rutkay Aziz, Taner Barlas, Bedri Baykam, Nihat Behram, Ataol Behramoğlu, Egemen Berköz, Gani Cansever-Heval, Metin Coşkun, Meltem Cumbul, Nevzat Çelik, Haluk Çetin, Melike Demirağ, Füsun Demirel, Erhan Doğan, Utku Erışık, Yücel Erten, Turgay Fişekçi, Müjdat Gezen, Fehim Güler, Tarık Günersel, Sadık Gürbüz, Emin İgus, Gülseli İnal, Ekrem Kahraman, Tuğrul Keskin, Arif Keskiner, Can Kolukısa, Macit Koper, Zülfü Livaneli, Zeynep Oral, Coşkun Özdemir, Denizhan Özer, Adnan Özyalçıner, Abdullah Nefes, Vedat Sakman, Adil Salih, Ferhan Şensoy, Yusuf Taktak, Cihat Tamer, Ahmet Telli, Sali Turan, Gülsen Tuncer, Dilek Türker, Levent Üzümcü, Nejat Yavaşoğulları, Ümit Zileli.

Yorum yapmak için tıklayın

Bir Cevap Yazın

GÜNDEM

İŞTE NAGEHAN ALÇI’NIN ARKASINDAKİ FETÖ İMAMI

Yayınlanma Tarihi:

on

Ekranlarda yaptığı yorumlarla büyük tepki çeken,canlı yayında devlet için “Seri katil” ifadesini kullanan Habertürk yazarı Nagehan Alçı hakkında çok önemli bir gerçek gün yüzüne çıktı…

Azerbaycan Devleti tarafından Ermeni işgali altındaki Karabağ’a izinsiz girdiği ve burada yapmış olduğu röportajlarda Karabağ topraklarını “Tamamen Ermeni toprağı” olarak niteleyen yazıları ve Ermeni gazetecilere verdiği röportajlar nedeni ile Nagehan Alçı  “PERSONA NON GRATA” yani “İstenmeyen adam” ilan edilerek Azerbaycan’a girişi yasaklanan tek Türk olmuştu.

Nagehan Alçı’nın bu yasağının uzun süre sonra kalkmasının ardında  FETÖ’nün Azerbaycan İmamı Elnur Aslanov’un olduğu ortaya çıktı.

Bu önemli bilgiyi ortaya çıkartan ise veryansintv.com Genel Yayın Yönetmeni ve yazarı gazeteci Erdem Atay oldu…

Erdem Atay bugün veryansintv.com’da kaleme aldığı BU DA MI GOL DEĞİL? başlıklı köşe yazısında yaşananları tüm detayları ile anlattı…

Erdem Atay köşesinde şunları yazdı:

“Şimdi size yeni bir Nagehan Alçı hikayesi anlatacağım.

Başlamadan bir giriş yapalım…

***

Önce sorduk, “Nagehan Alçı dosyası açalım mı?” diye.

Aksini söyleyen tek bir kişi çıkmadı, herkesin ortak tepkisi, “Aç aç aç..” oldu.

Şunu anladım ki, bu ülkede Nagehan Alçı’ya güvenen 10 insan bulamazlar!

Fakat arkasındaki güç nasıl bir güçse her gün ekranlarda, her gün köşelerde.

Neyse…

Biz de dosyayı açtık.

İlk yazımızda “FETÖ artığı” kararını ortaya çıkardık. Haber gündem oldu.

Tümgeneral Ahmet Yavuz sayesinde önemli bir hukuk kararı çıktı ve herkes Nagehan Alçı’ya FETÖ ARTIĞI” dedi

İlk yazı çok etkili oldu.

Şimdi yenisine başlıyoruz.

***

Yıl 2009

Nagehan Alçı o yıllarda Akşam gazetesinde yazıyor.

Hedefinde büyük bir gazeteciliğe imza atmak var.

O zaman kendisine “Ermeni açılımı” görevi verilmiş olacak ki, “kahramanımız” Ermenistan işgali altında bulunan kardeş Azerbaycan toprakları olan Karabağ’a gitmeye karar veriyor. Zaten o yıl “Ben de Ermeni’yim” diyerek yazı yazıyor ve Hrant Dink cinayetini yapan “örgütün” yargılanmasını istiyor.

Tam da Türkiye ile Ermenistan arasında protokol imzalanmış ve Azerbaycanlı kardeşlerimizin bu duruma tepki gösterdiği sıralar.

Şunları hatırlatmak lazım:

Bir Azerbaycanlı için en acı tarih Hocalı katliamıdır. Onlar için bunun önemi asla tarif edilemez.

Ve hala Azerbaycan’ın o toprakları Ermenistan işgali altındadır.

Evet, Nagehan Alçı Bakü’ye bilgi verme gereği duymadan buraya gitmeye çalışıyor.

Ermeni yetkililerle tüm temaslarını sağlıyor ve önce Erivan’a, arkasından işgal altındaki Karabağ’a gidiyor… Hocalı’ya uğruyor… Gidilmesi ne kadar yasak köy varsa oraya ayak basıyor!

Önce şunu söyleyelim…

İşgalin yaşandığı 1992 yılından o güne kadar hiçbir Türk oraya girememişti.

Bunu başaran ilk “Türk” Nagehan Alçı oldu.

Kendisini bizler değil ama Gazeteciler Cemiyeti tebrik etti ve ‘Yılın yazı dizisi’ ödülünü verdi kendisine. Hıncal Uluç da Nagehan Alçı’yı öve öve bitiremedi!

Peki ödülü hak edecek ne yaptı?

Karabağ’ı okurlarına “Ermeni toprakları” algısı yaratarak sunduğu ileri sürüldü.

Ve… Ermenistan’da gazetecilere konuştu.

Ermeni gazeteleri, Nagehan Alçı’nın “Karabağ yüzde yüz Ermeni toprağıdır” sözlerini öne çıkardılar.

Azerbaycan vatandaşları ayağa kalktı, çok fazla tepki geldi.

O dönem gazetenin Genel Yayın Yönetmeni olan İsmail Küçükkaya da gelen tepkilere dayanamayarak yazı dizisini durdurma kararı aldı.

Ancak Alçı, Ermenilerin söyleşisini çarpıttığını iddia etti.

Kızılca kıyamet kopunca, Bakü’den resmi izin almadan işgal edilmiş topraklara giden diğer yabancı gazetecilerin kaderiyle birleşti Nagehan Alçı’nın kaderi…

Azerbaycan yönetimi Nagehan Alçı’yı ‘Persona non grata’ yani ‘istenmeyen kişi’ ilan etti.

“İşgal altındaki bölgelere izinsiz girerek işgale meşruluk kazandırmaya çalışan bir gazeteci” olarak Azerbaycan’ın kara listesine girdi ve ülkeye girişi yasaklandı.

Evet, Azerbaycan’a girmesi yasaklanan tek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma “şerefine” böylece o nail olmuş oldu.

***

Ne yazarsa yazsın, kâr etmedi. Nagehan Alçı Azerbaycan’da “En nefret edilen ‘Türk’ gazeteci” olarak nam saldı.

Ama sonra garip bir şey oldu.

Kasım 2013’te “Azerbaycan’ın yasaklı listesinden nasıl çıktım?” başlıklı bir yazı yazdı.

“Geçen gün telefonum çaldı” diye başlıyor cümleye… Yani kendisini aramışlar! Devamını kendi ağzından okuyalım:

“Karşımda Azerbaycan Büyükelçiliği Basın Ateşesi Elsevar Salmanov. Meğer Türkiye’den yalnızca ben persona-non-grata listesindeymişim. Görünce çok üzülmüşler ve bu işi düzeltmeye karar vermişler. Salmanov beni görmek için İstanbul’a geldi. Son derece liberal görüşlü, olumlu bir diplomat… İlham Aliyev’e bir mektup yazmamı istedi. Yazdım. Önümüzdeki hafta Bakü’ye gidecek ve mektubu bizzat verecek. Böylece galiba benim ‘istenmeme’ durumum ortadan kalkmış olacak…”

Ateşe çok üzülmüş! Dayanamamışlar, çabalamışlar ve girişimlerde bulunmuşlar!

Böyle olunca da Alçı’nın ismi kara listeden silinmiş.

***

Peki işin arka planında ne oldu?

***

Şimdi okuyacaklarınıza dikkat kesilin lütfen.

***

Azerbaycan basınında bir haber çıktı.

“Ermeni yanlısı Türk gazetecinin arkasındaki adam öğrenildi” başlıklı haberde söz konusu kişinin çok üst düzey bir yetkili olduğu yazıldı. O kişi dönemin Cumhurbaşkanlığı İdaresi Siyasi Tahlil ve Enformasyon Daire Başkanı Elnur Aslanov’du.

Azerbaycan’ın önemli sayılan kişilerden biriydi.

Aslanov haberi yalanladı ama haberi yapan gazetecilere de şu sözü söylemeden edemedi: “Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı’nın yasaklı listesinde Türk yazarların isminin yer almasını kim ister?”

Azerbaycanlı gazeteciler bu işin peşini bırakmadı, olayı doğrulattılar.

Alçı ile işbirliği yapmanın Azerbaycan’a fayda sağlayacağı yönünde görüş bildirdiği ortaya çıkan Elnur Aslanov’un, Alçı’nın kara listeden çıkması için Dışişleri Bakanlığı Basın Servisi Başkanı ve dönemin Azerbaycan Etiyopya Büyükelçisi Elman Abdullayev’i ikna etti.

Aslanov bununla da yetinmedi, Azerbaycan’ın Türkiye Büyükelçisi Faig Bagirov ile görüştü.

Yine yetmedi Azerbaycan İstanbul Başkonsolosu Hasan Zeynalov’u aradı. Aslanov, Başkonsolosa Alçı’nın listeden çıkarılması için Dışişleri Bakanlığına başvuru yapması talimatını verdi.

Ancak dönemin Başkonsolosu bu talimatı dinlemedi ve Dışişleri Bakanlığına bu konu ile ilgili olumsuz görüş bildirdi.

Elnur Aslanov işi gücü bırakmış Nagehan Alçı’nın kara listeden çıkması için uğraşıyordu.

Bir akrabasını İstanbul’a yolladı ve Ankara Büyükelçiliğinde çalışan biriyle Milliyet gazetesinin yazı işleri müdürüne gittiler. Gelen Azerbaycanlı yetkililer Nagahan Alçı’yı affettiklerini, Alçı’nın özür dilediğini söylediğini belirttiler.

Ve Nagehan Alçı kara listeden çıkarıldı.

Bunun üzerine Başkonsolos bu konuda geri adım atılmaması için Alçı ile ilgili yeniden olumsuz bir rapor yazdı.

Fayda etmedi.

Elnur Aslanov başarmıştı.

***

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in bir zamanlar çok yakın çalışma arkadaşı olan Aslanov 2014 yılında görevden alındı. 2016’da da hükümetten tamamen uzaklaştırıldı.

Aslanov daha sonra ABD’ye gitti ve Harvard Business School’da eğitime başladı.

Geçenlerde de Azerbaycan’da Aslanov’la ilgili yeni iddialar ortaya atıldı.

İddiaya göre Aslanov yeniden harekete geçmişti ve kendisinin Azerbaycan’da bakan olacağı yazılmıştı. Ülke bu haberle çalkalandı…

***

Peki Elnur Aslanov kimdi?

Açıklıyorum:

FETÖ’nün Azerbaycan imamı!

Görevden alınma nedeni de FETÖ’cü olması!

***

Peki ben bunları nereden mi öğrendim?

Türkçe biliyorsanız, Azerbaycan gazetelerini açıp okuyabilirsiniz ve Azerbaycan’a gidince de kim varsa sorabilirsiniz.

***

Yani yazının özeti:

Nagehan Alçı’yı Azerbaycan’daki kara listeden çıkaran ve bunun için canını dişine takan kişi FETÖ’nün Azerbaycan’daki en önemli adamı!

***

Sadri Alışık’ın müthiş bir filmi vardır: Ofsayt Osman.

Ofsayt Osman filmin son cümlesinde hâkime şu soruyu sorar?

“Bu da mı gol değil?”

Şükür bir ofsayta düşmüşlüğümüz yok ama bu kez de biz size soralım:

“Bu da mı gol değil!”

Cevabınızı duyar gibiyim…

***

Ama hala “gol değil” diyen varsa… Sıradaki yazıyı beklesin…

Röveşata geliyor.”

 

 

Okumaya Devam Et

GÜNDEM

GEO KOLEJİ’NDE ÖĞRETMENLER İSYANDA,2.DOĞA KOLEJİ VAK’ASI KAPIDA

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF

Celal Eren ÇELİK

Son yıllarda eğitim sektöründe yaşanan en büyük krizlerden bir tanesi olan DOĞA OKULLARI’nda yaşanan kriz uzun süre çözülememiş ve büyük sıkıntılar yaşanmıştı.

Şimdilerde Doğa Koleji’nde yaşanan bu büyük eğitim skandalı sonrasında buna benzer ikinci bir olay da Özel GEO Koleji’nde yaşanıyor…

İNŞAAT SEKTÖRÜNDEN EĞİTİME…

Asli faaliyet alanı teknik mühendislik ve inşaat sektörü olan AE ARMAELEKTROPANÇ  A.Ş  ve sahibi Kemal Kızıltan 2018 yılında özel eğitim alanına yatırım yapmaya karar verdi.

Bu karar ile birlikte şirkete ait GEO KOLEJİ kurularak 2018-2019 eğitim öğretim yılında kapılarını öğrencilerine açtı.Ancak işin enteresan tarafı “Özel okul” olarak eğitim kalitesinin yüksekliği iddiası ile yola çıkan kolej hem de inşaat alanında faaliyet gösteren büyük bir şirketin bünyesinde kurulmasına rağmen öğretmenlerini “Okul inşaat halindeyken” göreve başlattı.

GEO KOLEJİ’nde inşaat halindeki bir okulda görevlerine başlayan öğretmenler zor şartlarda görevlerini yerine getirirken,GEO KOLEJİ 2018-2019 eğitim öğretim yılının ilk yarısında akıllı tahtası dahi olmadan dönemi tamamladı.

MAAŞLAR GECİKMEYE BAŞLIYOR…

Bugün artık büyük bir kriz halini alan öğretmen maaşlarındaki ödeme sıkıntısı ise ilk kez 2019 yılının Temmuz ayında kendisini gösterdi.

Zaten zorlu şartlarda görevlerini yerine getiren öğretmenler 2019 yılının Temmuz ayında maaşlarının gecikmesi ile maddi anlamda da sıkıntı yaşamaya başladılar.Ancak okul yönetimi bu durumun geçici bir sıkıntı olduğunu ve bir daha yaşanmayacağını belirterek öğretmenleri görevlerine devam etmesi noktasında ikna etti.

Ancak 2019 yılı Temmuz ayında öğretmenlerin maaşlarında ilk kez yaşanan ve okul yönetimince bir daha tekrarı olmayacağı taahhüt edilen maaş gecikmeleri bu tarihten sonra süreklilik kazandı ve GEO KOLEJİ öğretmenleri Mart 2020 tarihine kadar maaşlarını zamanında ve tam olarak alamadılar.

GEO KOLEJİ PANDEMİYİ FIRSATA ÇEVİRİYOR..

Pandemi sürecinin başlaması ile birlikte GEO KOLEJİ yönetimi kısa çalışma ödeneği için devlete başvururken öğretmenlerine ise kısa çalışma ödeneğinin üzerini okul olarak kendilerinin tamamlayarak maaşlarını tam olarak ödeyeceği garantisini verdi.

Ancak öğretmenlerin maaşlarının üzeri tamamlanmadı bu şekilde hiç bir ödeme öğretmenlere yapılmadı,bu arada öğretmenler tüm bu olumsuz şartlara rağmen öğrencilerini düşünerek kesintisiz olarak online eğitimleri vermeyi sürdürdüler.

OKUL YÖNETİMİ İLE ÖĞRETMENLERİN BAĞI KOPUYOR…

GEO KOLEJİ öğretmenleri giderek ağırlaşan bu sıkıntılar nedeni ile okulun kurucusu ve yönetim kurulu üyeleri olan Kemal Kızılhan ve oğlu Burak Kızılhan ile “Kurucu Temsilcisi” olarak görev yapan Talia Büke’ye hiç bir şekilde ulaşamadılar.

Okulların kapanma tarihi olan 19 Haziran 2020 tarihi itibariyle GEO KOLEJİ’nde görev yapan öğretmenlerin tüm kurumsal mailleri kapatıldı,okulun öğretmenleri okul yönetimi tarafından tüm sosyal medya hesaplarından engellendi.

GEO KOLEJİ’NDEN “VAAD RÜZGARI”

Olayların bu boyuta gelmesi ile birlikte öğretmenlerin yasal haklarını arayarak dava açmasını engellemek adına ise GEO KOLEJİ öğretmenlerine içeride kalan tüm maaşların,kısa çalışma ödeneğinden maaşlarının üzerinin tamamlanacağı kısımlarının ve tazminat haklarının Temmuz ayında tamamen ödeneceği sözünü verdi.

Ancak Temmuz ayı geçmesine rağmen GEO KOLEJİ yine öğretmenlere ödeme yapmadı…

ARABULUCU DA ÇARE OLAMADI…

Bu süreçte öğretmenlerin bir bölümü yasal yollardan haklarını aramak için okulu dava etti.Bu süreçte dava açan öğretmenler arabulucuya başvurmasına rağmen yine okul yönetiminden bir muhatap bulamadılar…

VELİLER KENDİ ALACAKLARINDAN VAZ GEÇTİ…

Öte yandan GEO KOLEJİ’nde veliler okuldan ciddi miktarlarda alacakları olmasına rağmen bu alacaklarını bırakıp öğretmenlerin maaşlarını alabilmeleri adına mücadele etmeye başladılar.

Sorunun nasıl çözüleceği,GEO KOLEJİ’nin sahibi olan Kemal Kızılhan ve Burak Kızılhan’ın mağdur öğretmenlerin mağduriyeti ile ilgili nasıl bir açıklama yapacakları en önemlisi de bu mağduriyetin daha büyük bir krize dönüşmeden giderilip giderilemeyeceği ise bilinmiyor.

DOĞA KOLEJİ İLE KORKUTAN BENZERLİK…

GEO KOLEJİ’nde yaşanan tüm bu olayların yanı sıra bir de “Korkutan benzerlik” bulunuyor.

Bu “Korkutan benzerlik” ise GEO KOLEJİ’nin kurucu CEO’sunun Uğur Kazankar ismi olması.

Zira GEO KOLEJİ’nin kuruluş sürecini ekibi ile planlayan ve kuruluşundan sonra CEO’luğunu da yapan Uğur Kazankar aynı zamanda eğitim sektöründe son yılların en büyük krizine yol açan DOĞA OKULLARI’nın da uzun yıllar CEO’luğunu yapan isim.

 

 

Okumaya Devam Et

GÜNDEM

“MAHALLE DENETİM EKİPLERİ” KURULUYOR

Yayınlanma Tarihi:

on

İçişleri Bakanlığı tarafından gönderilen genelgeye göre mahalle denetim ekipleri kurulacak ve evde izolasyon yükümlülüğünü ihlal ettiği tespit edilenler hakkında adli işlem yapılacak.

İçişleri Bakanlığı tarafından 81 ilin valiliğine ‘İzolasyon Tedbirleri’ konulu genelge gönderildi. Buna göre Covid-19’la mücadelede alınan tedbirlerin etkin şekilde uygulanmasını sağlamak amacıyla ‘mahalle denetim ekipleri’ oluşturulacak.

Bu ekiplerin yaygın ve etkin şekilde mahalle bazlı izleme ve takip çalışmalarını yürütülebilmesi için mahalle denetim ekiplerinde; kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler ve kolluk birimleri personelinin yanı sıra okul müdürleri ve öğretmenlerin, din görevlilerinin, muhtarlar ve azalarının, apartman ve site yöneticilerinden temsilcilerin (mahalle veya idari birimin büyüklüğü dikkate alınarak 5, 7, 9 veya 11 temsilci şeklinde) görevlendirilmeleri sağlanacak.

Genelgeye göre, Covid-19 tanılı/temaslı/evde izolasyona alınanların izolasyon koşullarına uymaları, elektronik imkanlar da kullanılarak sağlanacak. Evde izolasyon yükümlülüğünü ihlal ettiği tespit edilenler hakkında idari para cezası uygulanacak, adli işlem yapılacak.

Okumaya Devam Et

Popüler

%d blogcu bunu beğendi: