Sosyal Medya Hesaplarımız

ÖZEL HABER

“YEŞİL GLADİO”NUN AĞLARI…

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

Tarih yaprakları 3 Nisan 1991’i göstermekteydi,

Milli İstihbarat Teşkilatı hareketli dakikalar yaşamaktaydı… Uzun süredir üzerinde çalışılan çok gizli bir rapor tamamlanmıştı. Rapor MİT Müsteşarı’nın masasında durmaktaydı…

Az sonra MİT Müsteşarı’nın verdiği talimat ile bu çok çok önemli rapor devletin ilgili ve “Hassas” aynı zamanda da “Derin” tüm birimlerine iletildi…

Rapor “Fethullah Gülen ve CIA” bağlantılarını saptamış ve tüm detayları ile devletin ilgili birimleri bu önemli “Tehlike” karşısında uyarılmıştı…

 

Peki bu raporun “Gereği yapıldı mı?” Hayır… Ama raporu hazırlayanlar “Okyanus ötesindeki”  “Birileri” tarafından hiç bir zaman unutulmadı…

Tarih yaprakları 28 Mayıs 2012’yi gösterdiğinde “28 Şubat Soruşturması” kapsamında eski Jandarma Genel Komutanı E.Orgeneral Teoman Koman gözaltına alınıyor ve hemen sonrasında Koman cezaevine konuluyordu.

İşte aynı Teoman Koman 1988-1992 arasına Korgeneral rütbesi ile MİT Müsteşarı olan ve Fethullah Gülen ile CIA bağlantılarını ilk kez devletin resmi kayıtlarına geçiren raporun hazırlandığı dönemde MİT’in “1 Numarası” olan isimdi.

Teoman Koman 28 Şubat soruşturması kapsamında girdiği hapishaneden ancak sağlık durumunun ağırlaşması sonrasında 3 Eylül 2013’te tahliye olacak ama bünyesi ve gururu kolundaki kelepçeyi kaldırmayan Koman tahliyesinden sadece 4 ay sonra 15 Aralık 2013’te vefat edecekti…

***

Şimdi sizlerle tarih yapraklarını 1999’a sarıyoruz…

Dönemin Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibi çok önemli, gizli ve kritik dosya üzerinde çalışmaktaydılar. Bu dosya önemli olduğu kadar büyük riskleri de barındırmaktaydı.

Dönemin Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral bu dosya için en güvendiği 3 ismi seçmişti.Bu isimler dönemin İstihbarattan Sorumlu Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Osman Ak, dönemin İstihbarat Daire Başkanı Ersin Dalaman, dönemin Ankara Emniyet İstihbarat Şube Yardımcısı Zafer Aktaş.

Raporun üzerinde :“FETHULLAH GÜLEN VE IŞIK TARİKATI” yazmaktaydı…

Bu rapor FETÖ’nün Emniyet yapılanmasını isim isim,hiyerarşik yapısı ile ortaya koyan ilk rapor olması açısından önemliydi.

Peki 18.03.1999 tarih ve 1820-99 (B.05.1.EGM.4.06.00.06) sayılı GİZLİ yazı ve eklerindeki toplam 79 sayfalık raporda bakalım neler kaleme alınmıştı?

İşte rapordan önemli satırbaşları:

Fethullah Gülen, hasım cephe(laik cephe olabilir) ile ilgili net bilgiler alıp karşı tedbir geliştirmek için istihbarat faaliyetleri de gerçekleştirmeyi ihmal etmemektedir.Hatta daha ileriye giderek hasmın cephenin önünde yürümenin hizmet açısından şart olduğunu öne sürmektedir

“Sızmalardan emniyet teşkilatının en çok istihbarat,bilgi işlem,personel birimleri hedef yapılmıştır”

Raporun 2.kısmının “sonuç” bölümünde şu ifadeler yer almakta:

ÖRGÜT kadrolarına,çeşitli çeşitli vesileler ile nasihatlerde bulunan yeterli “kuvvete” sahip oluncaya kadar,hedefe ulaşmak için,teknik ve taktiklere başvurmasını kendi niyet ve hislerini gizleme yönünde bile mantığını aklını yeterince kullanmaktan aciz bir kişi olduğu anlaşılacaktır.”

Aynı raporun 2. bölüm sonuç kısmının belki de en can alıcı ifadesi geliyor şimdi…

“Önlem alınmakta gecikildiği takdirde,tarih sayfaları arasında kalan Babailer isyanından,Şeyh Bedrettin ve Şeyh Said’e kadar uzanan din görünümlü isyanların belki de en ciddi,en sinsi,en kapsamlı ve en tehlikelisi olabileceğine işaret etmek yanıltıcı bir tahmin olmayacaktır”

(Kaynak:Necip Hablemitoğlu- KÖSTEBEK)

Bu arada FETÖ yapılanmasını ve Emniyet’in hazırladığı bu raporu ilk kez Türkiye’de az önce bizim de kaynak olarak yukarıdaki satırlarda kullandığımız KÖSTEBEK kitabı ile deşifre eden yazar olan Necip Hablemitoğlu da raporun hazırlanmasından sadece 3 sene sonra bir suikaste kurban gidiyordu.

Bu rapor hazırlandığında tarihlerin 18 Mart 1999’u yani 15 Temmuz “Darbe Girişimi”nden tam 17 sene öncesini gösterdiğini yeniden hatırlatalım.

***

Ve bu önemli rapor 19 Mart 1999’da DGM Başsavcısı Nuh Mete Yüksel’e teslim edildi.

Raporun DGM Başsasvcısı Nuh Mete Yüksel’e teslim edildiği 19 Mart 1999’dan sadece 2 gün sonra Fethullah Gülen ABD’ye “Uçtu”… Zira birileri “Hocaefendilerine” haber uçurmuştu…

Ama daha “Büyük film” yeni başlıyordu…

***

Herkes bu raporu hazırlayan Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibi sayesinde o zamanki adı ile “Gülen Cemaati”ne büyük bir darbe vurulacağını ve “Cemaatin” tasfiye olacağını düşünüyordu. Ancak bunu düşünenlerin çok yanıldıklarını anlamaları uzun sürmeyecekti.

Ankara’da koridorlar hareketlenmişti, “Tuhaf şeyler” oluyordu…

Bir sabah Ankara Emniyet Müdürlüğü güne büyük bir “Şok” ile gözünü açtı… FETHULLAH GÜLEN VE IŞIK TARİKATI raporunu hazırlayan Ankara Emniyet Müdür Cevdet Saral ve ekibi hakkında İçişleri Bakanlığı soruşturma talimatı vermişti. Suçlama “Yasadışı dinlemeydi”

Cevdet Saral ve o raporu hazırlayan 3 önemli polisin hayatı adeta o günden sonra “Kaydı”… Haklarında 200’e yakın dava açıldı, gazete manşetleri aynı anda ve “Sistematik” şekilde devreye girdi.

Artık onlar Emniyet teşkilatının en saygın ve prestijli polis memurlarından oluşan bir ekip değil “TELEKULAK ÇETESİ”ydiler…

Haklarındaki tüm davalardan aklanmaları 2020 yılının Mayıs ayını buldu…

15 Temmuz sonrasında önemli görevlere atansalar da yıllarca uğradıkları itibar suikastinin bedelini kimse ödemedi.

Cevdet Saral ve ekibinin hazırladığı rapor doğrultusunda DGM’de Fethullah Gülen hakkında dava açan DGM Cumhuriyet Başsavcısı Nuh Mete Yüksel kendisine kurulan bir “Kaset komplosu” ile önce görevden alındı sonrasında ise tamamen tasfiye edildi.

Yıllar sonra bu kumpası FETÖ’nün kurduğunu örgütün en üst düzey isimlerinden örgütün yayın organı sahibi ZAMAN Gazetesi’nin İmtiyaz Sahibi Alaattin Kaya itiraf edecekti…

Dönemin Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibi hakkındaki soruşturmayı İçişleri Bakanlığı’na bağlı müfettişler Dr. Cengiz AkınCavit Erdoğan, Rıza Yılmaz ve Can Direkçi hazırlamıştı.

Peki bu isimlere ne oldu dersiniz?

Cavit Erdoğan 1999’da bu soruşturmanın ardından hızla yükseldi…2000 yılında Mülkiye Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı oldu. 2008 yılında TBMM tarafından Sayıştay 4. Daire Üyeliği’ne seçildi. En sonunda ise 15 Mart 2016 tarihinde Sayıştay 8.Daire Başkanlığı görevine seçildi.

Rıza Yılmaz bu soruşturmanın ardından terfi alarak “Mülkiye Başmüfettişi” oldu…

Can Direkçi de bu soruşturmanın ardından hızla yükseldi, kariyerinde basamakları hızlıca çıktı. 6 Kasım 2001 yılında İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı olarak atandı. Sonrasında ise 22 Aralık 2003 tarihinde Burdur Valisi oldu. İçişleri Bakanlığı’nın 25 Eylül 2006 tarih ve 431 sayılı yazısı ile Karabük Valiliği görevine atandı. Can Direkçi halen “Merkez Valisi”

***

Tarih: 25 Ağustos 2004…

Milli Güvenlik Kurulu toplanmış ve son derece önemli bir toplantı gerçekleştirmişti. Toplantının konusu 1991’de MİT’in, 1999’da Emniyet’in devletin ilgili kademelerine “Uyarılarda bulunduğu” Fethullah Gülen yapılanmasıydı…

MGK’da bu yapılanmaya karşı yurtiçi ve yurtdışında önlemler alınması konusu tartışılmıştı.

Kararnamede imzaları olanlara iyi dikkat edin,özellikle de asker olanlara…

Bu kararnamede ismi bulunan dönemin  Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına ve Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur  Ergenekon ve Balyoz “Kumpas” davaları ile tutuklanacak ve hapse atılacaktı…

Dönemin Genelkurmay Başkanı,Erdoğan’ın “Ağabey” dediği ABD yanlısı Hilmi Özkök’e hiç bir şey olmayacak, tüm arkadaşları tutuklanıp hapse atılırken adeta “Ölüm sessizliğine” bürünen  dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman da tek bir gün hapis yatmayacaktı.

Ne hikmetse hapse girenler Milli-Kermalist ve Türkiye’nin silah çeşitliliği konusunda ABD bağımlılığını kırması ve farklı ülkelerden de silah temininde bulunması gerektiğini savunan ekolden, bu soruşturmalarda burnu bile kanamayanlar ise ABD ile son derece iyi ilişkileri olup NATO yanlısı paşalar oluyordu.

Peki memlekette Erhenekon,Balyoz,Sarıkız,28 Şubat adı altında bir “Kumpas” kasırgası eserken ve bu generaller tutuklanıp hapse atılırken TSK’da neler oluyordu.

Aynen “ÇATI İDDİANAMESİ”nden aktarıyoruz:

“…Örgüt ayrıca TSK iddianamesinin tamamını mümkün olan en kısa sürede ele geçirmek maksadıyla, generalliğe terfi için albaylıkta bekleme süresini 4 yıla indirerek henüz şura sırası gelmeyen mensuplarını terfi havuzuna dahil etmiştir.Son olarak,kendisine müzahir elemanların en az bulunduğu 1988 ve daha önceki yıllarda mezun olmuş subayları TSK’dan tasfiye etmek için üç devreyi birden toplu olarak emekli edecek ve hizmet süresini 28 yıla indirecek kanuni düzenlemeleri siyasi otoriteye yaptırabilmiştir.” (İddianame: Sayfa 430)

***

Peki bu MGK toplantısının “Sivil” imzacılarına bakalım…

Abdüllatif Şener… AKP’de “İstenmeyen adam” ilan edilecek, Erdoğan ile ayrı düşecek, partiden istifa edip kendisi parti kuracak ama başarısız olacak en sonunda CHP’den Kılıçdaroğlu kontenjanı ile vekil olacaktı!

Abdullah Gül… 2007’de Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu ama Erdoğan ile arası açıldı… AKP’den tasfiye edildi. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu kendisini 2018’de “Muhalefetin Çatı Adayı” yapmak için son dakikaya kadar uğraştı.Kılıçdaroğlu ile Gül halen sık sık görüşüyorlar. Kılıçdaroğlu halen Gül’ü muhalefetin ortak adayı yapmak için çalışıyor.

Cemil Çiçek…AKP’de “Pasifize edilenler” grubundan… Şu anda kendisine verilen Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyeliği gibi “İşlevsiz” bir unvan ile günlerini geçiriyor…

Vecdi Gönül… 2015 sonrası siyaseten “Pasifize” edildi… Son olarak TÜRKSAT A.Ş Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptı…

Abdülkadir Aksu…AKP’nin “Pasifize” edilen bir başka ağır topu… Siyaseten pasifize edildi ama AKP’nin “Yandaşları” finanse ettiği kamu bankalarından biri olan Vakıfbank’a Yönetim Kurulu Başkanı oldu… “Siyasete karışma” mesajı verildi.

Toplantıya katılmadığı için bu belgede imzası olmayan tek isim Mehmet Ali Şahşin…Şahin de AKP’de “Siyaseten tasfiye edildi” Şahin tıpkı Cemil Çiçek gibi “İşlevsiz” Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyeliği görevinde şimdilerde…

***

Evet sevgili okurlar… FETÖ bir “Cemaat” değildi,bir inanç yapılanması ile uzaktan yakından alakası yoktu… FETÖ 1991 sonrasında SSCB’nin yıkılması ile birlikte NATO bünyesinde “ANTİKOMÜNİZM” konseptine göre dizayn edilmiş “GLADİO”‘nun Dünya genelinde şekil ve konsept değiştirip Cemaat ve Tarikatlar üzerinden reorganize edilmesi projesinde Avrupa’da Opus Dei Tarikatı kullanılırken,Türkiye merkezli olmak üzere Orta Asya ve Kuzey Afrika’daki yapılanmasının üzerinden “Taşere” edildiği CIA’nn 20. yüzyıldaki belki de en büyük “Casusluk” organizasyonlarının başında gelmekteydi.

FETÖ “YEŞİL GLADİO” ydu…

Ve “Yeşil Gladio” her yana “Ağlarını sarmıştı”

Ama en önemlisi TSK çökertilerek ABD’nin Ortadoğu ve Kafkaslar politikasında “Rahatsız edici” bir karşı duruş sergilemesinin önüne geçilmesi hedeflenmişti.

ABD’nin Ortadoğu politikalarını kan ve silah ile icra ederken karşısına çıkabilecek güçlü bir TSK en son isteyeceği şeydi.

***

Gelinen son noktada TSK içinde ABD’ye karşı mesafeli tüm üst düzey kadro tasfiye edildi. Işık Koşaner o “ekolün” son temsilcisiydi ve yaşananları hepimiz biliyoruz…

Ortada ilmek ilmek dokunan bir ağ var ama ne hikmetse bu işin “Siyasi ayağına” dokunan yok…

Ve hala bu memlekette FETÖ borsaları kurulabiliyor, başta AKP olmak üzere tüm partilerde ismi FETÖ yapılanması ile yan yana gelmiş kişiler önemli görevlerde, koltuklarda oturabiliyorlar… 

“Neden?” derseniz Orta Asya ve Kuzey Afrika’ya bakın derim… Zira FETÖ buralarda son derece güçlü biçimde faaliyetlerine CIA adına devam etmekte…

FETÖ denilen YEŞİL GLADİO aslında “Küreselci kanadın” en önemli silahlarından birisi…

Ve geçtiğimiz günlerde İYİ PARTİ’de Buğra Kavuncu üzerinden yaşanan tartışmaların asıl merkez noktası olan ve herkes olayın FETÖ boyutuna odaklansa da asıl meselenin bizim 2 sene önce kaleme aldığımız gibi “KÜRESELCİLER-MİLLİCİLER” çatışması olduğu bu “Kavga” aslında Türk siyasetinin tamamının dizaynı için de “Derinlerde” ama en şiddetli şekilde devam ediyor.

Bu kavga devam ettiği müddetçe “FETÖ’nün” siyasi ayağına dokunan olmaz…

Zira “YEŞİL GLADİO’NUN AĞLARI” her yerde…

 

1 Yorum

1 Yorum

  1. Ouroboros

    1 Kasım 2020 at 16:30

    “KÜRESELCİLER-MİLLİCİLER” şeklindeki tasnif çok yanıltıcı olabilir. Has “millici” olduğu halde tefecilik yapan yahut kara para aklayan yığınla kişi var. Veya tam bir “küreselci” olduğu halde tefeciliği, kara parayı tüm kötülüklerin anası olarak gören, bunlarla mücadele eden kişiler var…

Bir Cevap Yazın

ÖZEL HABER

CHP’DE ASLI BAYKAL İDDİASI

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF

ÖZEL-KULİS HABER

CHP’de parti içi muhalefet gruplarının bir sonraki kurultaya yönelik çalışmaları devam ederken, çarpıcı bir kulis bilgisi geldi…

CHP’de eski genel başkan Genel Başkan Deniz Baykal’a yakınlığı ile bilinen bazı isimlerin birlikte hareket ederek gelecek kurultayda genel başkan adayı olarak Kemal Kılıçdaroğlu karşısına Deniz Baykal’ın kızı Prof.Aslı Baykal’ı aday göstermek istedikleri belirtiliyor…

Kulislere yansıyan bilgilere göre yıllarca Deniz Baykal ile yakın siyaset yapan bu isimler Aslı Baykal isminin hem kadın olması hem de “Soyadı” sebebi ile parti içi muhalefeti bir araya toplayabileceğini düşünüyorlar.

Aslı Baykal isminin yıpranmamış bir isim olduğunu belirten CHP içerisindeki bu “Eski tüfek” siyasetçiler, özellikle son dönemde İYİ PARTİ’nin yükselen oylarında Meral Akşener’in Türk siyasetindeki tek kadın lider olmasının da belirli bir etkisi olduğu tespitini yaparlarken, Aslı Baykal’ın da kadın lider olarak CHP Genel Başkanı olması halinde İYİ PARTİ’ye kayan bu oyları konsolide edebileceğini ifade ediyorlar.

Ancak parti içerisinde Aslı Baykal isminin ortaya çıkması ile birlikte kulislerde fikir ayrılıkları da yaşanmaya başlandı.

Baykal ekibine yakın isimler ile birlikte hareket etmeyen ve Aslı Baykal ile birlikte başlatılacak bir parti içi muhalefet hareketinin “Ölü doğum” olacağını savunan ayrıca partide şu anki yönetime olduğu kadar, Baykal ve yakın ekibine de parti tabanından ciddi bir tepki olduğunu belirten pek çok muhalif isim ve grubun ise Aslı Baykal ismine son derece soğuk baktıkları ifade ediliyor.

Aslı Baykal isminin gündeme getirilmesinin “Soyadı” nedeni ile de yanlış olduğunu belirten parti içerisindeki diğer muhalif gruplar “Biz AKP’ye akraba-eş-dost partisi, aile partisi diye eleştiri getiriyoruz. CHP bir “Aile” partisi değildir, Genel Başkanlık makamı da babadan çocuklara soy adı ile devredilecek bir makam değildir” şeklinde tepki gösterdikleri ifade ediliyor.

Geçtiğimiz günlerde ise Prof.Aslı Baykal hakkında medyaya yeni bir parti kuracağı yönünde iddialar yansımıştı.

Hatırlanacağı gibi Aslı Baykal son olarak Mahir Caferoğlu’na satılmadan önce HALK TV’nin başına geçmiş ancak Aslı Baykal yönetiminde finansal açıdan daha da kötüye giden HALK TV bir süre sonra Caferoğlu’na satılmıştı.

Prof.Aslı Baykal’ın kulislere yansıyan iddialar karşısında nasıl bir turum takınacağı ise merakla bekleniyor…

________________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

 

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

İŞTE 43 KİŞİYİ “BUHARLAŞTIRAN” “KİLİT” EKİP

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF-ÖZEL

Celal Eren ÇELİK

AKP’li Malatya Yeşilyurt Belediyesi’nin “ÇEVREYE DUYARLI BİREYLER YETİŞTİRME” projesi çerçevesinde Almanya’ya gönderilen 45 kişiden 43’ünün Türkiye’ye geri dönüş yapmadığı geçtiğimiz günlerde ortaya çıkmıştı.

Konunun üzerine giden HABER TÜRK yazarı Sevilay Yılman ise olayın “İnsan kaçakçılığı” olduğunu belirttiği köşe yazısında AKP’li Yeşilyurt Belediyesi ile birlikte bu projeyi organize eden “Malatya Kişisel Gelişim Dünyası Derneği” ‘ adeta “Buharlaşan” 43 kişinin Almanya’ya gelmesi için “Davetiye” gönderen ve tüm masraflarını karşılayan şirketin MEGA KİLİT GMBH isimli bir şirket olduğunu ancak “Tüm kaynaklarını kullanmasına rağmen” şirketin sahibi olan Ersin Kilit hakkında hiç bir bilgiye ulaşamadığını,Türk büyükelçiliğinin de bu kişi ve şirkete ulaşamadığını yazmıştı…

43 kişilik ekibe Almanya’dan davetiye gönderen ve “Tüm masrafları” karşılayan şirketin tüm ağını HABER ALTERNATİF açıklıyor…

Öncelikle şirketin isminin MEGA KİLİT GMBH olduğu doğru ancak sahibi Ersin Kilit değil…

MEGA KİLİT GMBH 2 Mayıs 2016 tarihinde 25 bin Euro sermaye ile Hannover Ticaret Odası’na HRB 213752 ticaret sicil numarası ile kaydını yaptıran bir şirket.

Şirket şu anda “Kağıt üzerinde” Almanya’da  Scheffelstr. 2 , 30167  Hannover adresinde 4 katlı bir binadaki tek bir dairede faaliyet gösteriyor,”Kağıt üzerinde” zira şirketin 5 yıllık ticari geçmişi incelendiğinde ortaklık sözleşmesindeki faaliyet alanı “Gastronomik ünitelerin işletilmesi, satış makinelerinin kurulumu” gibi yüksek kar marjı olan bir sektörde hemen hemen hiç bir iş yapmayan bir “Tabela şirketi” olmaktan çok da öteye gidemediği görülüyor.

Şirketin kuruluşundaki ilk genel müdürü ise Yılmaz Polat. Yılmaz Polat 8 Ocak 2015’te kurulup, 16 Ocak 2018 yılları arasında ise  batarak tasfiye edilen  ve Hannover Ticaret Odasına HRB 211931 ticaret sicil kaydı ile kayıtlı olan PAMUKKALE GASTRO UG isimli firmanın sahibi.

Yılmaz Polat’ın PAMUKKALE GASTRO UG isimli şirketi faaliyet gösterirken kurduğu “İlişkiler ağı” aslında bugün Almanya’dan dönmeyen 43 AKP’linin buharlaşması olayındaki soru işaretlerinin odağındaki  MEGA KİLİT GMBH şirketine de ışık tutmakta.

Zira Yılmaz Polat’ın 2014-2016 tarihleri arasında yakın ilişki kurduğu isimler Hazime Kilit,Zeynep Kilit,Hüseyin Kilit ve Zeynep Gökçe…

Ve 2016 yılından itibaren Yılmaz Polat’ın Genel Müdürlüğü sonrasında MEGA KİLİT GMBH’de sırası ile kurulan bu yakın ilişkilerde ismi geçen kişileri peş peşe Genel Müdür olurken görüyoruz…

İddiaların odağındaki MEGA KİLİT GMBH şirketinde 10 Haziran 2016 tarihinde Genel Müdürlük görevine Hüseyin Kilit gelirken, 12 Ocak 2018 tarihinde bu göreve Zeynep Kilit atanıyor. 22 Mayıs 2018 tarihinde Hüseyin Kilit Genel Müdürlük koltuğunu devralırken,22 Ağustos 2019 tarihinde ise şirketin Genel Müdürü bu kez Zeynep Gökçe oluyor… Ve son olarak 7 Ocak 2020 tarihinde Zeynep Gökçe yerine Genel Müdür koltuğuna bu kez Hazime Kilit oturuyor.

Bu arada 18 Haziran 2019 – Langenhagen, Am Pferdearkt 6, 30853 Langenhagen adresinde Nord Bau Kilit GmbH isimli bir şirket kuruluyor. Şirketin Genel Müdürü ise Mario-Celal Rashid Selmani… Ancak tek bir ticari faaliyet bile göstermeyen ve sürekli zarar eden bu şirket bir süre sonra yeni “Yöneticileri” ile tanışıyor…

Nord Bau Kilit GmbH şirketine iddiaların odağında olan MEGA KİLİT GMBH ortak oluyor ve bu Nord Bau Kilit GmbH isimli şirketin Genel Müdürlüğü görevine önce 2018 Ocak ayında Ahmet Olgun gelirken,18 Haziran 2019 tarihinde aynı zamanda 2018-2019 tarihleri arasında iddiaların merkezindeki MEGA KİLİT GMBH şirketinin o tarihlerdeki Genel Müdürü olan Zeynep Kilit geliyor.

Nord Bau Kilit GmbH şirketinde 2018 yılında Genel Müdür olan Ahmet Olgun ise iddiaların AKP’li Yeşilyurt belediyesine davet gönderip tüm masrafları karşılayan MEGA KİLİT GMBH şirketinin ilk Genel Müdürü olan Yılmaz Polat ile bağlantılı bir isim.

Tüm bu ilişkiler ağında dikkat çekici olan kurulan tüm bu şirketlerin tamamının “Kağıt üzerinde” kurulmuş ama aktif ticari faaliyet göstermemiş “Tabela şirketi” olmaktan öteye gitmemiş “Naylon şirketler” olması.

Bu da akıllara kurulan bu şirketler sayesinde oluşturulan “Naylon şirketler ağı” sayesinde Türkiye içerisinde “Kurdurulan” STK’lar ile birlikte “Proje” adı altında belediyeler eli ile yurtdışına insan ve diğer başka kaçakçılık türlerinin yapılması için bir organizasyon kurulup kurulmadığı sorusunu getiriyor…

Yani  kafalardaki soru işaretleri doğruysa ki tüm işaretler ve bağlantılar bu soru işaretlerinin doğru olduğunu göstermekte; bu “Naylon şirketler ağı” önce Türkiye’de bir STK kurduruyor,sonra buraya “Yurtdışına kaçırılacak kişileri” kaydettiriyor, sonrasında “Tüm masraflarına sponsor” olacağı bir PROJE” götürüyor, bu “PROJE” nin kabulü ile belediyeler proje katılımcılarına devletin “GRİ PASAPORTUNU” çıkartıyor ve “Yurt dışına kaçırılması planlanan” kişiler böylesi bir organizasyon ile hem de ellerinde devletin “GRİ PASAPORTU” gibi çok önemli kapıları kendilerine açacak bir “ANAHTAR” ile yurtdışına çıkıyor ve en son aşamada AKP’li Malatya Yeşilyurt Belediyesi’nin gönderdiği ve geri dönmeyen 43 kişi gibi bir anda “Buharlaşıyorlar”…

Ve büyük ihtimalle de bu 43 kişi gibi belki de yüzlerce, belki binlerce “Buharlaşan” vatandaş var..

Şimdi burada sorulması gereken bazı soruları da HABER ALTERNATİF olarak soruyoruz:

1-Yukarıda yazmış olduğumuz ilişkiler ağı içerisinde ismi geçen şahıslar yahut şirketler Türkiye’de başka belediyelere de bu şekilde “PROJE” teklif ederek “Sponsor” olmuşlar mıdır?

2-Bu ilişkiler ağı içerisinde yer alan isim ve şirketler hakkında Almanya’daki Türk Büyükelçiliği’nin bir bilgisi var mıdır,varsa yetkili merciler ile bu bilgi paylaşılmış mıdır?

3-Bugüne kadar bu ilişkiler ağı içerisinde yer alan kişi ve şirketler ile birlikte ortak proje düzenleyen başka STK var mıdır?

4-Bu ilişkiler ağı içerisinde bulunan kişi ve şirketler ile Türkiye’de bulunan ve ortak proje düzenleyen STK’ların para alışverişi ve hesap trafikleri ne şekilde seyretmiştir?

5-Ve belki de en önemlisi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 2020 yılının Eylül ayında gerçekleştiği bilinen bu skandal ile ilgili gerek Alman resmi makamları, gerek Interpol ile temasa geçip açıkladığımız bu ilişkiler ağı içerisindeki şirket ve kişiler ile ilgili bir çalışma başlatmış mıdır?

________________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

 

 

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

AKP’NİN MONTRÖ RÖVANŞI VE AHMET ALTAN’A VURAN PİYANGO

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

Evet efendim bu yazımızda önce sizlerle tarihte çok da uzun olmayan bir zaman diliminde geriye doğru gideceğiz…

Dedik ya çok değil bundan 14 yıl öncesinde hayatımıza 15 Kasım 2007 tarihinde TARAF isimli bir gazete girdi. Bu gazete ALIM YAYINEVİ isimli bir şirket tarafından çıkartılıyordu. Gazetenin Genel Yayın Yönetmenliği koltuğuna Ahmet Altan oturtulmuştu.

TARAF gazetesinin kurulmasından kısa süre sonra Türkiye Ergenekon ismi verilen büyük kumpasın ilk dalgaları ile karşılaşmaya başladı… TARAF gazetesi yıllar sonra tamamen kumpas olduğu ortaya çıkan Ergenekon Davası’nın “Medya ayağını” oluşturuyordu…

”Dijital ortamda oluşturulmuş” sahte ve düzmece belgeler, “Bavullar ile servis edilen” bilgiler sistematik olarak her zaman ilk önce TARAF GAZETESİ’nde manşet oluyordu…

TARAF adeta “Tasfiye edilen eski düzeni yıkan gazete” olarak sembolleşiyordu bu süreçte…Rasim Ozan Kütahyalı’dan Mehmet Baransu’ya,Ahmet Altan’dan Yasemin Çongar’a kadar TSK’ya atmadık çamur bırakmıyor yazmadıklarını bırakmıyorlardı…

AKP ise kurulan “KİRLİ ORTAKLIK” ile TARAF GAZETESİ’ni el üstünde tutuyor, uluslararası kuruluşlar gazeteye ödül üzerine ödül veriyorlardı.

Nasıl vermesinlerdi ki ? TARAF öyle manşetler atıyor, öyle “İnce işçilik” bir “Operasyon tetikçiliği” yapıyordu ki “Kumpası kuran” çevrelerin takdirini tabii ki hak edecekti…Zira TARAF’ı belliydi ne de olsa…

TARAF GAZETESİ 26 Temmuz 2008’de Cumhuriyet’i Ergenekon isimli  “Derin bir yapının yönettiğini iddia ettiği” 1923’te KURULDU,2008’DE ARINIYOR manşeti ile çıkıyordu.

“Operatif tetikçiliğin nadide örneklerini sergileyen” TARAF isimli psikolojik harp makinası 19 Kasım 2009’da KOD ADI KAFES manşetini atarak “Kafes Eylem Planı” yalanı haberi ile operasyon yapıyor, 12 Haziran 2009’da AKP VE GÜLEN’İ BİTİRME PLANI yalanını manşetine taşıyor,20 Ocak 2010’da FATİH CAMİİ BOMBALANACAKTI manşeti ile “Operasyon yapmaya” devam ediyordu.

10 Ocak 2009 tarihinde sonradan silahların FETÖ tarafından yerleştirilip TSK’nın şerefli subaylarına kumpas kurulduğu ortaya çıkan Poyrazköy kazılarını da yine “Operasyon karargahı” TARAF isimli paçavra herkesten önce manşetine ÜSTÜ CUMHURİYET,ALTI ERGENEKON manşeti ile veriyordu…

22 Şubat 2010 tarihinde TSK’yı “Darbe yapmayı istemekle” suçlayan ve VESAYETE EN AĞIR BALYOZ manşeti ile çıkan ve bin bir yalanı utanıp sıkılmadan yaptığı “Operasyon ve kumpas” için ardı ardına sıralayan da yine TARAF isimli bu “Kumpas projesiydi”…

İşte TSK’ya tüm bu kumpaslar kurulur ve TSK, FETÖ tarafından kumpas ile çökertilip, vatansever subaylar Ergenekon ve Balyoz kumpasları ile tasfiye edilip FETÖ’cü subayların önü açılarak yükselmesi sağlanırken bu HAİN OPERASYONUN en önemli ayağı olan medya ayağını başından sonuna kadar Ahmet Altan isimli gazeteci görünümlü, Türk basın tarihinin en büyük “Tetikçilerinden” birisi yönetiyordu…

Sonradan TARAF GAZETESİ’ni kuran ALKIM YAYINEVİ’nin FETÖ tarafından finanse edildiği, TARAF GAZETESİ’nin başından beri bir “PROJE” olduğu ve FETÖ kumpaslarında planlı ve sistematik biçimde TSK’ya tarihinin en ağır operasyonunu yaptığı ve FETÖ’cü subayların önünün açılmasını sağladığı tek tek ortaya çıktı…

Şimdi geri dönmek üzere bu TARAF adlı “OPERASYON MERKEZİNE” bir virgül koyalım…

3 Nisan gecesi yani bundan 12 gün önce 103 emekli amiral Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin tartışmaya açılmasından ve bir amiralin tekkede çekilen sarıklı fotoğraflarından duydukları rahatsızlığı belirten bir “DUYURU” yayınladılar…

Aman efendim ortalık ayağa kalktı, bu emekli amiraller “Darbecilik” ile suçlandı,10 tanesi gözaltına alınıp tam 8 gün nezarethanede tutuldu, toplam 14 emekli amiral ifade verdi.

Ve en sonunda emekli amiraller “İl dışına çıkma yasağı” konularak serbest bırakıldı ama bu amiraller ordu evlerinden atıldılar…

Peki bu amiraller gözaltına alındığı zaman ortalığı ayağa kaldırıp amiralleri “Darbecilik” ile suçlayan,rütbelerinin sökülüp “Bedel ödetilmesini” isteyen kimlerdi?

Bunları isteyenler 2008-2012 arası Ahmet Altan’ın TARAF GAZTEESİ’nde attığı manşetler ile bizzat yönettiği TSK’ya kumpas operasyonuna o günlerde alkış tutan Cem Küçük,Nagehan Alçı ve bilimum AKP yandaşı gazeteci görünümlü “Kadrolu yandaş”…

Peki TARAF GAZETESİ’nde yapılan “KİRLİ OPERASYON ve KUMPASLAR” sonucu hayatının önemli bir bölümünü Silivri zindanında geçirmiş olan TSK’nın üst düzey general ve amiralleri arasında kimler vardı?

Montrö açıklaması sebebi ile 8 gün gözaltına alınan,hapisleri istenen, darbecilikle suçlanan ve serbest kalsalar da orduevlerinden atılan emekli amirallerimiz!

Yani efendim bu gece serbest kalan ve “Birilerinin” “Yaptığı gazetecilikti” diyerek “Demokrasi kahramanı” ilan etmeye kalktığı Ahmet Altan ve ekürisi Nazlı Ilıcak’ın tahliyesi hiç de öyle “Tesadüfi” bir zamanlama ile gerçekleşmemiştir.

AKP Montrö Açıklaması nedeni ile emekli generalleri oluşan kamuoyu tepkisi nedeni ile tutuklayamamış ama bu kadar “Gümbürtü koparttıktan” sonra “RÖVANŞ” olarak attığı manşetler ile bu emekli amirallerimizi ERGENEKON VE BALYOZ KUMPASI’nda Silivri Zindanı’na gönderen Ahmet Altan’ı serbest bırakıp “Ödüllendirerek” “Sizi istesem içeri atardım atmadım ama size kumpas kuranları da serbest bıraktım” mesajını vermiştir.

AKP burada aynı zamanda arasının uzun zamandır bozuk olduğu liberallere de göz kırpmaktadır ama asıl mesaj Montrö Bildirisi’ni imzalayan emekli amirallere ve onları destekleyenlere verilmiştir.

Ve Ahmet Altan’ın tahliyesi kendisi için bir büyük “Piyango” iken AKP için ise bir “Rövanştır”

Şimdi asıl soru şudur: “AKP bu rövanş mesajının devamını getirecek mi?”

Bu sorunun cevabını almak için çok bekleyeceğimizi ise hiç sanmıyorum…

_______________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: