Sosyal Medya Hesaplarımız

ÖZEL HABER

AKP,DEPREM VE “RANTSAL DÖNÜŞÜM”

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

İzmir’de yaşanan deprem sonrasında acilen İzmir’e yola çıkmak yerine önceliği partisinin Van İl Kongresi’ne katılmaya veren ve partisinin il kongresinde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yıkılan binalar için “…AKP öncesindeki “Vesayetçi” zihniyetin eseri” şeklinde konuştu.

Peki efendim AKP’den önceki bu “Vesayetçi” zihniyet tu kaka tamam da AKP memleketi yönettiği 18 sene boyunca deprem ile ilgili hangi muhteşem (!) çalışmalara imza attı peki?

Bakın siz hiç yorulmayın biz size şimdi AKP’nin nasıl muhteşem (!) çalışmalar yaptığını anlatacağız deprem ile ilgili…

Haydi başlayalım anlatmaya…

***

Tarih yaprakları 12 Kasım 1999’u gösterdiğinde Türkiye Düzce’den gelen deprem haberi ile sarsıldı.7,2 şiddetinde gerçekleşen depremde 845 vatandaşımız hayatını kaybetti.Deprem esnasında koca koca binalar adeta kağıttan kuleler gibi yıkılarak birer moloz yığınına dönüşerek yüzlerce insana mezar oldu…

İşte o depremde yerle bir olan binalardan bir tanesi de Işık Apartamanı’ydı.

Işık Apartmanı deprem esnasında yerle bir olurken enkaz altında kalan 20 kişi feci şekilde can vermişti.

Işık Apartmanı’nı yapan müteahhittin adı Hamza Cebeci’ydi…Depremin ardından Işık Apartmanı faciası mahkemeye intikal etti. Işık Apartmanı’nı yapan Hamza Cebeci olayla ilgili yargılandı ve hapis cezası aldı…

Düzce Depremi’nin üzerinden 5 yıl geçtiğinde 2004 yılına gelinmiş ve Türkiye’yi de yerel seçim heyecanı sarmıştı.

28 Mart 2004 tarihinde yapılan yerel seçimlerde Düzce’de 20 vatandaşa mezar olan Işık Apartmanı’nı yapan ve hapis cezası alan Hamza Cebeci AKP’den Üsküdar Belediye Meclisi Üyesi seçildi. Ama yetmedi. Aynı Hamza Cebeci üzerine üstlük depremde yaptığı bina yıkılmış, insanlar ölmüş ve bu konuda ceza almış bir isim olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar Komisyonu Üyeliğine seçildi!

Düzce Depremi esnasında yıkılarak 20 kişinin öldüğü Işık Apartmanı’nın yapımı esnasında bu Hamza Cebeci’nin bir ortağı vardı: Fahri Çakır

Peki Düzce Ağır Ceza Mahkemesi’nde “Tehlike doğuracak şekilde bina yaparak ölüme sebebiyet vermek” suçlaması ile Hamza Cebeci ile birlikte yargılanan bu Fahri Çakır’a ne oldu dersiniz?

Siz bilmiyorsanız zahmet etmeyin biz cevabını verelim…

Fahri Çakır dava süreci devam ederken 3 Kasım 2002 seçimlerinde AKP Düzce milletvekili seçilerek “Dokunulmazlık zırhına” kavuştu…

Tabii mahkeme de hakkındaki yargılamada durdu.

Bu arada hemen belirtelim Işık Apartmanı’nı yapan bu 2 ortaktan Hamza Cebeci şimdilerde İdare Meclisi’nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın da bulunduğu Darülaceze kurumunun başkanlığını yapıyor.

***

1999’daki Gölcük depremi sonrasında İstanbul’da tam 493 “Deprem Toplanma Alanı” belirlendi. Buraların imara kapalı olması da teme koşul oldu tabii ki…

Ama bugün gelinen noktada ne oldu? Bu 493 “Deprem Toplanma Alanı”ndan tamı tamına 416’sı üzerine AVM’ler inşa edildi, lüks konut projeleri dikildi… “Deprem Toplanma Alanları “PARA TOPLAMA ALANLARINA” dönüştü…

Peki kimler dikti bu AVM’leri “Deprem Toplanma Alanlarına”? Merak ettiyseniz o AVM’leri ve sahiplerini de yazalım efendim:

Starcity AVM:2010 yılında %60 Ülker-%40 Boyner ortaklığı ile kuruldu. Yakın zamanda AKP’nin en önemli yandaş holdinglerinden Tahincioğlu’nun pek çok projedeki ortağı,altın ve pırlanta sektörünün önemli oyuncusu, JİVAL markasının sahibi olan Gençoğlu AVM Yatırımları A.Ş. Bu şirket ise Turhan Gençoğlu’na ait Gençoğlu Holding’e ait.

Zorlu Center AVM: Zorlu Center AVM ise AKP döneminde servetine servet katan, yerli otomobil üretimi için AKP’nin belirlediği 5 “Babayiğitten” birisi olan ZORLU HOLDİNG ve sahibi Ahmet Nazif Zorlu’ya ait.

Ağaoğlu MyCity : Bu lüks proje AKP döneminin yandaş zenginlerinden Ali Ağaoğlu’na ait.

KİPTAŞ Sahilpark Veliefendi Konutları: İBB tarafından belirlenen “Deprem Toplanma Alanlarına” AKP’nin İstanbul Belediyesi’ni yönettiği dönemde yine bir İBB şirketi olan KİPTAŞ tarafından yapıldı.

ORA AVM: Türk bankacılık tarihinin en büyük batık kredisini Ziraat Bankası’ndan çekerek yapılan bu AVM daha sonra battı. Ziraat Bankası’ndan Ora AVM için yüzlerce milyon dolarlık kredi veren Akın Can Çağlar ise bugün İBB’ye Genel Sekreter olarak atandı.

ON ALTI DOKUZ PROJESİ: İstanbul’un  silüetini bozan kuleler olarak da bilinen bu süper lüks projeyi “Deprem Toplanma Alanına” Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın okul arkadaşı Mesut Toprak yaptı.

AKASYA ACIBADEM AVM: SAF Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (Akkök Grubu, Yıldız Holding, Sinpaş Grubu ile Akmerkez’in kurucu ortaklarından Rıfat Hasan’ın ortakları arasında olduğu bir oluşum. Ülker geçtiğimiz günlerde hisselerini Akkök’e satma kararı aldı.

DAP ROYAL CENTER: Burası da AKP yandaşı inşaat şirketi DAP YAPI tarafından inşa edildi.

CAPACİTY AVM: AKP’ye yakınlıkları ile bilinen Uzman İnşaat, Keleşoğlu İnşaat, Gül İnşaat, Beyaz İnşaat ve Zirve İnşaat’ın ortaklığı ile yapıldı.

SELENİUM PLAZA: AKP’ye yakın Trabzonlı Yaşar Aşçıoğlu’na ait AŞÇIOĞLU inşaat tarafından yapıldı.

TAŞ YAPI KADIKÖY: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Müslüman uşaktır,hayrı sever yardımcı olun” dediği Emrullah Turanlı’ya ait TAŞ YAPI, Kadıköy’deki “Deprem Toplanma Alanı” na lüks konutlardan oluşan site dikti.

Neticede vatandaşın canı için önemli olan “Deprem Toplanma Alanları” “Rantsal Dönüşüm” geçirerek AKP yandaşı iş adamlarının  kasalarına rant olarak aktı.

***

17 Ağustos 1999’da meydana gelen büyük deprem sonrasında hayatımıza bir de yeni vergi girdi…

17.8.1999 ve 12.11.1999 tarihlerinde Marmara Bölgesi ve civarında meydana gelen depremin yol açtığı ekonomik kayıpları gidermek amacıyla bazı mükellefiyetler ihdası ve bazı vergi kanunlarında değişiklik yapılması hakkında kanun ile yürürlüğe giren bu vergi kamuoyu tarafından “Deprem Vergisi” olarak adlandırıldı.

İlk çıktığında sadece 1 defaya mahsus olacağı belirtilen bu vergi önce 2003 yılına kadar uzatıldı daha sonra AKP’nin iktidara gelmesinin hemen ardından 2003 yılında daha sonra sürekli/kalıcı bir vergi haline getirildi.

2004-2017 yılları arasında deprem vergisi olarak bilinen ek vergilerden toplanan rakam 67 milyar oldu. Bugün bu rakamın 70 milyar TL’yi geçtiği ifade edilmekte.

Ancak işin garip tarafı halktan toplanan bu milyarlarca TL “Deprem Vergisi”nin nereye gittiği,hangi fonda toplandığı, nereye aktarılıp nerede kullanıldığı bilinmiyor. Şaka gibi olsa da gerçek.

Evet bu ülkede birbirinden yıkıcı depremler oluyor, devlet milyarlarca TL deprem vergisi toplamış. Adı üzerinde “Deprem vergisi” olunca dfepremdeki yaraların sarılması için kullanılacağı düşünülüyor ama en son Elazığ depreminde olduğu gibi biz depremde zarar gören vatandaşlara ulaştırılmak üzere 10 TL yardım için vatandaşa IBAN Numarası veren kurumlar görüyoruz…

Ha “Deprem vergileri” nereye mi kullanıldı? Bu sorunun cevabı ise hala bilinmiyor. Zira bu konuda sorulan tüm sorulara rağmen memleketi 18 senedir yöneten AKP’den gelen bir cevap yok.

***

23 Ekim 2011 tarihinde Cumhuriyet tarihinde Anadolu’da meydana gelen en büyük depremlerden birisi olarak kayıtlara geçen Van Erciş depremi yaşandı. Tam 7,2 büyüklüğündeki deprem Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki 13 il ile İran ve Kuzey Irak’ta hissedildi.

Erciş Depremi’nde 601 vatandaşımız ölürken,tam 4152 kişi yaralandı,2262 bina kullanılamayacak derecede enkaza dönüştü.

Doğal olarak bölgedeki tüm imar çalışmaları iptal edildi.

Peki depremden sadece 9 ay sonra ne oldu dersiniz?

AKP iktidarı Van Erciş bölgesini yeniden imara ve ranta açtı… Şimdi o korkunç depremin yaşandığı bölgede koca binalar yükseliyor.

***

Tarih yaprakları 18 Mayıs 2018’i gösterdiğinde AKP yaklaşan “Yerel seçimler” öncesinde “İmar affı” ilan etti.

Bu imar affı ile depreme uygun olmayan, ruhsatsız, izinsiz yapılar affedildi… İmar affı ile birlikte denetimsiz şekilde yapılan bu binalar sahiplerinin başvurusu ile tereyağından kıl çeker gibi parasını ödeyip “Yapı Kayıt Belgesi” aldı.

Peki bu binalara eksiklerini tamamlamaları, binalarını deprem şartlarına uygun hale getirilmeleri için sıkı bir denetim yapıldı mı?

Ne gezer… Ne de olsa “Parası ödenmişti” ve insan canının önemi yoktu paranın yanında.

***

İşte memlekette depremde yıkılan binaların kabahatini AKP’den önceki “Vesayetçi” sisteme bulan Erdoğan ve AKP ‘nin kendi yönetimindeki 18 senede deprem ile ilgili ortaya koyduğu o müthiş (!) performans budur.

Şimdi siz söyleyin, AKP depremle mücadele için “Kentsel Dönüşüm” mü yaptı, yoksa yandaşları vurgun yapsın diye “Rantsal Dönüşüm” mü?

Karar sizin…

 

 

 

Yorum yapmak için tıklayın

Bir Cevap Yazın

ÖZEL HABER

İŞTE MUHARREM İNCE’NİN PARTİSİNİN GENEL MERKEZİ

Yayınlanma Tarihi:

on

Haber Alternatif-ÖZEL

Celal Eren Çelik

 

Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde MEMLEKET HAREKETİ’ni başlatan ve Türkiye gezisine çıkan Muharrem İnce’nin hareketi partileştireceği de kısa süre önce kesinleşmişti.

İnce’nin kuracağı partiye 10’a yakın CHP’li milletvekilinin de katılacağı kulislerde konuşulmaktaydı.

PARTİ BİNASI TUTULDU…

İnce’nin kuracağı parti ile ilgili önemli bir gelişmenin daha yaşandığı da ortaya çıktı..

Uzun süredir parti için genel merkez binası arayışı içerisinde olan Muharrem İnce ve ekibinin partinin genel merkez binasını kiraladığı öğrenildi.

Genel Merkez binası Ankara’nın Çankaya ilçesindeki Hilal Mahallesi Hollanda Caddesi’nde yer alıyor.

İnce’nin partisinin genel merkez binası olarak tutulan bina giriş katı ile birlikte  4 bin metrekare kullanım alanına ve tam 40 ayrı bölüme sahip.

Bina giriş katı ile birlikte 4 katlı bir bina.

Bina kısa süre öncesine kadar da internet sitesi üzerinden kiralık durumdaydı…

PRENSİP ANLAŞMASINA VARILDI,KISA SÜRE İÇERİSİNDE KONTRAT İMZALANIYOR

Tutulan binanın kirası 60 bin TL olarak belirlendi ancak İnce’nin partisi için bu rakamda bazı indirimlerin yapılmasının gündemde olduğu da gelen bir diğer bilgi.

Son olarak tarafların her konuda prensip anlaşmasına vardığı ve el sıkıştığı ancak resmi kontratın henüz imzalanmadığı,bir-kaç küçük detayın halledilmesinin ardından kısa süre içinde resmi kontratın da imzalanacağı belirtiliyor.

 

 

 

 

 

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

TÜRK SPOR MEDYASININ BARONLARI-FİNAL

Yayınlanma Tarihi:

on

Evet sevgili okuyucular büyük bir ilgi ile takip ettiğiniz, TÜRK SPOR MEDYASININ BARONLARI yazı dizimizin 5. ve “FİNAL” bölümü ile bu akşam karşınızda olacağız…

Yazı dizimizin bundan önceki 4 bölümünde Türk spor medyasının içerisindeki ilişkileri ve bu alanın dizayn edilirken hangi girift ilişkilerin kurulduğunu anlatırken sizlerle hep Türk spor medyasının önemli isimleri üzerinden yaşanan ilişkileri anlatmıştık.

Bugün yazacağımız “FİNAL” bölümümüzde ise az sonra okuyacağınız satırlarda spor-siyaset-iş dünyası-mafya-medya ilişkilerinin nasıl iç içe geçtiğini ve bu ilişkiler ağının nasıl günün sonunda Türk spor medyasını etkisi altına aldığını anlatacağız.

Bu kadar peşrev yeter diyerek yazımıza başlıyoruz…

***

Takvim yapraklarını sizler ile 1997 yılına sarıyoruz…

1997 yılı Türk futbolu ve özellikle de Türkiye Futbol Federasyonu için kaotik bir yıldır.

Türk futbolu tam da o yıllarda artık sadece bir “Spor” olmaktan çıkmaya ve “Endüstrileşmeye” doğru ilk adımlarını atmıştır… Bu “Endüstrileşmeye” doğru evrilen sürecin en önemli mihenk taşı ise “Naklen yayın gelirleridir”…,

O dönem için çok büyük rakamlar, milyonlarca dolarlık meblağlar havada uçuşmakta, kulüpler ise ilk defa büyük bir pastadan pay alacakları için hep “Nasıl daha fazla bu pastadan pay alabiliriz?” sorusunun cevabının peşindedir.

Tam bu nedenle Fenerbahçe havuza katılmayarak iç saha ve dış saha maçlarını ATV’ye vererek TFF’ye rest çekmiş,Fenerbahçe’nin bu hamlesi ile başlayan süreç ise TFF’de yönetimsel bir krizi tetiklemiştir.,

TFF Başkanı Abdullah Kiğılı istifa ederken başkanvekili Haluk Ulusoy istifa etmemiştir.

Spor Bakanı yurtdışındayken yerine vekalet eden Orman Bakanı Ersin Taranoğlu ise çok çok yakın arkadaşı Haluk Ulusoy’u TFF Başkanlığına atamıştır.

Ersin Taranoğlu,Haluk Ulusoy’a yaptığı bu “Jestin” karşılığını yıllar sonra alacak ve siyaset dünyasında tasfiye olur olmaz Haluk Ulusoy’un şirketlerfinde Genel Müdür olarak işbaşı yapacaktır…

Ancak Haluk Ulusoy bir “Atama” ile göreve gelmiştir ve kısa süre sonra TFF “Seçimle” yeni başkanını seçecektir. TFF artık “Spor Rantının” en tepesindeki noktadır.

Ve ortada dönen bu büyük paralar mafya dünyasının da iştahını kabartmış,yer altı dünyasının gözü TFF seçimlerine dönmüştür.

TFF Başkanlığı için önceleri Celal Doğan ve Mehmet Ali Yılmaz’ın isimleri geçse de Alaattin Çakıcı’nın devreye girmesi ile bu isimler Çakıcı’nın desteklediği aday olan Mustafa Kefeli lehine adaylıktan çekilir…

Çakıcı ile Sedat Peker TFF’nin başkanlığı için Mustafa Kefeli ismi üzerinde “Uzlaşmıştır” ve Peker de Mustafa Kefeli2yi desteklemektedir. Hatta Peker tam seçim gününden bir gün önce bir otele karargah kurarak oy kullanacak delegeler ile birebir görüşmeler yapacaktır.

Diğer adaylar ise Haluk Ulusoy ve Alp Yalman’dır…

Yer altı dünyasının isimlerinin son derece aktif biçimde seçim sürecine müdahil olması ile çekinen Alp Yalman adaylıktan çekilecek, Çakıcı-Peker destekli Mustafa Kefeli2nin karşısında tek aday olarak Haluk Ulusoy olarak kalacaktır.

Herkes Ulusoy’un da baskılara dayanamayarak ve korkarak çekileceğini düşünmektedir. Hatta Ulusoy’a destek vereceğini söyleyen Ali Şem seçimden 1 gece önce Ulusoy’u arayarak şartların değiştiğini ve Mustafa Kefeli2ye destek vereceğini söyler bununla da kalmaz gayet kibar bir dille Ulusoy’a “Akıllı ol,çekil” der…

Ancak Haluk Ulusoy tek bir adım adım geriye atmayacatır zira Haluk Ulusoy’un da Ankara’dan büyük ve “Ağar” bir güvencesi vardır…

O güvence TFF Başkanlık seçimlerinin yapıldığı gün, Korkut Eken ve “Özel ekibinin” seçimin yapıldığı salona girmesi ile gayet net anlaşılacaktır.

Korkut Eken’in salona girmesinden 15 dakika sonra daha önce tüm delegeleri kontrol edecek şekilde salona yerleşmiş olan Çakıcı ve Peker’in adamları salondan ayrılacak,Haluk Ulusoy ise kongreyi 195 delegenin 134’ünün oyunu alarak kazanacaktır…

Mehmet Ağar Türk sporunun zirvesine ilk kez işte bu olayla “Direkt” müdahale etmiştir.

Ağar 25 Kasım 1998’de Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan kendisi ve bu süreç ile ilgili haberde “Genel Kurul kulislerini tetikçilerin doldurduğu haberini alınca Korkut Eken’i otele gönderdim.Tetikçiler çekildi” ifadelerini kullanacaktır…

Haluk Ulusoy ile Mehmet Ağar çok yakın dosttur ve Ağar dostuna “Vefasını” göstermiştir. Bu iki simin ortak özelliği ise ikisinin de “Fanatik” derecede Galatasaraylı olmalarıdır…

***

Burada Ağar-Ulusoy ilişkisine bir virgül koyarak şimdi sizlerle 1974 tarihine gidelim…

Takvim yaprakları 1974’ü gösterdiğinde Türkiye Ligi’nde son 5 yıldır Adana Demirspor forması ile adeta fırtınalar estiren Fatih çoktan büyük kulüplerin radarına girmiştir.

Ancak Fatih için varsa yoksa Galatasaray’dır ve Fatih 1975 yılında kendisini Galatasaraylı yapan ve sonraları “Efsaneleşeceği” Galatasaray’a imza atar… O imza ile birlikte Fatih Terim “Efsanesi” de başlamaktadır.

Fatih Terim Galatasaray’da bir oyuncudan ve bir kaptan çok çok ötesidir…

Fatih Terim’in takım içerisinde inanılmaz bir ağırlığı vardır ve yeni gelen futbolcuların gideceği gece mekanlarından giyecekleri takım elbiselere,tarzlarına kadar hepsine Fatih Terim’in sözleri dinlenmektedir…

Gece alemini seven Terim,İstanbul da bir futbolcudan öte kurduğu ilişkiler ile bir “Ağır abi” olarak görünmektedir.

Ve tarihler 1984’ü gösterdiğinde İstanbul Emniyet Müdür Yardımcılığı görevine Emniyet camiasının hızla yükselen “Yıldızı” Mehmet Ağar getirilir.

Fanatik Galatasaraylı Ağar ile Galatasaray’ın “efsanesi” “Ağır abisi”, kaptanı kısacası her şeyi Fatih Terim’in yolları tam da bu süreçte kesişecek ve bir daha da ayrılmayacaktır.

***

Biz şimdi de gidelim 1996 yılına…

1996 yılında Mehmet Ağar artık “Gücünün zirvesindedir”. Ağar önce Fanatik Galatasaraylı Mesut Yılmaz Başbakanlığında kurulan ANAP-DOĞRUYOL koalisyon hükümetinde Adalet Bakanı olmuş kısa süren bu koalisyon sonrasında kurulan REFAH PARTİSİ-DOĞRU YOL koalisyonunda ise güç ve nüfuz olarak zirve yapacağı İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturmuştur.

“DEVLETTE” daha doğru ifade etmek gerekirse “DEVLETİN EN DERİNLERİNDE” Mehmet Ağar’dan habersiz kuş uçmamaktadır… Ağar’ın bu dönemdeki gücünü anlamak için Susurluk Skandalı’na bakmak ve bu skandal sonrasında “Konuşursam Türkiye sarsılır” ve “Bir tuğla çekersem tüm duvar yıkılır” sözlerine bakmak yeterlidir.

Mehmet Ağar’ın yakın dostu Fatih Terim ise başarısız Ankaragücü deneyimi sonrasında 1993 yılında Akdeniz Olimpiyatlarını kazanan Olimpik Milli Takım’ın başındadır ve yine 1993 yılında Sepp Piontek’ten boşalan A Milli Takım Teknik Direktörlüğü döneminde de 1996 yılında A Milli Takımı ilk kez Avrupa Şampiyonası finallerine taşıyan isim olmuştur.

Ancak Ağar ve Terim’in ortak “Sevdası” Galatasaray için işler pek de iyi gitmemektedir.

Kar-Heinz Feldkamp dönemi sonrasında Reinard Safting,Grame Souness gibi isimlerle çalışan Galatasaray istediği başarıları kazanamamaktadır.

İşte Galatasaray bu tablo içerisindeyken daha önceki “Kulüp” teknik direktörlüğü kariyeri Ankaragücü’nde hüsran ile biten ve başka bir kulüp çalıştırmamış Fatih Terim birden bire ve kimsenin beklemediği şekilde Galatasaray’ın teknik direktörü olmaktadır…

Bunda 1 Haziran 1996 tarihinde Galatasaray’a imza atan Fatih Terim’in bu imzasından sadece 27 gün sonra 28 Haziran 1997 tarihinde bir önceki hükümette Adalet Bakanı olan Mehmet Ağar’ın İçişleri Bakanı olarak gücünün zirvesine çıkmasının ve Galatasaray Başkanı Faruk Süren’in sıkıntılı TRANSTÜRK firmasının bu Ağar-Terim ilişkisi üzerinden devletten bazı “Anlayış ve kolaylıklar” bekleyip beklemediğini bilemiyoruz tabii…

Ama bildiğimiz bir şey var ki ;

Fatih Terim ‘in Galatasaray’a 1 Haziran 1996 tarihi itibariyle  fanatik Galatasaraylı ve Fatih Terim’in aile dostu Mehmet Ağar Adalet Bakanı,Fatih Terim Galatasaray Teknik Direktörü’dür, iktidardaki ANAP-DYP koalisyonunun Başbakanı ise  yine fanatik Galatasaraylı Mesut Yılmaz’dır…

Terim’in Galatasaray’a imza atmasından 27 gün sonra ise kurulan yeni hükümet ile (REFAH-YOL) Mehmet Ağar artık İçişleri Bakanı olmuştur.

Aradan çok geçmeden 1997 yılında bir başka Galatasaraylı Haluk Ulusoy da Mehmet Ağar desteği,Korkut Eken müdahalesi ile artık TFF Başkanıdır…

***

1996’da ortaya çıkan bu ilginç tablo 1Mehmet Ağar’ın ise Elazığ’dan Türk siyasi tarihinde bir “BAĞIMSIZ” adaya verilen en fazla oyu alarak bağımsız milletvekili olarak TBMM’ye girmesi ve bu tarihten sonra Türk merkez sağı için en büyük “Potansiyel lider adayı” olarak ortaya çıkarak devletin derinlerinde gücünü ve kudretini en heybetli biçimde kullanması ile devam edecektir…

Ağar’ın “Bağımsız Milletvekili” olarak TBMM’ye girdiği seçimlerde kurulan ANASOL-M Hükümetinin Başbakan Yardımcısı da yine Galatasaraylı Mesut Yılmaz’dır…

Peki futbol siyaset-mafya-spor ayağını bir araya böyle getirirken bu işin medya tarafı hiç eksik kalır mı? Kalmaz tabii ki…

***

Şimdi sizlerle 2002 yılının Haziran ayına gidelim…

2000-2002 yılları arasında Galatasaray’a 1 Süper Kupa,1 Süper Lig Şampiyonluğu kazandırmış,yarısı “Kiralık” bir takım ile Galatasaray’a Şampiyonlar Ligi’nde Çeyrek Final oynatmış olan Mircea Lucescu ile aniden yollar ayrılır…

Tabii Fatih Terim’in Fiorentina ve Milan maceralarının sona erip “Boşa” çıkmış olmasının bunda etkisi nedir onu da bilmiyoruz ama yine kesin olarak bildiğimiz bir şey var ki, Mehmet Ağar aile dostu Terim için yine devrededir… Galatasaray yönetimi niyeyse kendisi gidip Terim’e teklif sunamamış, Mehmet Ağar’ı “Aracı ve ricacı” koymuştur…

Mehmet Ağar yerel bir televizyon kanalında katıldığı programda aynen şunları söylemektedir: “Galatasaray yönetimi, benim aracılığımla Fatih Terim’e manevi baskı yapmaya çalışıyor” Ağar bu programda ilginç bir de detay vermekte ve Terim2in Korkut Eken adına yapılacak futbol turnuvasına katılacağını ifade ediyordu…

Ancak Terim bu kez sadece 1996-2000 döneminde fanatik Galatasaraylı Cem Uzan’ın Star Grubu tarafından desteklendiğinden çok daha güçlü bir medya desteğine de sahip olacaktır…

2002 yılının Haziran ayında “Ağar” ricacının devreye girmesi ile Galatasaray ile Terim prensip anlaşmasına varır ve taraflar “Hayırlı olsun” derlerken medyada da flaş bir gelişme yaşanmaktadır.

Çukurova Holding,Doğan Medya Grubu’ndan Tuncay Özkan ve ekibini transfer ediyor bu transfer medya dünyasına bomba gibi düşüyordu…

Bu transferi o dönem özellikle Pamukbank ile ilgili çeşitli sıkıntıları olan Karamehmet istiyordu zira Tuncay Özkan Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz’a en yakın gazeteciydi.

Sonraları Ergenekon kumpas davaları sürecinde tanık olarak dinlenirken Karamehmet “Tuncay Özkan benden habersiz transfer edildi” dese de buna kimseler inanmamıştı.

Tuncay Özkan ile Mesut Yılmaz arasındaki yakın ilişkide bir başka ortak nokta ise Tuncay Özkan’ın da tıpkı Mesut Yılmaz gibi koyu bir Galatasaray taraftarı olmasıdır…

Tuncay Özkan,Çukurova Grubuna “MEDYA GRUP BAŞKANI” adında şatafatlı bir unvan ile transfer olmuştu…

Tuncay Özkan’ın “Emrinde” o dönem 4 ulusal gazete (Akşam,Güneş,Tercüman,Bulvar),Lig maçlarını yayınlayan DİGİTÜRK -Ki Digitürk 2001-2002 sezonu devre arasında maçların yayıncısı olan TELEON’un yükümlülüklerini yerine getirmemesi ile yenilenen ihale sonrası  naklen yayın hakkını almıştı.Eski yayıncı TELEON da yine bir başka Galatasaralı Cem Uzan’ındı- lig maçlarının yorumlandığı LİG TV, Show Tv,SkyTurk ve ALEM FM’den oluşan devasa bir medya gücü vardır…

Yani;

TFF Başkanı “Ağar destekli Ulusoy

Galatasaray Teknik Direktörü “Ağar”ın aile dostu Fatih Terim

Başbakan Yardımcısı Galatasaraylı Mesut Yılmaz

Medyada ise Galatasaraylı Cem Uzan’ın sahibi olduğu UZAN MEDYA GRUBU ve Galatasaraylı Tuncay Özkan’ın başında olduğu Çukurova Medya Grubu…

Terim işte böylesi devasa bir medya gücünü de arkasına alarak Galatasaray’daki 2. dönemine başlamıştır…

Buna Fatih Terim’in ilk dönemindeki başarılı performansı ve İtalya’da haksızlığa uğradığı algısı eklenince Terim tıpkı aile dostu Mehmet Ağar’ın İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı olduğu 1985 yılında sahada kafa atıp rakip futbolcunun yüzünü kan revan içerisinde bırakmasına nasıl kimse “Çıtını çıkaramadıysa” o dönemden çok daha büyük ve güçlü bir “GİZLİ DOKUNMAZLIK ZIRHI” kazanmıştır…

Türk spor medyasında tüm spor müdürleri,tüm  muhabirler Terim’den korkmakta ve karşısında esas duruşa geçmekte, korkudan Terim’i eleştirecek tek satır dahi yazamamaktadırlar…

İşte o “GÖRÜNMEZ DOKUNULMAZLIK ZIRHI” nedeni ile 2002-2004 arasında Galatasaray’a on milyonlarca dolarlık transfer yaptırıp tek kupa kazanamadan çok kötü bir döneme imza atmakla birlikte kulübün milyonlarca dolarının da çöpe gitmesine neden olan Terim’e kimse bir şey diyememiş,yakın tarihte canlı yayında, maç sonu toplantıda Igor Tudor’u yarım saat boyunca yerin yedi kat altına soruları ile sokup çıkartan spor muhabirleri ve müdürleri Terim’in kötü performansı karşısında “Süt dökmüş kedi” gibidir… (Bu arada belirtelim spor müdürlerinin yerin dibine soktukları ve manşet üzerine manşet atarak istifaya zorladıkları Igor Tudor’un yerine tamamen tesadüf olarak yine Fatih Terim gelecektir)

***

Bu arada 2002 AKP iktidarı ile birlikte dengeler değişir,kartlar yeniden dağıtılır…AKP için Yıldırım Demirören “Emin” kişidir ve milyarlarca dolarlık futbol sektörünün tepesine TFF Başkanı yapılır…

AKP sporun medya ayağını ise Mustafa Erdoğan’ın en yakınındaki isim olan Rıdvan Dilmen üzerinden dizayn eder…

Sonrasında Demirören medyaya sokulup medya devi haline “Getirilince” spor medyası da yandaş Demirören-Şahenk ikilisi ile kontrol edilirken Rıdvan Dilmen TFF Başkanlığı hayalleri kurar hatta bunun için “Yeşil ışık” da alır…Nasıl kurmasın? Dilmen artık “Aileye” bir evlat kadar yakındır…

Aykut Kocaman’ın Teknik Direktör,Emre Belözoğlu’nun sportif direktör yahut yönetici olacağı bir federasyon tasarlaması muhtemel olan Dilmen’in futbolu bırakır bırakmaz Arda Turan’ı “Sen de var mısın?” çağrısı yaparak bu ekibe dahil etme düşüncesi var gibi gözükmekte…

Kulüpler Birliği de zaten “Damat” kontenjanından Göksel Gümüşdağ eli ile kontrol altında tutulmakta…

Yani efendim günümüzde an itibariyle “Baronları” spor dünyası dışından yandaş iş adamları eliyle AKP iktidarı belirlemektedir.

Bizler sadece sevdalısı olduğumuz renkler için sevinir yahut üzülürken birbirimizle kavga ederken, AKP iktidarı milyarlarca dolarlık bir endüstriyi kendi ellerinde kontrol etmekte, bu endüstri eli ile toplumu “Uyutmayı” da başarmaktadır…

Koyu Beşiktaşlı ve eski Beşiktaş yöneticisi ünlü televizyoncu Reha Muhtar’ın klasikleşen sözlerimizi kendimize “Uyarlayarak” bitirelim yazı dizimizi o zaman:

“İyi  geceler Türkiye’m… Her nerede UYUYOR ve UYUTULUYORSAN”

 

 

 

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

UZAKTAN KUMANDA İLE “HİPNOTİZE” EDİLEN ÜLKE:TÜRKİYE

Yayınlanma Tarihi:

on

Evet sevgili dostlar bu yazımızda sizlerle çok önemli olduğuna inandığımız bir konuyu işleyeceğiz…

Malumunuz Acun Ilıcalı son günlerde önce kurduğu dijital platform EXXEN ve bu platformun yaşadığı teknik sıkıntılar ile içerik kalitesine getirilen eleştiriler ve en son da Adnan Oktar ekibi ve ekibi ile çekildiği iddia edilen bir fotoğrafı ile gündeme geldi…

Şimdi  Acun Ilıcalı’ya yazının ilerleyen bölümlerinde dönmek üzere bir virgül koyalım ve devam edelim…

Emperyalizm” kavramı hemen hemen hepimiz tarafından bilinse de “KÜLTÜR EMPERYALİZMİ” kavramı çok daha az bilinen bir kavram ülkemizde…Oysa ki küresel güçler açısından KÜLTÜR EMPERYALİZMİ çok ama çok stratejik bir noktada konumlanmış durumda…

Zira bir ülkenin küresel hegemon güçler tarafından tam olarak kontrol altına alınabilmesi için 4 ana noktanın “Kontrol edilebilir/manipüle edilebilir” hale getirilmiş olması gerekmektedir:

Bunlar A-SİYASAL B-EKONOMİK C-ASKERİ ve D-KÜLTÜREL milli kodlardır…

Ancak diğer 3’ünü ne kadar sağlarsanız sağlayın eğer KÜLTÜR EMPERYALİZMİ ile ülkenin “Milli kültürel kodlarına” hakim hale gelemezseniz o ülkeyi tam anlamı ile emperyalist baskı altına alamazsınız…

Gerçekleştirilen sadece dönemsel “tahakküm” olur. Ülkede milli kültür ve şuur bozulmamışsa o ülke emperyalizmin boyunduruğunu kısa yahut orta vadede kırar…İşte bu nedenle KÜLTÜR EMPERYALİZMİ son derece stratejik bir kavramdır…

O nedenle yazımızın başında ana hatları ile KÜLTÜR EMPERYALİZMİ’ni anlatmamız gerekmekte…

Bu konuda en özet ama en “özlü” tanımlamalardan birisi Sami Şener tarafından yapılmıştır… Sami Şener “ASİMİLASYON;EMPERYALİZM;SÖMÜRGECİLİK” isimli eserinde bakın hangi ifadeler ile tanımlıyor KÜLTÜR EMPERYALİZMİNİ…

“…Kültür emperyalizmi, aslında emperya­lizmin bîr safhası ve çeşidinden başka bir şey değildir. Kültür emperyalizmine ma­ruz kalan bir toplum, kendine verilmek is­tenen kültür ve dünya görüşünün gerçek hedefini idrak edemeyecek bir hale gelir. Dinamik ruhunu kaybeden böyle bir top­lum, kendine sunulanın doğru veya yanlış olup olmadığım anlayamayacak bir uyu­şukluk ve sersemliğe düşer. Fikir ve sanat zevki ölmüş, hamle gücünü kaybetmiştir.

Kültür emperyalizmi altındaki ülkeler, ar­tık kendilerine yön veren toplumların is­tekleri doğrultusunda hareket etmekten başka bir tavra sahip olamazlar.”

Günümüzde “KÜLTÜR EMPERYALİZMİNİN” içerik üreticisi ve ana odağı İngiltere, “Küresel Uygulayıcısı” ise başta Hollywood olmak üzere, devasa dağıtım şirketleri ve yayın ağı ile ABD’dir…

Yani KÜRESEL EMPERYALİZMİN “Beyni” İngiltere, “Uygulayıcı gücü” ise ABD’dir

ABD-İngiltere kültür emperyalizmi ortaklığının son yıllarda Dünya’da imza attığı en çarpıcı “KÜLTÜR EMPERYALİZMİ OPERASYONU” maalesef Türkiye’de gerçekleştirilmiştir…

Şimdi sizler ile adım adım ve hangi girift ilişkiler ağının bağlantıları ile Türkiye’nin başta belirttiğimiz KÜLTÜR EMPERYALİZMİNE uğratılmış bir toplum hedefine uygun hale getirildiğini paylaşacağız…

Biliyoruz biraz uzun bir girizgah oldu belki bu kez ancak konunun daha net anlaşılması için bu girizgahı yapmak durumundaydık.Evet dostlar şimdi sizler hazırsanız biz de hazırız…İşte başlıyoruz,çayı kahveyi alın ve arkanıza yaslanıp bu önemli yazıyı okumaya başlayın…

***

Takvim yaprakları 2013’ü gösterdiğinde bir haber adeta medya camiasında bomba etkisi yaratarak gündemin tam orta yerine düşmekteydi…

TV izleyicilerinin “ACUN FİRARDA” programı ile tanıdığı eski spor muhabiri,sonradan ise FEAR FACTOR ve SURVIVOR programlarının yapımcısı olarak “TELEVİZYONUN ALTIN ÇOCUĞU” lakabını kazanan Acun Ilıcalı, MNG Holding’e ait TV8 kanalını satın alıyordu…

Acun Ilıcalı bu kanalı 70 milyon Dolara satın alırken aynı dönemde satışı yapılan Show TV 92,Star Tv 327,Sabah-ATV 1.1 milyon dolar gibi rakamlara satılırken “TV8 Ucuza mı gitti?” diye soruluyor,ama asıl soru olan “Acun bu kanalı 70 milyon dolara nasıl alıyor,bu parayı nereden buluyor?” sorusu gündeme gelmiyordu…

Bu konun uzunca süre esrarını korusa da yazımızın ilerleyen bölümlerinde bu konuya da değineceğiz… Ama sırayla gidelim…

TV 8 MNG Holding bünyesindeyken özellikle kaliteli haber yayınları ile dikkat çeken bir kanal olarak ön plana çıkmıştı… Acun Ilıcalı ise kanalı devralır almaz ilk ve en radikal değişikliği kanaldan haberi tamamen kaldırıp,haber servisini lağvederek yaptı…

Ve Acun Ilıcalı zaman içerisinde daha önce ACUN MEDYA ile yapımcısı olduğu FEAR FACTOR ve SURVIVOR başta olmak üzere,MASTER CHEF gibi yarışma ve eğlence programları ile tamamen bir “Eğlence/yarışma” kanalı konsepti oluşturdu…

Dikkatinizi çekti mi bilmem…Ancak Acun Ilıcalı’nın yarışma programları TV8’in sürükleyici lokomotifi ve tek bir tanesi bile TÜRK/ÖZGÜN FORMATLI DEĞİL. Hep yabancı formatlı yarışmalar…En son kanala KORE uyarlaması dizi gelmişti. Neden KORE onu da yazacağız…

Bugün gelinen noktada TV8 Türkiye’de ana tv izleyicisi kitlesi olan kadın ve gençleri adeta bu “Eğlence/yarışma” konsepti ile ekranın başına çiviledi…Ve bu kitleye adeta “Hükmeder” hale geldi…

İlk bakışta muhteşem bir başarı hikayesi gibi gözüküyor değil mi? O zaman biz yazmaya devam edelim efendim…

Öncelikle şu soruyu sormak lazım: “İşin sırrı neydi?” Herkes bu sorunun cevabını Acun Ilıcalı ismine odaklanarak vermeye çalışıyor. Oysa ki Ilıcalı sadece “vitrindeki” isim…Bu “x” kişisi de olabilirdi…

Önemli olan az sonra çok daha net olarak anlayacağınız “KÜLTÜR EMPERYALİZMİ PROJESİ”…

Yani önemli olan Acun Ilıcalı değil “PROJE”…Şimdi gelelim bu proje nasıl yürümüş,hangi girift ilişkiler ağı ile sarıp sarmalanmış ve önümüze adeta ambalajlanarak konularak 7 senede güzel ülkemizi adeta HİPNOTİZE edecek etki alanına kavuşmuş…

Acun Ilıcalı pek çok işe imza attı ama yıldızını parlatan,kendisi ile özdeşleşen ve O’nu zirveye taşıyan proje SURVIVOR oldu… SURVIVOR deyince 2 dakika duracaksınız… Zira alt metninde tamamen “BİREYSEL ÇIKARCILIĞI” ön plana çıkaran yarışma bir yarışmadan çok daha fazlası.

SURVIVOR’un orijinal format hakkı İngiliz Caharlie Parsons’a ait… Peki kimdir bu Charlie Parsons…Yakından bakmak gerekir mi dersiniz? Gerekmez mi efendim… Biz de yakından bakalım o zaman…

Charlie Parsons,Oxford Üniversitesi’nde çok çalışkan ama sıradan bir hiç de popüler olmayan bir öğrenciyken tanıştığı bir isim hayatını değiştirecektir…O isim ise Wheed Ally’dir…

Bu iki ismin en önemli ortak noktaları gay olmalarıdır ve kısa süre sonra bugün de devam eden ve İngiliz kamuoyunca da “Hayat arkadaşlığı” olarak adlandırılan birliktelikleri başlayacaktır…

Ancak Waheed Ally sıradan bir isim değildir… Ünlü ve çok zengin bir iş adamı olan Ally aynı zamanda “LORD” unvanı taşımaktadır.Lakabı “BARON” olan 1998 yılından bu yana da İşçi Partisi’nin İngiliz Meclisi’ndeki en deneyimli parlamenterlerinden birisidir.

Charlie Parsons’a ortak olarak bir şirket kurmak için finansman sağlayan Waheed Ally’den sonra yeni kurulacak şirkete bir de 3. “ünlü” ortak dahil olur: Dünya’nın kendisini şarkıları ile tanıdığı “Sir” Bob Geldolf…

Bu üçlünün şirketlerini kurmalarının hemen ardından Lord Waheed Ally’nin bağlantıları devreye girer… Yeni kurulan şirket bir anda İngiliz devlet kanalı BBC’nin en önemli içerik sağlayıcılarından birisi olur…

Hatta Charlie Parsons,BBC’nin içerik kalitesinin artırılması ve yeni içeriklerin geliştirilmesi için başlatılan projenin başına getirilir…

Bu arada bu üçlü hangi şirketi kurmuşlardı derseniz üçlünün ortaklığı şirketten fazlasıdır… Charlie Persons,Lord Waheed Ally ve Sir Bob Geldolf “PLANET 24 CHANNEL” isimli bir kanal kurmuşlardır…BBC’ye de bu kanal üzerinden içerik sağlamaktadırlar…

Bu esnada Charlie Persons,İngiltere’de bir “ekonomi yayını” olmasına rağmen İngiliz İstihbarat Servisi MI6 ile ilgili en fazla ve en “içeriden” haberleri yapan yayın organı olan Financal Times ile ilişkileri aynı dönemde sıklaşmıştır…

Bu esnada bir de bakıyoruz ki Charlie Persons zaten üniversite yıllarında Financal Times için çalışmış!

Bu arada Charlie Persons-Lord Waheed Ally ve Sir Bob Geldolf bir süre sonra çok karlı bir anlaşma ile PLANET 24 isimli kanalı adeta içinden ceketlerini alıp çıkmak şartı ile “her şeyi ile birlikte” satmışlardır…

Satmadıkları tek bir şey ve özel bir şart vardır satış anlaşmasında: Başta SURVIVOR olarak kanalın ürettiği program içeriklerinin format haklarından milim taviz vermezler ve bunları satış paketinin dışında tutarlar…

Hemen yeni bir şirket kurulacaktır: “CHARLİE PARSONS CREATİVE”… İlerleyen yıllarda bu şirkete destek verecek bir şirket de Fourth Floor, York House, 23 Kingsway, London, United Kingdom, WC2B 6UJ adresinde kurulacaktır: SİLVERGATE MEDYA

İlk şirket adından da anlaşılacağı üzere CHARLİE PARSONS’a ait olup program formatlarını elinde tutan “ANA” şirket… Burada program formatlarından ötürü Sir Bob Geldolf’un da payı var…

SİLVERGATE MEDYA ise Lord Waheed Ally tarafından açılan medyadan modaya geniş bir şirketler topluluğu… Aynı zamanda CHARLİE PARSONS CREATİVE’in kardeş şirketşi denilebilir… Zira “yatırımcı”…

Efendim şimdi İngiliz Lordlar,Sir’ler bir araya gelir boş durur mu? Durmaz tabii ve durmuyorlar da… Hemen KÜLTÜR EMPERYALİZMİ’nin “uygulayıcısı” ABD ile temasa geçiliyor…

CHARLİE PARSONS CREATİVE ile ABD’nin en büyük 3 yayın ağından birisi olan CBS arasında bir anlaşma imzalanıyor.Bu anlaşma ile birlikte 2 grup “STRATEJİK” ortak haline gelirken başta SURVIVOR olmak üzere CBS’in pek çok içeriğini de CHARLIE PARSONS hazırlıyor…

***

Şimdi efendim… CBS dediğiniz kanal öyle sıradan bir kanaldan çok daha fazla anlam ifade etmekte… Neden diyecek olursanız CBS’e yakından göz atmamız lazım… Atalım ve anlatalım o zaman efendim…

CBS’in sahibi olan isim Summer M. Redstone aynı zamanda VIACOM isimli bir devasa şirketin de sahibi…

VIACOM ise Dünyaca ünlü PARAMOUNTH FİLM STÜDYOLARI var ya… Hah işte onun sahibi…

Ayrıca Paramount ile 1981 yılında Hollywood’un en büyük diğer 2 film stüdyosu olan UNIVERSAL ve METRO GOLDWAY arasında bir ortaklık gerçekleşiyor. Ve ortaya United International Pictures (UIP) isimli bir dağıtım ve film stüdyoları “TRÖSTÜ” çıkıyor…

Ortaya çıkan bu küresel tröst ABD’nin Hollywood eli ile Dünya’da uyguladığı “KÜLTÜR EMPERYALİZMİ” projelerinin en büyük yapı taşlarından birisi olarak rol alıyor…

VIACOM aslında bir “ÇATI” şirket… Bünyesinde CBS, PARAMOUNT,NİCLEDEON,MTV NETWORK,BET NETWORKS,CMT,LOGO,TEEN NİCK,COMEDY CENTRAL gibi Dünya magazin/eğlence kültütüne “hükmeden” markaları barındırıyor…

İşte başta SURVIVOR olmak üzere pek çok içeriğin patent hakkını elinde tutan CHARLİE PARSONS-LORD WAHEED ALLY ve SİR BOB GELDOLF da bu CBS ve VIACOM ile ortak.

Ayrıca ekleyelim… Lord Waheed Ally aynı zamanda bizzat Sir Elton John AID ile Mücadele Vakfı’nın en önemli üyelerinden bir tanesi…Ve Sir Elton John ile çok sıkı ilişkileri var.

Hani “Acun nasıl bu Dünya yıldızlarını getiriyor Türkiye’ye?” diye merak edeniniz varsa aklının bir köşesinde “bulunsun” bu küçük detay…

Devam edelmim efendim biz…

Mesela Acun’un en önemli formatlarından yine kendisi ile özdeşleşen FEAR FACTOR ve son dönemin trend yarışma formatı MASTER CHEF… Bunların orijinali ise ENDEMOL isimli bir şirkette…

ENDEMOL,Hollanda-Amsterdam merkezli bir şirket…Hollanda Kraliyet Ailesi ile İngiliz Kraliyet Ailesi akraba… Bunu da ekleyelim ve ENDEMOL’e bakalım şöyle bir isterseniz…

ENDEMOL, tepe yönetimine çok geniş yetkiler vermesi ile tanına bir şirket… Kim var peki o en tepede? Sophie Turner Laing…Bu isme biraz yakından bakmak gerek o zaman…

Sophie Turner Laing,İngiltere’nin en ünlü “İÇERİK DİREKTÖRÜ” diyebilriz… Kendisini medya camiasında uluslararası üne taşıyan operasyonu ise ünlü İngiliz SKY grubu ile Amerikalı HBO ortaklığını gerçekleştirerek çığır açan isim olması…

HBO dediğimiz grup TİME WARNER’in dizi/eğlence sektöründeki küresel markası… TİME WARNER dedğimiz grup ise bünyesinde CNN, TNT, Cartoon Network başta olmak üzere yüzlerce kanal bulunduran Dünya’nın en büyük medya şirketlerinden birisi.

Yani ENDEMOL’ün tepesindeki isim Sophie Turner Laing aslında İngiliz-ABD KÜRESEL KÜLTÜR EMPERYALİZMİ ortaklığının ortak şirketini kuran isim.

Ve işte bu KÜRESEL KÜLTÜREL EMPERYALİZM odağı olan firmaların Türkiye temsilcisi,yapılan anlaşmalara,alınan formatlara göre Acun Ilıcalı…

İşte orada duruyoruz ve bunu “ACUN ILICALI MI ACABA?” diye değiştiriyoruz.

Bu soruyu hiç de boşuna sormuyoruz… Ve yazımızın başında “Yazımızın ilerleyen bölümlerinde yazacağız” dediğimiz kısma geliyoruz işte Yani “Acun kanalı alacak 70 milyon$’ı nereden buldu?” sorusuna.

Acun Ilıcalı’nın kanalı aldığı günlerde üzeri çabucak örtülen, çok dikkat çekmesine “fırsat verilmeyen” bir köşe yazısı kaleme alıyordu Hürriyet’teki köşesinde Cengiz Semercioğlu…

Tarih 24 Aralık 2013… Cengiz Semercioğlu “ACUN İKİNCİ KANALINI ALDI” başlıklı yazsında Rekabet Kumu’nu da referans vererek bakın neler yazıyor:

“Ferit Şahenk de kanalın yüzde 30 ortağı… NTV, CNBC-e, Star, e2, Kral, NTV Spor ve HDe’den sonra Ferit Bey’in 8’inci kanalı oldu TV8…Ancak TV8’in yönetimi, büyük hissedar Acun Ilıcalı’da olacak. Programlara, yayın çizgisine tamamen Acun ve ekibi karar verecek. Zaten bir süredir yeni programlar koymaya başladılar ekrana. Haziran sonunda Star’dan ayrılacak Acun ve sadece TV8’le ilgilenecek….”

Ancak aradan günler hatta aylar geçiyor Ferit Şahenk kanala “resmen” ortak olmuyordu…Acun kanalı tek başına alsa da medya camiasında hep “KANALIN GİZLİ ORTAĞI FERİT ŞAHENK” dedikodusu ortalıkta dolaşıyordu…

Peki bu iş ne zamana kadar “dedikodu” olarak kalıyordu? Kasım 2015’e kadar… Kasın 2015’te Ferit Şahenk TV8’in ilk satın alındığında Cengiz Semercioğlu’nun yazdığı gibi %30’una ortak oluyordu…

(KAYNAK: 06.15.2015- CAPİTAL-“ŞAHENK,ACUN ILICALI’YA ORTAK OLDU” başlıklı haber.)

https://www.capital.com.tr/is-dunyasi/soylesiler/sahenk-acun-ilicaliya-ortak-oldu

Haberde Şahenk’in kanalın %30’u için 110 milyon $ ödediği dile getiriliyordu… Yani Acun Ilıcalı 2 sene önce 70 milyon dolara aldığı kanalının değerini yaklaşık 330milyon$’a çıkarmıştı… Bu işte bir gariplik vardı…

Zira Şahenk elinde onca prestijli kanal varken, 2 sene içerisinde tamam belki iyi bir noktaya gelmiş ama haber gücü olmayan, konumlanmasını tam oturtamamış, değerini 5’e katlayacak bir mucize de göstermemiş bir kanala bu kadar para veriyordu? Bu ticaretin doğasına aykırıydı…

İşte bu sorunun cevabını almak için Şahenk’in TV8 hamlesinden önce ne yaptığına bakmamız lazım… Şahenk TV8 satın almasının çok kısa süre öncesinde elindeki CNBC-E kanalını Discovery Comminications’a satmıştı…

Şahenk Discovery Cominications grubuna daha sonra da NTV SPOR’u satacaktı… Peki hatırladınız mı kimdi bu Discovery Channel Comminications’un perde arkasındaki sahibi?

Bizi yakından takip eden dostlarımız SOROS GİDİYOR YERİNE KİM GELİYOR? başlıklı yazımızı ve SATRANÇ TAHTASINDAKİ SEKTÖR:TÜRK MEDYASI yazısı ve bu yazıda bu soruya verdiğimiz ayrıntılı cevabı hatırlayacaklardır…

Yazıyı okumayanlar ise aşağıdaki linkten 22 Mart 2018’de kaleme aldığımız bu floodu da okuyabilirler…

https://twitter.com/yazparov/status/976837061264199680?s=20

Şahenk’in CNBC-E ve NTV SPOR’u sattığı Discovery Grubu’nun perde arkasındaki sahibi ROMA KULÜBÜ üyesi,ABD ÜSTÜN HİZMET NİŞANI sahibi,ABD’de Demokratların yeni başkan adayı olarak dillendirilen “DÜNYA’NIN EN GÜÇLÜ KADINI” Oprah Winfrey.

Küresel güçler bir dönem SOROS’u pasifize etmeyi düşünürken yerine OPRAH’ı ikame etmek istemişlerdi medya alanında…SOROS bağlantıları sayesinde medyayı yönlendirirken OPRAH direkt olarak sektörde olacaktı…

Şahenk kanallarını Oprah’a verirken bir yandan da İNGİLİZ-ABD ortaklığı olan CHARLİE PARSONS-LORD WHEED ALLY-SİR BOB GELDOLF-CBS-VİACOM ilişkiler ağına TV8 ile dahil oluyordu.

Yani Acun işin “Vitriniydi”… Bu arada hatırlayın TATLI VATAN:İNGİLTERE başlıklı floodumuzu… Yine bizi yakından takip eden dostlarımız Şahenk’in Hüsnü Özyeğin ile İngiltere’de kurduğu DOME YATIRIM BANKASI’nı anlattığımız bu floodu ve ilişkiler ağını da gayet iyi hatırlayacaklar…

Bu arada Şahenk bir hamle daha yaparak NUSRET Restaurant’a da ortak oluyordu… Peki Nusret New York’taki restaurantını nerede açıyordu? TV8’in içeriklerini aldığı CHARLİE PARSONS’un stratejik ortağı CBS’in binasına!

Tesadüf işte…

Ha bu arada hemen belirtelim… “Acun kanalı Karamehmet’ten alacağı 200 milyon TL ile kurdu” lafına anca gülerim…

Zira Acun’un 70 milyon dolar para sayıp kanal aldığı günlerde Karamehmet bankasına,TURKCELL hisselerinin bir bölümüne, medya gücüne-Digiturk,SKY,AKŞAM,GÜNEŞ,ALEM FM v.s TMSF tarafından el konulmuş ve “BİTİRİLMİŞTİ”

***

Yani kimse hikaye anlatmasın… Karamehmet’in değil Acun’a 70 milyon ,7 milyon doları tek kalemde veremeyeceği bir dönemdi 2013…

Ha bir de “Acun Ilıcalı muhteşem çalışkan,fecaat azimli…Azmin başarı tablosu” kıvamında olan yazılar beni benden alıyor…

Haber toplantısında masanın altında uyuyan, kendisine verilen Brezilya görevi yerine İstanbul’da doğum günü kutlayıp evden canlı bağlantı yapan (!) çalışkanlık mı o?

Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi Acun Ilıcalı “Vitrindeki isimdir” Ve onun yerinde x de olsa z de olsa ona bu başarısı hikayesi yazılacaktı zira gerçekleştirilen büyük bir EKONOMİK EMOERYALİZM OPERASYONUDUR…

Ve maalesef bu operasyonda İngiltere kazanmış,ABD kazanmış,Şahenk kazanmış,Acun kazanmış kaybeden ise Türkiye olmuştur…

Şimdi bence durun ve Acun’un son hamlesi olan ve özellikle Youtube mecrasındaki fenomenler vasıtası ile Türkiye’de gelecek seçimlerde 7 milyon oy kullanacak Z KUŞAĞINI hedefleyen yeni projesi EXXEN’e bir de bu gözle bakın…

Bakalım şimdi ne göreceksiniz…

NOT:Güncel bazı eklemeler yapılmış olsa da bu yazı ilk olarak 29 2018’de Twitter hesabım olan @yazparov hesabında UZAKTAN KUMANDA İLE HİPNOTİZE EDİLEN ÜLKE: TÜRKİYE başlığı ile kaleme alınmıştır…

 

 

 

 

 

 

 

 

Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: