Sosyal Medya Hesaplarımız

MEDYA

BİR SUÇ DUYURUSU DA YILMAZ ÖZDİL’E!

Yayınlanma Tarihi:

on

TBMM Başkanlığı, Yılmaz Özdil hakkında “TBMM’yi alenen aşağılama”, “hakaret” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” gerekçesiyle soruşturma başlatılması için suç duyurusunda bulundu.

TBMM Başkanlığı, Yılmaz Özdil hakkında “TBMM’yi alenen aşağılama”, “hakaret” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” gerekçesiyle soruşturma başlatılması için suç duyurusunda bulundu.

TBMM Başkanlığınca, Sözcü gazetesi yazarı Yılmaz Özdil hakkında “TBMM’yi alenen aşağılama”, “hakaret” ile “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlarından soruşturma başlatılması talebiyle suç Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına duyurusunda bulunuldu.

 

Yorum yapmak için tıklayın

Bir Cevap Yazın

MEDYA

TRT’DE KATAR BELİRSİZLİĞİ

Yayınlanma Tarihi:

on

TRT’nin İstanbul’da bulunan Harbiye ve Ulus binaları “Deprem riski” gerekçesi ile kısmi olarak boşaltılırken,TRT’nin Katarlı BeIn Sports’a ait DİJİTÜRK’ün binasını kiralaması ile ortaya çıkan belirsizlik TRT çalışanlarını tedirgin ediyor…

Zira TRT’nin Ayazağa’da bulunan Dijitürk binasını 2 yıllığına kiraladığı hatta bu kiralamanın 1 yılının geride kaldığı “Söyleniyor”… Ancak konu ile ilgili TRT yetkilileri tarafından resmi olarak kendilerine sorulan sorulara hiç bir yanıt verilmiyor.

Haber Alternatif konuyla ilgili HABER SEN-5 NO’lu Şube başkanı Özlem Berkit’e ulaşarak konu ile ilgili “Bilinmezler” ile dolu süreci konuştu.

Özlem Berkit,TRT’nin Katarlı BeIN Sports’a ait olan Ayazağa’daki binasının kiralandığının doğru olduğunu belirterek ancak bu kiralama ile ilgili kendilerine hiç bir somut bilgi verilmediğini belirtti.

Berkit,konuyu görüşmek üzere TRT Genel Müdürlüğü’nden randevu istediklerini ancak kendilerine randevu verilmediğini belirterek pek çok şeyin belirsizliğini koruduğunu ve bu belirsizliğin TRT çalışanlarını tedirgin ettiğini vurguladı.

HABER-SEN 5 No’lu Şube Başkanı Özlem Berkit,”TRT tarafından kiralanan Dijitürk’e ait binanın bir bölümünü hali hazırda Acun Medya kullanırken,binanın bir bölümü ise BeIn Sports tarafından kullanılmakta. Binanın TRT tarafından kaç yıllığına kiralandığı,bu kiralamanın binanın tamamını mı yoksa belirli bir bölümünü mü kapsadığı,kiralama bedeli olarak ne kadar ücret ödendiği,bu binaya TRT’nin İstanbul’daki televizyonlarından kaç personelin nasıl geçeceği,bu binadan ne zaman ve nereye çıkılacağı,çıkılacak ise çıkılacak yerin neresi olduğu konusunda sorduğumuz hiç bir soruya yanıt verilmemekte” dedi.

Berkit,TRT’nin kaç yıllığına ve ne kadar bedelle kiraladığı belli olmayan Dijitürk binasının İstanbul’da 2 bine yakın personeli olan TRT’nin tüm personelini almasının mümkün olmadığını, hali ile geçmiş yıllarda TRT’de yaşanan ve pek çoğu mahkemeye taşınan TRT çalışanlarının başka kurumlara gönderilmesi gibi bir durumun yaşanmasından endişe ettiklerini belirttiler.

TRT’nin Çekmeköy’de büyük bir arazi aldığını ve buraya büyük bir bina kurularak Dijitürk binasında kiralık geçirilecek süreç sonrası TRT’nin buraya taşınacağının resmi olmayan ve “ortada dolaşan” bir bilgi olarak söylendiğini belirten Berkit “Ama ortada ne bir plan,ne bir proje var.Kimse hiç bir soruya cevap vermiyor” şeklinde konuştu.

Berkit ayrıca özellikle Ulus’taki TRT binasının arazisinin çok çok kıymetli olduğuna dikkat çekerek “Buranın da bir başka şekilde satılması gündeme gelecek mi bu konuda da endişelerimiz var zira TRT bu arazi satışları konusunda artık çok daha rahat hareket edebilme imkanına sahip” şeklinde konuştu.

Berkit, yaşanan bu belirsizliğin TRT personelini ciddi manada tedirgin ettiğinin altını çizdi…

 

Okumaya Devam Et

GÜNDEM

İŞTE NAGEHAN ALÇI’NIN ARKASINDAKİ FETÖ İMAMI

Yayınlanma Tarihi:

on

Ekranlarda yaptığı yorumlarla büyük tepki çeken,canlı yayında devlet için “Seri katil” ifadesini kullanan Habertürk yazarı Nagehan Alçı hakkında çok önemli bir gerçek gün yüzüne çıktı…

Azerbaycan Devleti tarafından Ermeni işgali altındaki Karabağ’a izinsiz girdiği ve burada yapmış olduğu röportajlarda Karabağ topraklarını “Tamamen Ermeni toprağı” olarak niteleyen yazıları ve Ermeni gazetecilere verdiği röportajlar nedeni ile Nagehan Alçı  “PERSONA NON GRATA” yani “İstenmeyen adam” ilan edilerek Azerbaycan’a girişi yasaklanan tek Türk olmuştu.

Nagehan Alçı’nın bu yasağının uzun süre sonra kalkmasının ardında  FETÖ’nün Azerbaycan İmamı Elnur Aslanov’un olduğu ortaya çıktı.

Bu önemli bilgiyi ortaya çıkartan ise veryansintv.com Genel Yayın Yönetmeni ve yazarı gazeteci Erdem Atay oldu…

Erdem Atay bugün veryansintv.com’da kaleme aldığı BU DA MI GOL DEĞİL? başlıklı köşe yazısında yaşananları tüm detayları ile anlattı…

Erdem Atay köşesinde şunları yazdı:

“Şimdi size yeni bir Nagehan Alçı hikayesi anlatacağım.

Başlamadan bir giriş yapalım…

***

Önce sorduk, “Nagehan Alçı dosyası açalım mı?” diye.

Aksini söyleyen tek bir kişi çıkmadı, herkesin ortak tepkisi, “Aç aç aç..” oldu.

Şunu anladım ki, bu ülkede Nagehan Alçı’ya güvenen 10 insan bulamazlar!

Fakat arkasındaki güç nasıl bir güçse her gün ekranlarda, her gün köşelerde.

Neyse…

Biz de dosyayı açtık.

İlk yazımızda “FETÖ artığı” kararını ortaya çıkardık. Haber gündem oldu.

Tümgeneral Ahmet Yavuz sayesinde önemli bir hukuk kararı çıktı ve herkes Nagehan Alçı’ya FETÖ ARTIĞI” dedi

İlk yazı çok etkili oldu.

Şimdi yenisine başlıyoruz.

***

Yıl 2009

Nagehan Alçı o yıllarda Akşam gazetesinde yazıyor.

Hedefinde büyük bir gazeteciliğe imza atmak var.

O zaman kendisine “Ermeni açılımı” görevi verilmiş olacak ki, “kahramanımız” Ermenistan işgali altında bulunan kardeş Azerbaycan toprakları olan Karabağ’a gitmeye karar veriyor. Zaten o yıl “Ben de Ermeni’yim” diyerek yazı yazıyor ve Hrant Dink cinayetini yapan “örgütün” yargılanmasını istiyor.

Tam da Türkiye ile Ermenistan arasında protokol imzalanmış ve Azerbaycanlı kardeşlerimizin bu duruma tepki gösterdiği sıralar.

Şunları hatırlatmak lazım:

Bir Azerbaycanlı için en acı tarih Hocalı katliamıdır. Onlar için bunun önemi asla tarif edilemez.

Ve hala Azerbaycan’ın o toprakları Ermenistan işgali altındadır.

Evet, Nagehan Alçı Bakü’ye bilgi verme gereği duymadan buraya gitmeye çalışıyor.

Ermeni yetkililerle tüm temaslarını sağlıyor ve önce Erivan’a, arkasından işgal altındaki Karabağ’a gidiyor… Hocalı’ya uğruyor… Gidilmesi ne kadar yasak köy varsa oraya ayak basıyor!

Önce şunu söyleyelim…

İşgalin yaşandığı 1992 yılından o güne kadar hiçbir Türk oraya girememişti.

Bunu başaran ilk “Türk” Nagehan Alçı oldu.

Kendisini bizler değil ama Gazeteciler Cemiyeti tebrik etti ve ‘Yılın yazı dizisi’ ödülünü verdi kendisine. Hıncal Uluç da Nagehan Alçı’yı öve öve bitiremedi!

Peki ödülü hak edecek ne yaptı?

Karabağ’ı okurlarına “Ermeni toprakları” algısı yaratarak sunduğu ileri sürüldü.

Ve… Ermenistan’da gazetecilere konuştu.

Ermeni gazeteleri, Nagehan Alçı’nın “Karabağ yüzde yüz Ermeni toprağıdır” sözlerini öne çıkardılar.

Azerbaycan vatandaşları ayağa kalktı, çok fazla tepki geldi.

O dönem gazetenin Genel Yayın Yönetmeni olan İsmail Küçükkaya da gelen tepkilere dayanamayarak yazı dizisini durdurma kararı aldı.

Ancak Alçı, Ermenilerin söyleşisini çarpıttığını iddia etti.

Kızılca kıyamet kopunca, Bakü’den resmi izin almadan işgal edilmiş topraklara giden diğer yabancı gazetecilerin kaderiyle birleşti Nagehan Alçı’nın kaderi…

Azerbaycan yönetimi Nagehan Alçı’yı ‘Persona non grata’ yani ‘istenmeyen kişi’ ilan etti.

“İşgal altındaki bölgelere izinsiz girerek işgale meşruluk kazandırmaya çalışan bir gazeteci” olarak Azerbaycan’ın kara listesine girdi ve ülkeye girişi yasaklandı.

Evet, Azerbaycan’a girmesi yasaklanan tek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma “şerefine” böylece o nail olmuş oldu.

***

Ne yazarsa yazsın, kâr etmedi. Nagehan Alçı Azerbaycan’da “En nefret edilen ‘Türk’ gazeteci” olarak nam saldı.

Ama sonra garip bir şey oldu.

Kasım 2013’te “Azerbaycan’ın yasaklı listesinden nasıl çıktım?” başlıklı bir yazı yazdı.

“Geçen gün telefonum çaldı” diye başlıyor cümleye… Yani kendisini aramışlar! Devamını kendi ağzından okuyalım:

“Karşımda Azerbaycan Büyükelçiliği Basın Ateşesi Elsevar Salmanov. Meğer Türkiye’den yalnızca ben persona-non-grata listesindeymişim. Görünce çok üzülmüşler ve bu işi düzeltmeye karar vermişler. Salmanov beni görmek için İstanbul’a geldi. Son derece liberal görüşlü, olumlu bir diplomat… İlham Aliyev’e bir mektup yazmamı istedi. Yazdım. Önümüzdeki hafta Bakü’ye gidecek ve mektubu bizzat verecek. Böylece galiba benim ‘istenmeme’ durumum ortadan kalkmış olacak…”

Ateşe çok üzülmüş! Dayanamamışlar, çabalamışlar ve girişimlerde bulunmuşlar!

Böyle olunca da Alçı’nın ismi kara listeden silinmiş.

***

Peki işin arka planında ne oldu?

***

Şimdi okuyacaklarınıza dikkat kesilin lütfen.

***

Azerbaycan basınında bir haber çıktı.

“Ermeni yanlısı Türk gazetecinin arkasındaki adam öğrenildi” başlıklı haberde söz konusu kişinin çok üst düzey bir yetkili olduğu yazıldı. O kişi dönemin Cumhurbaşkanlığı İdaresi Siyasi Tahlil ve Enformasyon Daire Başkanı Elnur Aslanov’du.

Azerbaycan’ın önemli sayılan kişilerden biriydi.

Aslanov haberi yalanladı ama haberi yapan gazetecilere de şu sözü söylemeden edemedi: “Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı’nın yasaklı listesinde Türk yazarların isminin yer almasını kim ister?”

Azerbaycanlı gazeteciler bu işin peşini bırakmadı, olayı doğrulattılar.

Alçı ile işbirliği yapmanın Azerbaycan’a fayda sağlayacağı yönünde görüş bildirdiği ortaya çıkan Elnur Aslanov’un, Alçı’nın kara listeden çıkması için Dışişleri Bakanlığı Basın Servisi Başkanı ve dönemin Azerbaycan Etiyopya Büyükelçisi Elman Abdullayev’i ikna etti.

Aslanov bununla da yetinmedi, Azerbaycan’ın Türkiye Büyükelçisi Faig Bagirov ile görüştü.

Yine yetmedi Azerbaycan İstanbul Başkonsolosu Hasan Zeynalov’u aradı. Aslanov, Başkonsolosa Alçı’nın listeden çıkarılması için Dışişleri Bakanlığına başvuru yapması talimatını verdi.

Ancak dönemin Başkonsolosu bu talimatı dinlemedi ve Dışişleri Bakanlığına bu konu ile ilgili olumsuz görüş bildirdi.

Elnur Aslanov işi gücü bırakmış Nagehan Alçı’nın kara listeden çıkması için uğraşıyordu.

Bir akrabasını İstanbul’a yolladı ve Ankara Büyükelçiliğinde çalışan biriyle Milliyet gazetesinin yazı işleri müdürüne gittiler. Gelen Azerbaycanlı yetkililer Nagahan Alçı’yı affettiklerini, Alçı’nın özür dilediğini söylediğini belirttiler.

Ve Nagehan Alçı kara listeden çıkarıldı.

Bunun üzerine Başkonsolos bu konuda geri adım atılmaması için Alçı ile ilgili yeniden olumsuz bir rapor yazdı.

Fayda etmedi.

Elnur Aslanov başarmıştı.

***

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in bir zamanlar çok yakın çalışma arkadaşı olan Aslanov 2014 yılında görevden alındı. 2016’da da hükümetten tamamen uzaklaştırıldı.

Aslanov daha sonra ABD’ye gitti ve Harvard Business School’da eğitime başladı.

Geçenlerde de Azerbaycan’da Aslanov’la ilgili yeni iddialar ortaya atıldı.

İddiaya göre Aslanov yeniden harekete geçmişti ve kendisinin Azerbaycan’da bakan olacağı yazılmıştı. Ülke bu haberle çalkalandı…

***

Peki Elnur Aslanov kimdi?

Açıklıyorum:

FETÖ’nün Azerbaycan imamı!

Görevden alınma nedeni de FETÖ’cü olması!

***

Peki ben bunları nereden mi öğrendim?

Türkçe biliyorsanız, Azerbaycan gazetelerini açıp okuyabilirsiniz ve Azerbaycan’a gidince de kim varsa sorabilirsiniz.

***

Yani yazının özeti:

Nagehan Alçı’yı Azerbaycan’daki kara listeden çıkaran ve bunun için canını dişine takan kişi FETÖ’nün Azerbaycan’daki en önemli adamı!

***

Sadri Alışık’ın müthiş bir filmi vardır: Ofsayt Osman.

Ofsayt Osman filmin son cümlesinde hâkime şu soruyu sorar?

“Bu da mı gol değil?”

Şükür bir ofsayta düşmüşlüğümüz yok ama bu kez de biz size soralım:

“Bu da mı gol değil!”

Cevabınızı duyar gibiyim…

***

Ama hala “gol değil” diyen varsa… Sıradaki yazıyı beklesin…

Röveşata geliyor.”

 

 

Okumaya Devam Et

GÜNDEM

SİYASETEN TÜKENMEK

Yayınlanma Tarihi:

on

Şahin MENGÜ

Danıştay’ın Ayasofya kararının taraf olduğumuz çok taraflı sözleşmeler, Türkiye’nin uluslararası ilişkileri, iç hukuk düzeni, yargısal içtihatlar, Cumhurbaşkanı’nın konu hakkında geçmişteki aleyhte siyasi söylemleri gibi birçok boyutu vardı. Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Ayasofya’nın ibadete açılmasının mutlaka lehinde veya aleyhinde kesin bir tutum alması gerekmiyordu. Cumhuriyet Halk Partisi tarafından yapılması gereken, 100 yıllık birikime sahip bir parti olarak, yukarıda belirttiğimiz  bütün boyutlarıyla konuyu inceleyen kapsamlı bir “durum saptamasını” ve 1990 lı yıllardan beri Ayasofya’nın bir bölümünün Müslümanlar için ibadete açıldığını  kamuoyunun dikkatine sunmasıydı.

Mevcut  yönetim, belki tembellikten, belki neme lazım tavrından, bunu yapmadığı gibi, “ibadete açarsanız açın, bizim itirazımız olmaz” gibi kolaycı, yüzeysel, Türkiye’nin en birikimli partisi için, kendi şanlı tarihini inkar edercesine  yakışık almayan  bir tutum sergiledi.

Genel Merkez bu tutuma girince bir kısım partililerde hukuka açıkça aykırı bu karara dolaylı olarak methiyeler düzdüler.

Bu tutum, Danıştay kararın açıklanmasının ve partili  Cumhurbaşkanı’nın Cumhuriyet’in bütün taşıyıcı sütunlarına açıkça meydan okuduğu ve Atatürk’ü “ihanetle” suçladığı 10 Temmuz “millete sesleniş” konuşmasının üzerinden günler geçmesine rağmen sürdü.

Sadece son birkaç günde Cumhuriyet’in tasfiyesi yönünde olağanüstü gelişmeler oldu. Ayasofya kararı ve baroların bölünmesi yasası birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye, çoklu hukuk sistemine yöneldi örneğin..

CHP’den kurumsal olarak ne bir ses, ne bir nefes.

Bugün CHP web sitesine baktım, en önemli haber şu: Genel Başkan, kayınpederinin vefatı dolayısıyla İçişleri Bakanı Soylu’ya taziye telefonu açmış.

İç ve dış politikada vahim gidişin durdurulması için milyonlarca Atatürk ve Cumhuriyet sevdalısı insanımızın Cumhuriyet Halk Partisinden kararlı, yaratıcı, etkili, eylemli, sonuç odaklı tutumlar açıklamasını beklediği günde verilen haber bu! İnanılır gibi değil!

Parti  yönetimi artık insanlarla alay etmeye başladı.

Son Ayasofya olayı, Kemal Kılıçdaroğlu başta, mevcut kadro tarafından yönetilen Cumhuriyet Halk Partisi’nin maalesef tamamen etkisizleştiğinin ve siyaseten tükendiğinin tescili oldu….

Okumaya Devam Et

Popüler

%d blogcu bunu beğendi: