Sosyal Medya Hesaplarımız

ÖZEL HABER

BİR THİNK-TAHNK’TAN ÇOK ÇOK ÖTESİ:”AKP’NİN “SETA”BİLİZE YOLU”

Yayınlanma Tarihi:

on

 

HABER ALTERNATİF

CELAL EREN ÇELİK

Dün AKP’ye yakınlığı ile bilinen  düşünce kuruluşu SETA’da yaşanan istifa ve işten çıkarmalar tartışma konusu oldu malumunuz…

Bugün ise SETA’da yaşanan bu gelişmeler hemen hemen çok da fazla üzerinde durulmadan adeta “Geçiştirildi”

Oysa SETA’da yaşanan bu olayların çok önemli bir arka planı vardı ve SETA dediğiniz “Yapılanmayı” öyle üstün körü geçmeniz de mümkün değildi.

Zira SETA bugün liyakatli,tecrübeli diplomat kadroları tasfiye edilerek bir ideolojik bataklığa saplanmış Türk Dış Politikası noktasında en belirleyici kurumlardan birisi haline “Getirildi”

“Getirildi” diyoruz zira az sonra okuyacağınız satırlarda önceleri AKP’nin “İdeolojik yaklaşımını akademik ve kültürel olarak yurt dışı ve yurtiçinde yaygınlaştırma ve prestij kazandırma” amacı ile kurulan SETA’nın daha sonra nasıl bir Küresel Network kurup Türk Dışişleri’ne etki eden en önemli kurum haline geldiğini göreceksiniz.

Yani SETA içerisinde yaşananlar ve buradaki “KLİKLER” mücadelesi doğrudan Türk Dış Politikasını ilgilendirmektedir ve tam da bu nedenle SETA bir düşünce kuruluşundan çok çok ötesidir.

Bu kadar peşrev yeter diyoruz ve yazımıza geçiyoruz…,

****

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından sonra 2007 yılına kadar olan süreçte “iktidar olsa da muktedir” olamadığı bir dönem yaşanacaktı.İşte AKP bu dönemde yavaş yavaş kendi sermaye ve medyasını oluşturmaya başlasa da bir yerde bir “eksiklik” vardı.

Toplumu medya ve akademisyen bazında kendi politikalarına kanalize edecek,hazırlanacak raporlar ile “psikolojik altyapı oluşturacak”, algı çalışmalarına yön verecek bir yapılanma gerekmekteydi…

Bu tip bir işlevsellik için ise en uygun yol bir “Düşünce kuruluşu” oluşturmak gibi görünüyordu.10-Ancak ortada bir sorun vardı… Türkiye’de “Think-thank” alanında o dönemde ASAM ve TUSAM isimli 2 düşünce kuruluşu yaptıkları çalışmalar ile adeta bu alanı tamamen kontrol altında tutuyorlardı…

Önce bir “yol açma” çalışması zorunluydu… Ve işe ASAM’dan başlandı. ASAM’ın finansmanını ÜLKER GRUBU sağlamaktaydı.ÜLKER GRUBU’na “rica edildi” ve ASAM’a ÜLKER’in finansmanı kesildi.Tabii ASAM’a desteğin kesilmesini iktidarın istediği kulaktan kulağa konuşulunca hiç bir başka sermaye grubu da bu finansal destek verme olayına giremedi ve ASAM finans sıkıntıları ile başbaşa bırakılıp dağıtıldı…

TUSAM’uın kurucusu ise TÜRK-METAL İŞ Sendikası Başkanı Mustafa Özbek’ti.2007 itibariyle başlayan ve bugün tüm sanıklarının beraat ettiği Ergenekon kumpasında içeri alınan ilk isimlerden birisi de Mustafa Özbek olacaktı…

Mustafa Özbek’in hapse girişi ile birlikte TUSAM’da mali kriz ve siyasal baskı altına alındı ve dağıtıldı…Artık alan açıktı,herşey hazırdı…

Sıfırdan bir düşünce kuruluşu kurmak yerine nüvesi Sakarya Üniversitesi içerisinde atılmış bir düşünce kuruluşu seçildi: Siyasi Ekonomik Toplum Araştırmaları Vakfı…

SETA’nın kurucu başkanını aslında bugün tüm Türkiye yakından tanıyor…O isim Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın17-Tabii İbrahim Kalın’a şöyle bir bakmak gerekmekte ilk olarak o zaman…

Şimdi efendim sizler ile ABD’ye gidiyoruz…ABD’de Georgetown Üniversitesi diye bir üniversite var,ABD için diplomat ve devlet adamı yetiştirmesi ile ünlüdür bu okul.Bu okulun ilginç bir özelliği vardır. FETÖ ABD içerisinde en fazla mali yardımı bu okula yapmış adeta para akıtmıştır.Peki nedir FETÖ’nün bu Georgetown Üniversitesi sevdası?Anlatalım efendim.Şimdi bu güzide üniversitemizde bir “merkez” var…İsmi: Müslüman-Hristiyan Diyalog Merkezi…

Bu “merkezin” başında da John Lee Esposito diye bir zat var.Bu enteresan beyefendi öyle sıradan bir öğretim görevlisi falan değil, hayli ilginç bağlantıları var.

Örneğin FETÖ elebaşı Gülen’in Green Card alması için CIA üst düzey yöneticilerinden Graham Fuller ve Poul Hanze ile Gülen’e referans olan kişi kendisi!

İlginç mi geldi? Daha yeni başladık efendim…

Şimdi bu John Lee Esposito beyefendi bu “Merkezde” Fethullah Gülen ve Gülen Hareketi için övgüler düzülen sempozyumlar tertip ediyor…

Bir de bakıyoruz bu Esposito bol bol Rumi Forum diye bir kuruluştan ödül alıyor bu kuruluşun etkinliklerinde boy gösteriyor…Peki nedir,neyin nesidir bu Rumi Forum?Anlatalım efendim…

Bu Rumi Forum,FETÖ’nün “Dinlerarası Diyalog” projesini yürütmek için kurduğu ve ciddi manada finanse ettiği NGO/STK…

Şimdi bir bakıyoruz bu son derece faal çalışan Rumi Forum bir süre sonra bir Washington Temsilciliği açıyor…Kim dersiniz temsilci?Bingo!Bu Bay Esposito!

Bu Mr.Esposito’nun başkanı olduğu Georgetown Üniversitesi’ndeki Müslüman-Hristiyan Diyalog Merkezi vardı ya…Ha işte bu merkezde çalışmalarını sürdürürken bu Mr.Esposito kendisinin en yakınında kim var dersiniz?Tanıdık bir isim:İbrahim Kalın.Hatta İbrahim Kalın ile John Lee Esposito’nun “İSLAMOFOBİ” isimini taşıyan bir de ortak kitabı var.Bu Esposito başkanlığındaki “merkez” 2009 yılında bir liste açıklıyor: Dünya’nın En Etkili 500 Müslüman’ı.Listeye Erdoğan 5.sıradan girerken,13.sırada Fethullah Gülen listede,Abdullah Gül 28.sıradan, Ekmeleddin İhsanoğlu ise 40.sıradan listede..Listede bir isim daha var:İbrahim Kalın…

Bu arada listeyi İbrahim Kalın ile Esposito birlikte hazırlamış belirtelim!

Tabii İbrahim Kalın Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü olarak Külliye’de son derece kritik bir görev üstlenince SETA’da bir bayrak değişimi de kaçınılmaz oluyor…

Ve bu arada SETA adeta bir “ağ kurmaya” başlıyor…

Tabii o ilginç ağı da yazacağız ama önce kendisini “Tarafsız bir düşünce kuruluşu” olarak tanımlayan SETA’yı dün yaşanan “KLİKLER SAVAŞI 1.MEYDAN MUHAREBESİNE” kadar birlikte yönetenlere şöyle yakından bir göz atalım…

Şimdi efendim SETA’nnın bugün Genel Koordinatörlüğünü yapan isim Burhaattin Duran… Duran, Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Görevlisi olarak akademik kariyerine başlamış bir isim…

Şu anda ise TÜRGEV’in kurucusu olduğu ve mütevelli heyet başkanlığını ise Bilal Erdoğan’ın yürüttüğü İbn Haldun Üniversitesi’nde öğretim üyesi.Bu İbn Haldun Üniversitesi’nde bir isim daha karşımıza çıkmakta akademisyen kadroda: Fahrettin Altun…

Evet Cumhurbaşkanlığı İletişim Danışmanı Fahrettin Altun.Peki Fahrettin Altun Cumhurbaşkanlığı İletişim Danışmanlığı makamına gelmeden önce hangi görevleri yürütmekte? SETA İstanbul Genel Koordinatörlüğü ve SETA Genel Koordinatör Yardımcılığı.Ha bu arada unutmayalım SETA Genel Koordinatörü Burhattin Duran’ın amcası ise Sakarya’nın “MELİH GÖKÇEK’İ” olarak nitelenen ve kısa süre önce hayatını kaybeden eski AKP’li Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Duran.

Yalnız SETA’yı öyle “Yerel” ,Türkiye sınırları içerisinde bir “Düşünce kuruluşu” olarak düşünürseniz çok yanılırsınız. AKP’nin ideolojik yaklaşımını akademik dünyada ve medyada yaymak noktasında stratejik bir konumu olan SETA’nın çalışmaları ise küresel boyutta..

Efendim mesela SETA WASHİNGTON KOORDİNATÖRÜ olan Kadir Üstün ismi çok önemli.Zira bu isim SETA’nın yabancı yayın organlarında en çok yer alan isimlerinden belki de başta geleni…

Kadir Üstün sıklıkla AKP tezlerini ve politikalarını Al Jazeera English, Daily Sabah, Hurriyet Daily News ve Mediterranean Quarterly,France 24 gibi yabancı yahut Türk gazetelerinin yabancılara yönelik İngilizce edisyonlarında anlatırken görmekteyiz.Ama bunlardan bir tanesi özellikle önemli: Mediterranean Quarterly… Efendim neden derseniz bu yayın ABD’nin en prestijli okullarından bir tanesi olan DUKE UNIVERSTIY’nin yayın organı ve her sayısı mutlaka okuldan mezun olan “önemli” isimlerin masasına gidiyor…

Kim mesela bu okulun önemli mezunları derseniz hemen ilk akla gelenler 2016 ABD Cumhuriyetçi Başkan Aday adayı Rand Paul, Bill Gates’in eşi ve Bill-Melinda Gates Vakfı kurucusu Melinda Gates,APPLE CEO’su Tim Cook,Vatikan destekli yatırım fonu The Carlyle Group’un kurucusu Dabid Rubenstein,Trump’un danışmanı Stephen Miller.Okulun etkinliğini anlatmak için eski ABD Başkanlarından Richard Nixon’un da bu okuldan mezun olduğunu belirtmemiz sanırız yeterli olacaktır.

Mesela SETA’nın bir Berlin Koordinatörü çok kritik bir isim:Zafer Meşe…

Neden kritik isim diyoruz peki? Anlatalım…

ABD, 2.Dünya Savaşı sonrasında mali yıkıma uğrayan Avrupa’yı meşhur Mashall yardımı ile adeta parası ile “esir aldı” ama Rusya ile Doğu ve Batı olarak bölüştüğü Almanya’da siyaseten işlerin kontrol altında kalmasını sağlamak amacı ile bir vakıf kurdu:The German Marshall Fund of the Unıted States…

Bu vakıf bugün de faaliyetlerini sürdürmekte ve çok derin ve etkili bir vakıf…

Şöyle söyleyelim The German Marshall Fund of the Unıted States Vakfı’nın yönetim kurulunda Bill Clinton ve Obama’nın avukatı Kathryn H. Ruemmler, eski Türkiye Büyükelçisi Marc Grossman,eski ABB Merkez Bankası Federal Reserve Başkan Yardımcısı Manuel H. Johnson’un ortağı David Smick,ABD’nin eski Berlin Büyükelçisi John B. Emerson,ünlü Catham House’un “DANIŞMANI” Marc Leland gibi isimler var.

“Arkadaş bize ne bu vakıftan ne alaka SETA’nın Berlin Koordinatörü ile” derseniz hiç demeyin zira SETA Berlin Koordinatörü Zafer Meşe 2 yıl boyunca bu The German Marshall Fund of the Uited States Vakfı’NIN “fellowship” eğitimlerinde bulunmuş bir isim…

Bu arada kendisini SABAH Gazetesi’nde köşe yazarı olarak da görmekteyiz…

Şimdi Ortadoğu’ya uzanalım biraz….

SETA’nın bir Kahire koordinatörü var:Abdullah Aydoğan Kalabalık.Kendisi Mısır ve Libya üzerinden “Ortadoğu’da değişim isteğini” gördüğünü belirterek baya bir ARAP BAHARI güzellemesi yapan bir isim İHVAN konusu özel ilgi alanı,döktürüyor bu konuda da. Ama ilginç başka özellikleri var bu SETA Kahire Koordinatörü Abdullah Aydoğa Kalabalık’ın…

Şöyle ki efendim:Kalabalık mesela Azerbaycan Kafkas Üniversitesi Zagatala İlahiyat Fakültesi’nde dersler veren bir isim…

Bu Azerbaycan Kafkas Üniversitesi,2017 sonuna doğru Azerbaycan devleti tarafından FETÖ KONTROLÜNDE olduğu gerekçesi ile önce devletin Petrol şirketi SOCAR’a devredildi, 2018 yılı 18 Ocak tarihi itibariyle ise sonra tamamen lağvedildi!Gelelim ATİLLA ARKAN ismine…

Bu isim SETA EĞİTİM ve SOSYAL POLİTİKALAR ARAŞTIRMA DİREKTÖRÜ.Kendisinin ikinci doktorasını Malezya İslam Üniversitesi, İslam Medeniyeti ve Düşüncesi Enstitüsü’nde 1996-1999 yılları arasında yaptığını görmekteyiz…

Nedir efendim bu Malezya İslam Üniversitesi’nin özelliği? Üniversite, İslam İşbirliği Teşkilatı’na üye sekiz ülkenin “sponsorluğundadır” Niye peki? Zira bu üniversite 23 Mayıs 1983 tarihinde İslami ilkeler üzerine eğitim vermek üzere kurulmuştur.

Gelelim SETA’nın “Siyaset Araştırmaları Direktörüne”:NEBİ MİŞ… Bu isim Sakarya Üniversitesi Uluslar İlişkiler mezunu- doktorasını (2012) “Türkiye’de Güvenlikleştirme Siyaseti 1923- 2003” tezi ile tamamlamış.Ama bu doktora sürecinde ilginç bir taraf var. Ne mi? Anlatalım…

Nebi Miş bu doktora çalışmasının “araştırma” süreci esnasında Türkiye’nin Güvenlikleştirme Siyaseti’ni Türkiye’de değil Belçika’da araştırmaya karar veriyor. Ve Dünya’nın en eski “Katolik” okulu olan Belçika Katholieke Universiteit Leuven’de araştırmacı olarak bulunuyor.Ama asıl ilginç olan bu değil ki… Nebi MİŞ’in araştırmasını yaptığı yıllarda bu Katholieke Universiteit Leuven’de ilginç bir gelişme yaşanıyor ve üniversite Fethullah Gülen kürsüsü açıyor!Nasıl iyi mi?

Efendim Nurullah Gür yani SETA EKONOMİ ARAŞTIRMALARI DİREKTÖRÜ oluyor kendisi.Bugün kendisini Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın sahibi olduğu Medipol Üniversitesi’nde öğretim Görevlisi olarak görmekteyiz…

İSMAİL ÇAĞLAR-SETA- Toplum ve Medya Araştırmaları Direktörü.Kendisi AKP’ye yakınlıpı ile bilinen devlet üniversitesi MEDENİYET ÜNİVERSİTESİ’nde öğretim görevlisi.Ama üniversitenin isminden pek bir şey katamamış kendisine ki en son .-HABERTÜRK’te Türkiye’nin Nabzı programında Elif Dördüncü Aydemir ‘e “Bunak” demesi ile gündeme geldi,SETA’nın fişlediği gazetecileri de “Marjinal onlar” diyerek SETA raporunu savundu-

Bu Medeniyet Üniversitesi’nde bir Sebahattin Zaim kampüsü mevcuttu. Sebahattin Zaim Vakfı ve Üniversitesi,Ülker ve Topbaş Ailelerin buradaki “ağırlıklarını” daha önce de pek çok kez yazmıştık.

CEM DURAN UZUN:Hukuk ve İnsan Hakları Araştırmaları Direktörü-SABAH GAZETESİ yazarı

Selman Öğüt: PELİKAN ekibinin 2 numarası Süheyb Öğüt’ün kardeşi,Süheyb Öğüt’ün eşi Hilal Kaplan’ın kayınbiraderi. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Medipol Üniversitesi’nde öğretim üyesiydi,sonrasında kovulduğu sıklıkla medyada yer alsa da ama bunu kamuoyuna “Ben kendim ayrıldım” şeklinde açıkladı.

İşte aynı Selman Öğüt bir dönemin SETA “UZMANI”dır.

Şimdi geldik hani Cumhuriyet Gazetesi’nde 2019 Şubat ayında SETA’yı ele alırken Barış Terkoğlu’nun köşesinde “Hepsini yazacak halimiz” yok dediği ama ip ucunu verdiği o “AĞA” …

SETA bu etki alanını ve “Ağını” kendi üzerinden kurmuyor aslında…

SETA’nın bir yayın organı var:KRİTER DERGİSİ… İşte “SETA AĞI” bu dergi üzerinden karşınıza çıkıyor… Derginin yazarlarını gördüğünüzde “AĞI görüyorsunuz zaten…

Fahrettin Altun: Cumhuraşkanlığı İletişim Danışmanı

Adil Gür: A&G araştırma şirketinin sahibi,HaberTürk kanalının müdavim konuklarından,Veyis Ateş’in villasındaki doğum gününe katılan isimlerden birisi.Tabii ki raporların ve SETA’nın görüşlerinin kamuoyunu yönlendirmesinde önemli rolü oluyor.

Prof.Dr Ali Büyükaslan: Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın sahibi olduğu MEDİPOL ÜNİVERSİTESİ öğretim görevlisi

Azzam Tamimi :Filistin asıllı bir İngiliz vatandaşı. Merkezi Londra’da bulunan Siyasal İslam Düşüncesi Enstitüsü’nin eski direktörü.”Arap Baharı hayranı.” Arap Baharı’nı kim arkadan vuruyorsa teröristtir” sözlerinin sahibi.

Bercan Tutar:Yeni Şafak ve Sabah Gazetesi yazarı

Birol Akgün: AKP’nin Genel Başkan Yardımcılarından Yasin Aktay’ın başkanlığını yaptığı Stratejik Düşünce Kuruluşu’nun daha sonraki başkanı.Şu an AKP tarafından yurt dışındaki Türk okulları açmak ile ilgili tek yetkili olan”stratejik”Maarif Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı

Can ACUN:Sabah Gazetesi köşe yazarı.

Abdurrahman ŞİMŞEK: SABAH GAZETESİ

Ahmet UYSAL: Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Başkanı

Asın ÖZ:BİRİKİM DERGİSİ yazarı (KAVALA’NIN SAHİBİ OLDUĞU İLETİŞİM YAYINLARININ DERGİSİ)

Zeynep BAYRAMOĞLU:A HABER’DE yayınlanan KADRAJ programı sunucusu ve daha önce YILDIZLAR GEÇİDİ BURADA:15 TEMMUZ DERNEĞİ başlıklı floodda ilişkilerini yazdığımız 15 TEMMUZ DERNEĞİ’nin kurucusu..

ATİLLA YAYLA: LİBERAL DÜŞÜNCE TOPLULUĞU KURUCUSU-Atilla Yayla uzun zaman Gülen’in Zaman Gazetesi’nde yazmış bir akademisyen… Mesela 2007 yılında STOCKHOLM NETWORK’ten ödül alıyor.Şimdi bu Stockholm Enstitüsü’nde kim üye dersiniz? Atilla Yayla’nın kurduğu Liberal Düşünce Derneği… Peki bu Stockholm Network’ün yöneticilerinden birisi kim Anna Jensen… Kimdi bu kadın?Bu kadın PODEM’i ve PODEM üzerinden SOROS’un AÇIK TOPLUM VAKFI üyelerini fonlayan CHREST fonunun kurucusu… Atilla Yayla’nın ilk “fonu” 11.500 dolar hatırlatalım…

BELKIS KILIÇLKAYA:HABERTÜRK’TE DOĞRU AÇI PROGRAMINI YAPAN,24 TV’YE GEÇEN BU ÜLKE PROGRAMINI SUNUCUSU

BERİL DEDEOĞLU:22 EYLÜL 2015-24 KASIM 2015 TARİHLERİ ARASINDA DAVUTOĞLU’NUN GEÇİCİ SEÇİM HÜKÜMETİNDE AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI,CUMHURBAŞKANLIĞI GÜVENLİK VE DIŞ POLİTİKALAR KURULU ÜYESİ.(Mart ayında öldü)

EDİBE SÖZEN: ESKİ AKP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE ESKİ AKP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

FADİME ÖZKAN:YENİ ŞAFAK,STAR GAZETESİ YAZARI,AKP AKİL ADAMLAR HEYETİ “İÇ ANADOLU” TEMSİLCİSİ

DİLEK GÜNGÖR: SABAH GAZETESİ YAZARI

Fatma SÜMER:Sabah Gazetesi

Fatmanur ALTUN:Fahrettin Altun’un eşi-TÜRGEV Yönetim Kurulu Başkanı-THY Yönetim Kurulu Üyesi-KADEM Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi

Hazal DURAN:SABAH Gazetesi yazarı

İbrahim ALTAY: Sabah Gazetesi yazarı

İpek COŞKUN: MEB Bakan Danışmanı

Kemal GÜMÜŞ:STAR GAZETESİ

Mehmet Emin BABACAN:İBN HALDUN ÜNİVERSİTESİ Öğretim Üyesi

Merve KAVAKÇI:Söze gerek yok:))

Prof.Dr Muharrem KILIÇ:Türkiye Gazetesi yazarı

Prof.Dr.Mustafa KİBAROĞLU:BİLGESAM BAŞKANI

Mücahit EKER:Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkan Danışmanı

Saadet Oruç:STAR GAZETESİ-TV24 MODERATÖRÜ

Prof.DR.Vedat BİLGİN:Eski TCDD Genel Müdürü,25 ve 26. Dönem AKP milletvekili,Habertürk,Bugün ve Akşam Gazetelerinde yazdı

Şeref MALKOÇ:Cumhurbaşkanı Başdanışmanı,Kamu Başdenetçisi,Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün kayınpederi.

Zeliha ELİAÇIK:SABAH GAZETESİ

Yunus ŞAHBAZ:STAR GAZETESİ

Yahya BOSTAN:STAR GAZETESİ ve Zeynel YAMAN:SABAH GAZETESİ CUMHURBAŞKANLIĞI MUHABİRİ

Evet sevgili dostlar sizin KRİTER DERGİSİ ile yolunuz daha önce hiç kesişti mi bilmem ama bizim kesişmedi. Ama anlaşılan bir “nüfuz alanı ağı” için bu dergi baya bir KRİTER haline gelmiş ve burayla yolu kesişenler de maşallah hiç “durmamış” hep ilerlemiş..Yani SETA medyadan,bütokrasiye,bürokrasiden akademiye kendi kadoları ile bir ağ ve “lobi” kurmuş…

Bu lobide en güçlü sac ayağını ise tabii ki İbrahim Kalın,Fahrettin Altun ve Mücahit Eker oluşturuyor…88-Külliye’den esen bu “SETA” rüzgarı bu nüfuz alanının “ağını” giderek genişletiyor…

İşte “AKP’nin entellektüel takımı” olma ve “AKP politikalarını medya ve akademik dünyaya aktarma” şeklinde tanımlanabilecek SETA artık küresel bir yolda yürüyor. Ve SETA güçlenerek, AKP’nin tüm desteğini de arkasını alarak o yolda yürürken içerisinde 2 ana “KLİK” ortaya çıkıyor…

İKİ ANA KLKİK VE YAŞANAN “KLİKLER SAVAŞI”

Bu denli güçlenen SETA’daki “Klikler” konusunda bugün Gazete Duvar’dan Osman Çaklı’nın da dikkat çektiği üzere 2 ana ekip ön plana çıkıyor.

SETA içerisinde başını Fahrettin Altun ve İbrahim Kalın’ın çektiği ve “İstanbul Grubu” olarak bilinen  klik ABD yanlısı ve ABD ile acilen çok daha yakın ilişkiler kurulmasını savunuyor…

SETA içerisinde başını Burhanettin Duran’ın çektiği “SaKaryalılar Grubu” olarak adlandırılan grup ise “Gelenekçi” ve “Milli Görüş” çizgisine daha yakın, ABD’ye çok daha mesafeli, İhvan ve Siyasal İslam’a çok daha yakın.

“SETA içerisinde bu 2 grubun kendi görüşlerinin Türk dış politikası için ne önemi var ki?” demeyin sakın zira “Monşerler” diyerek tasfiyen edilen son derece yetkin Dışişleri bürokrasisinin yerine bugün Türk Dış Politikası’na ikame edilen liyakatsiz kadrolar ve bizzat Dışişleri Bakanlığı yani Türk Dış Politikası’nda SETA’nın çok ciddi bir etkisi var.

Yani 2 klik arasında verilen kavga aslında Türk dış politikasını hangi grubun belirleyeceğinin kavgası…

Ama iş sadece bununla da sınırlı değil…

Yaşanan KLİKLER SAVAŞI’nda başında Burhaneddin Duran’ın olduğu “Gelenekçi” “Sakaryalılar” grubu, Fahrettin Altıun-İbrahim Kalın ikilisi kontrolündeki “İstanbul Grubunu” tasfiye etti.

Ancak Burhanettin Duran’ın arkasındaki asıl güç ise Berat Albayrak.

Yani aslında Berat Albayrak halen “Erdoğan sonrası dönem” için AKP liderliği adına hamleler yapıyor.

Sedat Peker’in açıklamaları Albayrak’ın parti içi savaşta en önemli rakibi Soylu’yu fiilen bir “Siyasi Mevta” haline getirirken, Albayrak’ın ise başarısız ekonomi politikaları ve PELİKAN yapılanmasının artık kendisine yarar değil zarar vermesi ile birlikte bakanlıktan da olması elini çok zayıflatmış durumda.Tüm bunlar olurken AKP içerisinde Numan Kurtulmuş öncülüğündeki “Milli Görüş” ekolünden gelen “Gelenekçi” kanat yıpranmamış biçimde ve son dönemde sessiz ama derinden devlet bürokrasisine ve parti örgütüne de iyiden iyiye yerleşerek ağırlığını arttırıyor.

Ve bir de kulis bilgisi verelim AKP içerisinde bir grubun ise dış politikada SETA’nın bu denli etkin olmasından duyduğu ciddi bir rahatsızlşık var.

Ve AKP için dümdüz “ASFALT” yollarda 4 şerit gidiş,4 şerit geliş tek başına yürüdüğü yollar tükenmek üzere…

Dediğimiz gibi  bugüne kadar yürüdükleri yol hep asfalttı ve rahat rahat yürüdüler. AKP gibi SETA da bundan böyle asfalt yolda yürüyemeyecek bakalım o zaman ne olacak?

O nedenle yazımızın başlığını AKPNİN “SETA”BİLİZE YOLU diye attık.

Bakalım SETA önün açıldığı asfalt yollardaki hızını stabilize yollarda da zor şartlarda da hatta yavaş yavaş AKP içinde kendisinden rahatsız olunmaya başladığı günlerde de sürdürebilecek mi? Bakacağız ve göreceğiz.

Şimdi bize “Arkadaş madem bunları biliyordun da SETA içinde bu savaş çıkana kadar neden yazmadın?” diyecek okurlarımız olacaktır.

Bu yazının İKİ ANA KLKİK VE YAŞANAN “KLİKLER SAVAŞI” başlığından önceki kısmı 8 Temmuz 2019’da yani bundan tam 2 sene önce Twitter’da AKP’NİN “SETA”BİLİZE YOLU olarak yazıldı, SETA’nın önemine dikkat çekildi ve yoğun istek üzerine Şubat 2021’de yeniden yayınlandı ve Fahrettin Altun floodun yayınlanması ile birlikte bizi “Engelledi”

Bugün haber sitemizde yayınlamamız ise hem gündem gereği okumayan dostlarımıza tek parça halinde bu yazıyı sunmak…

Bu da bizim “Önden gidişimizin” sürekli ve yakından takip eden okurlarımızn gayet iyi bildiği bir nişanesi olsun  :))

_______________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

KRİPTEKS E-DERGİ YILLIK ABONELİK LİNKİ:

https://shopier.com/1354512

Yorum yapmak için tıklayın

Bir Cevap Yazın

ÖZEL HABER

CUMHURBAŞKANI “ÇAY ATSIN” DİYE ZORLA GÖTÜRÜLMÜŞLER!

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF-ÖZEL HABER

CELAL EREN ÇELİK

Tüm Türkiye yurdun 4 bir yanından gelen orman yangınları haberleri ile sarsılırken AKP iktidarının beceriksiz politikaları sonrasında çok sayıda ormanlık alan yok olurken, kasabalar alevler ile boğuşuyor.

Dün yangın alanlarını “Havadan” inceleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan akşam saatlerinde ise Marmaris’e geçmişti. Erdoğan’ın burada kendisini dinleyenlere otobüsün üzerinden “Çay atması” büyük tepki ile karşılanırken, Erdoğan’ın yangınlar devam ederken yaptığı bu hareketi yabancı basında bile haberlere konu olmuştu.

Erdoğan’ın “Çay atması” kadar yangın devam ederken Erdoğan’ın konuşmasını dinlemeye giden ve çay alan kişiler de eleştiri oklarının hedefi olmuştu.

Dün gece yaşanan “Çay atma” olayının perde arkasındaki gerçeklere ise HABER ALTERNATİF ulaştı.

ORMAN MÜDÜRLÜĞÜ ÇALIŞANLARI ZORLA GETİRİLMİŞ!

HABER ALTERNATİF’in güvenilir kaynaklardan edindiği bilgilere göre Erdoğan’ın Marmaris’e gelmesinden yaklaşık 2 saat önce Marmaris Orman İşletme Müdürlüğü’nün “Yangın nöbetinde” bulunan idari personeline Erdoğan’ı karşılamaya gidileceği tebliğ edildi.

Yangın nöbetinde olan Marmaris Orman İşletme Müdürlüğü idari personeli ise yangınla mücadele için alanda olan Orman Müdürlüğü çalışanlarının koordinasyonu, yiyecek içeceklerinin temini gibi konuların aksayacağı gerekçesi ile Erdoğan’ı karşılamaya götürülmeleri kararına tepki göstererek kabul etmediler.

Ancak daha sonra bu idari personele AKP’ye yakınlığı ile bilinen TOÇ BİR SEN tarafından baskı uygulandı ve bu sendikaya bağlı Marmaris Orman İşletmeleri Müdürlüğü personeline eğer Erdoğan’ı karşılamaya gitmezlerse 60 saatlik “Yangın nöbet paralarının” ödenmeyeceği söylendi ve bu sendikaya bağlı çalışanlar üzeri kapalı şekilde işleri konusunda da “Uyarıldılar”…

Bunun sonucunda Marmaris Orman İşletme Müdürlüğü’nün “Yangın nöbetinde” bulunan ve o esnada orman yangını ile sahada mücadele veren personelin koordinasyonunu ve iaşesini sağlamakla yükümlü olan personeli mecbur bırakılarak Erdoğan’ı karşılamaya götürüldü.

SORUYORUZ… 

Şimdi buradan AKP’li yetkililere ve AKP’ye yakın TOÇ-BİR SEN’e soruyoruz:

1-Dün gece Marmaris Orman İşletmeleri Müdürlüğü personeli açıkça mobbing uygulanarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı karşılamak için görevlerinden alıkonularak karşılamaya götürülmüşler midir?

2-TOÇ-BİR SEN sendikası haklarını savunmakla mükellef olduğu Marmaris Orman İşletmeleri Müdürlüğü’nde kendisine bağlı personeli “Karşılamaya gelmemesi halinde yangın nöbet paralarının ödenmemesi” ile tehdit etmiş midir?

3-Bu personelin Cumhurbaşkanını karşılamaya gitmesi sonrasında sahada alevler ile mücadele eden orman müdürlüğü personelinin koordinasyonu ve yiyecek-içecek ihtiyaçlarında,iaşelerinde her hangi bir aksama yaşanmış mıdır?

4-TOÇ-BİR SEN dışında her hangi başka bir sendikaya bağlı idari personele de bu baskı yapılmış mıdır? Yapıldıysa bu sendikalara bağlı idari personel de Cumhurbaşkanını karşılamaya “Dikte edilerek” götürülmüş müdür?

________________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, hiç bir kurum, kuruluş yahut kişiden “Fonlanmadan”, “tam bağımsız” ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

KRİPTEKS E-DERGİ YILLIK ABONELİK LİNKİ:

https://shopier.com/1354512

HABER ALTERNATİF’İN ANDROİD CİHAZLAR İÇİN ÜCRETSİZ MOBİL UYGULAMASINI İNDİRMEK İÇİN:

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.haberalternatif.dro

 

 

 

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

BİR “ÇÖKÜŞ”ÜN ANATOMİSİ: TÜRK HAVA KURUMU

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

Tüm Türkiye adeta bir yerlerden “Düğmeye basılmışçasına” alev alev yanar ve orman yangını haberleri peşi sıra pek çok ilden birden gelirken Türk Hava Kurumu ise yeniden tartışmaların odağına oturan kurum oldu.

Zira AKP döneminde THK alanında uzmanı olduğu yangın söndürme ihalelerinden ihale şartnamesinde yapılan bir değişiklik ile saf dışı edilmişti. Yeni ihale şartnamesine göre yangın söndürme uçakları için 5 bin litre su taşıma özelliği şart koşulurken THK’nın elinde olan yangın söndürme uçakları 4 bin 900 litre kapasiteli olduğu için ihalelere katılamaz hale gelmişti.

THK’na atana  kayyum heyeti ise adeta bu sürecin üzerine “Tüy dikerek” kurumun tüm pilot ve teknisyenlerini işten çıkartarak uçakları hangarda çürümeye terk etmişti.

İşte bugün gelinen noktada THK ve THK’nin başında bulunup memleket cayır cayır yanarken “Düğüne gittiğini” açıklayan THK Kayyum Heyeti Başkanı tartışmaların odak noktasına otururken gözden kaçırılan bir nokta var.

Gözlerden kaçan bu nokta ise Türk Hava Kurumu’nun bugün geldiği durumun AKP iktidarı ile birlikte kurumun adının yolsuzluk,zimmet,rüşvet gibi pek çok olaylar ile birlikte anılıp adeta “Sistematik olarak” içinin boşaltıldığı bir sürecin “Sonucu” olması.

Yani THK konusunda bugün kamuoyunun gündemine gelen tartışmalar bir “Sonuç”

Aşağıda okuyacaklarınız ise bir kurumun nasıl olup da içinin boşaltıldığını,hangi ilişkiler ile adeta tarumar edildiğini içiniz burkularak okuyacağınız bir “Trajedi hikayesi”…

Evet “Bu kadar peşrev yeter” diyoruz ve yazımıza geçiyoruz…

***

Tarih yaprakları 18 Ekim 2009’u gösterdiğinde THK 40. Genel Kurulu’nu gerçekleştirmektedir.

Genel Kurul’da THK Isparta Şube Başkanı  Zafer Çağlar ile emekli Hava Pilot Tümgeneral Osman Yıldırım’ın aday olduğu seçimlerde Yıldırım, 441 geçerli oyun 308’ini alarak THK Genel Başkanlığına seçiliyordu…

THK’da yapılan bu Genel Kurul Sonrasında neler yaşanacağından ise Osman Yıldırım’ın başkanlığı için oy kullanan hiçbir delegenin haberi yoktu…

Osman Yıldırım THK Başkanlığı seçilmesinin ardından kısa bir süre geçtikten sonra Türk Hava Kurumu Vakfı’nı kurdurdu.  Zira “Vakıf” demek “Ticari iştirak” demekti.

Osman Yıldırım “Ticareti” sevmişti… Peş peşe şirketler kurmaya başladı. Ancak kurduğu şirketler oğlu Emre Yıldırım başta olmak üzere, eşi ve kantincisi üzerineydi.

Kurulan şirketlere THK’nın en önemli ticari iştiraki olan GÖKÇEN HAVACILIK üzerinden milyonlarca dolar aktarıldı.

Yetmedi Osman Yıldırım oğlu Emre Yıldırım’in 107 bin TL tutarındaki düğün masraflarını da THK bütçesinden karşıladı. Bu para THK’dan Osman Yıldırım’ın oğlu Emre Yıldırım adına kurulmuş olan ASAY SAVUNMA ŞİRKETİ’ne aktarılmış ve düğün harcamaları bu para ile yapılmıştı.

Tüm bunlar devletin resmi MASAK raporlarına giriyordu ve en sonunda THY Denetim Kurulu ve MASAK incelemeleri sonucunda Osman Yıldırım ile oğlu Emre Yıldırım 2 Kasım 2015 tarihinde tutuklanarak hapse konuluyordu.

Bu arada hakkında hazırlanan iddianamede rüşvet ve yolsuzlukla yargılanan Osman Yıldırım’ın 2014 yılında HSYK üyeliğine aday olan Ankara Batı Adliyesi eski Başsavcısı Murat Gökçe’nin ağabeyi Mustafa Gökçe’yi işe alarak THK’da Teftiş Kurulu Başkanı yaptığı ortaya çıktı.

Murat Gökçe, 15 Temmuz’daki darbe girişiminin ardından HSYK tarafından açığa alınırken ağabeyi Mustafa Gökçe ise yeni THK Başkanı Kürşat Atılgan tarafından önce Gökçen Havacılık’a gönderildi.

Kaynak:Bağımsız Havacılar internet sitesi-FETÖ’CÜLER TÜRK HAVA KURUMU’NDA CİRİT ATMIŞ başlıklı haber-27 Temmuz 2016

Ancak Osman Yıldırım hapisteyken de THK’ya “Atamalar” yapmayı sürdürüyordu!

Osman Yıldırım kurduğu THK VAKFI’nda 2020 yılına kadar devem eden Mütevelli Heyeti Başkanlığı yetkisini kendi eline almıştı. Buradaki yetkisi ise gerek THK Üniversitesi gerekse THK’ya atama yapmasına olanak veriyordu.

İşte hapse girmesine rağmen bu görevinden istifa etmeyen ve yetkileri elinde tutmaya devam eden Osman Yıldırım hapishaneden verdiği talimatlar ile kardeşi İbrahim Yıldırım’ın “Ballı maaş” ile THK Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başdanışmanı, eşinin estetik doktoru olan Tacettin Güçer’i ise THK Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı olarak atıyordu! Tacettin Güçer ise FETÖ’nün en önemli yüksek öğretim kurumu olan ve 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında kapatılan TURGUT ÖZAL ÜNİVERSİTESİ’nde Anabilim Dalı Başkanı’ydı!

Bu arada kuruluşundan itibaren THK Üniversitesinde ve tabii ki Osman Yıldırım döneminde Rektör olan isim Prof. Dr. Ünsal Ban’dı.

THK vakıf üniversitelerinde maksimum Rektör o dönem için 25 bin TL alırken Prof.Dr. Ünsal Ban’a “Ek dersler ile birlikte” tamı tamına 110 bin TL aylık maaş ödüyordu.

2015 yılında Prof.Dr. Ünsal Ban AKP’den milletvekili adayı olmak için görevinden istifa etti ama listeye alınmadı. Ancak AKP’de 2015 yılında Erzurum’dan Milletvekili adayı olan bir başka isim daha vardı: Zehra Taşkesenlioğlu…

Zehra Taşkesenlioğlu 2015 seçimlerinden başlayarak AKP’nin Erzurum Milletvekili seçildi,parti içerisinde giderek yükseldi,etkinliği arttı ve en sonunda AKP MKYK üyesi seçildi.

Zehra Taşkesenlioğlu 29 Nisan 2019 tarihinde görkemli bir düğünle evlenirken nikah şahitleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Aile Ve Sosyal Politikalar Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk,  Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Eski TBMM Başkanları Binali Yıldırım, İsmail Kahraman, Sağlık eski Bakanı Recep Akdağ, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz, eski Kalkınma Bakanı Lütfü Elvan, eski Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli ve Fatma Betül Sayan Kaya oluyordu.

Şimdi “Arkadaş sen bize THK’yı anlatıyordun bize ne Zehra Hanım’ın düğününden,Allah mutlu mesut etsin” diyorsunuz büyük ihtimalle ama kazın ayağı öyle değil…

Zira Zehra Taşkesenlioğlu o gece THK Üniversitesinin “110 Bin TL” maaş alan rektörü Prof.Dr. Ünsal Ban ile evleniyordu!

Bu arada Zehra Taşkesenlioğlu’nun ağabeyi, Ünsal Ban’ın kayınbiraderi olan Ali Fuat Başkesenlioğlu’nun ise eski HALK BANK Genel Müdürü, yeni Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı olduğunu hatırlatalım…

Ayrıca CEO’luğunu ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski başdanışmanlarından Ömer Özbay’ın yaptığı VERUSA HOLDİNG’in ise başta Tokat olmak üzere Türkiye’de pek çok altın madeni iletmesinin sahibi olduğunu ve Prof.Ünsal Ban’ın bir dönem VERUSA HOLDİNG’in Yönetim Kurulu üyesi olduğu da dip not olarak buraya bırakalım.

Peki bu hakkında tonla “Şaibe” iddiası olan ve bu iddialar belgeler ile devletin raporlarına yansıyan THK Başkanı Osman Yıldırım’a ne oldu dersiniz?

Yaklaşık 1 sene tutuklu kaldıktan sonra birden bire serbest bırakıldı. Ama hakkındaki davalardan aklanmadı, hakkında kamu davası açıldı.Yargılanma süreci devam etti.

Hakkındaki tüm bu iddialar ve devletin resmi belgelerine yansıyan yolsuzluk ve usulsüzlüklere rağmen kendisi 2018 yılında, hakkındaki hukuki süreç devam ederken THK’ya yeniden Genel Başkan adayı oldu!

Şaka gibiydi ama bu memlekette bu yaşandı..

THK açıkça “Soyuluyordu”…

***

2015 yılı THK için önemli bir yıldı zira THK yeni Genel Başkanını belirleyecekti…

Osman Yıldırım’ın kuruma verdiği büyük zararın yeni yönetim tarafından düzeltileceğine olan büyük bir inanç vardı.

Ve 11 Ekim 2015 tarihinde yapılan Genel Kurul’da geçerli oyların 324’ünü alan Kürşat Atılgan THK’nın yeni Genel Başkanı olarak seçiliyordu.

THK Kurumuna Genel Başkan olan Kürşat Atılgan TSK’dan Hava Tümgeneral olarak emekli olduktan sonra MHP Milletvekilliği yapan bir isimdi.

Kürşat Atılgan göreve gelir gelmez THK’daki tüm yetkileri kendisinde topladı.

Kürşat Atılgan döneminde THK’da “Enteresan” şeyler de olmaya başladı.

THK Üniversitesi Mütevelli Heyeti’ne SBK Holding’in sahibi Sezgin Baran Korkmaz dahil edildi. Kürşat Atılgan’ın oğlu Buğrahan Korkmaz ise Sezgin Baran Korkmaz’a ait BORAJET’te çalışıyordu!

Kürşat Atılgan THK Üniversitesi için ilginç bir isim önerdi: Eski MHP Milletvekili Prof.Dr. Alim Işık.

Alim Işık ismi neden enteresan diyecek olursanız bu “Enteresanlığı” Işık’ın özellikle vekilliği döneminde FETÖ’ye karşı yaklaşımında ve açıklamalarında bulmak mümkün.

Prof.Dr.Alim Işık MHP Milletvekiliyken 12.12.2014 tarihinde Meclis Başkanlığına verdiği soru önergesinde Fettullah Gülen cemaati bir sivil toplum kuruluşudur ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bu cemaat için usulsüz, hukuk dışı ve haksız suçlamalar yapıp suç üretmektedir.’ Bu cemaatin mensupları için ise; “suçlu gösterilerek cezalandırılması amacıyla Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından sahte delil ve belgelerle hizmet hareketine kumpas kurulmaktadır. Cemaatler ve tarikatlar üzerinde operasyon yapmak isteyen zavallı anlayışı anlamakta güçlük çekiyorum.” ifadelerini kullanıyordu…

Prof.Dr. Alim Işık’ın “FETÖ’cü” olduğuna dair iddialar yüksek sesle dile getirilmeye başlanınca YÖK 14 Aralık 2016 tarihinde “Görülen lüzum üzerine” görevden alındığını açıkladı.

Peki Prof.Dr. Alim Işık’a ne mi oldu?

Kendisi 2019 yerel seçimlerinde MHP’nin Kütahya Belediye Başkan adayı oldu ve seçimleri kazanarak Kütahya Belediye Başkanlığı koltuğuna oturdu…

Prof.Dr.Alim Işık THK Üniversitesi’ne rektör olmuş, FETÖ’nün parasını Türkiye’de aklayan Sezgin Baran Korkmaz THK Üniversitesi’ne “MÜTEVELLİ HEYETİ BAŞKANI” olarak atanmıştı. Kürşat Atılgan’ın oğlu da SBK’nın şirketi BORAJET’te üst düzey görevdeydi…

İşte bu Sezgin Baran Korkmaz’ın işe dahlinin sırrını çözemeyen okurlarımız için THK gayrimenkullerine bakmalarını öneriyoruz. Zira o dönemde Kürşat Atılgan döneminde SBK üzerinden 65 gayrimenkulün usulsüz şekilde satıldığı iddiaları arş-ı alaya çıktı.

Ama Kürşat Atılgan dönemindeki “Enteresanlıklar” bununla da sona ermedi.

Atılgan tek elde topladığı yetkiler sonrasında kimseye danışmadan ODEA BANK ile çeşitli kredi anlaşmaları imzaladı.

Anlaşma imzalandı paralar alındı alınmasına ama ödeme zamanı geldiğinde THK paraları ödemedi. ODEA BANK ise buna karşılık THK’nın paha biçilemeyen gayrimenkullerine icra işlemi başlattı zira kredi bu gayrimenkullerin ipotek gösterilmesi ile alınmıştı.

Ancak ODEA BANK’ın başlattığı icra işlemlerinde de bir tuhaflık vardı. Şöyle ki; ODEA BANK THK2ya verdiği ve ödenmeyen 11 farklı kredi için TL olarak verilen krediler için ana para yanında %42.02, Dolar bazlı alınan krediler için ise %28 temerrüt faizi istiyordu.

Ancak bankanın bu istediği yasal olarak mümkün değildi zira 2018 itibariyle Dolar bazlı kredilere yasal olarak en fazla %2,65, TL bazlı kredilere ise en fazla %9 temerrüt faizi talep edilebiliyordu.

KAYNAK: ALİ AVCU-04.08.2019-THK,ODEABANK MESELESİ.İŞTE YALANLAR VE GERÇEKLER başlıklı makale-toplumsal.com.tr

Tabii siz şimdi “Olur mu canım öyle şey. O kadar da değil Kürşat Atılgan ve yönetimi hemen duruma itiraz etmişler ve bu haksız paranın THK’dan tahsilini engellemiştir” diyorsunuz eminim…

Ama öyle olmadı… Kürşat Yıldırım bırakın bunu engellemeyi, THK’nın hukuk müşavirlerini harekete geçirmek için tek bir girişimde dahi bulunmadı…

04.01.2017 tarihinde ise Kürşat Yılıdırım hakkında Ankara Sulh Ceza Hakimliği”Üzerine atılı suçlar gerekçesi” ile yurtdışına çıkış yasağı koydu.

THK’nın içi boşaltılmaya devam ediyordu…

***

13 Ekim 2018 tarihinde ise THK’nın yeni genel başkanı olarak Emekli Hava Pilot Tümgeneral Betan Nogaylıoğlu seçildi.

Nogaylıoğlu Balyoz kumpası mağduru bir paşa olarak biliniyordu….

Nogaylıoğlu Paşa göreve gelir gelmez 73 FETÖ iltisaklı personel ile THK’nın yollarını ayırdı,borçları yapılandırdı, ODEA BANK kredisi konusunda itirazlarda bulundu…

Ama Nogaylıoğlu da özellikle THK Üniversitesi konusunda AKP ile adeta kol kola girmişti.

Nogaylıoğlu döneminde THK Genel Sekreterliği görevine getirilen Refet Yavuz tüm yetkileri eline aldı ve THK Üniversitesi’ni adeta “Dizayn” etti.

Rafet Yavuz’un THK Genel Başkanı Bertan Nogaylıoğlu tarafından göreve getirilmesinin ardından kendisine devredilen yetkiler sonrasında eline aldığı büyük kuvvetle birlikte ilk icraat olarak Türk Hava Kurumu’nun Üniversitesi olan Türk Hava Kurumu Üniversitesi’ne “El atmak” oldu…

Yapılan bu hamle sonrasında ise Türk Hava Kurumu Üniversitesi Mütevelli Heyeti “Bambaşka bir kimliğe” büründü.

ÜNİVERSİTE DEĞİL,AKP’NİN ARKA BAHÇESİ!

Rafet Yavuz’un talimatları ve THK Bakanı Bertan Nogaylıoğlu’nun onayları ile yendien dizayn edilen Türk Hava Kurumu Üniversitesi Mütevelli Heyeti adeta AKP’nin “Arka Bahçesine” dönüştürüldü…

Mütevelli Heyeti Başkanlığı’nı doğal olarak THK Genel Başkanı Bertan Nogaylıoğlu yaparken üniversitenin asıl “Dizaynını yapan” Rafet Yavuz başta kendisini Mütevelli Heyeti içerisine soktu.

Sonrasında ise AKP “referanslı” isimler Türk Hava Kurumu Üniversitesi Mütevelli Heyeti’ne seçildi…

THK Üniversitesi’nin nasıl AKP’nin “Arka Bahçesi” haline getirildiğini daha da net anlamak için mütevelli heyetindeki isimlere yakından bakmak gerekmekte.

 İşte o isimler:

İhsan ŞENER: 24. ve 25. dönem AKP Ordu Milletvekili. 2016  yılı Ocak ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanlığına getirildi.

Mehmet Veysel Yayan: Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Müsteşarı

Ömer Bülent Arslan: AKP döneminde Atatürk Orman Çiftliği Genel Müdürü ve 2014 yerel seçimlerinde Muğla AKP Büyükşehir Belediye Başkanı Aday Adayı

 Şinasi Kazancıoğlu: AKP’nin Cumhur İttifakı’ndaki ortağı MHP’nin 2015 7 Haziran ve 1 Kasım Milletvekili seçimlerindeki Malatya milletvekili adayı

 Sadık Karayel: 31 Mart 2019 Yerel seçimlerinde AKP Ankara Altındağ Belediye Meclis Üyesi aday adayı

Ancak THK’de AKP’ye verilen tavizler de kurumun “Uçuruma yuvarlanmasını” engelleyemedi.,

Bir süre sonra önce Yönetim Kurulu üyelerin neredeyse tamamı istifa etti…

Bu esnada THK her sene ihalesini aldığı yangın söndürme ihalesi işinden yapılan ve yazının başında belirttiğimiz ihale şartnamesi oyunu ile diskalifye edilmiş,en önemli gelir kalemini kaybetmiş, yolsuzluk ve usulsüzlükler nedeni ile gırtlağa kadar borca batmıştı.

Ama her nedense AKP bu olan biteni görmezden geliyor, kurumun bu gidişatına hiç müdahale etmiyordu.

Ve en sonunda 16 Ekim 2019 tarihinde AKP iktidarı THK’ya kayyum atadı.

Kayyumlar ise Ahmet Davutoğlu’nun seçim hükümetinde Gümrük ve Ticaret Bakanı olan Cenap Aşçı, AKP döneminde yüzlerce dek delinen KAMU İHALE KANUNU’nun uygulayıcısı olan Kamu İhale Kurumu’nun tam da AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılındaki Başkan Vekili olan Adnan Zengin ve Milli Emlak eski Genel Müdürü Abdullah Kaya olarak atandı.

Abdullah Kaya ise Milli Emlak Kurumu Genel Müdürlüğü döneminde AKP’nin gözbebeği, Bilal Erdoğan’ın Mütevelli Heyeti’nde olduğu TÜRGEV’e Bursa Nilüfer’de “Hazineden” arazi tahsisi yapan isimdi…

THK ÜNİVERSİTESİ MÜTEVELLİ HEYETİ DE YANDAŞLAR GEÇİDİ…

Tabii THK Üniversitesi’nin Mütevelli Heyeti de adeta bir yandaşlar geçidi.

Mütevelli Heyetindeki Dr. Veysel Yayan AKP’nin 2017’de Bilim,Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Müsteşarı olarak atadığı bir isim.

Bir diğer Mütevelli Heyeti Üyesi ise AKP’nin Devlet Hava Meydanları İşletmesi’ne KURUMSAL İLETİŞİM DAİRE BAŞKANI olarak atadığı Veysel Nafiz Aksu…

Bir başka Mütevelli Heyeti Üyesi TCDD eski Genel Müdür Yardımcısı ve MHP’nin Malatya Milletvekili Adayı ve Malatya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olan Doç.Dr. Fikret Şinasi Kazancıoğlu…

Mütevelli Heyeti içerisindeki bir başka tanıdık isim ise en son Paramounth Otel’de kalması ile gündeme gelen Sivil Savunma Sanayii Müsteşarı İsmail Demir. Demir AKP’nin en “Kilit” bürokratlarından birisi olarak gösterilmekte.

Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’nın pil ve batarya üretimi yapan iştiraki ASPİLSAN A.Ş Genel Müdürü olan İsmail Hakkı Doğankaya da Mütevelli Heyeti’ndeki bir başka isim. Türk Silahlarını Güçlendirme Vakfı ise TSK ile organik bağı olan ve Mütevelli Heyeti Başkanlığını Cumhurbaşkanı olarak bizzat Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı ve Kara Kuvvetleri Komutanı Ümit Dündar ve Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın da yönetiminde olduğu bir vakıf.

VE THK FELÇ EDİLDİ…

Bu kayyum heyeti ile THK adeta felç edilirken, THK’ya ait yangın söndürme uçakları hangarlarda çürümeye terk edildi,pilotları işten çıkartıldı, kayyumunun başı ülke alev alev yanarken düğüne gitti…

Peki neden yapılıyor tüm bunlar THK’ya diyecek olursanız yine dönün ve Türkiye’nin belki de gayrimenkul konusunda en zengin kurumlarından birisi olan THK’nın elindeki son derece değerli gayrimenkullere bakın deriz…

Daha geçtiğimiz günlerde onlarcası satışa çıkartılan bu gayrimenkuller size bir fikir verebilir…

Ne dersiniz, “Niye yapılıyor tüm bunlar THK’ya?”

________________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, hiç bir kurum, kuruluş yahut kişiden “Fonlanmadan”, “tam bağımsız” ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

KRİPTEKS E-DERGİ YILLIK ABONELİK LİNKİ:

https://shopier.com/1354512

HABER ALTERNATİF’İN ANDROİD CİHAZLAR İÇİN ÜCRETSİZ MOBİL UYGULAMASINI İNDİRMEK İÇİN:

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.haberalternatif.dro

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

TUNUS’U OKUMAK:”ARAP BAHARI PROJESİ VE İHVAN’IN SONU”

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

Tüm dünya son 24 saat içerisinde gözlerini Tunus’a çevirmiş ve Tunus’ta yaşanan gelişmeleri izlemekte. Zira Tunus’ta Cumhurbaşkanı Kays Said parlamentonun yetkilerini tamamen dondurdu, dokunulmazlıkları askıya aldı, başsavcılık görevini de üzerine alıp ordudan da destek alarak ülke yönetimine “El koydu”.

Tabii durumun bir “Milli irade” bölümü var ki Tunus’ta gerçekleşen bu “Sivil darbe” bu bağlamda hiçbir şekilde kabul edilebilir değil.

Ancak Tunus’ta yaşanan gelişmeler sadece küçük bir Afrika ülkesinde yaşanan ülke içi siyasal kaotik gelişmeler olmanın çok ötesinde anlamlar içermekte.

O nedenle “Tunus’u okumak” çok önemli ve Tunus’ta yaşanan gelişmelerin küresel planlardaki hangi konumlanmaların değiştiğinin tescili olduğunu görmek açısından bu “Okuma” son derece gerekli.

O zaman “Bu kadar peşrev yeter” diyelim yazımıza geçelim…

***

Tarih yaprakları 17 Aralık 2010’u gösterdiğinde Tunus’ta bir simit satıcısının ülkede son dönemde giderek dayanılmaz boyutlara ulaşan ekonomik kriz sonrasında kendisini yakması ile birlikte başlayan sokak olayları büyüyecek, çıkan olaylar daha sonra “Arap Baharı” ismi verilecek bir küresel emperyalist projeyi başlatırken kendisini yakan Muhammed Buazizi “Arap Baharının” sembolü olacak, Tunus Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali ülkeyi terk etmek zorunda kalacaktı…

Tunus’ta halk “Özgürlüğünü” kendisi aldığını zannederken, emperyal güçler planının çoktan uygulamaya koymuştu.

Tunus’ta seçimler yapılırken ilk seçimde iktidara İHVAN ya da kamuoyunda bilinen ismi ile MÜSLÜMAN KARDEŞLER’in siyasi Tunus’taki siyasi kanadı EL NAHDA partisi gelecekti…

“Küresel planlamanın” ilk adımı başarı ile tamamlanmıştı…

***

Tunus’ta başlayan/”Başlatılan” “Arap Baharı” kısa süre içerisinde Ortadoğu’da Mısır’ı etkisi altına alacaktı…

25 Ocak 2011’de Tahrir Meydanı’nda yaşanan büyük isyan Mısır’ı karıştırırken, karışan sokaklar, giderek büyüyen protestolar sonunda Mısır’da Mübarek yönetimi devrilecekti…

Mısırlılar da çok seviniyorlardı, öyle ya “Özgür olmuşlardı” artık…

Kısa süre içerisinde Mısır’da demokratik seçimler gerçekleşti ve iktidara Mursi geldi…

Mursi kimdi peki? Bingo! İHVAN yani MÜSLÜMAN KARDEŞLER’in adayıydı…

Küresel planlama tıkır tıkır işlemekteydi…

***

Arap Baharı’nın sıradaki hedefi Libya olacaktı…

Yıllardır iktidardaki Muammer Kaddafi dövülerek öldürülürken Libya’da bugüne kadar sona ermeyen iç savaş da başlamış oldu…

Ülke fiilen 3’e bölündü…

Bu arada ülkede güç mücadelesi de başladı…

Bu güç mücadelesinde 2 isim öne çıktı: General Hafter ve Ziya Sarraç

Sarraç İHVAN’ın temsilcisiydi… Libya’da yapılan seçimlerdeki sonuçları “Katılım az,seçimin meşruiyeti yok” diye tanımayan Sarrac, Milli Mutabakat Hükümeti’ni kurdu.

Ve İHVAN’cı Sarraç ile General Safter arasında büyük bir güç mücadelesi başladı…

Bu güç mücadelesinde Sarrac da Hafter de çeşitli uluslararası destekler alarak belirli nüfuz alanları kazandılar…

***

Arap baharı bitmemiş alevlenerek devam ediyordu ve ateş bu kez de Suriye’ye sıçramıştı…

İHVAN, 1982 itibariyle Suriye’den tamamen silinmişti ancak Arap Baharı ile birlikte Esad muhalifi hemen tüm gruplar içinde İHVAN yeniden son derece etkin bir duruma geldi… Suriye’deki muhalif güçler üzerinde Alparslan Türkeş’in “Kendim hapisteyim,fikirlerim ise iktidarda” sözünün bir benzeri güç alanı yaratmıştı İHVAN.

İşin açıkçası ABD Esad’ı devirmek için çok da sempatik bakıyordu bu İHVAN’cı düşünceye sahip muhaliflere…

Ama ilk kez işler “Tıkırında” gitmiyor,Rusya ve İran sahaya iniyor ve kendi güvenlik hatlarını Şam’da konumlandırarak ABD’nin istediğini Suriye’de almasını engelliyorlardı…

***

Bu yazdıklarımız emperyal-küresel proje “Arap Baharı”nın başlangıç kısmıydı…

Peki bugün gelinen noktada ne oldu?

“Arap Baharı” projesinin başlatıldığı Tunus’ta iktidara gelen İHVAN’ın Tunus’taki siyasi kolu olan AL NAHDA iktidarı tasfiye oldu… Tunus’ta İHVAN tasfiye edildi…

Mısır’da İHVAN’ın temsilcisi olarak iktidara gelen MURSİ, ABD destekli SİSİ tarafından tasfiye edildi ve öldü… Mısır’da İHVAN tasfiye edildi…

Libya’da Halife Haftar ile güç mücadelesine giren İHVAN’ın temsilcisi Sarraç istifa etti ve güç mücadelesini kaybetti… Libya’da İHVAN tasfiye edildi…

Suriye’de ayaklanmaların ilk döneminde ülkenin neredeyse yarısından fazlasını ele geçiren İHVAN’cı örgütler Esad-Rusya-İran üçlüsünün karşısında ezildiler… Suriye’de başarısız oldular ve Suriye’de İHVAN tasfiye oldu…

Aslında olan şuydu:

Emperyalist güç odakları Büyük Ortadoğu Projesi olarak başlayıp daha sonra işin içerisine Afrika’yı da kattıkları ve adına “Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesini” ellerinin altında olan ve yıllardır kendi sistemlerini de kurdukları için bu değişime direnecek Mübarek,Kaddafi,Esad gibi isimler ile yapamayacaklarından “Arap Baharı” ile önce bu aktörleri tasfiye etmeye karar verdiler.

Bu liderlerin ülkelerindeki baskıcı uygulamalarını “Zayıf nokta” ve “Kitle manipülasyonu” için giriş noktası olarak seçen emperyalist güçler,yolsuzluklardan duyulan rahatsızlıkları da buna ekleyerek  “Yeni projelerine uygun aktör değişimi” yapmak için ise yıllardır Ortadoğu’da “İktidara aç” olan İHVAN’a “Havuç” uzatarak iktidar ve güç vaad ettiler.

İHVAN yani Müslüman Kardeşler bu ülkelerde zaten güçlü bir altyapısı olan ve işbaşındaki rejimlere karşı yıllardır verdiği mücadele nedeni ile bu değişim için halktan en rahat destek alacak siyasal yapı konumundaydı.

Zaten doğası gereği “İktidar uğruna” her türlü şekle girebilecek siyasal “Aparat” olan Siyasal İslam bu projeye adeta “Balıklama atladı”

Ama “Dizayn edici” güçler için İHVAN ve totalde 1990’ların başından itibaren kullandıkları Siyasal İslam artık “Kullanım süresi dolmuş” bir örgüt ve projeydi.

Bu nedenle “Arap Baharı” projesinin ikinci aşamasında İHVAN “KAZANDIĞINI ZANNETTİĞİ” tüm ülkelerde kısa süre içerisinde tamamen tasfiye edildi…

Mısır’da Sisi ABD güdümüne girdi…

Klasik İngiltere nüfuz alanı olan Suudi Arabistan’da Trump döneminde ABD yanlısı Salman’a yaptırılan saray darbesi ile Suudi Arabistan ABD kontrolüne alındı.

Birleşik Arap Emirlikleri ise Körfez ülkeleri arasında İngiltere nüfuzu dışında kalıp ABD kontrolündeki belki de tek ülkeydi zaten…

Böylece ortaya MISIR-BAE-SUUDİ ARABİSTAN üçlüsü çıktı…

Başta Libya’da Sarrac’ın tasfiyesi olmak üzere bölgede “KAZANDIĞINI ZANNEDEN” İHVAN’ın tasfiyesi işinin taşeronluğunu ise ABD emperyalizmi ve ABD’nin “Stratejik ortakları” adına işte bu 3 ülke üstlendi.

Ve en sonunda “Arap Baharı Operasyonu” başladığı yerde bitirildi ve bölgede değişim tamamlandı,İHVAN tasfiye edildi, “Siyasal İslam Projesinin” kullanım ömrünün dolduğu da Tunus’taki son olaylar ile birlikte tescillendi.

***

Tüm bunlar yaşanırken “Arap Baharı”nın başladığı 2010 tarihi ile Türkiye ne yaptı peki?

Mısır’da Mursi’yi destekledi…Kaybetti…

Libya’da Sarrac’ı destekledi… Kaybetti…

Tunus’da Al Nahda’yı destekledi… Kaybetti…

Suriye’de İHVAN düşüncesinin hakim olduğu muhalif grupları destekledi… Suriye’de İHVAN’cı bir iktidarın kurulması için çaba harcadı. Kaybetti…

Yani AKP “Siyasal fikri ikliminin” ana kodu olan “İHVAN SEVDASININ”,tüm Ortadoğu ve kısmen Afrika’yı kapsayan bir büyük “İHVAN KARDEŞLİĞİ İKTİDARI” haylinin peşinden gitti…

Ve dış politikada, küresel satranç tahtasında kaybeden AKP ile birlikte Türkiye oldu.

Bugün gelinen noktada durum açıktır ve sanırız artık AKP için de Türkiye için de “Rüyadan uyanma vakti” çoktan gelmiştir.

AKP iktidarı dış politikayı Ahmet Davutoğlu döneminden bu yana tamamen kendi “ideolojik fikriyat ikliminin” kodlarına göre şekillendirdiği İHVAN SEVDASI’nı bırakmaz ve bu “Yalancı rüyadan” uyanmazsa korkarız ki Türkiye dış politikada izole edilerek bir “Kabusa” doğru yaklaşabilir…

________________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, hiç bir kurum, kuruluş yahut kişiden “Fonlanmadan”, “tam bağımsız” ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

KRİPTEKS E-DERGİ YILLIK ABONELİK LİNKİ:

https://shopier.com/1354512

HABER ALTERNATİF’İN ANDROİD CİHAZLAR İÇİN ÜCRETSİZ MOBİL UYGULAMASINI İNDİRMEK İÇİN:

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.haberalternatif.dro

Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: