Sosyal Medya Hesaplarımız

ÖZEL HABER

BURSA ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ İŞGAL EDİLMİŞ!

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF

Celal Eren ÇELİK

2019 yılı Sayıştay raporlarının yayınlanması ile birlikte pek çok kamu kurumunda yaşanan çarpıcı usulsüzlükler de peş peşe ortaya çıkarken, Bursa Uludağ Üniversitesi’nde yaşanan bir skandal da ortaya çıktı…

1997 YILINDA BAŞLAYAN USULSÜZLÜK…

Sayıştay raporuna göre 1997 yılında Bursa Uludağ Üniversitesi’nin o dönemki rektörü (Sayıştay raporunda ismi yazılmamış ama o dönem rektörlük yapan ismin 2015 yılında ölen Prof.Dr.Ayhan Kızıl olduğunu belirtelim ) usulsüz biçimde Uludağ Üniversitesi Rektörlüğü mülkiyetine ait Görükle 5412 parselde kayıtlı 20.000
m² gayrimenkul üzerinde Senato kararı ile -herhangi bir ihale yapmaksızın- yine o dönemde kendisinin vakıf başkanlığını yürüttüğü Uludağ Üniversitesi Güçlendirme Vakfı’na 49 yıl süre ile üst hakkı tesis ediyor.

DFönemin rektörü Prof.Dr. Ayhan Kızıl usulsüz biçimde ihalesiz olarak kendi başkanlığını yaptığı Uludağ Üniversitesi GüçlendirmeVakfı’na 49 yıllığına verilen bu arazi ile ilgili bir şirketle yine usulsüz biçimde,ihale yapmadan “Yap-İşlet-Devret” modeli ile bir sözleşme imzalıyor.

Sayıştay raporuna göre daha sonra, Uludağ Üniversitesi Güçlendirme Vakfı yönetim kurulunun, 16.02.2007 tarih ve 3 sayılı kararı ile mevzuata aykırı olarak adına tahsis edilen yerle ilgili şirket ile arasında yaptığı mevzuata aykırı sözleşmeden doğan “yetki, edinim ve yükümlülüklerini” Uludağ
Üniversitesi Rektörlüğüne devrediyor.

Ancak, vakıfla özel şirket arasındaki üniversitenin bağlı olduğu mevzuat açısında
butlan (yanlış,haksız) sözleşme, aynı şekilde devam ettiriliyor, ve üst hakkı 49 yıllığına usulsüz şekilde kendisine tesis edilen gayrimenkulde yapılan parselasyon çalışması neticesinde 5412 parsel aynı sınırları ihtiva ederek şu anki durumu ile birlikte Görükle Sakarya Mahallesi 5361 ada 101 parsele dönüşüyor ve usulsüz olarak bu alanı vakıftan kiralayan şirket adına tapuda tescil edilmiş –haliyle- devam ettiriliyor.

SAYIŞTAY ŞİRKET İÇİN “İŞGALCİ” DİYOR…

Sayıştay raporunda 1997 yılından bu güne kadar çeşitli sözleşme yenilemeleri ile devam eden bu duruma vurgu yapılırken arazinin kullanım hakkını alan şirketin “İŞGALCİ” konumunda olduğu belirtiliyor.

Raporda bu durum ile ilgili “Üniversite ile Vakıf arasında mevzuata aykırı olarak kurulan ve devredilen üst hakkı sözleşmesi gereği, şirket tarafından işgal edilen 5361 ada ve 101 no’lu parsele ait alandan başka, mülkiyeti Bursa Uludağ Üniversitesi kamu tüzel kişiliği adına kayıtlı olan 63 ve 100 nolu parsellerin bir kısmının Rektörlük izni olmaksızın ve herhangi bir sözleşmeye dayanmaksızın
şirket tarafından işgal edilmek suretiyle gayri yasal (bir fiili bir durum yaratılarak) kullanıldığı
görülmüştür.” ifadeleri yer alıyor…

ŞİRKET KENDİ KAFASINA GÖRE SINIRLARINI GENİŞLETİYOR!

Sayıştay raporunda Bursa Uludağ Üniversitesi‘nden usulsüz biçimde arazi kullanım hakkı edindiği belirtilen şirketin bununla da yetinmeyerek sınırlarını genişlettiği ve işletme sahibi 3.şahıslar ile sözleşmeler imzalayarak bu arazi üzerindeki ticari işletmelerden haksız kazanç sağladığı da belirtiliyor.

Raporda bu durum ise “Hatta mevzuata aykırı olarak şirkete verilen ve kullandırılan bu parsel dışında, 100 ve 63 no.lu parsellerin şirket tarafından 3. Şahıslara kafeterya olarak kiraya verildiği ve şirketin bu parsellere ilişkin kira geliri elde ettiği, bundan başka; bir kır düğünü alanı, otopark, (otel binasından ayrı olarak) iki katlı bir bağımsız bina, -otel müştemilatı gibi olmakla birlikte 101
no.lu parselin sınırları dışında kalan- bir alışveriş merkezi bulunmaktadır.

Yerinde inceleme esnasında bu alanlara ilişkin bir sözleşme veya bir izin ya da
üniversite yönetimine ait bir karar olmadığı görülmüştür.” ifadeleri ile yer almakta.

Yine Sayıştay raporu bu şirketin işgalci durumu ve sağladığı haksız kazanç ile ilgili üniversitenin bu güne dek hiç bir hukuki girişimde bulunulmadığının altı çizilirken, üniversitede konu Sayıştay soruşturması ile araştırılmaya başlandıktan sonra konu ile ilgili  üniversitenin 26/12/2019 tarihinde 2019/495 dosya numarası ile Bursa 11. Asliye Hukuk
mahkemesinde “haksız müdahalenin men’i, durdurmaya ilişkin tedbir ve haksız yararlanmadan
kaynaklı “ecrimisil ve tazminat talepli” dava açtığı belirtiliyor.

SÖZLEŞME OYUNLARI…

Sayıştay raporunda ayrıca üniversite sınırlarındaki bir alanın “Yap-İşlet-Devret” şeklinde bir başka işletmeye verilemeyeceğinin de altı çiziliyor.

Bu işlemin de usulsüz biçimde gerçekleştiğini belirten Sayıştay  raporunda bundan sonra oluşan devasa “Haksız kazanca” şu ifadeler ile vurgu yapıyor:

“10 Şubat 2000 tarihli bu senato kararından yaklaşık bir ay önce 14 Ocak 2000 tarihinde,o dönem Rektörü kendi kendisiyle bir “Yap İşlet Devret” sözleşmesi imzalayarak Rektör olarak veren, Vakıf Başkanı olarak da kiralayan sıfatı ile) 20.000 m² yeri Vakfa devrettiği günden 14 gün önceyi kapsayacak şekilde (irtifak başlangıcı 01 Ocak 2000 tarihi olmak üzere)Vakıf ile şirket arasında 10 maddelik Yap-İşlet-Devret sözleşmesi yapılmıştır. Hükümsüz kalan eski sözleşme ile 6760 m² yeri Vakıf adına yine ihalesiz olarak 29 Mayıs 1997 tarihinde bir
sözleşmeyle yıllık net 11.000 ABD Doları kira bedeli (her yıl dolar bazında %1 kira artışı ) ile 35 yıllığına şirkete vermişken sözleşmenin 5. maddesi ile 2 katından daha fazla bir alanı yıllık sadece 1.000 Usd daha fazla bir bedelle “ Şirket üzerine bina yapılan taşınmazın kullanılmasından dolayı Vakfa hasıla kirası olarak yıllık 12.000 Usd ödemeyi kabul eder.

Ödeme yılda iki defa olmak üzere altı ayda bir yapılır … her yıl bu bedel üzerinden %1 tutarında zam yapılması esastır … denilmiştir.

Buna göre de; 4 yıldızlı bir otel aylık sadece 1000-1200 $ bedelle ve mevzuata aykırı
olarak üniversite hastanesinin hemen yanında 20.000 m² den fazla alanı kullanmaktadır.”

Sayıştay raporunda söz konusu araziyi usulsüz biçimde kullanan şirketin haksız kazancına ” Üniversite arazisinde resmi olarak tespiti yapılmamış görece son derece geniş bir alanı son sözleşmedeki sınırlarını da aşarak kullanmış, kullandırmış, yapı yapmış,yaptırmış ve kiraya vermiş, bu yolla haksız kazanç elde etmiştir.” ifadeleri ile bir kez daha vurgu yapılmış

KİM BU BALLI ŞİRKET VE OTEL?

Bursa Uludağ Üniversitesi’nden usulsüz biçimde 20 bin M2’lik bir alanın kullanım hakkını,yine usulsüz şekilde imzalanan “YAP-İŞLET-DEVRET” sözleşmesi ile alan,bununla da kalmayarak sözleşme yetkilerini de bu geniş arazi çeşitli 3.şahıslar ile işletme sözleşmesi imzalayarak kira bedeli ile haksız kazanç sağlayan ama en önemlisi 4 yıldızlı bir oteli usulsüz edindiği Bursa Uludağ Üniversitesi’nin arazisine kuran ve buraya sadece aylık 1200 Dolar ödeyen şirketin ismi ise Sayıştay raporunda geçmiyor.

İşte o “ballı kaymaklı” sözleşmenin sahibi olan şirkete de haberalternatif.com olarak biz ulaştık.

O şirket Dünya’ca ünlü oteller zinciri HOLIDAY INN Oteli…

Evet Bursa Uludağ Üniversitesi’nden usulsüz biçimde yapılan sözleşme ve devirler ile elde ettiği arazi kullanım hakkı ile Sayıştay raporunda “İşgalci” olarak nitelenerek bulunan, buraya devasa bir lüks otel diken, bu alandaki restaurant,kafe gibi çeşitli işletmelerden aylık on binlerce lira alan HOLIDAY INN Oteli yaptığı “Ballı kaymaklı” usule aykırı sözleşme ile 4 yıldızlı otel için ayda sadece 1200 Dolar ödeyerek işlerini devam ettiriyor.

İŞLETMECİLER İLE HOLIDAY INN DAVALIK

Holıday Inn’e yıllardır yüzbinlerce lira kira ödeyen bazı işletmeler ise bu alanın Bursa Uludağ Üniversitesi’ne ait olduğunu ve kiralarını Holiday Inn yerine üniversiteye ödemeleri gerektiğini öğrendiğinde şok oluyor ve Holiday Inn Oteli’ni mahkemeye veriyorlar…

Skandal büyüyünce zaten o esnada Sayıştay soruşturmasından geçen Uludağ Üniversitesi apar topar Sayıştay Raporunda da belirtildiği gibi 26/12/2019 tarihinde, 2019/495 dosya numarası ile Bursa 11. Asliye Hukuk mahkemesinde “haksız müdahalenin men’i, durdurmaya ilişkin tedbir ve haksız yararlanmadan kaynaklı “ecrimisil ve tazminat talepli” dava açıyor.

Bursa Uludağ Üniversitesi’nin 1997’den bu yana süren hukuksuzluğu neden daha önce görmediği, otel faaliyete geçip, çeşitli alanlarda 3.şahıslardan kira bedeli olarak şimdiye kadar milyonlarca TL kazanırken bu davayı açmadığı ise soru işareti.

 

 

 

Yorum yapmak için tıklayın

Bir Cevap Yazın

ÖZEL HABER

CHP’DE ASLI BAYKAL İDDİASI

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF

ÖZEL-KULİS HABER

CHP’de parti içi muhalefet gruplarının bir sonraki kurultaya yönelik çalışmaları devam ederken, çarpıcı bir kulis bilgisi geldi…

CHP’de eski genel başkan Genel Başkan Deniz Baykal’a yakınlığı ile bilinen bazı isimlerin birlikte hareket ederek gelecek kurultayda genel başkan adayı olarak Kemal Kılıçdaroğlu karşısına Deniz Baykal’ın kızı Prof.Aslı Baykal’ı aday göstermek istedikleri belirtiliyor…

Kulislere yansıyan bilgilere göre yıllarca Deniz Baykal ile yakın siyaset yapan bu isimler Aslı Baykal isminin hem kadın olması hem de “Soyadı” sebebi ile parti içi muhalefeti bir araya toplayabileceğini düşünüyorlar.

Aslı Baykal isminin yıpranmamış bir isim olduğunu belirten CHP içerisindeki bu “Eski tüfek” siyasetçiler, özellikle son dönemde İYİ PARTİ’nin yükselen oylarında Meral Akşener’in Türk siyasetindeki tek kadın lider olmasının da belirli bir etkisi olduğu tespitini yaparlarken, Aslı Baykal’ın da kadın lider olarak CHP Genel Başkanı olması halinde İYİ PARTİ’ye kayan bu oyları konsolide edebileceğini ifade ediyorlar.

Ancak parti içerisinde Aslı Baykal isminin ortaya çıkması ile birlikte kulislerde fikir ayrılıkları da yaşanmaya başlandı.

Baykal ekibine yakın isimler ile birlikte hareket etmeyen ve Aslı Baykal ile birlikte başlatılacak bir parti içi muhalefet hareketinin “Ölü doğum” olacağını savunan ayrıca partide şu anki yönetime olduğu kadar, Baykal ve yakın ekibine de parti tabanından ciddi bir tepki olduğunu belirten pek çok muhalif isim ve grubun ise Aslı Baykal ismine son derece soğuk baktıkları ifade ediliyor.

Aslı Baykal isminin gündeme getirilmesinin “Soyadı” nedeni ile de yanlış olduğunu belirten parti içerisindeki diğer muhalif gruplar “Biz AKP’ye akraba-eş-dost partisi, aile partisi diye eleştiri getiriyoruz. CHP bir “Aile” partisi değildir, Genel Başkanlık makamı da babadan çocuklara soy adı ile devredilecek bir makam değildir” şeklinde tepki gösterdikleri ifade ediliyor.

Geçtiğimiz günlerde ise Prof.Aslı Baykal hakkında medyaya yeni bir parti kuracağı yönünde iddialar yansımıştı.

Hatırlanacağı gibi Aslı Baykal son olarak Mahir Caferoğlu’na satılmadan önce HALK TV’nin başına geçmiş ancak Aslı Baykal yönetiminde finansal açıdan daha da kötüye giden HALK TV bir süre sonra Caferoğlu’na satılmıştı.

Prof.Aslı Baykal’ın kulislere yansıyan iddialar karşısında nasıl bir turum takınacağı ise merakla bekleniyor…

________________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

 

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

İŞTE 43 KİŞİYİ “BUHARLAŞTIRAN” “KİLİT” EKİP

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF-ÖZEL

Celal Eren ÇELİK

AKP’li Malatya Yeşilyurt Belediyesi’nin “ÇEVREYE DUYARLI BİREYLER YETİŞTİRME” projesi çerçevesinde Almanya’ya gönderilen 45 kişiden 43’ünün Türkiye’ye geri dönüş yapmadığı geçtiğimiz günlerde ortaya çıkmıştı.

Konunun üzerine giden HABER TÜRK yazarı Sevilay Yılman ise olayın “İnsan kaçakçılığı” olduğunu belirttiği köşe yazısında AKP’li Yeşilyurt Belediyesi ile birlikte bu projeyi organize eden “Malatya Kişisel Gelişim Dünyası Derneği” ‘ adeta “Buharlaşan” 43 kişinin Almanya’ya gelmesi için “Davetiye” gönderen ve tüm masraflarını karşılayan şirketin MEGA KİLİT GMBH isimli bir şirket olduğunu ancak “Tüm kaynaklarını kullanmasına rağmen” şirketin sahibi olan Ersin Kilit hakkında hiç bir bilgiye ulaşamadığını,Türk büyükelçiliğinin de bu kişi ve şirkete ulaşamadığını yazmıştı…

43 kişilik ekibe Almanya’dan davetiye gönderen ve “Tüm masrafları” karşılayan şirketin tüm ağını HABER ALTERNATİF açıklıyor…

Öncelikle şirketin isminin MEGA KİLİT GMBH olduğu doğru ancak sahibi Ersin Kilit değil…

MEGA KİLİT GMBH 2 Mayıs 2016 tarihinde 25 bin Euro sermaye ile Hannover Ticaret Odası’na HRB 213752 ticaret sicil numarası ile kaydını yaptıran bir şirket.

Şirket şu anda “Kağıt üzerinde” Almanya’da  Scheffelstr. 2 , 30167  Hannover adresinde 4 katlı bir binadaki tek bir dairede faaliyet gösteriyor,”Kağıt üzerinde” zira şirketin 5 yıllık ticari geçmişi incelendiğinde ortaklık sözleşmesindeki faaliyet alanı “Gastronomik ünitelerin işletilmesi, satış makinelerinin kurulumu” gibi yüksek kar marjı olan bir sektörde hemen hemen hiç bir iş yapmayan bir “Tabela şirketi” olmaktan çok da öteye gidemediği görülüyor.

Şirketin kuruluşundaki ilk genel müdürü ise Yılmaz Polat. Yılmaz Polat 8 Ocak 2015’te kurulup, 16 Ocak 2018 yılları arasında ise  batarak tasfiye edilen  ve Hannover Ticaret Odasına HRB 211931 ticaret sicil kaydı ile kayıtlı olan PAMUKKALE GASTRO UG isimli firmanın sahibi.

Yılmaz Polat’ın PAMUKKALE GASTRO UG isimli şirketi faaliyet gösterirken kurduğu “İlişkiler ağı” aslında bugün Almanya’dan dönmeyen 43 AKP’linin buharlaşması olayındaki soru işaretlerinin odağındaki  MEGA KİLİT GMBH şirketine de ışık tutmakta.

Zira Yılmaz Polat’ın 2014-2016 tarihleri arasında yakın ilişki kurduğu isimler Hazime Kilit,Zeynep Kilit,Hüseyin Kilit ve Zeynep Gökçe…

Ve 2016 yılından itibaren Yılmaz Polat’ın Genel Müdürlüğü sonrasında MEGA KİLİT GMBH’de sırası ile kurulan bu yakın ilişkilerde ismi geçen kişileri peş peşe Genel Müdür olurken görüyoruz…

İddiaların odağındaki MEGA KİLİT GMBH şirketinde 10 Haziran 2016 tarihinde Genel Müdürlük görevine Hüseyin Kilit gelirken, 12 Ocak 2018 tarihinde bu göreve Zeynep Kilit atanıyor. 22 Mayıs 2018 tarihinde Hüseyin Kilit Genel Müdürlük koltuğunu devralırken,22 Ağustos 2019 tarihinde ise şirketin Genel Müdürü bu kez Zeynep Gökçe oluyor… Ve son olarak 7 Ocak 2020 tarihinde Zeynep Gökçe yerine Genel Müdür koltuğuna bu kez Hazime Kilit oturuyor.

Bu arada 18 Haziran 2019 – Langenhagen, Am Pferdearkt 6, 30853 Langenhagen adresinde Nord Bau Kilit GmbH isimli bir şirket kuruluyor. Şirketin Genel Müdürü ise Mario-Celal Rashid Selmani… Ancak tek bir ticari faaliyet bile göstermeyen ve sürekli zarar eden bu şirket bir süre sonra yeni “Yöneticileri” ile tanışıyor…

Nord Bau Kilit GmbH şirketine iddiaların odağında olan MEGA KİLİT GMBH ortak oluyor ve bu Nord Bau Kilit GmbH isimli şirketin Genel Müdürlüğü görevine önce 2018 Ocak ayında Ahmet Olgun gelirken,18 Haziran 2019 tarihinde aynı zamanda 2018-2019 tarihleri arasında iddiaların merkezindeki MEGA KİLİT GMBH şirketinin o tarihlerdeki Genel Müdürü olan Zeynep Kilit geliyor.

Nord Bau Kilit GmbH şirketinde 2018 yılında Genel Müdür olan Ahmet Olgun ise iddiaların AKP’li Yeşilyurt belediyesine davet gönderip tüm masrafları karşılayan MEGA KİLİT GMBH şirketinin ilk Genel Müdürü olan Yılmaz Polat ile bağlantılı bir isim.

Tüm bu ilişkiler ağında dikkat çekici olan kurulan tüm bu şirketlerin tamamının “Kağıt üzerinde” kurulmuş ama aktif ticari faaliyet göstermemiş “Tabela şirketi” olmaktan öteye gitmemiş “Naylon şirketler” olması.

Bu da akıllara kurulan bu şirketler sayesinde oluşturulan “Naylon şirketler ağı” sayesinde Türkiye içerisinde “Kurdurulan” STK’lar ile birlikte “Proje” adı altında belediyeler eli ile yurtdışına insan ve diğer başka kaçakçılık türlerinin yapılması için bir organizasyon kurulup kurulmadığı sorusunu getiriyor…

Yani  kafalardaki soru işaretleri doğruysa ki tüm işaretler ve bağlantılar bu soru işaretlerinin doğru olduğunu göstermekte; bu “Naylon şirketler ağı” önce Türkiye’de bir STK kurduruyor,sonra buraya “Yurtdışına kaçırılacak kişileri” kaydettiriyor, sonrasında “Tüm masraflarına sponsor” olacağı bir PROJE” götürüyor, bu “PROJE” nin kabulü ile belediyeler proje katılımcılarına devletin “GRİ PASAPORTUNU” çıkartıyor ve “Yurt dışına kaçırılması planlanan” kişiler böylesi bir organizasyon ile hem de ellerinde devletin “GRİ PASAPORTU” gibi çok önemli kapıları kendilerine açacak bir “ANAHTAR” ile yurtdışına çıkıyor ve en son aşamada AKP’li Malatya Yeşilyurt Belediyesi’nin gönderdiği ve geri dönmeyen 43 kişi gibi bir anda “Buharlaşıyorlar”…

Ve büyük ihtimalle de bu 43 kişi gibi belki de yüzlerce, belki binlerce “Buharlaşan” vatandaş var..

Şimdi burada sorulması gereken bazı soruları da HABER ALTERNATİF olarak soruyoruz:

1-Yukarıda yazmış olduğumuz ilişkiler ağı içerisinde ismi geçen şahıslar yahut şirketler Türkiye’de başka belediyelere de bu şekilde “PROJE” teklif ederek “Sponsor” olmuşlar mıdır?

2-Bu ilişkiler ağı içerisinde yer alan isim ve şirketler hakkında Almanya’daki Türk Büyükelçiliği’nin bir bilgisi var mıdır,varsa yetkili merciler ile bu bilgi paylaşılmış mıdır?

3-Bugüne kadar bu ilişkiler ağı içerisinde yer alan kişi ve şirketler ile birlikte ortak proje düzenleyen başka STK var mıdır?

4-Bu ilişkiler ağı içerisinde bulunan kişi ve şirketler ile Türkiye’de bulunan ve ortak proje düzenleyen STK’ların para alışverişi ve hesap trafikleri ne şekilde seyretmiştir?

5-Ve belki de en önemlisi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 2020 yılının Eylül ayında gerçekleştiği bilinen bu skandal ile ilgili gerek Alman resmi makamları, gerek Interpol ile temasa geçip açıkladığımız bu ilişkiler ağı içerisindeki şirket ve kişiler ile ilgili bir çalışma başlatmış mıdır?

________________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

 

 

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

AKP’NİN MONTRÖ RÖVANŞI VE AHMET ALTAN’A VURAN PİYANGO

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

Evet efendim bu yazımızda önce sizlerle tarihte çok da uzun olmayan bir zaman diliminde geriye doğru gideceğiz…

Dedik ya çok değil bundan 14 yıl öncesinde hayatımıza 15 Kasım 2007 tarihinde TARAF isimli bir gazete girdi. Bu gazete ALIM YAYINEVİ isimli bir şirket tarafından çıkartılıyordu. Gazetenin Genel Yayın Yönetmenliği koltuğuna Ahmet Altan oturtulmuştu.

TARAF gazetesinin kurulmasından kısa süre sonra Türkiye Ergenekon ismi verilen büyük kumpasın ilk dalgaları ile karşılaşmaya başladı… TARAF gazetesi yıllar sonra tamamen kumpas olduğu ortaya çıkan Ergenekon Davası’nın “Medya ayağını” oluşturuyordu…

”Dijital ortamda oluşturulmuş” sahte ve düzmece belgeler, “Bavullar ile servis edilen” bilgiler sistematik olarak her zaman ilk önce TARAF GAZETESİ’nde manşet oluyordu…

TARAF adeta “Tasfiye edilen eski düzeni yıkan gazete” olarak sembolleşiyordu bu süreçte…Rasim Ozan Kütahyalı’dan Mehmet Baransu’ya,Ahmet Altan’dan Yasemin Çongar’a kadar TSK’ya atmadık çamur bırakmıyor yazmadıklarını bırakmıyorlardı…

AKP ise kurulan “KİRLİ ORTAKLIK” ile TARAF GAZETESİ’ni el üstünde tutuyor, uluslararası kuruluşlar gazeteye ödül üzerine ödül veriyorlardı.

Nasıl vermesinlerdi ki ? TARAF öyle manşetler atıyor, öyle “İnce işçilik” bir “Operasyon tetikçiliği” yapıyordu ki “Kumpası kuran” çevrelerin takdirini tabii ki hak edecekti…Zira TARAF’ı belliydi ne de olsa…

TARAF GAZETESİ 26 Temmuz 2008’de Cumhuriyet’i Ergenekon isimli  “Derin bir yapının yönettiğini iddia ettiği” 1923’te KURULDU,2008’DE ARINIYOR manşeti ile çıkıyordu.

“Operatif tetikçiliğin nadide örneklerini sergileyen” TARAF isimli psikolojik harp makinası 19 Kasım 2009’da KOD ADI KAFES manşetini atarak “Kafes Eylem Planı” yalanı haberi ile operasyon yapıyor, 12 Haziran 2009’da AKP VE GÜLEN’İ BİTİRME PLANI yalanını manşetine taşıyor,20 Ocak 2010’da FATİH CAMİİ BOMBALANACAKTI manşeti ile “Operasyon yapmaya” devam ediyordu.

10 Ocak 2009 tarihinde sonradan silahların FETÖ tarafından yerleştirilip TSK’nın şerefli subaylarına kumpas kurulduğu ortaya çıkan Poyrazköy kazılarını da yine “Operasyon karargahı” TARAF isimli paçavra herkesten önce manşetine ÜSTÜ CUMHURİYET,ALTI ERGENEKON manşeti ile veriyordu…

22 Şubat 2010 tarihinde TSK’yı “Darbe yapmayı istemekle” suçlayan ve VESAYETE EN AĞIR BALYOZ manşeti ile çıkan ve bin bir yalanı utanıp sıkılmadan yaptığı “Operasyon ve kumpas” için ardı ardına sıralayan da yine TARAF isimli bu “Kumpas projesiydi”…

İşte TSK’ya tüm bu kumpaslar kurulur ve TSK, FETÖ tarafından kumpas ile çökertilip, vatansever subaylar Ergenekon ve Balyoz kumpasları ile tasfiye edilip FETÖ’cü subayların önü açılarak yükselmesi sağlanırken bu HAİN OPERASYONUN en önemli ayağı olan medya ayağını başından sonuna kadar Ahmet Altan isimli gazeteci görünümlü, Türk basın tarihinin en büyük “Tetikçilerinden” birisi yönetiyordu…

Sonradan TARAF GAZETESİ’ni kuran ALKIM YAYINEVİ’nin FETÖ tarafından finanse edildiği, TARAF GAZETESİ’nin başından beri bir “PROJE” olduğu ve FETÖ kumpaslarında planlı ve sistematik biçimde TSK’ya tarihinin en ağır operasyonunu yaptığı ve FETÖ’cü subayların önünün açılmasını sağladığı tek tek ortaya çıktı…

Şimdi geri dönmek üzere bu TARAF adlı “OPERASYON MERKEZİNE” bir virgül koyalım…

3 Nisan gecesi yani bundan 12 gün önce 103 emekli amiral Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin tartışmaya açılmasından ve bir amiralin tekkede çekilen sarıklı fotoğraflarından duydukları rahatsızlığı belirten bir “DUYURU” yayınladılar…

Aman efendim ortalık ayağa kalktı, bu emekli amiraller “Darbecilik” ile suçlandı,10 tanesi gözaltına alınıp tam 8 gün nezarethanede tutuldu, toplam 14 emekli amiral ifade verdi.

Ve en sonunda emekli amiraller “İl dışına çıkma yasağı” konularak serbest bırakıldı ama bu amiraller ordu evlerinden atıldılar…

Peki bu amiraller gözaltına alındığı zaman ortalığı ayağa kaldırıp amiralleri “Darbecilik” ile suçlayan,rütbelerinin sökülüp “Bedel ödetilmesini” isteyen kimlerdi?

Bunları isteyenler 2008-2012 arası Ahmet Altan’ın TARAF GAZTEESİ’nde attığı manşetler ile bizzat yönettiği TSK’ya kumpas operasyonuna o günlerde alkış tutan Cem Küçük,Nagehan Alçı ve bilimum AKP yandaşı gazeteci görünümlü “Kadrolu yandaş”…

Peki TARAF GAZETESİ’nde yapılan “KİRLİ OPERASYON ve KUMPASLAR” sonucu hayatının önemli bir bölümünü Silivri zindanında geçirmiş olan TSK’nın üst düzey general ve amiralleri arasında kimler vardı?

Montrö açıklaması sebebi ile 8 gün gözaltına alınan,hapisleri istenen, darbecilikle suçlanan ve serbest kalsalar da orduevlerinden atılan emekli amirallerimiz!

Yani efendim bu gece serbest kalan ve “Birilerinin” “Yaptığı gazetecilikti” diyerek “Demokrasi kahramanı” ilan etmeye kalktığı Ahmet Altan ve ekürisi Nazlı Ilıcak’ın tahliyesi hiç de öyle “Tesadüfi” bir zamanlama ile gerçekleşmemiştir.

AKP Montrö Açıklaması nedeni ile emekli generalleri oluşan kamuoyu tepkisi nedeni ile tutuklayamamış ama bu kadar “Gümbürtü koparttıktan” sonra “RÖVANŞ” olarak attığı manşetler ile bu emekli amirallerimizi ERGENEKON VE BALYOZ KUMPASI’nda Silivri Zindanı’na gönderen Ahmet Altan’ı serbest bırakıp “Ödüllendirerek” “Sizi istesem içeri atardım atmadım ama size kumpas kuranları da serbest bıraktım” mesajını vermiştir.

AKP burada aynı zamanda arasının uzun zamandır bozuk olduğu liberallere de göz kırpmaktadır ama asıl mesaj Montrö Bildirisi’ni imzalayan emekli amirallere ve onları destekleyenlere verilmiştir.

Ve Ahmet Altan’ın tahliyesi kendisi için bir büyük “Piyango” iken AKP için ise bir “Rövanştır”

Şimdi asıl soru şudur: “AKP bu rövanş mesajının devamını getirecek mi?”

Bu sorunun cevabını almak için çok bekleyeceğimizi ise hiç sanmıyorum…

_______________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: