Sosyal Medya Hesaplarımız

ÖZEL HABER

BURSA ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ İŞGAL EDİLMİŞ!

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF

Celal Eren ÇELİK

2019 yılı Sayıştay raporlarının yayınlanması ile birlikte pek çok kamu kurumunda yaşanan çarpıcı usulsüzlükler de peş peşe ortaya çıkarken, Bursa Uludağ Üniversitesi’nde yaşanan bir skandal da ortaya çıktı…

1997 YILINDA BAŞLAYAN USULSÜZLÜK…

Sayıştay raporuna göre 1997 yılında Bursa Uludağ Üniversitesi’nin o dönemki rektörü (Sayıştay raporunda ismi yazılmamış ama o dönem rektörlük yapan ismin 2015 yılında ölen Prof.Dr.Ayhan Kızıl olduğunu belirtelim ) usulsüz biçimde Uludağ Üniversitesi Rektörlüğü mülkiyetine ait Görükle 5412 parselde kayıtlı 20.000
m² gayrimenkul üzerinde Senato kararı ile -herhangi bir ihale yapmaksızın- yine o dönemde kendisinin vakıf başkanlığını yürüttüğü Uludağ Üniversitesi Güçlendirme Vakfı’na 49 yıl süre ile üst hakkı tesis ediyor.

DFönemin rektörü Prof.Dr. Ayhan Kızıl usulsüz biçimde ihalesiz olarak kendi başkanlığını yaptığı Uludağ Üniversitesi GüçlendirmeVakfı’na 49 yıllığına verilen bu arazi ile ilgili bir şirketle yine usulsüz biçimde,ihale yapmadan “Yap-İşlet-Devret” modeli ile bir sözleşme imzalıyor.

Sayıştay raporuna göre daha sonra, Uludağ Üniversitesi Güçlendirme Vakfı yönetim kurulunun, 16.02.2007 tarih ve 3 sayılı kararı ile mevzuata aykırı olarak adına tahsis edilen yerle ilgili şirket ile arasında yaptığı mevzuata aykırı sözleşmeden doğan “yetki, edinim ve yükümlülüklerini” Uludağ
Üniversitesi Rektörlüğüne devrediyor.

Ancak, vakıfla özel şirket arasındaki üniversitenin bağlı olduğu mevzuat açısında
butlan (yanlış,haksız) sözleşme, aynı şekilde devam ettiriliyor, ve üst hakkı 49 yıllığına usulsüz şekilde kendisine tesis edilen gayrimenkulde yapılan parselasyon çalışması neticesinde 5412 parsel aynı sınırları ihtiva ederek şu anki durumu ile birlikte Görükle Sakarya Mahallesi 5361 ada 101 parsele dönüşüyor ve usulsüz olarak bu alanı vakıftan kiralayan şirket adına tapuda tescil edilmiş –haliyle- devam ettiriliyor.

SAYIŞTAY ŞİRKET İÇİN “İŞGALCİ” DİYOR…

Sayıştay raporunda 1997 yılından bu güne kadar çeşitli sözleşme yenilemeleri ile devam eden bu duruma vurgu yapılırken arazinin kullanım hakkını alan şirketin “İŞGALCİ” konumunda olduğu belirtiliyor.

Raporda bu durum ile ilgili “Üniversite ile Vakıf arasında mevzuata aykırı olarak kurulan ve devredilen üst hakkı sözleşmesi gereği, şirket tarafından işgal edilen 5361 ada ve 101 no’lu parsele ait alandan başka, mülkiyeti Bursa Uludağ Üniversitesi kamu tüzel kişiliği adına kayıtlı olan 63 ve 100 nolu parsellerin bir kısmının Rektörlük izni olmaksızın ve herhangi bir sözleşmeye dayanmaksızın
şirket tarafından işgal edilmek suretiyle gayri yasal (bir fiili bir durum yaratılarak) kullanıldığı
görülmüştür.” ifadeleri yer alıyor…

ŞİRKET KENDİ KAFASINA GÖRE SINIRLARINI GENİŞLETİYOR!

Sayıştay raporunda Bursa Uludağ Üniversitesi‘nden usulsüz biçimde arazi kullanım hakkı edindiği belirtilen şirketin bununla da yetinmeyerek sınırlarını genişlettiği ve işletme sahibi 3.şahıslar ile sözleşmeler imzalayarak bu arazi üzerindeki ticari işletmelerden haksız kazanç sağladığı da belirtiliyor.

Raporda bu durum ise “Hatta mevzuata aykırı olarak şirkete verilen ve kullandırılan bu parsel dışında, 100 ve 63 no.lu parsellerin şirket tarafından 3. Şahıslara kafeterya olarak kiraya verildiği ve şirketin bu parsellere ilişkin kira geliri elde ettiği, bundan başka; bir kır düğünü alanı, otopark, (otel binasından ayrı olarak) iki katlı bir bağımsız bina, -otel müştemilatı gibi olmakla birlikte 101
no.lu parselin sınırları dışında kalan- bir alışveriş merkezi bulunmaktadır.

Yerinde inceleme esnasında bu alanlara ilişkin bir sözleşme veya bir izin ya da
üniversite yönetimine ait bir karar olmadığı görülmüştür.” ifadeleri ile yer almakta.

Yine Sayıştay raporu bu şirketin işgalci durumu ve sağladığı haksız kazanç ile ilgili üniversitenin bu güne dek hiç bir hukuki girişimde bulunulmadığının altı çizilirken, üniversitede konu Sayıştay soruşturması ile araştırılmaya başlandıktan sonra konu ile ilgili  üniversitenin 26/12/2019 tarihinde 2019/495 dosya numarası ile Bursa 11. Asliye Hukuk
mahkemesinde “haksız müdahalenin men’i, durdurmaya ilişkin tedbir ve haksız yararlanmadan
kaynaklı “ecrimisil ve tazminat talepli” dava açtığı belirtiliyor.

SÖZLEŞME OYUNLARI…

Sayıştay raporunda ayrıca üniversite sınırlarındaki bir alanın “Yap-İşlet-Devret” şeklinde bir başka işletmeye verilemeyeceğinin de altı çiziliyor.

Bu işlemin de usulsüz biçimde gerçekleştiğini belirten Sayıştay  raporunda bundan sonra oluşan devasa “Haksız kazanca” şu ifadeler ile vurgu yapıyor:

“10 Şubat 2000 tarihli bu senato kararından yaklaşık bir ay önce 14 Ocak 2000 tarihinde,o dönem Rektörü kendi kendisiyle bir “Yap İşlet Devret” sözleşmesi imzalayarak Rektör olarak veren, Vakıf Başkanı olarak da kiralayan sıfatı ile) 20.000 m² yeri Vakfa devrettiği günden 14 gün önceyi kapsayacak şekilde (irtifak başlangıcı 01 Ocak 2000 tarihi olmak üzere)Vakıf ile şirket arasında 10 maddelik Yap-İşlet-Devret sözleşmesi yapılmıştır. Hükümsüz kalan eski sözleşme ile 6760 m² yeri Vakıf adına yine ihalesiz olarak 29 Mayıs 1997 tarihinde bir
sözleşmeyle yıllık net 11.000 ABD Doları kira bedeli (her yıl dolar bazında %1 kira artışı ) ile 35 yıllığına şirkete vermişken sözleşmenin 5. maddesi ile 2 katından daha fazla bir alanı yıllık sadece 1.000 Usd daha fazla bir bedelle “ Şirket üzerine bina yapılan taşınmazın kullanılmasından dolayı Vakfa hasıla kirası olarak yıllık 12.000 Usd ödemeyi kabul eder.

Ödeme yılda iki defa olmak üzere altı ayda bir yapılır … her yıl bu bedel üzerinden %1 tutarında zam yapılması esastır … denilmiştir.

Buna göre de; 4 yıldızlı bir otel aylık sadece 1000-1200 $ bedelle ve mevzuata aykırı
olarak üniversite hastanesinin hemen yanında 20.000 m² den fazla alanı kullanmaktadır.”

Sayıştay raporunda söz konusu araziyi usulsüz biçimde kullanan şirketin haksız kazancına ” Üniversite arazisinde resmi olarak tespiti yapılmamış görece son derece geniş bir alanı son sözleşmedeki sınırlarını da aşarak kullanmış, kullandırmış, yapı yapmış,yaptırmış ve kiraya vermiş, bu yolla haksız kazanç elde etmiştir.” ifadeleri ile bir kez daha vurgu yapılmış

KİM BU BALLI ŞİRKET VE OTEL?

Bursa Uludağ Üniversitesi’nden usulsüz biçimde 20 bin M2’lik bir alanın kullanım hakkını,yine usulsüz şekilde imzalanan “YAP-İŞLET-DEVRET” sözleşmesi ile alan,bununla da kalmayarak sözleşme yetkilerini de bu geniş arazi çeşitli 3.şahıslar ile işletme sözleşmesi imzalayarak kira bedeli ile haksız kazanç sağlayan ama en önemlisi 4 yıldızlı bir oteli usulsüz edindiği Bursa Uludağ Üniversitesi’nin arazisine kuran ve buraya sadece aylık 1200 Dolar ödeyen şirketin ismi ise Sayıştay raporunda geçmiyor.

İşte o “ballı kaymaklı” sözleşmenin sahibi olan şirkete de haberalternatif.com olarak biz ulaştık.

O şirket Dünya’ca ünlü oteller zinciri HOLIDAY INN Oteli…

Evet Bursa Uludağ Üniversitesi’nden usulsüz biçimde yapılan sözleşme ve devirler ile elde ettiği arazi kullanım hakkı ile Sayıştay raporunda “İşgalci” olarak nitelenerek bulunan, buraya devasa bir lüks otel diken, bu alandaki restaurant,kafe gibi çeşitli işletmelerden aylık on binlerce lira alan HOLIDAY INN Oteli yaptığı “Ballı kaymaklı” usule aykırı sözleşme ile 4 yıldızlı otel için ayda sadece 1200 Dolar ödeyerek işlerini devam ettiriyor.

İŞLETMECİLER İLE HOLIDAY INN DAVALIK

Holıday Inn’e yıllardır yüzbinlerce lira kira ödeyen bazı işletmeler ise bu alanın Bursa Uludağ Üniversitesi’ne ait olduğunu ve kiralarını Holiday Inn yerine üniversiteye ödemeleri gerektiğini öğrendiğinde şok oluyor ve Holiday Inn Oteli’ni mahkemeye veriyorlar…

Skandal büyüyünce zaten o esnada Sayıştay soruşturmasından geçen Uludağ Üniversitesi apar topar Sayıştay Raporunda da belirtildiği gibi 26/12/2019 tarihinde, 2019/495 dosya numarası ile Bursa 11. Asliye Hukuk mahkemesinde “haksız müdahalenin men’i, durdurmaya ilişkin tedbir ve haksız yararlanmadan kaynaklı “ecrimisil ve tazminat talepli” dava açıyor.

Bursa Uludağ Üniversitesi’nin 1997’den bu yana süren hukuksuzluğu neden daha önce görmediği, otel faaliyete geçip, çeşitli alanlarda 3.şahıslardan kira bedeli olarak şimdiye kadar milyonlarca TL kazanırken bu davayı açmadığı ise soru işareti.

 

 

 

Yorum yapmak için tıklayın

Bir Cevap Yazın

ÖZEL HABER

SADETTİN TANTAN:”AKŞENER’İ AKP İLE MASAYA OTURMAYA ZORLUYORLAR”

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERATİF-ÖZEL

Celal Eren ÇELİK

Yurt Partisi Genel Başkanı ve İçişleri eski Bakanı Sadettin Tantan HABER ALTERNATİF’e çarpıcı açıklamalarda bulundu.

“CHP AKP’Yİ İKTİDARDA TUTMAK MİSYONUNU ÜSTLENMİŞ DURUMDA”

Tantan, Türkiye’nin çok zor bir dönemden geçtiğini belirtirken, AKP’nin ülkeyi yönetemediğini,ekonomiden sağlığa,eğitimden dış politikaya kadar bu kadar kötü durumda olan bir iktidar karşısında normal şartlarda CHP’nin ittifaka dahi ihtiyaç duymadan tek başına iktidar olma iddiasının olması gerekirken bu şartlarda dahi oylarını arttıramıyor olmasının sorgulanması gerektiğini belirtti.

TantanCHP yönetim kadrolarının iktidar iddiaları yok. CHP şu an AKP‘yi iktidarda tutma misyonunu edinmiş durumda. AKP şu an kendisini yok eden %50+1 sisteminden bir formülle yeniden parlamenter rejime geçmenin çarelerini arıyor.Bunun olması demek aynı zamanda Recep Tayyip Erdoğan‘ın “Ben eski sistemde Cumhurbaşkanı seçildim, bu yeni sistemde yeniden aday olma hakkım var” diyerek en az bir 10 yıl daha sistemin başında kalması demektir.”ifadelerini kullandı.

Tantan şu an erken seçime gidilmesinin Erdoğan’ın işine yarayacağını savunarak, AKP ve Erdoğan’ın işine yarayacak erken seçimi CHP‘nin istemesini ise eleştirdi. Tantan “Şu an bir erken seçime gidilmesi de Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı adayı olabilmesinin önünü açacaktır. Bu şartlarda erken seçim AKP‘nin işine yaramaktadır. AKP’nin işine yarayan erken seçimi CHP’nin istemesi de CHP’nin AKP‘yi iktidarda tutma misyonunu edindiğini açıkça göstermektedir.” şeklinde konuştu.

“AKŞENER AKP İLE MASAYA OTURTULMAYA ÇALIŞILIYOR”

Sadettin Tantan, İYİ PARTİ İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ’ın partisinin İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu’yu “FETÖ’CÜ” olmakla itham etmesi ve bunu İYİ PARTİ Genel Başkanı Meral Akşener’e de söylemesine rağmen önlem alınmadığını açıklaması ile başlayan tartışmalar hakkında da çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

Tantan “Görünen o ki AKP, İYİ PARTİ’yi bölerek Akşener’i kendisi ile uzlaşacağı bir pazarlık masasına oturtmaya çalışmakta” değerlendirmesinde bulundu.

Tantan, Ümit Özdağ’ın açıklamalarının temelindeki iddiaların bundan 2 sene önce ortaya çıktığına dikkat çekerek Özdağ’ın bu açıklamalarını neden şimdi yaptığının da sorgulanması gereken bir başka husus olduğunu ifade etti.

“TÜRKİYE’DE DEVLETİN ALT YAPISI YENİDEN İNŞA EDİLMELİ”

Sadettin Tantan,Dünya’da yeni dönemde devletlerin alt yapısının bilgi ağları üzerine inşa edildiğini, bu ağların halkın bilincini,aidiyet duygusunu yükseltme görevini gördüğünü,bu ağların doğru oluşması ile ülkelerin her an ülkelerine karşı oluşacak saldırılar ve tehditler karşısında vatandaşlarının buna karşı durma noktasında dinamik tutulduğunu vurguladı.

Tantan bu bilgi ağlarının bir önemli noktasının da Türkiye’ye gerekli her türlü bilginin Dünya’nın neresinde olursa olsun etkin biçimde edinilip, çeşitli enstitülerde değerlendikten sonra bu bilgilere uygun eylem geliştirilmesi ,gerekli bilgilerin ise “Zamanı geldiğinde ” kullanılmak üzere saklanması olduğunu ifade etti.

Türkiye’de ise bunun geçmiş dönemlerden beri başarılamadığını ifade eden Tantan, siyasi iktidarların kendisini iktidarda tutmak adına edinilen bilgileri ülke menfaatine kullanmak yerine sakladığını,halkın ise bilinçli ve sistematik biçimde cahil ve fakir bırakıldığını belirtti.

Ülkede bu milli “Bilgi ağının” kurulamamış olmasının istihbarat alanında da çok önemli bir zafiyet yarattığının altını çizen Tantan “Yabancı istihbarat servisleri ile yapılan işbirlikleri neticede FETÖ gibi komplikasyonları da beraberinde getirmiştir” dedi.

Tantan yaşanan bu eksiklikten ötürü ülkede siyaset kurumunun da kirlendiğini ve milli olmaktan çıktığını belirtti.

Tantan “Ülkenin kendi sermayesi yok,siyasetçiler ise yabancı sermaye odakları ile ilişkiler geliştirmiş durumda.Hal böyle olunca ülkede siyasetin kontrolü de yabancı güç odaklarının elinde olması kaçınılmaz oluyor” ifadelerini kullandı.

“YENİDEN AKTİF SİYASETE DÖNÜYORUM”

Yurt Partisi’ni kurduktan bir süre sonra aktif siyasetten çekilen Sadettin Tantan kendisi ve partisi ile ilgili çok önemli bir bilgiyi de ilk kez Haber Alternatif’e açıkladı.

“Uzun zamandır CHP’nin ülkenin bu halinde gerekeni yapmasını bekledik,pek çok seçimde de CHP’ye destek olduk.Ancak CHP’nin bugünkü yönetim kadrolarının iktidar olmak ve ülkenin bu zor döneminden ülkeyi kurtarmak gibi bir iddiaları olmadığı artık açık ve net biçimde ortaya çıktı.Bu şartlar altında daha fazla sorumluluktan kaçmamız mümkün değil. Bu ülkenin temiz,nitelikli,karakterli,kirlenmemiş kadroları ile hak,hukuk,adalet temelinde bir araya gelerek yeniden aktif olarak siyasete döneceğiz ve ülkemizin bu şartlarının bize yüklediği sorumluluğu yerine getireceğiz” şeklinde konuştu.

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

BİZ KİMİZ BİLİYOR MUSUNUZ?

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

AKP Gençlik kolları bir tanıtım filmi hazırlamış, Atatürk’ten tek kelime etmemiş ve saymış da saymış “Sen şusun,sen busun” diye, sonra da “Sen kimsin?” diye sormuşlar bu millete…

Bakın efendiler madem soruyorsunuz “Sen kimsin?” diye cevap verelim…

Biz o tanıtım filminde adını dahi anmadığınız, anamadığınız Atatürk’üz…

Zira biz her zaman “Bağımsızlık benim karakterimdir” diyenleriz,”Köylünün derdini” anlatmak gbi bir derdi olmayan zira  toprak ağası olduğu için toprak reformunu engelleyen, ülkesini “Küçük Amerika” yapmakla övünen Adnan Menderes olmadık hiç…

Biz Atatürk’üz zira, sizin öve öve bitiremediğiniz o II.Abdülhamit gibi iktidarımız boyunca 2 milyon km2’den fazla toprağı kaybetmedik…

Biz Atatürk’üz zira,analarımızın,ninelerimizin taktığı başörtüsünü,yemenisini bu ülkenin başına “Siyasal islamın sembolü,bir siyasi simge olarak” “Türban” adı altında Şule Yüksel Şenler gibi bela etmedik hiç…

Biz Atatürk’üz zira, bu ülkede modern dünyanın laik seküler devletleri arasında saygı görürken “Şeriat gelecek,tek sorun kanlı mı gelecek kansız mı?” diyen Erbakan olmadık hiç…

Biz Atatürk’üz zira, sizin idolünüz, ideolojik fikri ikliminizi besleyen “Beşinci evrenin kapısında dim dik bekleyen” (‘!) Necip Fazıl gibi bizi kumar masalarından toplamadılar hiç, hiç kalemimizi iktidardan aldığımız özel tahsisatın banka hesabımızda çoğalttığı sıfırlara satmadık…

Biz Atatürk’üz zira, sizin gibi “Milli uçak semalarımızda”, “Milli otomobilimiz yollarda” diye kendi halkımıza hayaller satmadık hiç bir zaman,hep halkımıza doğruları söyledik…

Biz Atatürk’üz zira, “Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesi ile kendi zamanlarının süper gücü olan Kanuni gibi, Fatih gibi “Fetih” yapma hayallerine dalmadık,her zaman gerçekçi olduk,sizler gibi “Neo-Osmanlıcı” hayallerle ülkemizi Ortadoğu gibi bataklıkların içine sokmadık…

Biz Atatürk’üz zira,ümmetten,tebadan kurtulup birey olabilmenin, Cumhuriyetin kıymetini bildik, “Ümmetçi”, “Biatçı” zihniyeti reddettik öyle “Ümmetin umudu olmak” gibi içi boş,hamaset dolu sözler söyleyip, tüm İslam Dünyası ile de kavgalı olmadık hiç bir zaman…

Bizim olduğumuz yerde İslam Dünyası Libya kurulurken bizden Başbakan istedi,Irak kurulurken bizden bakan istedi,Sadabat Paktı kuruldu,İran Şahı ayağımıza geldi…Biz hiç Suudi krallarının ayağına gidip otel ziyaretleri yapmadık…

Biz Atatürk’üz,biz milli mücadeleyiz,biz bu ülkenin size rağmen aydınlığına inanmış ve bu ülkeyi aydınlığa çıkaracak, emanetini Atatürk’ten almış “Sancaktarlarıyız” zira…

Bunu böyle bileceksiniz “Sen kimsin?” diye sorup bize “Neo-Osmanlı”,Arap hayranı,İhvan-ı Müslimin sevdalısı fikriyatınızı dikte etmeye çalışmadan önce…

Evet bileceksiniz biz ATATÜRK’üz…

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

BAHÇELİ ASLINDA KİMİ “ASKIYA” ÇIKARDI?

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin yapmış olduğu pek çok açıklama muhalefette tepki ile karşılanmakla birlikte kendi partisi içerisinde dahi tepki görmekte hatta bazı açıklamalarına bizatihi kendi partisinin tabanı bir anlam verememekte ve isyan etmekte…

Aslında her şey Bahçeli’nin 7 Haziran seçimlerinin ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Gel Başbakan sen ol,koalisyon kuralım” teklifini reddedip erken seçim istemesi ile başladı.

Herkes şaşkınlık içerisindeyken Bahçeli kendi partisini ve kamuoyunu şaşkınlık içerisinde bırakacak hamleler yapmaya başladı…Bundan sonra yaşanan süreçte AKP’nin en yılmaz savunucusu olan da Bahçeli’ydi,”Başkanlık sistemine” geçişin yolunu açan da, Türkiye siyasetini %50+1’e kilitleyen “İTTİFAKLAR SİSTEMİNİN” mucidi de…

Neler olduğunu kimse anlayamıyordu, MHP tabanı dahi isyandaydı…

***

Peki ne olmuş,nasıl olmuştu da Devlet Bahçeli siyaseten “Kendisini inkar” anlamına gelen söylem ve politikalar üretmeye başlamıştı? Bu sadece basit bir “Koltuk sevdası” mıydı yoksa Bahçeli adım adım aslında AKP’nin “Tasfiye” sürecini mi başlatmıştı?

Hemen “Arkadaş adamın söylemleri ortada…Ne tasfiyesi koltuğunu korumanın derdinde” demeyin…Gelin isterseniz olayları ve sonuçları hep birlikte daha detaylı biçimde analiz edelim…

****

Bahçeli  7 Haziran seçimlerinde CHP’nin teklifini reddedip, erken seçimi istediğinde şunu çok iyi biliyordu: Eğer CHP ile MHP arasında bir koalisyon hükümeti kurulsa AKP yarattığı yandaş sermaye eli ile piyasadan para çekecek, zaten var olan ekonomik kriz daha da derinleşecek, ekonomik kriz siyasi bir kaosu tetikleyecek ve o koalisyonun ömrü 6 aydan fazla olamayacaktı.

İşte o anda yapılacak yeni bir erken seçimde AKP’nin “Tek parti iktidarı olmadan nasıl kaos yaşanıyor gördünüz, biz gider gitmez bu beceriksiz partiler ülkede kaosa sebep oldu” diyerek “Kurtarıcı” olarak %60’larla iktidara gelmesi mümkün olacaktı.

Yine 2015 şartlarında Türkiye’nin siyasi konjonktürüne bakalım…

AKP öyle ya da böyle en az %35-38 bandında bir oy potansiyelini kendi arkasında blok halinde konsolide edebilmekteydi. Karşısındaki muhalefet toplamda daha fazla oy yüzdesine sahip olsa da birleşemediği için bölük-pörçük ve parçalı durumdaydı. Bu durumda AKP eski parlamenter sistem devam ettiği sürece en az 15 sene daha rahatlıkla iktidarda kalma şansına sahipti.

Zira karşısındaki muhalefetin en büyük partisi CHP %25 bandında oy alabiliyordu…Hal böyle olunca parlamenter rejimde AKP’yi sandığa “Gömme” şansı yoktu…

***

Ancak MHP’de de “Erime” baş göstermişti ve 2015’te Bahçeli’nin ilk “Stratejik” hamlesi geldi. Parti içerisindeki muhalif hareket Akşener öncülüğünde İYİ PARTİ’yi kurma çalışmalarına başladığı andan itibaren adeta “İtina ile” bir “Mağdur” yaratıldı.

Akşener’e salon verdirilmedi,kürsüleri MHP Ülkü Ocakları üyeleri tarafından tekmelenerek yıkıldı,salonda konuşurken elektirikleri kesildi.

Yeni bir parti kuruluşunda en çok sıkıntı çekilen yerler “Taşralardı”…Zira büyük şehirlerde yeni bir partiyi kurmak için insan bulmak kolaydı ama taşralarda bu öyle kolay bir iş değildi. İYİ PARTİ tam bu “Taşrada örgütlenme” konusunu kara kara düşünürken Bahçeli bir anda onlarca MHP taşra teşkilatını bir gecede kapattı, yönetimlerini tasfiye etti.

Bu MHP tarafından tasfiye edilen taşra teşkilatlarının tamamına yakını MHP tabelasını indirdi, İYİ PARTİ tabelasını taktı. İYİ PARTİ’nin “Taşra örgütlenmesi” sorunu çözüldü…

Akşener’in FETÖ ile hiçbir bağı olmadığını bile bile Bahçeli Akşener için FETÖ’cü açıklamaları yaptı…Bu hamlesine karşılık Akşener kurucu tüm üyelerin “Temiz kağıdı” için MİT’e başvurdu…Aslında Bahçeli Akşener’e “FETÖ’cü” diyerek iyilik yapmış AKP’nin MİT’ten gelen “Temiz” raporları sonrasında İYİ PARTİ için kullanacağı “FETÖ’cü” argümanını daha en başından AKP’nin elinden almıştı.

İYİ PARTİ için bir “Vitrin” gerekiyordu ve Bahçeli MHP içinde Ümit Özdağ,Koray Aydın gibi isimlere zerre taviz vermedi…Öte yandan “Onların içinde tek gerçek ülkücü Koray Aydın’dır” dedi…

Ümit Özdağ,Koray Aydın gibi isimler İYİ PARTİ’nin “Vitrini” olurken,2018 seçimlerinden sonra istifa eden Meral Akşener’in evinin önünde açıklama yapan yılların kurdu siyasetçi Koray Aydın’ın “Yanlışlıkla” (!) “Liderimiz Devlet Bahçeli…” diye söze girmesi de pek bir manidardı. Aynı Koray Aydın İYİ PARTİ’nin “Teşkilattan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı” olarak parti teşkilatlarını dizayn etti, son kurultaya da hazırladığı 2.liste ile damga vurdu,14 milletvekili Koray Aydın’ın gücü karşısında çaresiz kaldı.

Bahçeli, Koray Aydın güçlendikçe aslında bir yandan da İYİ PARTİ’de kendisine çok geniş bir nüfuz alanı yarattı.

Bakın “Kontrolü ele geçirdi” demiyorum “Nüfuz alanı yarattı” diyorum.Zira bundan 2 yıl önce ÖZBEKİSTAN’DAN GELEN PRENS:BUĞRA KAVUNCU yazımızda ifade ettiğimiz üzere ta o zamandan İYİ PARTİ içerisinde de yaşanan bir “Küreselci Kanat-Milli Kanat” çekişmesi söz konusu…

**.*

Bahçeli AKP’ye olanca gücü ile “Başkanlık” sistemi için destek verdi. AKP hayalindeki “Başkanlık” sistemini “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Modeli” adı altında yasalaştırdı yasalaştırmasına ama aslında kendisini %50+1’e mahkum etti. O andan itibaren AKP’nin “Mahkumiyetinin” prangasının adı ise MHP ve Devlet Bahçeli oldu.

Bahçeli giderek daha da fazla AKP’ye destek vermeye başladı, MHP tabanı çıldırdı, isyan etti…

Ama partisindeki bu “İsyanlar” Bahçeli’nin zerre umurunda olmadı, Bahçeli bu kez de “İTTİFAKLAR SİSTEMİ”ni icad etti… Hatta AKP ile geliştirilecek “İttifakın” isim babası olarak “CUMHUR İTTİFAKI”nı AKP’ye dayattı ve kabul ettirdi.

Aslında Bahçeli kendi parti tabanından bile çektiği tepki nedeni ile bu ittifaka firesiz oy gelmeyeceğini gayet net biliyordu. Ama Bahçeli’nin bu “İTTİFAKLAR” hamlesi ile aslında yıllardır AKP’nin seçim üzerine seçim kazanmasının asli sebebi olan muhalefetin “Parçalı bir yapıda” olmasının önüne geçildi. Muhalefet bloğu “MİLLET İTTİFAKI” adı altında konsolide oldu ve ilk kez AKP karşısında “Tek bir blok” oluşturma şansını elde etti.

Bahçeli milliyetçi söyleminin dozunu arttırdıkça AKP’nin yeni bir “Açılım Süreci” yahut benzeri bir hamle ile HDP ile yakınlaşmasının da önünü kesti, HDP’yi de MİLLET İTTİFAKI’na doğru iterek dışarıdan da olsa HDP’nin de bu muhalefet bloğuna dahil olmasını sağlamış oldu.

Bahçeli AKP ile ittifak yaparak Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesinde “Kilit” rol oynadı,AKP’yi kendisine mahkum bıraktı.

Zira 18 Haziran seçimleri öylesi bir Meclis aritmetiği ortaya çıkarttı ki MHP olmadan AKP’nin eli kolu bağlanmış vaziyetteydi.

AKP içerisinde MHP’ye olan bu mahkumiyet ciddi rahatsızlık yaratıp, önemli isimlerden oluşan bir grup vekil Erdoğan’ı MHP ile olan ittifakı sonlandırmaya ikna etme çalışmalarına başladığında Meclis’e getirilen EYT’liler ile ilgili bir yasa tasarısında MHP ilk kez AKP’den farklı oy kullandı “Evet” dedi, Meclis karıştı, telefonlar açıldı ve MHP o telefon trafiği sonrasında dönüp az önce “Evet” dediği yasa tasarısına AKP ile birlikte “Hayır” dedi.

Bahçeli “Ben olmazsam hiçbir şeysiniz” mesajını AKP’ye çok net biçimde verdi.

***

AKP gerek SADAT yapılanması, gerekse özel paramiliter yapılanmalar gerekse “Bekçiler” eli ile “Sokağı ele geçirme” operasyonu yaptı.

Bahçeli ise Türkeş’ten bu yana MHP’nin en önemli bakış açılarından birisi olan “Sokağı yöneten devleti yönetir” mantığından hareketle Alaattin Çakıcı’ya “ÖZEL” af istedi… Bahçeli,Çakıcı’yı hapiste ziyaret edip,birlikte poz verdi.

AKP “Sokakları kaybetmemek” için çok dirense de Alattin Çakıcı MHP’nin bir an olsun azalmayan baskıları sonucunda tahliye oldu. Çakıcı,Bahçeli’ye bağlılığını bildirdi. AKP’ye yakınlığı dillere destan Sedat Peker yurtdışına çıktı,Çakıcı hapisten çıkar çıkmaz yer altı dünyasından kim varsa yanına gitti,biat etti.

En sonunda “Devleti arkasına alan” Çakıcı, Mehmet Ağar,Korkut Eken ve Engin Alan ile poz verdi.

MİT içerisindeki kod adının “ATİLLA” olduğu ifade edilen Çakıcı’nın hapisten çıkacağını hatta “Alaattin olarak değil Atilla” olarak çıkacağını ise bu satırların yazarı olan bendeniz, ortada Çakıcı’nın tahliyesinin “T” si yokken yaklaşık 2 sene önce kaleme aldı.

Yerel seçimlerde aslında AKP’nin MHP ile ittifatan kazanacağı hiçbir şey yoktu zira büyükşehirlerde MHP etkisi zayıftı.Ama eli mahkum MHP ile ittifaka giren AKP’nin kazandığı hiçbir şey olmadığı gibi pek çok ilde (Başta Ankara olmak üzere) MHP tabanı gitti MİLLET İTTİFAKI adaylarına oy verdi.

MHP ise İTTİFAK ANLAŞMASI ile hazırlanan listeler ile belediye sayısını arttırdı…

Devlet içerisinde çok kritik konumdaki kadrolara Bahçeli’nin istediği isimler yerleştirildi. Bahçeli o denli güçlü hale geldi ki AKP’nin içi karışıp Soylu istifa ettiğini açıkladığında Soylu’ya desteğini açıkladı,arkasında durdu…

Normal şartlarda bu hareketi sonrasında görevde kalması mümkün olmayan Soylu’nun istifası kabul edilmedi.

***

Ve geçtiğimiz günlerde Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak “YENİ EKONOMİK PROGRAMI” açıkladı…Türkiye’nin nasıl da muhteşem (!) bir ekonomisi olduğunu anlattı, “Ekonomi şaha kalktı” temalı açıklamalarda bulundu…

İşte bu açıklamaların hemen ardından MHP ve Bahçeli’den “Askıda ekmek” kampanyası geldi. Dün ise kampanyanın ilk görüntüleri servis edildi.

Bu kampanyanın aslında ekonominin içinde bulunduğu fecaat durumu ve AKP iktidarının acziyetini temsil ettiğini, kamuoyunun da bu kampanyayı anacak böyle okuyacağını bilecek kadar kurt bir siyasetçi olan Bahçeli bu kampanya  ile aslında AKP’nin bütün bu “Ekonomi muhteşem” söylemini kaldırdı çöpe attı.

***

1997’de MHP’nin başına “Sürpriz” biçimde seçilmesinden bu yana Türk siyasetindeki en kritik kararların altında Bahçeli imzası oldu…

2001’de iktidarı erken seçime götüren de, AKP’nin elindeki “Başörtüsü” kozunu TBMM’de AKP’ye destek vererek alan da, AKP’yi “Başkanlık” sistemi ile kendisine mahkum bırakarak 20 yıllık kazanımlarının 1 gecede sonlanmasına neden olacak sistem değişikliğinin yaşanmasını sağlayan da hep Bahçeli oldu.

***

Peki Bahçeli bu kadar büyük stratejik planlamalar yapacak,oyun kuracak “Dahaya” sahip bir lider mi? Hayır… Ama hani MHP Genel Merkezi’nde seçim gecesi yarım saat odaya kapanıp telefonla konuştuğu yer neresiyse Bahçeli’nin sadece “Uygulayıcısı” olduğu “Derin planların “stratejisti” işte orasıdır.

AKP bizatihi MHP eli ile önce kontrol altına alınmış,yine sonucunda MHP ver Devlet Bahçeli’nin kendisinin de tasfiye olacağı bir operasyonla siyaseten tasfiye edilme sürecine sokulmuştur.

Şurası da bilinmelidir bu plan Bahçeli’yi de MHP;’yi de çok çok aşan bir “Stratejik Master Plandır”…

Ve şimdi tüm bunları alt alta koyun, “Devletin” 1992’de Emniyet’te başlayıp,2004 yılındaki MGK raporlarına kadar “Tarikat/Cemaat” yapılarına ve orta vadede bu yapıların devletin “Beka sorunu” olacağına  “Resmi kayıtlarda” dikkat çekmesini ekleyin ve “Sol bir parti ve sol bir lider ile bu tarikat ve cemaatlerin tasfiyesi için bir operasyon  mümkün müdür?” sorusunu kendinize sorun

Bakın bakalım Bahçeli’nin AKP’ye verdiği desteğin sebebi anlam kazanacak mı gözünüzde?

Bu bizim analizimiz, katılıp katılmamak konusunda ise kendinize sorduğunuz soruya verdiğiniz cevaba göre siz karar verirsiniz…

 NOT:Bu satırların yazarı bunları 2017’de ilk kez dile getirdiğinde kendisini sosyal medyada  linç etmeye kalkanlara rağmen sözlerinden bir kez dahi olsun geri adım atmadı…Bugün gelinen noktada yaşanan gelişmelerin kimi haklı çıkarttığı ise sizlerin takdirine kalmış…

Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: