Sosyal Medya Hesaplarımız

GENEL

ESKİ GENELKURMAY BAŞKANLARINDAN İSMAİL HAKKI KARADAYI HAYATINI KAYBETTİ

Yayınlanma Tarihi:

on

Türk Silahlı Kuvvetlerinin 22’nci Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı hayatını kaybetti.

BAYRAMIN BİRİNCİ GÜNÜ HASTANEYE KALDIRILDI

Odatv’nin haberine göre, İsmail Hakkı Karadayı bayramın birinci günü Florence Nightingale hastanesine kaldırıldı. Kanser teşhisi konan Karadayı birçok ameliyat geçirmişti. Karadayı’nın yüksek ateş ve enfeksiyon nedeniyle hastaneye kaldırıldığı öğrenildi.

“ÖLMEDEN ÖNCE AKLANMAK İSTİYORUM”

28 Şubat davasının bir numaralı sanığı eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, davanın başlayacağı 2 Eylül 2013 yılında ilk kez hakim karşısına çıkacak olan Karadayı’yı GATA’da doktorlardan oluşan bir heyet muayene etmişti. Karadayı’ya ameliyatla müdahale edilmesine karar verilmişti.

28 Şubat dönemine ilişkin 103 sanıklı davada yargılanıp, müebbette çarptırılan İsmail Hakkı Karadayı, karardan 5 gün önce hastaneye kaldırılmıştı.

İSMAİL HAKKI KARADAYI KİMDİR

Türk Silahlı Kuvvetlerinin 22’nci Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral İsmail Hakkı KARADAYI, 1932 yılında Çankırı’da doğmuş, 1951 yılında Kara Harp Okulundan, 1953 yılında Uçaksavar Okulundan mezun olmuştur.

1961 yılına kadar Kara Kuvvetleri Komutanlığına bağlı çeşitli birlik ve kurumlarda Takım Komutanlığı ve Karargâh Subaylığı yapmıştır. 1963 yılında Kara Harp Akademisini kurmay subay olarak bitirdikten sonra; 12’nci Tümen İstihbarat Şube Müdürlüğü, 2’nci Tümen Topçu Komutanlığında Karargâh Subaylığı, Kara Kuvvetleri İstihbarat Başkanlığında Proje Subaylığı, Kara Harp Okulunda Öğretim Üyeliği ile Lojistik Şube Müdürlüğü, Şam Kara Ataşeliği, 33’üncü Tümen 86’ncı Piyade Alay Komutanlığı ve Genelkurmay Plan Prensipler Başkanlığı Plan Prensipler Şube Müdürlüğü görevlerini yürütmüştür.

1977 yılında Tuğgeneralliğe terfi etmiştir. Tuğgeneral rütbesi ile Kara Kuvvetleri Tayin Daire Başkanlığı ve 28’inci Piyade Tugay Komutanlığı yapmış, 1981 yılında Tümgeneralliğe terfi etmiştir. Tümgeneral rütbesi ile 39’uncu Piyade Tümen Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Personel Başkanlığı görevlerinde bulunmuş, 1985 yılında Korgeneralliğe terfi etmiştir. Korgeneral rütbesi ile 8’inci Kolordu Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı görevlerinde bulunduktan sonra 1989 yılında Orgeneralliğe terfi etmiştir. Orgeneral rütbesi ile Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı, 1’inci Ordu Komutanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevlerini yürütmüş, 30 Ağustos 1994 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 30 Ağustos 1998 tarihinde emekliye ayrılmıştır.

Orgeneral KARADAYI; T.C. Devlet Şeref Madalyası, TSK Üstün Hizmet Madalyası, TSK Altın Şeref Madalyası, Güney Kore TONG ILJANG Madalyası, Pakistan Nişan-ı İmtiyaz Madalyası, ABD Liyakat Madalyası, Ürdün Birinci Derece İstihkak Nişanı, Fransız Liyakat Nişanı (Commander Dans L’ordre De La Legion D’Honneur) ve ABD Liyakat Madalyası (ikinci kez) sahibidir.

14 Nisan 1999 tarihinde Orgeneral KARADAYI’ya Trakya Üniversitesi tarafından Kamu Yönetimi dalında “Fahri Doktora” ünvanı verilmiştir.

Bayan Seren KARADAYI ile evli olan Orgeneral İsmail Hakkı KARADAYI’nın iki çocuğu vardır. Fransızca bilmektedir.

1 Yorum

1 Yorum

  1. Nurhan...

    26 Mayıs 2020 at 14:38

    Allah Rahmet eylesin..

Bir Cevap Yazın

GENEL

CEVAP VE DÜZELTME

Yayınlanma Tarihi:

on

Haber sitemizde 15 Eylül 2020 tarihinde yayımlanmış olan İŞTE CÜBBELİ AHMET’İN İNKAR ETTİĞİ “AT ETİNDEKİ” O “BAĞ” başlıklı haberimiz sonrasında,haberde ismi geçen Gürsel Yıldız, avukatı olan KÖK AVUKATLIK ve DANIŞMANLIK BÜROSU avukatlarından Av.Saim Korkmaz vasıtası ile Kadıköy 8.Noterliği’nden tarafımıza bir “CEVAP VE DÜZELTME METNİ” göndermiştir.

Herhangi bir mahkeme kararı olmayan ve yasal olarak yayınlama zorunluluğumuz bulunmayan bu “Cevap ve Düzeltme Metnini” gazetecilik etik kuralları ve cevap hakkına duyduğumuz saygı gereği aşağıda aynen yayımlamaktayız.

CEVAP VE DÜZELTME METNİ

Celal Eren ÇELİK’in,15.09.2020 tarihinde,Twitter (@yazparov) hesabında duyurusu yapılan ve aynı zamanda alternatifhaber.com sitesinde yayınlanan haberde: müvekkil Gürsel Yıldız’ın, medyada “Fermante Sucukta At Eti Tespiti YAPILAN” Lalegül Tekstil Tarım ve Gıda İnşaat San. ve Tic.Ltd.Şti.’nin ortakları Ceyhan YILDIZ ve Zülfü YILDIZ ile “yakın akraba oldukları” iddia edilmiştir.

Müvekkil Gürsel Yıldız’ın Lalegül Tekstil Tarım ve Gıda İnşaat San. ve Tic.Ltd.Şti.’nin ortakları Ceyhan YILDIZ ve Zülfü YILDIZ ile HİÇ BİR AKRABALIK BAĞI YOKTUR. Müvekkilin ismi geçen kişilerle ne kan bağı,ne hemşehrilik bağı ne de sıhri hısımlık bağı vardır.Müvekkil ismi geçen kişilerle herhangi bir ticari ilişkisi de olmadığı gibi tanışmamaktadır. Bir dönem hasbelkader aynı cadde üzerinde bulunmaları dışında hiç bir bağları yoktur.Haberde özellikle soy isim vurgusu üzerinden bağlantı kurularak yakın akrabalık iddia edilmiştir. Oysa YILDIZ soy ismi TÜİK verilerine göre Türkiye’de en çok kullanılan 6 soy isim arasında bulunmakta ve çeşitli bölgelerde kullanılmakta olduğundan,kurulmak istenen bağ dayanaksız olup habercilik etik ve ilkelerine aykırıdır. Hal böyle iken müvekkilimin adının bu haberde geçmesi tamamen kötü niyetin sonucudur.

Müvekkil halen kendisine ait olan şirketler ile ticari faaliyetine devam etmekte,çevresinde ticari itibarı yüksek biri olarak tanınmaktadır.Müvekkilin “Fermante Sucukta At Eti Tespiti Yapılan” firma ve yetkilileri ile haksız ve yalan bir şekilde yakın akraba oldukları iddiası ile gündeme gelmesi ticari itibarını zedelemekte ve ticari ilişkilerine zarar vermektedir.

Bu sebeple söz konusu hakaret içeren haberlerle ilgili tüm yasal haklarımızı etkin biçimde kullanacağımızı kamuoyunun bilgisine sunarız.

GÜRSEL YILDIZ

Vekili

Av.SAİM KORKMAZ

 

 

Okumaya Devam Et

GENEL

CİHAN ÇİFTÇİ YAZDI:FRANSA-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ DEĞERLENDİRMESİ

Yayınlanma Tarihi:

on

CİHAN ÇİFTÇİ

Son zamanlarda Doğu Akdeniz üzerinden yapılan tartışmaların odağında yer alan meselelerden birisi de Fransa Türkiye ilişkileri. Aslında iki ülke arasında yaşanan sorunlar sadece Libya meselesi ile sınırlı ya da son dönemde yaşanan çıkar çatışmaları sadece Macron ve Erdoğan dönemleri ile de sınırlı değil. Bu açıdan, mevcut sorunların 2000’li yılların başından beri var olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bu duruma örnek olarak verilebilecek akla ilk gelen gerginlik konusu Ermeni meselesi. Bilindiği üzere 2017 yılından beri iktidarda olan Macron geçtiğimiz sene, 24 Nisan’ı “Ermeni Soykırımını Anma Günü” ilan etmişti.[1] Benzer şekilde Türkiye ise Ruanda’da yaşanan soykırımdan[2] Fransa’yı sorumlu tutmuş ayrıca Fransa’yı Cezayir’de katliam ve soykırım yapmakla da suçlamıştı.[3]

Bu türden gerilimlere sebep olan konuları çoğaltmak zor değil. Mesela 1980’lerde eylemlerine başlayan PKK’nın yarattığı korku ortamı neticesinde aralarında PKK’lı militanların yoğunlukta olduğu azımsanamayacak sayıda insan, Fransa’ya iltica etmiş böylece Türkiye’deki insan hakları ihlallerini konu alan platformlar oluşmuştu. Fransa, olaya insan hakları meselesi olarak bakarken Türkiye durumu terör sorunu olarak değerlendirmiş ve iki ülke arasındaki ilişkilere yeni bir çatışma alanı eklenmişti [4]. Fransa’nın, Türkiye’nin PKK uzantısı olarak gördüğü PYD ve YPG üst düzey görüşmeler yapmaktan geri durmaması bu konuda ki bir diğer çatışma sebebi. Buna ilaveten; Türkiye’nin, PYD/YPG’nin Suriye’deki hareket alanına yönelik 2019 yılından bu yana gerçekleştirdiği askeri operasyonlar Fransa tarafından “IŞİD’de alan açmak” olarak yorumlanmıştı. [5] Suriye ve Lübnan’ın bugünkü durumlarının üzerinde, eski Fransız manda yönetimin Nusayrilere tanıdığı imtiyazların büyük etkisinin olduğu düşünüldüğünde aslında Fransa ve Türkiye’nin bu coğrafyaya bakış açılarının ne kadar farklı olduğu görülebilmekte. [6]

İhtilaflı meseleler maalesef bunlarla da sınırlı değil. Bu minvalde, Fransa’nın genel olarak İslam’ın siyasal yelpazede güç kazanmasından rahatsızlık duyması sorunlu alanlardan bir diğeri. Burada şunu vurgulamakta fayda var. Fransa’nın bu konudaki negatif duyarlılığı sadece fundamentalist örgütlere duyduğu “antipati“ ile sınırlı değil. Bu açıdan, iktidara gelen, meşru bir siyasal parti de olsa durum pek fazla değişmiyor. [7]

Son zamanlarda Fransa ve Türkiye arasında Libya üzerinden yaşanan gerginliğinse biraz daha özel bir yeri var. Öyle ki; Fransa’nın bu bölgenin enerji rezervleri ile ilgili planlarının olması, Almanya’nın bölgeye fazla müdahil olmamasının sonucu olarak Fransa’nın rol kapmak istemesi ve bu bölgenin tarihsel olarak Fransa’nın geçmişten bugüne, kültürel anlamda

etkilediği bir coğrafya olması; Fransa’nın, Afrika’nın bu bölgesi için “Türk modelini” tehdit olarak görmesine sebep olmaktadır.

Evet, Doğu Akdeniz’de yaşanan çekişme doğal olarak Türkiye ile Fransa’yı karşı karşıya getiriyor. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un bu yılın başında Yunanistan’a gerçekleştirdiği ziyareti, Fransa’nın Türkiye’ye bakışını anlamak için önemli veriler sunmuştu. O görüşmede Macron, Türkiye’nin doğalgaz arama faaliyetlerini, KKTC politikasını açık şekilde eleştirmiş ve Yunanistan-Güney Kıbrıs Rum Kesimi ortaklık ilişkilerini açıkça desteklemişti.

Bir diğer çatışma alanı Avrupa Birliği ve NATO… Her ne kadar AB hedeflerinden uzaklaşmış ve özellikle S-400 meselesi yüzünden NATO üyeliği tartışmaya açılmışsa da Türkiye’nin geleneksel tehdit algılamaları ve dış politika kodları bu organizasyonlar ile Türkiye arasındaki “karşılıklı bağımlılığı” geçersiz kılmamaktadır. Ancak, Ankara ve Paris’in Avrupa Birliği (AB) ve NATO meselelerinde birbirlerinin lehine tutumlar sergilediklerini söylemek güç. Yaşanan sorunlu diplomasinin bir diğer yansıması ise Haziran ayında yaşandı. Fransa Savunma Bakanı Florence Parly, 18 Haziran’da yaptığı açıklamada, Libya’ya silah taşıdığından şüphelenilen Çirkin adlı kargo gemisinin transponder sistemini kapatarak kimlik kodu, nihai destinasyonu gibi bilgileri gizlediğini, bunun üzerine Fransız Courbet gemisinin NATO görevi kapsamında kargo gemisini denetleme girişiminin Türk fırkateynleri tarafından engellendiğini söyledi.[2] Fransa bu konuyu NATO’ya taşıdı ve 1 Temmuz itibariyle de NATO’nun Akdeniz’deki deniz gücünün görev yaptığı operasyonlardaki katılımını askıya aldığını açıkladı.[3]

 

Genel tabloya bakıldığında mevcut sorunların üzerine yenilerinin eklendiği göze çarpıyor. Ancak özellikle Doğu Akdeniz’de “bir tarafın mutlak galibiyeti” pek mümkün ve rasyonel görünmemekte. Bu nedenle Türkiye’nin bu bölgede etkin olabilmesi ya da halk dilindeki ifadesiyle “pastadan pay alabilmesi” için bölgede ekonomik, kültürel, siyasi ve askeri nüfuzu bulunan ülkelerle diplomatik ilişkileri bir şekilde devam ettirebilmesi gerekmektedir. Bu açıdan Mısır, Suriye ve Libya büyük öneme sahip.

 

Ancak Türkiye’nin Suriye ve Mısır ile olan ilişkileri bilindiği üzere en düşük düzeyde. Diğer taraftan Libya’daki iç savaşın da tarafı olunmuş durumda. Bölgedeki ülkelerin yanında Yunanistan, Kuzey Kıbrıs Rum Yönetimi ve Rusya’da diplomasi sahasında temasın kesilmemesi gereken diğer ülkeler.

Her bir ülke ile olan diplomatik ilişkiler ayrıca ilgilenilmesi gereken konular olmakla birlikte Fransa özelinde; 2018 yılında ticaret hacminin 12,4 milyar Euro, 2019 yılında 14 milyar Euro olduğu, Fransa Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı 7. ülke olduğu ve 2019 yılında Türkiye ye gelen Fransız turist sayısının bir milyona yakın olduğu düşünüldüğünde Türkiye-Fransa ilişkilerinde ekonominin “yapıcı rolü” fark edilebilmektedir.[4] Bu açıdan bakıldığında, Türkiye-Fransa ilişkilerinde ekonominin siyasi ilişkilerde bir normalleşme zemini oluşturması için çalışılabilir.

Türkiye için dikkatle izlenmesi gereken bir diğer nokta Macron’un ABD’den ve NATO’dan bağımsız bir Avrupa Birliği düşüncesini zaman zaman dillendiriyor olmasıdır. [1] Macron bu siyasi projesi için Avrupa ülkelerinden yeterli destek alamıyor. Ayrıca Fransa bu konuda Almanya’yı da kendi yanına çekebilmiş de değil. Bu nedenle Fransa’nın, kendi siyasi bakışının doğru olduğunu anlatabilmek amacıyla Türkiye ile olan ihtilafını -Rusya’nın Suriye ve Libya’daki nüfuzunu dengelemek için Ankara’ya yeşil ışık yakan- ABD’ye (bu minvalde NATO’ya) karşı kullanma eğiliminde olduğu düşünülebilir. Fransa’nın bu siyasi projeyi hayata geçirebilmesi için Almanya’yı ikna etmesi gerektiğini söylemek yanlış olmaz. Fakat Almanya transatlantik eğilimlerini sürdürmekte. Ancak yaklaşan ABD seçimleri işin rengini değiştirebilecek güçte. Şöyle ki tüm dünya gibi Almanya’da Trump yönetiminin öngörülmezliğinin farkında. Dolayısı ile Trump’ın tekrar seçilmesi durumunda Almanya’nın, ABD’nin belirsiz ve güvensiz yönetimine karşı Fransa’nın çizgisine kayması muhtemel senaryolardan biri.

 

Bu açıdan, Fransa’nın AB içerisindeki ikna gücünün zayıflaması, ABD ve NATO ile olan ilişkilerinin çatırdamaya başlaması Türkiye için “kullanılabilir” bir güç boşluğu oluşturmuştur denilebilir. Tabi bu güç boşluğunu kullanabilmek için örneğin sadece ABD ve AB ile değil, denklemin tüm unsurları ile diyalog kapısının açık olması gerektiğini de vurgulamak gerekir.

Diplomasi denge işidir son tahlilde…

 

[1] https://tr.sputniknews.com/karikatur/201811061036017764-fransa-macron-rusyaya-karsi-abdden-bagimsiz-avrupa-ordusu/

https://www.dw.com/tr/macrondan-avrupaya-ortak-güvenlik-çağrısı/a-52297419

 

[1] http://www.riknews.com.cy/tr/index.php/haberler/politik-haberler/item/34398-macron-ve-mitsotakis-bir-araya-geliyor

[2] https://www.dw.com/tr/nato-fransanın-taciz-iddiasına-ilişkin-ilk-raporunu-hazırladı/a-54006861

[3] https://tr.sputniknews.com/avrupa/202007011042363835-turkiye-ile-libya-krizinde-yeni-perde-fransa-dogu-akdenizdeki-seaguardian-operasyonundan/

[4] http://www.mfa.gov.tr/fransa-ekonomisi.tr.mfa

[1] https://www.dw.com/tr/fransada-ilk-ermeni-soykırımını-anma-günü/a-48462112

[2] https://tr.euronews.com/2019/10/18/ruanda-soykirimin-25-yil-ruanda-da-neler-oldu-bati-rolu-ne-fransa-tarih-arastirma-komisyon

[3] https://www.dw.com/tr/erdoğandan-fransaya-soykırım-suçlaması/a-48460125

[4] https://www.ntv.com.tr/dunya/fransaya-en-fazla-iltica-basvurusu-turkiyeden,EERLtgwJnke8Hmzgy7yEUg

[5] https://www.dw.com/tr/macron-türkiye-işid-bağlantılı-gruplarla-birlikte-çalışıyor/a-51518404

[6] https://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:ZnYOBgu-BmMJ:https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD/article/view/2644/1980+&cd=6&hl=tr&ct=clnk&gl=tr&client=safari

[7] https://medyascope.tv/2020/02/20/macron-fransada-siyasal-islamin-yeri-yok-dedi-diyanet-ataseliklerinin-banka-hesaplari-kapatildi/

[8] http://www.riknews.com.cy/tr/index.php/haberler/politik-haberler/item/34398-macron-ve-mitsotakis-bir-araya-geliyor

[9] https://www.dw.com/tr/nato-fransanın-taciz-iddiasına-ilişkin-ilk-raporunu-hazırladı/a-54006861

[10] https://tr.sputniknews.com/avrupa/202007011042363835-turkiye-ile-libya-krizinde-yeni-perde-fransa-dogu-akdenizdeki-seaguardian-operasyonundan/

[11] http://www.mfa.gov.tr/fransa-ekonomisi.tr.mfa

[12] https://tr.sputniknews.com/karikatur/201811061036017764-fransa-macron-rusyaya-karsi-abdden-bagimsiz-avrupa-ordusu/

https://www.dw.com/tr/macrondan-avrupaya-ortak-güvenlik-çağrısı/a-52297419

Okumaya Devam Et

GENEL

BANU ÖZDEMİR İÇİN TAHLİYE KARARI VERİLDİ

Yayınlanma Tarihi:

on

İzmir 50. Asliye Ceza Mahkemesi, cami hoparlöründen Çav Bella çalınmasını sosyal medyada paylaştığı için tutuklanan Banu Özdemir’in tahliyesine karar verdi.

Eski CHP İzmir il yöneticisi Banu Özdemir hakkında tahliye kararı verildi.

İzmir 50. Asliye Ceza Mahkemesi, camiden çalan müziği sosyal medyada paylaştığı için tutuklanan Banu Özdemir’in tahliyesine karar verdi.

İzmir’in birçok ilçesinde 2 gün boyunca camilerin merkezi sistemine girilerek müzik yayını yapılmıştı. Olayla ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatılırken, camiden Çav Bella çalındığı anları sosyal medya hesabında paylaşan eski CHP İzmir il yöneticisi Banu Özdemir gözaltına alınmıştı.

Özdemir, sevk edildiği adliyede mahkemece “Dini değerleri aşağılama” suçlamasıyla tutuklanmıştı.

TUTUKLAMA KARARI İÇİN SORUŞTURMA MADDESİ DEĞİŞTİRİLMİŞTİ

Özdemir’in Avukatı Süleyman Karadağ, Özdemir hakkında Türk Ceza Kanunu 216/3 maddesi üzerinden soruşturma başlatıldığını ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100/4 maddesine göre, hapis cezasının üst sınırının 1 yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararının verilemeyeceğini belirtmişti.

Karadağ, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının, “Bazı internet sitelerinde, İzmir ilindeki birçok caminin hoparlörlerinden aynı anda ezan yerine İtalyanca bir parçanın çalındığı ve sosyal medyada ilgili videoların yer aldığı yönündeki haberlerin yayımlanması üzerine Cumhuriyet Başsavcılığımızca ‘Dini değerleri alenen aşağılamak’ suçundan resen soruşturma başlatılmıştır” açıklamasını alıntılayarak şöyle yazmıştı:

Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: