Sosyal Medya Hesaplarımız

GENEL

İSTİHBARATIN TARİHSEL SERÜVENİ- 1

Yayınlanma Tarihi:

on

Cihan ÇİFTÇİ

Diğer sosyal bilimlerin hemen hepsi için kullanılan tabir, istihbarat bilimi için de kullanılmaktadır. Evet istihbarat, insanlık tarihi kadar eski bir alandır. İlk çağ dönemindeki istihbarat çalışmaları, çağın gerekliliklerine uygun olarak; hayatta kalmak, yiyecek bulmak, gelecek olan tehditleri önceden bilebilmek gibi temel şartlara bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Toplumsal yapının belirli bir düzene girmesi ile birlikte, sorumluluklar bölüşülmüş ve istihbarat ile ilgilenmek üzere özel görevliler kullanılmıştır.

İlk istihbaratçılar daha çok mistik (gizemli) yönü kuvvetli, geleceği görme yeteneğine sahip olduğu düşünülen kişilerden oluşmaktaydı. Bunun nedeni ise; “geleceği görme” metaforu üzerine kurgulanmış bir alan olarak istihbaratın bu yönü ile “gizemli” olarak algılanması ve kimi durumlarda istihbaratçılara ve istihbarat kurumlarına mevcut olandan daha fazla anlam yüklenmesi olabilir.

Diğer bir sebep ise ilk çağ toplumlarının bilgi birikim düzeylerinin oldukça sınırla olmasıdır. Bilgi düzeyi çok sınırlı olduğu için o dönemin insanları mevcut olayları eldeki bilgilerle aydınlatamadıkları durumlarda bu olayları “gizemli güçlerle” açıklama yoluna gitmişlerdir.

Görüldüğü üzere istihbarat çarkının işlevselliğinin ilk dişlisi bilgi ya da insanların bilme isteğidir. Bu dönemde, bilgiye yüklenen anlamın sorgulanması ve bilginin kullanımının ne şekilde olacağı sıklıkla tartışılmıştır. İlk çağlarda başlayan bu sorgulamalar çağlar boyunca devam etmiş ve dünyanın istihbarat kültürüne katkı sağlamıştır. Örnek olarak; Sokrates’in “iyi olan tek şey bilgi, kötü olan tek şey bilgisizliktir” düşüncesi, Bacon’ın “bilginin kendisi güçtür” ideali, Thomas Hobbes’un “bilginin amacı güçtür” aforizması gösterilebilir.

Toplumsal gelişimin sonraki aşamalarında ise bilgini sadece bireye ait olmadığı, devletler arasında siyasal sosyal kültürel ekonomik ilişkilerin sürdürülebilmesi için gerekli ve tehdit algılamaları açısından hayati bir olgu olduğu anlaşılmıştır. Buna bağlı olarak bilginin kaynağını oluşturan “haber alma” kabiliyeti, toplumsal ilerleyişe paralel olarak önemini arttırmış ve istihbarat, kurumsal olarak bu şekilde ortaya çıkmıştır.

Antik Çağ’a dair eski eserlerde toplumların siyasi ve askeri stratejilerini belirlerken gizliliğe önem verdikleri, adam kaçırma, suikast, kılık değiştirme gibi klasik yöntemlerin yanı sıra; istihbarata karşı koyma (İKK) ve örtülü operasyonlar gibi modern istihbarat örgütlerinin yapısına uygun çalışmalar yaptıkları da görülmektedir.

Burada günümüze kadar etkisi devam eden teorik ve metodolojik yönü güçlü olan ve istihbarat olgusunun temelini oluşturan iki medeniyete yani Antik Çin ve Yunan dikkat çekmek yerinde olacaktır.

Çin tarihindeki ilk hanedanlık olarak bilinen Xia Hanedanlığı (M.Ö. 2100-1600) Shang Hanedanlığını devirerek Çine egemen olmuştur. Konu ile ilgili bilgiler içeren kitabeler ve yazıtlar, bilim adamları tarafından incelendiğinde Xia Hanedanlığının başarısında Xia casuslarının etkili olduğu teyit edilmiş olduğu görülmektedir. Ayrıca bu dönemden sonra başlayan “Savaşan Devletler Dönemi’nde (M.Ö. 403-221)”, tarihin ilk güvenlik danışmanı ve meşhur Savaş Sanatı kitabının yazarı, geliştirdiği Taoist doktrin ile özgün bir istihbarat bakışı geliştiren Sun-Tzu ismi duyulur olmuştur.[1]

Antik Yunan’da ise istihbarat olgusuna rastlanılan ilk alan Yunan Mitolojisidir. Mitolojide, tanrıların kurduğu düzene karşı olan bir figür göze çarpmaktadır: Prometheus. Eski Yunanca’da pro: önce, manthano: bilmek manasına gelmektedir. Ayrıca geleceği görme yetisine sahip olan Prometheus, bu mitolojiye göre tanrıların kralı Zeus’a meydan okuyan tek kahraman olarak nitelendirilmektedir. Yunan medeniyetinde istihbarat ile ilgili kaynaklar mitolojik hikayeler ile sınırlı değildir. Örneğin, bu kaynaklar arasında; günümüze kadar ulaşan ve kriptografi alanına yaptıkları katlıkları önemli olan, geliştirmiş oldukları tekniklerle modern istihbarat dünyasında kullanılan sinyal istihbaratı, şifreleme ve şifre çözme sistemlerine ilham kaynağı olan Polybius ve Tacticus’un eserleri mevcuttur.

Dönem itibariyle günümüz istihbarat birikimine katkısı olan liderler de mevcuttur. Mısırın Napolyonu olarak bilinen III. Thutmosis, Romalı Augustus, Hannibal Barca, Hintli Kautila vs. … Ancak bana ayrılan kıymetli köşemi bu türlü detaylara ayırmak yerine yazı serimin ilki olan “İlk Çağ’da İstihbarat’ı” burada sonlandırıyorum. İstihbarat kültürümüze katkı sağlamak ve bu alanda farkındalık oluşturmak amacıyla kaleme alacağım serinin sonraki başlığı “Ortaçağ’da İstihbarat” olacak.

Mutlu Bayramlar…

[1] Ralph Sawyer. (2013). The Historical Thust of Chinese İntelligence. Georgetown University. s.29-30.

1 Yorum

1 Yorum

  1. Nurhan

    26 Mayıs 2020 at 15:47

    Okudum yazınızı çok ilginçti! Yunan mitolojisini hep duyardım. Serinin bundan sonrasını bekliyorum. ✋

Bir Cevap Yazın

GENEL

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NDAN YENİ TEDBİR GENELGESİ

Yayınlanma Tarihi:

on

İçişleri Bakanlığı 81 ilin valiliğine yeni bir genelge göndererek ” Konaklama Tesisleri İçerisindeki Restoranlar” ile ilgili kuralları yeniden belirledi.

Genelgede, koronavirüs salgınının yayılımında tüm dünyada ve özellikle Avrupa’da hızlı bir artış yaşandığı ve Türkiye’de de vaka ve hasta sayılarında yükseliş görüldüğü belirtildi.

Genelgede; daha önce illere gönderilen genelgelerle içerisinde bulunulan kontrollü sosyal hayat döneminin temel prensipleri olan temizlik, maske ve mesafe kurallarının yanı sıra salgının seyri ve olası riskler göz önünde bulundurularak hayatın her alanına yönelik uyulması gereken yeni kurallar ve önlemler belirlenerek valiliklere bildirildiği hatırlatıldı.

Bu genelge ile restoran, lokanta, pastane, kafe, kafeterya gibi yeme­içme yerlerinin 10:00 ila 20:00 saatleri arasında sadece paket servis veya gel­-al hizmeti verecek şekilde açık olabileceği, restoran, lokanta veya online yemek sipariş firmalarınca saat 20:00 den sonra sadece telefonla ya da online sipariş üzerine paket servis hizmeti verilebileceği hüküm altına alındığı ifade edildi.

Öte yandan oteller ve konaklama tesisleri içerisinde bulunan restoran ve lokantaların hangi esaslar çerçevesinde faaliyet verebilecekleri ise İçişleri Bakanlığınca yayınlanan “Sıkça Sorulan Soruların” 9 uncu maddesinde açıklandığı belirtildi.

Buna rağmen bazı oteller ve/veya konaklama tesislerinde restoran ve lokantalar için belirlenen kurallara aykırı uygulamalar yapıldığı, şartları taşımayan kişilerin otel veya konaklama tesisi içerisindeki restoran veya lokantalara kabul edildiği ya da kısıtlamaları aşmak adına içerisine konaklama da eklenerek müzikli-yemekli eğlence programı paketlerinin satışa sunulduğuna dikkat çekildi.

Bu doğrultuda;
1. Yeme-içme yerleri için getirilen kısıtlamalardan istisna tutulan otel ve konaklama tesislerindeki lokanta veya restoranlar sadece konaklama yapan müşterilerine yönelik yemek hizmeti verebilecek.

2. Otel ve konaklama tesislerindeki lokanta veya restoranların dışarıya paket servisi yoluyla satış yapmalarına müsaade edilmeyecek.

3. Bu yerlere yönelik denetim faaliyetleri yoğunlaştırılacak ve etkinliği artırılacak.

4. Kolluk kuvvetlerince yapılan denetimlerde, otel ve konaklama tesislerindeki lokanta veya restoranlarda bulunan müşterilerin  Kimlik Bildirme Kanunu çerçevesinde bildirimde bulunulan kişiler arasında olup olmadığının muhakkak kontrol edilecek.

5. Kimlik Bildirme Kanunu çerçevesinde yapılan bildirimlerle otel ve konaklama tesislerinin kendi kayıtları arasında tutarsızlık olup olmadığının denetlenecek.

6. Otel ve konaklama tesislerinde bulunan restoran, lokanta  ve diğer salonlarında saat 22.00’den sonra müzik yayınına (canlı müzik, kayıt dinletilmesi vb. her türlü yayın dahil) hiçbir şartta yapılamayacak.

Vali ve kaymakamlarca yukarıda belirtilen esaslar doğrultusunda Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 27’nci ve 72’nci maddeleri uyarınca İl/İlçe Umumi Hıfzıssıhha Kurulları kararlarının ivedilikle alınması ve uygulamada herhangi bir aksaklığa meydan verilmeyecek.

Belirlenen esaslara aykırı uygulama yaptığı veya eğlence yeri şeklinde faaliyetlerde bulunduğu tespit edilen otel ve konaklama tesislerine Umumi Hıfzıssıhha Kanununun ve Turizmi Teşvik Kanununun ilgili maddeleri gereğince idari işlem tesis edilecek.

Konusu suç teşkil eden davranışlara ilişkin Türk Ceza Kanununun 195’inci maddesi kapsamında gerekli adli işlemler başlatılacak.

 

Okumaya Devam Et

GENEL

CEVAP VE DÜZELTME

Yayınlanma Tarihi:

on

Haber sitemizde 15 Eylül 2020 tarihinde yayımlanmış olan İŞTE CÜBBELİ AHMET’İN İNKAR ETTİĞİ “AT ETİNDEKİ” O “BAĞ” başlıklı haberimiz sonrasında,haberde ismi geçen Gürsel Yıldız, avukatı olan KÖK AVUKATLIK ve DANIŞMANLIK BÜROSU avukatlarından Av.Saim Korkmaz vasıtası ile Kadıköy 8.Noterliği’nden tarafımıza bir “CEVAP VE DÜZELTME METNİ” göndermiştir.

Herhangi bir mahkeme kararı olmayan ve yasal olarak yayınlama zorunluluğumuz bulunmayan bu “Cevap ve Düzeltme Metnini” gazetecilik etik kuralları ve cevap hakkına duyduğumuz saygı gereği aşağıda aynen yayımlamaktayız.

CEVAP VE DÜZELTME METNİ

Celal Eren ÇELİK’in,15.09.2020 tarihinde,Twitter (@yazparov) hesabında duyurusu yapılan ve aynı zamanda alternatifhaber.com sitesinde yayınlanan haberde: müvekkil Gürsel Yıldız’ın, medyada “Fermante Sucukta At Eti Tespiti YAPILAN” Lalegül Tekstil Tarım ve Gıda İnşaat San. ve Tic.Ltd.Şti.’nin ortakları Ceyhan YILDIZ ve Zülfü YILDIZ ile “yakın akraba oldukları” iddia edilmiştir.

Müvekkil Gürsel Yıldız’ın Lalegül Tekstil Tarım ve Gıda İnşaat San. ve Tic.Ltd.Şti.’nin ortakları Ceyhan YILDIZ ve Zülfü YILDIZ ile HİÇ BİR AKRABALIK BAĞI YOKTUR. Müvekkilin ismi geçen kişilerle ne kan bağı,ne hemşehrilik bağı ne de sıhri hısımlık bağı vardır.Müvekkil ismi geçen kişilerle herhangi bir ticari ilişkisi de olmadığı gibi tanışmamaktadır. Bir dönem hasbelkader aynı cadde üzerinde bulunmaları dışında hiç bir bağları yoktur.Haberde özellikle soy isim vurgusu üzerinden bağlantı kurularak yakın akrabalık iddia edilmiştir. Oysa YILDIZ soy ismi TÜİK verilerine göre Türkiye’de en çok kullanılan 6 soy isim arasında bulunmakta ve çeşitli bölgelerde kullanılmakta olduğundan,kurulmak istenen bağ dayanaksız olup habercilik etik ve ilkelerine aykırıdır. Hal böyle iken müvekkilimin adının bu haberde geçmesi tamamen kötü niyetin sonucudur.

Müvekkil halen kendisine ait olan şirketler ile ticari faaliyetine devam etmekte,çevresinde ticari itibarı yüksek biri olarak tanınmaktadır.Müvekkilin “Fermante Sucukta At Eti Tespiti Yapılan” firma ve yetkilileri ile haksız ve yalan bir şekilde yakın akraba oldukları iddiası ile gündeme gelmesi ticari itibarını zedelemekte ve ticari ilişkilerine zarar vermektedir.

Bu sebeple söz konusu hakaret içeren haberlerle ilgili tüm yasal haklarımızı etkin biçimde kullanacağımızı kamuoyunun bilgisine sunarız.

GÜRSEL YILDIZ

Vekili

Av.SAİM KORKMAZ

 

 

Okumaya Devam Et

GENEL

CİHAN ÇİFTÇİ YAZDI:FRANSA-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ DEĞERLENDİRMESİ

Yayınlanma Tarihi:

on

CİHAN ÇİFTÇİ

Son zamanlarda Doğu Akdeniz üzerinden yapılan tartışmaların odağında yer alan meselelerden birisi de Fransa Türkiye ilişkileri. Aslında iki ülke arasında yaşanan sorunlar sadece Libya meselesi ile sınırlı ya da son dönemde yaşanan çıkar çatışmaları sadece Macron ve Erdoğan dönemleri ile de sınırlı değil. Bu açıdan, mevcut sorunların 2000’li yılların başından beri var olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bu duruma örnek olarak verilebilecek akla ilk gelen gerginlik konusu Ermeni meselesi. Bilindiği üzere 2017 yılından beri iktidarda olan Macron geçtiğimiz sene, 24 Nisan’ı “Ermeni Soykırımını Anma Günü” ilan etmişti.[1] Benzer şekilde Türkiye ise Ruanda’da yaşanan soykırımdan[2] Fransa’yı sorumlu tutmuş ayrıca Fransa’yı Cezayir’de katliam ve soykırım yapmakla da suçlamıştı.[3]

Bu türden gerilimlere sebep olan konuları çoğaltmak zor değil. Mesela 1980’lerde eylemlerine başlayan PKK’nın yarattığı korku ortamı neticesinde aralarında PKK’lı militanların yoğunlukta olduğu azımsanamayacak sayıda insan, Fransa’ya iltica etmiş böylece Türkiye’deki insan hakları ihlallerini konu alan platformlar oluşmuştu. Fransa, olaya insan hakları meselesi olarak bakarken Türkiye durumu terör sorunu olarak değerlendirmiş ve iki ülke arasındaki ilişkilere yeni bir çatışma alanı eklenmişti [4]. Fransa’nın, Türkiye’nin PKK uzantısı olarak gördüğü PYD ve YPG üst düzey görüşmeler yapmaktan geri durmaması bu konuda ki bir diğer çatışma sebebi. Buna ilaveten; Türkiye’nin, PYD/YPG’nin Suriye’deki hareket alanına yönelik 2019 yılından bu yana gerçekleştirdiği askeri operasyonlar Fransa tarafından “IŞİD’de alan açmak” olarak yorumlanmıştı. [5] Suriye ve Lübnan’ın bugünkü durumlarının üzerinde, eski Fransız manda yönetimin Nusayrilere tanıdığı imtiyazların büyük etkisinin olduğu düşünüldüğünde aslında Fransa ve Türkiye’nin bu coğrafyaya bakış açılarının ne kadar farklı olduğu görülebilmekte. [6]

İhtilaflı meseleler maalesef bunlarla da sınırlı değil. Bu minvalde, Fransa’nın genel olarak İslam’ın siyasal yelpazede güç kazanmasından rahatsızlık duyması sorunlu alanlardan bir diğeri. Burada şunu vurgulamakta fayda var. Fransa’nın bu konudaki negatif duyarlılığı sadece fundamentalist örgütlere duyduğu “antipati“ ile sınırlı değil. Bu açıdan, iktidara gelen, meşru bir siyasal parti de olsa durum pek fazla değişmiyor. [7]

Son zamanlarda Fransa ve Türkiye arasında Libya üzerinden yaşanan gerginliğinse biraz daha özel bir yeri var. Öyle ki; Fransa’nın bu bölgenin enerji rezervleri ile ilgili planlarının olması, Almanya’nın bölgeye fazla müdahil olmamasının sonucu olarak Fransa’nın rol kapmak istemesi ve bu bölgenin tarihsel olarak Fransa’nın geçmişten bugüne, kültürel anlamda

etkilediği bir coğrafya olması; Fransa’nın, Afrika’nın bu bölgesi için “Türk modelini” tehdit olarak görmesine sebep olmaktadır.

Evet, Doğu Akdeniz’de yaşanan çekişme doğal olarak Türkiye ile Fransa’yı karşı karşıya getiriyor. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un bu yılın başında Yunanistan’a gerçekleştirdiği ziyareti, Fransa’nın Türkiye’ye bakışını anlamak için önemli veriler sunmuştu. O görüşmede Macron, Türkiye’nin doğalgaz arama faaliyetlerini, KKTC politikasını açık şekilde eleştirmiş ve Yunanistan-Güney Kıbrıs Rum Kesimi ortaklık ilişkilerini açıkça desteklemişti.

Bir diğer çatışma alanı Avrupa Birliği ve NATO… Her ne kadar AB hedeflerinden uzaklaşmış ve özellikle S-400 meselesi yüzünden NATO üyeliği tartışmaya açılmışsa da Türkiye’nin geleneksel tehdit algılamaları ve dış politika kodları bu organizasyonlar ile Türkiye arasındaki “karşılıklı bağımlılığı” geçersiz kılmamaktadır. Ancak, Ankara ve Paris’in Avrupa Birliği (AB) ve NATO meselelerinde birbirlerinin lehine tutumlar sergilediklerini söylemek güç. Yaşanan sorunlu diplomasinin bir diğer yansıması ise Haziran ayında yaşandı. Fransa Savunma Bakanı Florence Parly, 18 Haziran’da yaptığı açıklamada, Libya’ya silah taşıdığından şüphelenilen Çirkin adlı kargo gemisinin transponder sistemini kapatarak kimlik kodu, nihai destinasyonu gibi bilgileri gizlediğini, bunun üzerine Fransız Courbet gemisinin NATO görevi kapsamında kargo gemisini denetleme girişiminin Türk fırkateynleri tarafından engellendiğini söyledi.[2] Fransa bu konuyu NATO’ya taşıdı ve 1 Temmuz itibariyle de NATO’nun Akdeniz’deki deniz gücünün görev yaptığı operasyonlardaki katılımını askıya aldığını açıkladı.[3]

 

Genel tabloya bakıldığında mevcut sorunların üzerine yenilerinin eklendiği göze çarpıyor. Ancak özellikle Doğu Akdeniz’de “bir tarafın mutlak galibiyeti” pek mümkün ve rasyonel görünmemekte. Bu nedenle Türkiye’nin bu bölgede etkin olabilmesi ya da halk dilindeki ifadesiyle “pastadan pay alabilmesi” için bölgede ekonomik, kültürel, siyasi ve askeri nüfuzu bulunan ülkelerle diplomatik ilişkileri bir şekilde devam ettirebilmesi gerekmektedir. Bu açıdan Mısır, Suriye ve Libya büyük öneme sahip.

 

Ancak Türkiye’nin Suriye ve Mısır ile olan ilişkileri bilindiği üzere en düşük düzeyde. Diğer taraftan Libya’daki iç savaşın da tarafı olunmuş durumda. Bölgedeki ülkelerin yanında Yunanistan, Kuzey Kıbrıs Rum Yönetimi ve Rusya’da diplomasi sahasında temasın kesilmemesi gereken diğer ülkeler.

Her bir ülke ile olan diplomatik ilişkiler ayrıca ilgilenilmesi gereken konular olmakla birlikte Fransa özelinde; 2018 yılında ticaret hacminin 12,4 milyar Euro, 2019 yılında 14 milyar Euro olduğu, Fransa Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı 7. ülke olduğu ve 2019 yılında Türkiye ye gelen Fransız turist sayısının bir milyona yakın olduğu düşünüldüğünde Türkiye-Fransa ilişkilerinde ekonominin “yapıcı rolü” fark edilebilmektedir.[4] Bu açıdan bakıldığında, Türkiye-Fransa ilişkilerinde ekonominin siyasi ilişkilerde bir normalleşme zemini oluşturması için çalışılabilir.

Türkiye için dikkatle izlenmesi gereken bir diğer nokta Macron’un ABD’den ve NATO’dan bağımsız bir Avrupa Birliği düşüncesini zaman zaman dillendiriyor olmasıdır. [1] Macron bu siyasi projesi için Avrupa ülkelerinden yeterli destek alamıyor. Ayrıca Fransa bu konuda Almanya’yı da kendi yanına çekebilmiş de değil. Bu nedenle Fransa’nın, kendi siyasi bakışının doğru olduğunu anlatabilmek amacıyla Türkiye ile olan ihtilafını -Rusya’nın Suriye ve Libya’daki nüfuzunu dengelemek için Ankara’ya yeşil ışık yakan- ABD’ye (bu minvalde NATO’ya) karşı kullanma eğiliminde olduğu düşünülebilir. Fransa’nın bu siyasi projeyi hayata geçirebilmesi için Almanya’yı ikna etmesi gerektiğini söylemek yanlış olmaz. Fakat Almanya transatlantik eğilimlerini sürdürmekte. Ancak yaklaşan ABD seçimleri işin rengini değiştirebilecek güçte. Şöyle ki tüm dünya gibi Almanya’da Trump yönetiminin öngörülmezliğinin farkında. Dolayısı ile Trump’ın tekrar seçilmesi durumunda Almanya’nın, ABD’nin belirsiz ve güvensiz yönetimine karşı Fransa’nın çizgisine kayması muhtemel senaryolardan biri.

 

Bu açıdan, Fransa’nın AB içerisindeki ikna gücünün zayıflaması, ABD ve NATO ile olan ilişkilerinin çatırdamaya başlaması Türkiye için “kullanılabilir” bir güç boşluğu oluşturmuştur denilebilir. Tabi bu güç boşluğunu kullanabilmek için örneğin sadece ABD ve AB ile değil, denklemin tüm unsurları ile diyalog kapısının açık olması gerektiğini de vurgulamak gerekir.

Diplomasi denge işidir son tahlilde…

 

[1] https://tr.sputniknews.com/karikatur/201811061036017764-fransa-macron-rusyaya-karsi-abdden-bagimsiz-avrupa-ordusu/

https://www.dw.com/tr/macrondan-avrupaya-ortak-güvenlik-çağrısı/a-52297419

 

[1] http://www.riknews.com.cy/tr/index.php/haberler/politik-haberler/item/34398-macron-ve-mitsotakis-bir-araya-geliyor

[2] https://www.dw.com/tr/nato-fransanın-taciz-iddiasına-ilişkin-ilk-raporunu-hazırladı/a-54006861

[3] https://tr.sputniknews.com/avrupa/202007011042363835-turkiye-ile-libya-krizinde-yeni-perde-fransa-dogu-akdenizdeki-seaguardian-operasyonundan/

[4] http://www.mfa.gov.tr/fransa-ekonomisi.tr.mfa

[1] https://www.dw.com/tr/fransada-ilk-ermeni-soykırımını-anma-günü/a-48462112

[2] https://tr.euronews.com/2019/10/18/ruanda-soykirimin-25-yil-ruanda-da-neler-oldu-bati-rolu-ne-fransa-tarih-arastirma-komisyon

[3] https://www.dw.com/tr/erdoğandan-fransaya-soykırım-suçlaması/a-48460125

[4] https://www.ntv.com.tr/dunya/fransaya-en-fazla-iltica-basvurusu-turkiyeden,EERLtgwJnke8Hmzgy7yEUg

[5] https://www.dw.com/tr/macron-türkiye-işid-bağlantılı-gruplarla-birlikte-çalışıyor/a-51518404

[6] https://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:ZnYOBgu-BmMJ:https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD/article/view/2644/1980+&cd=6&hl=tr&ct=clnk&gl=tr&client=safari

[7] https://medyascope.tv/2020/02/20/macron-fransada-siyasal-islamin-yeri-yok-dedi-diyanet-ataseliklerinin-banka-hesaplari-kapatildi/

[8] http://www.riknews.com.cy/tr/index.php/haberler/politik-haberler/item/34398-macron-ve-mitsotakis-bir-araya-geliyor

[9] https://www.dw.com/tr/nato-fransanın-taciz-iddiasına-ilişkin-ilk-raporunu-hazırladı/a-54006861

[10] https://tr.sputniknews.com/avrupa/202007011042363835-turkiye-ile-libya-krizinde-yeni-perde-fransa-dogu-akdenizdeki-seaguardian-operasyonundan/

[11] http://www.mfa.gov.tr/fransa-ekonomisi.tr.mfa

[12] https://tr.sputniknews.com/karikatur/201811061036017764-fransa-macron-rusyaya-karsi-abdden-bagimsiz-avrupa-ordusu/

https://www.dw.com/tr/macrondan-avrupaya-ortak-güvenlik-çağrısı/a-52297419

Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: