Sosyal Medya Hesaplarımız

MEDYA

LİBYA’DA “ASKERİ DANIŞMANLIK HİZMETİ” VEREN SADAT MI?

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF-HABER MERKEZİ

Dün gerçekleştirilen MGK toplantısının bildirisi kamuoyu ile paylaşılırken bildirideki Doğu Akdeniz ve Libya vurgusu dikkat çekti.

MGK’dan çıkan bildiride illi birlik ve beraberlik ile bekayı tehdit eden PKK/KCK-PYD/YPG, DEAŞ VE FETÖ başta olmak üzere, tüm terör örgütlerine karşı yurt içinde ve yurt dışında başarıyla icra edilen operasyonlar hakkında Kurula bilgi sunulduğu, Türkiye’de ve bölgede teröre karşı yürütülen mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulandı.

Öte yandan bildiride yer alan Doğu Akdeniz ve Libya ile ilgili maddeler özellikle dikkat çekti.

Yayınlanan bildiride “Türkiye karşıtlığı ortak paydasında bir araya gelen bazı aktörlerin, ülkemizin Akdeniz’deki meşru ve hukuki adımlarına yönelik menfi yaklaşımları değerlendirilmiş; ülkemizin karada, denizde ve havadaki hak, alaka ve menfaatlerinin korunmasına tavizsiz devam edileceği belirtilmiştir.” ifadeleri yer aldı.

Libya ile ilgili olarak ise kullanılan “Birleşmiş Milletler tarafından tanınan meşru hükümetin, Libya’nın siyasi birliğini ve toprak bütünlüğünü muhafaza ederek ülke sathında barış ve huzurun tesisi yönünde gösterdiği çabalara Türkiye tarafından verilen askeri danışmanlık hizmetleri sürdürüleceği vurgulanmış, uluslararası toplum, Libya halkının iradesini gasp eden ve meşru Libya hükümetini hedef alan karanlık oluşumlara karşı ilkeli bir duruş sergilemeye davet edilmiştir.” ifadeleri dikkat çekti.

ASKERİ DANIŞMANLIK HİZMETLERİNİ SADAT MI VERİYOR?

Türkiye’nin Libya’da Hafter karşıtı güçlere destek olmaya başlamasının ardından kısa bir süre sonra SADAT Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politika Kurul Üyeliği’nden istifa etmişti.

O günlerde bu istifaya anlam verilemezken istifanın sebebi ile ilgili pek çok iddia ortaya atılmıştı.

Ancak Adnan Tanrıverdi’nin kurucusu olduğu SADAT aslında bir “Savunma ve Danışmanlık” şirketi olarak faaliyet göstermekte.

Şirket kendisini ““Uluslararası savunma ve danışmanlık alanında danışmanlık ve askeri eğitim veren ilk ve tek şirkettir” şirkettir şeklinde tanımlamakta.

SADAT’ın bu yapısını ilk ortaya çıkartan ise SÖZCÜ Gazetesi yazarı Çiğdem Toker olmuştu.

SADAT’ın resmi web sitesinde “HİZMETLERİMİZ” bölümü adı altında İç güvenlik,askeri ve eğitim alanlarında danışmanlık,eğitim ve donatım hizmetleri verildiği ifade edilmekte…

SADAT resmi web sitesinde Askeri alandaki danışmanlık hizmetleri anlatılırken “SADAT Savunma hizmet verilen ülkelere yönelik askeri tehdit değerlendirmesini yapar. Bu değerlendirmeye göre, hizmet verilen ülkenin münferit veya dost ülkeleri ile ortak savunma imkanlarını tespit eder ve tehdide uygun olarak Silahlı Kuvvetlerini organize eder.” ifadeleri kullanılıyor.

Yine SADAT’ın resmi sitesinde “Askeri Danışmanlık” alanındaki hizmetlerin ifade edildiği kısımda

“SADAT Savunma hizmet verilen ülkelerin Silahlı Kuvvetlerinin harbe hazırlık seviyelerini denetleyerek tespit eder ve tespit edilen eksiklikleri giderme yönünde çözümler üretir.”

“SADAT Savunma hizmet verilen ülkelerin Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyacı olan Siber Savunma ve Taarruz yazılımları konusunda danışmanlık yapar.” ifadelerine yer verilmekte.

DANIŞMAN PERSONEL NİTELİKLERİ

SADAT resmi internet sitesinde personellerinin niteliklerini de detaylı şekilde yazmış. Buna göre;

“SADAT Savunma’nın Danışmanlık Hizmetleri;

Kuvveti ve Sınıfının en küçük biriminden başlayarak, rütbe ve kıdeminin imkan verdiği, sıralı kademe ve birlik komutanlıklarında görev yaptıktan sonra;

  1. Harp Akademileri ve Silahlı kuvvetler Akademileri tahsillerini tamamlamış
  2. Kara Kuvvetlerinde Tugay, Tümen, Kolordu, Ordu (diğer kuvvetlerde dengi komutanlıklarda)
  3. Kuvvet Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı Karargahlarında
  4. Askeri ateşelik, NATO Karargahlarında
  5. Terörle mücadele eden iç güvenlik birliklerinin karargah ve komutanlıklarında
  6. Eğitim müesseselerinin öğretim üyeliği kadrolarında

Hizmet yaptıktan sonra emekli olmuş General, üst subay ve subaylar ile,Astsubay çavuştan kıdemli başçavuşa kadar statü ve rütbelerde, uzun süreler TSK’de hizmet yaptıktan sonra emekli olmuş, TSK’nın disiplinini özümsemiş ve geleneklerini şahsında mecz etmiş, üstün yetenekli personel tarafından verilmektedir.” ifadeleri ile SADAT’ın personellerinin nitelikleri belirtilmiş.

SADAT GLADİO TEKNİKLERİ ÖĞRETİYOR!

SADAT’ın resmi sitesinde “Askeri Eğitim” bölümü de Nizami ve Gayrinizami olarak 2 bölüme ayrılmış durumda.

Sitedeki bilgilere göre “Nizami Eğitim” kapsamında SADAT Savunma hizmet verilen ülkelerin Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerinin tek er ve tek silahtan en üst seviye birliğine kadar nizami askeri eğitici eğitimi ve son kullanıcı eğitimini yaptırmakta.

Ancak bir de “Hayrı Nizami” eğitim bölümü var ki bu eğitim başlığında verilen hizmetler tam olarak GLADİO ve KONTR-GERİLLA eğitimi…

SADAT “Askeri Gayri Nizami” eğitimleri çerçevesinde verdiği hizmetleri ise şu şekilde sıralamakta:

“SADAT Savunma hizmet verilen ülkelerin topyekûn savunma organizasyonu ihtiyacı olarak ortaya çıkacak Gayri Nizami Harp teşkilatlanması ve bu teşkilatın unsurlarının pusu, baskın, yol kapaması, tahrip, sabotaj ve kurtarma-kaçırma harekâtı ile bu harekata karşı koyma faaliyetlerinin eğitimini verir.”

LİBYA’DA DANIŞMANLIK HİZMETİNİ SADAT MI VERMEKTE?

Bilindiği gibi ABD Rusya’nın da askeri unsurlar ile Libya’da var olduğunu ve Hafter’e destek verdiğini açıklamış,Rusya bu iddiaları reddetse de ABD Libya’daki Rus askeri unsurlarının Rus devleti destekli Wagner isimli askeri danışmanlık hizmeti veren şirket üzerinden bölgede bulunduğunu belirtmişti.

İşte şimdilerde Ankara kulislerinde Libya’ya Türkiye’nin askeri desteğinin hemen ardından tüm görevlerinden istifa ederek adeta büyük bir sessizliğe gömülen Adnan Tanrıverdi’nin de tıpkı SADAT’ının Rusya’nın desteklediği Wagner şirketi gibi,Libya’da MGK bildirisinde bahsedilen “Askeri danışmanlık” hizmetlerini verip vermediği kulislerde artık daha yüksek sesle soruluyor.

SADAT A.Ş 7 yıl önce Libya Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyaçlarını yerinde tespit etmek ve Danışmanlık, Eğitim, Donatım hizmeti sunma imkanlarını görmek amacıyla Libya’da temaslarda bulunmuştu.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Libya için “Muhalif güç olarak bizim orada farklı ekiplerimiz olacak” ifadelerini kullanmış, CHP Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz, Erdoğan’ın bu sözlerini Meclis’e taşımış ve “Farklı ekipler SADAT Uluslararası Savunma Danışmanlığı” şirketi tarafından mı sağlanmaktadır?” diye sormuş ancak bu sorulara da yanıt gelmemişti.

Haber Alternatif Genel Yayın Yönetmeni Celal Eren Çelik ise hekesin SADAT Başkanı Adnan Tanrıverdi’nin istifasını “Mehdi açıklamasına bağladığı” günlerde Libya’ya dikkat çektiği 8 Ocak 2020 tarihli videosunu da aşağıdan izleyebilirsiniz…

Yorum yapmak için tıklayın

Bir Cevap Yazın

GENEL

CEVAP VE DÜZELTME

Yayınlanma Tarihi:

on

Haber sitemizde 15 Eylül 2020 tarihinde yayımlanmış olan İŞTE CÜBBELİ AHMET’İN İNKAR ETTİĞİ “AT ETİNDEKİ” O “BAĞ” başlıklı haberimiz sonrasında,haberde ismi geçen Gürsel Yıldız, avukatı olan KÖK AVUKATLIK ve DANIŞMANLIK BÜROSU avukatlarından Av.Saim Korkmaz vasıtası ile Kadıköy 8.Noterliği’nden tarafımıza bir “CEVAP VE DÜZELTME METNİ” göndermiştir.

Herhangi bir mahkeme kararı olmayan ve yasal olarak yayınlama zorunluluğumuz bulunmayan bu “Cevap ve Düzeltme Metnini” gazetecilik etik kuralları ve cevap hakkına duyduğumuz saygı gereği aşağıda aynen yayımlamaktayız.

CEVAP VE DÜZELTME METNİ

Celal Eren ÇELİK’in,15.09.2020 tarihinde,Twitter (@yazparov) hesabında duyurusu yapılan ve aynı zamanda alternatifhaber.com sitesinde yayınlanan haberde: müvekkil Gürsel Yıldız’ın, medyada “Fermante Sucukta At Eti Tespiti YAPILAN” Lalegül Tekstil Tarım ve Gıda İnşaat San. ve Tic.Ltd.Şti.’nin ortakları Ceyhan YILDIZ ve Zülfü YILDIZ ile “yakın akraba oldukları” iddia edilmiştir.

Müvekkil Gürsel Yıldız’ın Lalegül Tekstil Tarım ve Gıda İnşaat San. ve Tic.Ltd.Şti.’nin ortakları Ceyhan YILDIZ ve Zülfü YILDIZ ile HİÇ BİR AKRABALIK BAĞI YOKTUR. Müvekkilin ismi geçen kişilerle ne kan bağı,ne hemşehrilik bağı ne de sıhri hısımlık bağı vardır.Müvekkil ismi geçen kişilerle herhangi bir ticari ilişkisi de olmadığı gibi tanışmamaktadır. Bir dönem hasbelkader aynı cadde üzerinde bulunmaları dışında hiç bir bağları yoktur.Haberde özellikle soy isim vurgusu üzerinden bağlantı kurularak yakın akrabalık iddia edilmiştir. Oysa YILDIZ soy ismi TÜİK verilerine göre Türkiye’de en çok kullanılan 6 soy isim arasında bulunmakta ve çeşitli bölgelerde kullanılmakta olduğundan,kurulmak istenen bağ dayanaksız olup habercilik etik ve ilkelerine aykırıdır. Hal böyle iken müvekkilimin adının bu haberde geçmesi tamamen kötü niyetin sonucudur.

Müvekkil halen kendisine ait olan şirketler ile ticari faaliyetine devam etmekte,çevresinde ticari itibarı yüksek biri olarak tanınmaktadır.Müvekkilin “Fermante Sucukta At Eti Tespiti Yapılan” firma ve yetkilileri ile haksız ve yalan bir şekilde yakın akraba oldukları iddiası ile gündeme gelmesi ticari itibarını zedelemekte ve ticari ilişkilerine zarar vermektedir.

Bu sebeple söz konusu hakaret içeren haberlerle ilgili tüm yasal haklarımızı etkin biçimde kullanacağımızı kamuoyunun bilgisine sunarız.

GÜRSEL YILDIZ

Vekili

Av.SAİM KORKMAZ

 

 

Okumaya Devam Et

MEDYA

TRT’DE KATAR BELİRSİZLİĞİ

Yayınlanma Tarihi:

on

TRT’nin İstanbul’da bulunan Harbiye ve Ulus binaları “Deprem riski” gerekçesi ile kısmi olarak boşaltılırken,TRT’nin Katarlı BeIn Sports’a ait DİJİTÜRK’ün binasını kiralaması ile ortaya çıkan belirsizlik TRT çalışanlarını tedirgin ediyor…

Zira TRT’nin Ayazağa’da bulunan Dijitürk binasını 2 yıllığına kiraladığı hatta bu kiralamanın 1 yılının geride kaldığı “Söyleniyor”… Ancak konu ile ilgili TRT yetkilileri tarafından resmi olarak kendilerine sorulan sorulara hiç bir yanıt verilmiyor.

Haber Alternatif konuyla ilgili HABER SEN-5 NO’lu Şube başkanı Özlem Berkit’e ulaşarak konu ile ilgili “Bilinmezler” ile dolu süreci konuştu.

Özlem Berkit,TRT’nin Katarlı BeIN Sports’a ait olan Ayazağa’daki binasının kiralandığının doğru olduğunu belirterek ancak bu kiralama ile ilgili kendilerine hiç bir somut bilgi verilmediğini belirtti.

Berkit,konuyu görüşmek üzere TRT Genel Müdürlüğü’nden randevu istediklerini ancak kendilerine randevu verilmediğini belirterek pek çok şeyin belirsizliğini koruduğunu ve bu belirsizliğin TRT çalışanlarını tedirgin ettiğini vurguladı.

HABER-SEN 5 No’lu Şube Başkanı Özlem Berkit,”TRT tarafından kiralanan Dijitürk’e ait binanın bir bölümünü hali hazırda Acun Medya kullanırken,binanın bir bölümü ise BeIn Sports tarafından kullanılmakta. Binanın TRT tarafından kaç yıllığına kiralandığı,bu kiralamanın binanın tamamını mı yoksa belirli bir bölümünü mü kapsadığı,kiralama bedeli olarak ne kadar ücret ödendiği,bu binaya TRT’nin İstanbul’daki televizyonlarından kaç personelin nasıl geçeceği,bu binadan ne zaman ve nereye çıkılacağı,çıkılacak ise çıkılacak yerin neresi olduğu konusunda sorduğumuz hiç bir soruya yanıt verilmemekte” dedi.

Berkit,TRT’nin kaç yıllığına ve ne kadar bedelle kiraladığı belli olmayan Dijitürk binasının İstanbul’da 2 bine yakın personeli olan TRT’nin tüm personelini almasının mümkün olmadığını, hali ile geçmiş yıllarda TRT’de yaşanan ve pek çoğu mahkemeye taşınan TRT çalışanlarının başka kurumlara gönderilmesi gibi bir durumun yaşanmasından endişe ettiklerini belirttiler.

TRT’nin Çekmeköy’de büyük bir arazi aldığını ve buraya büyük bir bina kurularak Dijitürk binasında kiralık geçirilecek süreç sonrası TRT’nin buraya taşınacağının resmi olmayan ve “ortada dolaşan” bir bilgi olarak söylendiğini belirten Berkit “Ama ortada ne bir plan,ne bir proje var.Kimse hiç bir soruya cevap vermiyor” şeklinde konuştu.

Berkit ayrıca özellikle Ulus’taki TRT binasının arazisinin çok çok kıymetli olduğuna dikkat çekerek “Buranın da bir başka şekilde satılması gündeme gelecek mi bu konuda da endişelerimiz var zira TRT bu arazi satışları konusunda artık çok daha rahat hareket edebilme imkanına sahip” şeklinde konuştu.

Berkit, yaşanan bu belirsizliğin TRT personelini ciddi manada tedirgin ettiğinin altını çizdi…

 

Okumaya Devam Et

GÜNDEM

İŞTE NAGEHAN ALÇI’NIN ARKASINDAKİ FETÖ İMAMI

Yayınlanma Tarihi:

on

Ekranlarda yaptığı yorumlarla büyük tepki çeken,canlı yayında devlet için “Seri katil” ifadesini kullanan Habertürk yazarı Nagehan Alçı hakkında çok önemli bir gerçek gün yüzüne çıktı…

Azerbaycan Devleti tarafından Ermeni işgali altındaki Karabağ’a izinsiz girdiği ve burada yapmış olduğu röportajlarda Karabağ topraklarını “Tamamen Ermeni toprağı” olarak niteleyen yazıları ve Ermeni gazetecilere verdiği röportajlar nedeni ile Nagehan Alçı  “PERSONA NON GRATA” yani “İstenmeyen adam” ilan edilerek Azerbaycan’a girişi yasaklanan tek Türk olmuştu.

Nagehan Alçı’nın bu yasağının uzun süre sonra kalkmasının ardında  FETÖ’nün Azerbaycan İmamı Elnur Aslanov’un olduğu ortaya çıktı.

Bu önemli bilgiyi ortaya çıkartan ise veryansintv.com Genel Yayın Yönetmeni ve yazarı gazeteci Erdem Atay oldu…

Erdem Atay bugün veryansintv.com’da kaleme aldığı BU DA MI GOL DEĞİL? başlıklı köşe yazısında yaşananları tüm detayları ile anlattı…

Erdem Atay köşesinde şunları yazdı:

“Şimdi size yeni bir Nagehan Alçı hikayesi anlatacağım.

Başlamadan bir giriş yapalım…

***

Önce sorduk, “Nagehan Alçı dosyası açalım mı?” diye.

Aksini söyleyen tek bir kişi çıkmadı, herkesin ortak tepkisi, “Aç aç aç..” oldu.

Şunu anladım ki, bu ülkede Nagehan Alçı’ya güvenen 10 insan bulamazlar!

Fakat arkasındaki güç nasıl bir güçse her gün ekranlarda, her gün köşelerde.

Neyse…

Biz de dosyayı açtık.

İlk yazımızda “FETÖ artığı” kararını ortaya çıkardık. Haber gündem oldu.

Tümgeneral Ahmet Yavuz sayesinde önemli bir hukuk kararı çıktı ve herkes Nagehan Alçı’ya FETÖ ARTIĞI” dedi

İlk yazı çok etkili oldu.

Şimdi yenisine başlıyoruz.

***

Yıl 2009

Nagehan Alçı o yıllarda Akşam gazetesinde yazıyor.

Hedefinde büyük bir gazeteciliğe imza atmak var.

O zaman kendisine “Ermeni açılımı” görevi verilmiş olacak ki, “kahramanımız” Ermenistan işgali altında bulunan kardeş Azerbaycan toprakları olan Karabağ’a gitmeye karar veriyor. Zaten o yıl “Ben de Ermeni’yim” diyerek yazı yazıyor ve Hrant Dink cinayetini yapan “örgütün” yargılanmasını istiyor.

Tam da Türkiye ile Ermenistan arasında protokol imzalanmış ve Azerbaycanlı kardeşlerimizin bu duruma tepki gösterdiği sıralar.

Şunları hatırlatmak lazım:

Bir Azerbaycanlı için en acı tarih Hocalı katliamıdır. Onlar için bunun önemi asla tarif edilemez.

Ve hala Azerbaycan’ın o toprakları Ermenistan işgali altındadır.

Evet, Nagehan Alçı Bakü’ye bilgi verme gereği duymadan buraya gitmeye çalışıyor.

Ermeni yetkililerle tüm temaslarını sağlıyor ve önce Erivan’a, arkasından işgal altındaki Karabağ’a gidiyor… Hocalı’ya uğruyor… Gidilmesi ne kadar yasak köy varsa oraya ayak basıyor!

Önce şunu söyleyelim…

İşgalin yaşandığı 1992 yılından o güne kadar hiçbir Türk oraya girememişti.

Bunu başaran ilk “Türk” Nagehan Alçı oldu.

Kendisini bizler değil ama Gazeteciler Cemiyeti tebrik etti ve ‘Yılın yazı dizisi’ ödülünü verdi kendisine. Hıncal Uluç da Nagehan Alçı’yı öve öve bitiremedi!

Peki ödülü hak edecek ne yaptı?

Karabağ’ı okurlarına “Ermeni toprakları” algısı yaratarak sunduğu ileri sürüldü.

Ve… Ermenistan’da gazetecilere konuştu.

Ermeni gazeteleri, Nagehan Alçı’nın “Karabağ yüzde yüz Ermeni toprağıdır” sözlerini öne çıkardılar.

Azerbaycan vatandaşları ayağa kalktı, çok fazla tepki geldi.

O dönem gazetenin Genel Yayın Yönetmeni olan İsmail Küçükkaya da gelen tepkilere dayanamayarak yazı dizisini durdurma kararı aldı.

Ancak Alçı, Ermenilerin söyleşisini çarpıttığını iddia etti.

Kızılca kıyamet kopunca, Bakü’den resmi izin almadan işgal edilmiş topraklara giden diğer yabancı gazetecilerin kaderiyle birleşti Nagehan Alçı’nın kaderi…

Azerbaycan yönetimi Nagehan Alçı’yı ‘Persona non grata’ yani ‘istenmeyen kişi’ ilan etti.

“İşgal altındaki bölgelere izinsiz girerek işgale meşruluk kazandırmaya çalışan bir gazeteci” olarak Azerbaycan’ın kara listesine girdi ve ülkeye girişi yasaklandı.

Evet, Azerbaycan’a girmesi yasaklanan tek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma “şerefine” böylece o nail olmuş oldu.

***

Ne yazarsa yazsın, kâr etmedi. Nagehan Alçı Azerbaycan’da “En nefret edilen ‘Türk’ gazeteci” olarak nam saldı.

Ama sonra garip bir şey oldu.

Kasım 2013’te “Azerbaycan’ın yasaklı listesinden nasıl çıktım?” başlıklı bir yazı yazdı.

“Geçen gün telefonum çaldı” diye başlıyor cümleye… Yani kendisini aramışlar! Devamını kendi ağzından okuyalım:

“Karşımda Azerbaycan Büyükelçiliği Basın Ateşesi Elsevar Salmanov. Meğer Türkiye’den yalnızca ben persona-non-grata listesindeymişim. Görünce çok üzülmüşler ve bu işi düzeltmeye karar vermişler. Salmanov beni görmek için İstanbul’a geldi. Son derece liberal görüşlü, olumlu bir diplomat… İlham Aliyev’e bir mektup yazmamı istedi. Yazdım. Önümüzdeki hafta Bakü’ye gidecek ve mektubu bizzat verecek. Böylece galiba benim ‘istenmeme’ durumum ortadan kalkmış olacak…”

Ateşe çok üzülmüş! Dayanamamışlar, çabalamışlar ve girişimlerde bulunmuşlar!

Böyle olunca da Alçı’nın ismi kara listeden silinmiş.

***

Peki işin arka planında ne oldu?

***

Şimdi okuyacaklarınıza dikkat kesilin lütfen.

***

Azerbaycan basınında bir haber çıktı.

“Ermeni yanlısı Türk gazetecinin arkasındaki adam öğrenildi” başlıklı haberde söz konusu kişinin çok üst düzey bir yetkili olduğu yazıldı. O kişi dönemin Cumhurbaşkanlığı İdaresi Siyasi Tahlil ve Enformasyon Daire Başkanı Elnur Aslanov’du.

Azerbaycan’ın önemli sayılan kişilerden biriydi.

Aslanov haberi yalanladı ama haberi yapan gazetecilere de şu sözü söylemeden edemedi: “Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı’nın yasaklı listesinde Türk yazarların isminin yer almasını kim ister?”

Azerbaycanlı gazeteciler bu işin peşini bırakmadı, olayı doğrulattılar.

Alçı ile işbirliği yapmanın Azerbaycan’a fayda sağlayacağı yönünde görüş bildirdiği ortaya çıkan Elnur Aslanov’un, Alçı’nın kara listeden çıkması için Dışişleri Bakanlığı Basın Servisi Başkanı ve dönemin Azerbaycan Etiyopya Büyükelçisi Elman Abdullayev’i ikna etti.

Aslanov bununla da yetinmedi, Azerbaycan’ın Türkiye Büyükelçisi Faig Bagirov ile görüştü.

Yine yetmedi Azerbaycan İstanbul Başkonsolosu Hasan Zeynalov’u aradı. Aslanov, Başkonsolosa Alçı’nın listeden çıkarılması için Dışişleri Bakanlığına başvuru yapması talimatını verdi.

Ancak dönemin Başkonsolosu bu talimatı dinlemedi ve Dışişleri Bakanlığına bu konu ile ilgili olumsuz görüş bildirdi.

Elnur Aslanov işi gücü bırakmış Nagehan Alçı’nın kara listeden çıkması için uğraşıyordu.

Bir akrabasını İstanbul’a yolladı ve Ankara Büyükelçiliğinde çalışan biriyle Milliyet gazetesinin yazı işleri müdürüne gittiler. Gelen Azerbaycanlı yetkililer Nagahan Alçı’yı affettiklerini, Alçı’nın özür dilediğini söylediğini belirttiler.

Ve Nagehan Alçı kara listeden çıkarıldı.

Bunun üzerine Başkonsolos bu konuda geri adım atılmaması için Alçı ile ilgili yeniden olumsuz bir rapor yazdı.

Fayda etmedi.

Elnur Aslanov başarmıştı.

***

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in bir zamanlar çok yakın çalışma arkadaşı olan Aslanov 2014 yılında görevden alındı. 2016’da da hükümetten tamamen uzaklaştırıldı.

Aslanov daha sonra ABD’ye gitti ve Harvard Business School’da eğitime başladı.

Geçenlerde de Azerbaycan’da Aslanov’la ilgili yeni iddialar ortaya atıldı.

İddiaya göre Aslanov yeniden harekete geçmişti ve kendisinin Azerbaycan’da bakan olacağı yazılmıştı. Ülke bu haberle çalkalandı…

***

Peki Elnur Aslanov kimdi?

Açıklıyorum:

FETÖ’nün Azerbaycan imamı!

Görevden alınma nedeni de FETÖ’cü olması!

***

Peki ben bunları nereden mi öğrendim?

Türkçe biliyorsanız, Azerbaycan gazetelerini açıp okuyabilirsiniz ve Azerbaycan’a gidince de kim varsa sorabilirsiniz.

***

Yani yazının özeti:

Nagehan Alçı’yı Azerbaycan’daki kara listeden çıkaran ve bunun için canını dişine takan kişi FETÖ’nün Azerbaycan’daki en önemli adamı!

***

Sadri Alışık’ın müthiş bir filmi vardır: Ofsayt Osman.

Ofsayt Osman filmin son cümlesinde hâkime şu soruyu sorar?

“Bu da mı gol değil?”

Şükür bir ofsayta düşmüşlüğümüz yok ama bu kez de biz size soralım:

“Bu da mı gol değil!”

Cevabınızı duyar gibiyim…

***

Ama hala “gol değil” diyen varsa… Sıradaki yazıyı beklesin…

Röveşata geliyor.”

 

 

Okumaya Devam Et

Popüler

%d blogcu bunu beğendi: