Celal Eren ÇELİK
Türkiye AKP iktidarı ile çevreyi yok eden,yeşili doğayı katleden,insan sağlığını hiçe sayan maden faciaları ile karşılaştı.Karşılaşmakla da kalmadı maalesef bunlara bir de “Alıştırıldı”…
Kimi zaman Kanadalı oldu gelen,kimi zaman Amerikalı,kimi zaman Alman… Gelenler değişti belki ama değişmeyen tek şey yok olan ormanlarımız,halkımızın hiçe sayılan sağlıkları,ölüme terk edilen canları oldu…
Tabii bu “Gelişler” de boşuna değildi… Bizim ormanlarımız yok olurken, tertemiz havamız zehirlenip soluk alınamaz hale gelirken “Birileri” ise altın,bakır,gümüş madenleri üzerinden servetine servet,gücüne güç katıyordu…
Ve tabii bunca felaket yaşanırken halkımızın sevdiği ve tepkisini kolaylıkla gösterme yolu olan “Yandaşların” zenginleşmesi boyutu ön plana çıkıyor,tartışılan,manşetleri süsleyen de işin genelde hep bu boyutu oluyordu…
Son olarak Erzincan İliç’te yine bir maden yine bir doğa katliamı ve hatta bir 2. “Çernobil faciası” yaşanırken,işçilerimiz göçük altında kalırken tartışmalar yine bölgede servetine servet katan altın firmalarının üzerinde yoğunlaşıyor ve aslında biz de yine yanlış yere odaklanıyorduk. Zira aslında istenen tam da buydu. Zira yaşananlar bir servet ve güç mücadelesinin çok çok ötesinde “MADENLER ÜZERİNDEN KÜRESEL BİR KUŞATMAYDI”…
Bu durum ise ne 280 karakterde, ne de tek bir günlük bir floodda anlatılabilecek kısa bir olay değil… O nedenle tahminen 4 gün sürecek bir flood dizisini yazmaya başlıyoruz bu gece….
İlk olarak 2018’de “HANEDANLAR MASASININ “YERALTI EGEMENLİĞİ: RİO TİNTO floodumuz ile dikkat çektiğimiz,15 Nisan 2022’de ise yazdığımız 4 bölümlük MADENLER ÜZERİNDEN KÜRESEL KUŞATMA: SARI TALAN ismi ile çok çok daha detaylandırıp aynı yıl SARI TALAN ismi ile Türkiye’nin en çok okunan dijital kitaplarından birisi olarak kitaplaştırdığımız bu yazı dizisini bugün maalesef bir kez daha yazmak zorundayız.
Sözü daha fazla uzatmadan yazı dizimizin ilk bölümüne geçiyoruz
***
Ankara puslu bir güne uyanırken o gün Türkiye Cumhuriyeti tarihinin belki de en önemli yasalarından bir tanesinin Meclis’ten geçirileceğinden çok “sınırlı” sayıda siyasetçi ve bürokrattan
başka kimsenin haberi yoktu…
Bu kanun Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçtikten sonra ise sevinenler yabancı merkezli madencilik şirketleri,özellikle de altın arama konusunda uzmanlaşmış küresel devler oluyordu… Türkiye’de çıkan bu yasa ile birlikte Kanada’da Toronto ve Montreal’de, ABD’de New York ve Washington’da,İngiltere
Londra’da, Almanya’da Berlin’de viskiler açılmış,şampanyalar patlatılmıştı.
Tarih yaprakları 26 Mayıs 2004’ü göstermekteydi ve “SARI
TALAN” başlamıştı…
***
“BİZ YENİ BİR MADEN YASASI HAZIRLIYORUZ”
2004 yılında dönemin Başbakanı Kanadalı madencilik devi El Dorado’nun yetkilileri ile bir araya geldi. Özellikle altın arama konusunda uzman olan El Dorado şirketi yetkilileri Türkiye’ye altın madenciliği alanında yatırım yapmak istediklerini ancak Bergama’da yaşanan “sıkıntıları “yaşamak
istemediklerini açıkça Erdoğan’a ilettiler.
Dönemin Başbakanı Erdoğan ise El Dorado şirketi yetkililerine bu konuda endişe etmemelerini belirterek “ “Biz yeni bir madencilik yasası hazırladık.Maden konusunda yabancı sermayenin Türkiye’ye çekilmesine yönelik çalışmalarımız hızlandırdık, yabancı sermayeye her kolaylığı sağlıyoruz,
engelleri kaldırıyoruz.” ifadelerini kullanmıştı.
Ve Erdoğan ile AKP küresel devlere verdiği sözü tuttu. 26 Mayıs 2004 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi 5177 sayılı MADEN KANUNUNDA VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN’u
kabul etti.
Bu kanun ile birlikte devlet maden arama faaliyetlerinden neredeyse tamamen
çekilmiş, uluslar arası sermayenin önü açılmakla kalmamış üzerine bir de teşvik imkanları verilmişti.
Devlet ise açılacak madenlerden kanunun Geçici 5. Maddesi ile belirlendiği
üzere yıllık cironun sadece %1’i ile “Devlet Hakkı” olarak geçmiş yıllara ait temettü hissesine mahsup edilmek üzere ilk yılki cironun % 10’unu almayı kabul ve taahhüt etmişti.
Bu maddeler çok açık biçimde Türkiye’deki madenleri uluslar arası maden
devlerinin eline bırakmak ve bu Adenlerden sadece yıllık cironun %1’ini almak karşılığında çok geniş bir imtiyaz alanını bu madencilik şirketlerine bırakmak anlamına gelmekteydi.
Ayrıca devletin alacağı bu %1’in yani kamu hakkının hesaplanmasında da
maden sahiplerinin gelir beyanı esas olarak kabul edilecekti kanuna göre.Yani şirketler isterlerse “düşük gelir” gösterip devlete kazandıklarından çok daha azını da verebilirlerdi.
Kamuoyunun ve konunun uzmanlarının çok büyük tepkisini çekse de kanunun
uygulanması konusunda geri adım atılmadı. Bu kanunun ile birlikte bir zamanlar ABD’deki “Altına Hücum” yıllarındaki gibi küresel madencilik şirketleri özellikle altın aramak için Türkiye’ye akın
etmeye başladılar.
Ve pek çok küresel şirket Türkiye’de ya direkt kurmuş
olduğu “yan kuruluşları” ve “kardeş şirketleri” vasıtası ile yahut Türkiye’de iktidara yakın bazı büyük şirketler ile kurdukları ortaklıklar ile altın arama faaliyetlerine başladı.
Yasanın çıkmasının hemen ardından 2005-2014 arasında verilen maden ruhsatı
rakamı 16 bin 218 oldu.
(Kaynak:Dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun soru önergesine verdiği yazılı cevap)

Bugün gelinen noktada ise bir önceki Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez
2019 yılı Şubat ayı itibariyle Türkiye’de 118 ayrı yabancı firmaya ait 593 maden ruhsatı bulunduğunu ifade etti.
(Kaynak: CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi
Gürer, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın yanıtlaması istemiyle verdiği
önergeye cevaben Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in verdiği
yazılı cevap)
Ama bunca “toplam” rakam arasında gizlenen asıl şey ise altın madeni aramak için Türkiye’ye gelen yabancı şirketler ve bu şirketlerin girift ilişkiler ağıydı…
ALTININA “YABANCI” KALAN MEMLEKET:TÜRKİYE
Türkiye’de 2004 yılında yabancı şirketlerin önünün tamamen maden aramacılığı
sonra açılmasının ardından Türkiye’ye akın eden yabancı şirketlerden özellikle altıncılık alanında faaliyet gösterenler dikkat çekmekteydiler.
Türkiye’yealtın madeni aramak için gelen ilk yabancı başlıcaları ve arama
yaptıkları sahalar ise şöyleydi: Cayman Adaları’ndan gelen Fronteer Eurasia: Kuzeydoğu Anadolu’da yaptığı
altın arama çalışmalarında 3.5 milyon onsluk altın rezervi buldu.
İngiliz Ariana: Artvin’de arama yapmak 19 arama ruhsatı aldı. Mardin Kızıltepe
ve Balıkesir Sındırgı’da toplam bin 820 kilometrekare alanda altın arama çalışmaları başlattı.
Kanadalı Resources Limited: Bu şirketin yan kuruluşu olan Odyssey Resources
Tavşanlı bölgesinde maden arama çalışmalarına başladı.
İngiliz Stratex International Plc: Uşak ve Kütahya arasında bulunan Murat
Dağı’nda altın buldu. Şirket ayrıca Konya inlice, Çanakkale Dikmen, Belen
Ergama üçgeni ile Eskişehir muratdere’de de altın arama çalışmaları için ruhsat
aldı ve faaliyete başladı.
Kanadalı El Dorado Gold: Türkiye’de %100 katılım ile TÜPRAG isimli bir
şirketi satın alan Kanadalı küresel maden evi El Dorado bu şirket aracılığı ile Uşak-Kışladağ ve İzmir Efemçukuru mevkiinde altın madenleri
işletmekte.
Türkiye’ye gelir gelmez ise o dönemde 5 maden ruhsatı almıştı.
Kanadalı Teck Cominco Ltd: Kaz Dağları’nda başta Balıkesir İvrindi, Havran,
Balya ve Çanakkale Ezine olmak üzere 7 mevkide çalışmaya başladı. Şirket aynı zamanda Artvin Cerrattepe’de de bir altın madeni işletmesine sahip oldu.
Bir de yine ön plana çıkan 3 şirket dikkat çekmekte: Galata Madencilik,Doğu
Truva Madencilik ve Kuzey Truva Madencilik.
Şimdi bu yukarıda yazmış olduğumuz şirketler Türkiye’ye ilk giren yabancı
şirketler…
Bu şirketlere ve hemen ülkemize girer girmez sahibi oldukları maden
alanlarını özellikle yazdık zira bunlara dikkat edilmesi gerekmekte.Çünkü bundan sonraki yıllarda bu şirketlerin ilginç bağlantılarına ve kendi aralarındaki ilişkilerine bu yazı dizisinin ilerleyen bölümlerinde rastlayacaksınız
ALAMOS GOLD INC.’NİN KARMAŞIK İLİŞKİLER AĞI…
Altın madeni konusunda Türkiye’ye yabancı sermaye girmiştir girmesine ama
Türkiye’ye maden sektöründe yatırımcı olarak gelen bu “öncü” firmaların karmaşık bir ilişkiler ağı vardır.
Bu ilişkiler ağını daha sağlıklı anlamak için yıkarda isimlerini ve Türkiye’ye
geldikleri zaman ilk etapta elde ettikleri maden arama ruhsatı ve maden arama çalışmalarına başladıkları bölgeleri yazdığımız bu şirketleri tek tek yakından incelememiz gerekecek…
İlk olarak Türkiye’ye vergi cenneti Cayman Adaları’ndan gelerek Kuzey
Anadolu’da maden arayan ve gelir gelmez elleri ile koymuş gibi 3,5 ton altın rezervini bulan Fronteer Eurasia şirketine bakalım…
Fronter Eurasia şirketi bugün son dönemlerde kamuoyunun ayağa kalktığı Kaz
Dağları’nda altın arayan ve bir doğa katliamı gerçekleştiren,CEO’sunun ise “Türkler çok güzel taş taşıyor” ifadelerini kullandığı Kanadalı ALAMOS GOLD INC.’nin bir yan kuruluşu…
Yani bugün Kaz Dağları’nı talan eden ALAMOS
GOLD INC. daha 2004 yılında yeni madencilik kanunu çıkar çıkmaz “öncü” şirket olarak Türkiye’ye Fronter Eurasia’yı göndermiş…
Şimdi Fronter Eurasia’nın arkasındaki asıl büyük şirketin ALAMOS GOLD
INC. olduğunu gördüğümüze göre ALAMOS GOLD INC. şirketini de mercek altına almamız gerekiyor…
ALAMOS GOLD INC. Kanada-Toronto merkezli küresel bir altın şirketi.
Şirkette pek çok önemli fon ve yatırımcın hisseleri mevcut. Şirketin hissedarlarına bakaca olursak küresel yatırım fonu Black Rock %3.71’ine, The Vanguard Group, Inc. %2.41’ine,yine küresel yatırım fonlarından Templeton Global Advisors Ltd.%3.83, Franklin Advisers, Inc. %3.22, Templeton Investment Counsel LLC ise ALAMOS GOLD INC.’nin % 2.74’üne sahip.
(Kaynak: https://www.marketscreener.com/ALAMOS-GOLD-INC-1408938/company/)
Ama ortaya şöyle bir karmaşık ilişki daha çıkıyor bu “hissedarlık” yapısı sonrasında. Yukarıda saydığımız ALAMOS GOLD INC.’nin hissedarlarından Templeton Global Advisors Ltd, Franklin Advisers, Inc ve Templeton Investment Counsel LLC farklı şirketler gibi gözükseler de aslında “kardeş
şirketler”…
Bu 3 “kardeş şirketin” ana hissedarı ise ALAMOS GOLD INC.’de %3.71 ile ortak olan Black Rock şirketi. Yine bu 3 kardeş şirketin bir diğer hissedarı da yine ALAMOS GOLD INC.’nin %2.41’ine sahip olan The Vanguard Group, Inc. Ama bir önemli detay var ki p da şu; Vanguard Group içinde de Black Rock
şirketi’nin hissedarlığı bulunmakta!
Yani bu birbirine oldukça girift biçimde bağlanan ilişkiler ağı içerisinde Türkiye’ye ilk gelen altın şirketlerinden birisi Fronter Eurasia ve Fronter Eurasia’nın asıl sahibi ALAMOS GOLD INC. ALAMOS GOLD INC.’nin asıl sahibi olarak ise Black Rock olarak karşımıza çıkmakta…
Peki Black Rock kimin şirketi efendim?.
Bu şirketin Türkiye’de aynı zamanda Türk Hava Yolları’nın %5.06’sına sahip ve yönetimde söz sahibi olduğunu ve yine aynı Black Rock’un Türkiye’de Halk Bankası ve Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı gibi kamu kurumlarının da en büyük yabancı hissedarı konumunda olduğunu da eklersek yakından bakmakta fayda var…
Black Rock şirketi aslında 1988 yılında küresel çapta bir dev olan New York merkezli Blackstone Group bünyesinde kuruldu…
“Kağıt üzerinde” bu Blackstone Group’un kurucusu Laurence D.Fink…
Peki bu kadar büyük çaplı bir şirketin kuruluş sermayesi nereden geliyor acaba?” derseniz RIT Capital Partners PLC. isimli şirkete bakmanız gerekecek. Zira bu şirket Dünya’nın en büyük “Risk ve fon yönetimi” şirketlerinden bir tanesi.
Peki kimindir bu RIT Capital Partners PLC ve daha da önemlisi RIT Capital Partners’i bu kadar önemli ve güçlü yapan özelliği ne? İşte bu sorunun cevabı RIT Capital Partners’in “Yönetim Kurulu Başkanı” ve sahibi olan isimde saklı…
Zira RIT Capıtal Partners’in Yönetim Kurulu Başkanlığını Lord Jacob Rothschild yapmakta.
İşte aynı Lord Jacop Rothschild’i nerede görmekteyiz?
Kendisi işte az önce bahsettiğimiz Black Rock grubun içinden doğduğu ve aslında halihazırda perde
arkasından yönetildiği Blackstone Grop’un Danışma Kurulu Başkanı!
Yani Kaz Dağları’nda altın madeni arayan ALAMOS GOLD INC.’nin arkasından Black Rock şirketi çıkıyor,Black Rock şirketinin tepesinde de Lord Jacob Rothschild.
Ama ALAMOS GOLD INC. üzerinden şekillenen girift ilişkiler bununla da bitmiyor…
ALAMOS GOLD, bölgede KAZ DAĞLARI ve KİRAZLI bölgesinin yanısıra ÇAMYURT bölgesinde de “proje” yürütmeke…
İşte aslında önemli nokta da tam burası zira ALAMOS GOLD, KAZDAĞLARI, KİRAZLI VE ÇAMYURT bölgelerini adeta bir “paket” gibi satın alıyor…
Peki ALAMOS bu 3 bölgeyi kimden satın alıyor? Bu satınalma işlemi 6 Ocak 2010 tarihinde gerçekleşiyor ve bu üç bölge sadece 90 milyon dolar karşılığında Teck and Fronteer Development firmasından ALAMOS tarafından satın alınıyor…
İşte KAZ DAĞLARI’nın altındaki Küresel İlişkiler ağı da bu Teck and Fronteer
Development ile alakalı aslında…
Zira 2010 yılında bu 3 bölgeyi ALAMOS’a gayet “uygun” fiyata satan Teck and Fronteer Development firması yakından incelendiğinde ilginç bilgilere rastlanıyor.
Teck and Fronteer Development’in sahibi ve Yönetim Kurulu Başkanı olan
isim Dominic S. Barton.
Dominic S.Barton’un çok önemli 2 özelliği var.
Barton kısa süre önce neredeyse Türkiye ekonomisinin” anahtarlarının” tamamen teslim edilmesi için sözleşme yapılan ancak sonra bu milyar dolarlık sözleşmeden, kamuoyuna açıklandığına göre vazgeçilen (?) küresel danışmanlık firması McKinsey’in çok üst düzey bir yöneticisi ve aynı zamanda Temmuz 2018 yılına değin “KÜRESEL ORTAĞI”!
Barton’un bir diğer önemli özelliği ise ABD dış politikasına yön veren en önemli kuruluşlardan olan ve özellikle Pentagon ve CIA için hazırladığı raporlar ile ünlenen Brooking Enstitüsü’nün Mütevelli Heyeti üyesi olması.
Peki Dominic S.Barton ile birlikte o mütevelli heyetinde kimler var bakalım:
Mütevelli Heyeti Başkanı: Glenn Hutchins- ABD Merkez Bankası FED’in
Yönetim kurulu üyesi. (Federal Rezerve of New York)-CFR Üyesi-Az önce bahsettiğimiz Blackstone Group’un uzun yıllar en üst düzey yöneticilierinden birisi.
Suzanne Nora Johnson: ABD Merkez Bankası FED’in sahibi olan 8 “AİLE ve
FİRMADAN” birisi olan Goldman Sachs’ın Başkan Yardımcısı
Arthur R. Collins: Meridian Uluslararası Merkezi Yönetim Kurulu üyesi.Bu kuruluş ABD’nin küresel hegemonyasının güçlenmesi ve bu amaçta seçilen liderlerin desteklenmesi, “özel” diplomatik girişimlerin sağlanması için kurulmuş bir örgüt ve ABD’de çok etkin. En önemli “ortakları” ise ABD Savunma Bakanlığı’nın yanı sıra ABD Enerji Bakanlığı.Bunun yanısıra başta GoldmanSachs olmak üzere,Barclays’tan,Coca Cola’ya,Intel’den petrol tröstü Chevron’a kadar onlarca küresel dev firma bu kuruluşun özel sektör “Ortağı”
John R. Allen: Amerika’nın son dönemde yetişen en önemli generallerinden ve
komutanlarından birisi.NATO’nun Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü ISAF’ın
da komutanıydı.
Tracy R. Wolstencroft: Goldman Sachs’ın eski ortağı ve ORTAKLIK
KOMİTESİ üyesi…
Leonard D. Schaeffer : ABD’de “CIA’nın arka bahçesi” olarak bilinen üst düzey yöneticilerini CIA’dan emekli olmuş isimlerden ataması ile bilinen CITY BANK’ın eski başkan Yardımcısı
Öte yandan Hanzade Doğan Boyner de bu mütevelli heyeti içerisinde yer alan
tek “Türk” olma unvanını taşımakta. Ve tabii tamamen tesadüf olarak Hanzade Doğan Sabancı’nın babası olan eski medya imparatoru Aydın Doğan’ın başta memleketi gümüşhane’de olmak üzere madencilik sektöründe olmasını da size buradan hatırlatalım…
Yukarıda yazdığımız ve ALAMOS GOLD’a altın arama projelerini yürüttüğü bölgelerin satışını yapan Teck and Fronteer Development firmasının sahibi olan Dominic.S. Barton’un McKinsey’in “eski” ortağı olduğu belirtilse Teck and Fronteer Development firmasının en önemli partneri tabii ki Mc Kinsey firması.
Öte yandan firmanın sahibi olan Dominic.S. Barton firmanın resmi web sitesinde Mc Kinsey’in eski “Küresel Ortağı” olarak tanıtılsa da Brooking Enstitüsü’nde bu ortaklığın devam ettiği belirtilerek bu unvan ile Mütevelli Heyeti’nde yer almakta.
Yukarda Brooking Enstitüsü’nün Mütevelli Heyeti’nde bulunan isimlerin en
büyük ortak noktaları FED ve FED’in sahiplerinden olan Goldman Sachs ile
organik ilişkileri.
(Yazımızın başında da belirttiğimiz üzere bu yazı dizisi ilk kez bundan yaklaşık 2 sene önce kaleme alındığı için bazı görevlerde yahut şirket hisse oranlarında 2022-2024 arası değişiklikler olmuş olabilir…NOT: Celal Eren Çelik)
McKinsey’in ortaklarından Roger W. Ferguson Jr. 1999’dan 2006’ya kadar Federal Reserve System’in Yönetim Kurulu Başkan Vekili görevini sürdürüyor.
Yani FED’in 1996-2006 arası başkan vekili olan isim Mc Kinsey’in ortağı. McKinsey’in diğer bir ortağı ise bizim KAZ DAĞLARI bölgesini ALAMOS’a satan Dominic.S. Barton!
McKinsey ile Goldman Sachs iki büyük rakip görülse de aslında girift bir ilişki içerisindeler. Örneğin McKinsey’in en tepesindeki isim Rajat Gupta aynı zamanda Goldman Sachs’ta Yönetim Kurulu Üyesi’ydi ve adı bir skandala karışınca 16 sene hapis cezası alarak hapis yattı.
FED’in danışmanlık aldığı şirket ise işte bizim KAZ DAĞLARI BÖLGESİ’ni ALAMOS GOLD INC.’ye ‘satan Teck and Fronteer Development firmasının sahibi olan Dominic S.Burton’un “KÜRESEL ORTAĞI” olan, Türkiye’de de “sözleşme iptal edildi” dense de ekonomide etkin biçimde fiilen çalıştığı kulislerde konuşulan McKinsey firması…
Peki McKinsey’in küresel olarak pek çok ortak operasyona imza attığı, pek çok projede birlikte çalıştığı ve yakın ilişkide olduğu şirket kim dersiniz?
Tabii ki Black Rock!
Ama daha bitmedi…
ALAMOS GOLD INC.’nin Kaz Dağları’nda arama yaptığı 3 bölgenin arama ruhsatını 90 milyon dolara satın aldığı Teck and Fronteer Development şirketinin %3.72’si de Black Rock şirketine ait!
Yani ALAMOS GOLD INC. üzerinden baktığımızda ilişkiler giriftleştikçe giriftleşse de, araştırdıkça karşımıza hep Rothschild Ailesi’nin kontrol ettiği küresel yatırım fonu devi Black Rock çıkmakta.
Ve bu küresel şirket Black Rock Türkiye’de madenler dışında büyük kamu kurumlarına da el altmış,pek çoğunun önemli oranda hisselerini de satın almış durumda…
Ama emin olun daha yeni başladık ve yazı dizimizin devamını okudukça başınız dönecek, durumun vahametini çok daha çarpıcı biçimde anlayacak ve bunu bu kadar net şekilde anladıkça isyan edeceksiniz…
Evet sevgili okurlarımız,yazı dizimizin ilk bölümünün burada sonuna gelirken maalesef “Bu daha başlangıç” diyoruz…
Yarın yazı dizimizin 2. bölümünde buluşmak üzere…