Sosyal Medya Hesaplarımız

ÖZEL HABER

TÜRK SPOR MEDYASININ BARONLARI-FİNAL

Yayınlanma Tarihi:

on

Evet sevgili okuyucular büyük bir ilgi ile takip ettiğiniz, TÜRK SPOR MEDYASININ BARONLARI yazı dizimizin 5. ve “FİNAL” bölümü ile bu akşam karşınızda olacağız…

Yazı dizimizin bundan önceki 4 bölümünde Türk spor medyasının içerisindeki ilişkileri ve bu alanın dizayn edilirken hangi girift ilişkilerin kurulduğunu anlatırken sizlerle hep Türk spor medyasının önemli isimleri üzerinden yaşanan ilişkileri anlatmıştık.

Bugün yazacağımız “FİNAL” bölümümüzde ise az sonra okuyacağınız satırlarda spor-siyaset-iş dünyası-mafya-medya ilişkilerinin nasıl iç içe geçtiğini ve bu ilişkiler ağının nasıl günün sonunda Türk spor medyasını etkisi altına aldığını anlatacağız.

Bu kadar peşrev yeter diyerek yazımıza başlıyoruz…

***

Takvim yapraklarını sizler ile 1997 yılına sarıyoruz…

1997 yılı Türk futbolu ve özellikle de Türkiye Futbol Federasyonu için kaotik bir yıldır.

Türk futbolu tam da o yıllarda artık sadece bir “Spor” olmaktan çıkmaya ve “Endüstrileşmeye” doğru ilk adımlarını atmıştır… Bu “Endüstrileşmeye” doğru evrilen sürecin en önemli mihenk taşı ise “Naklen yayın gelirleridir”…,

O dönem için çok büyük rakamlar, milyonlarca dolarlık meblağlar havada uçuşmakta, kulüpler ise ilk defa büyük bir pastadan pay alacakları için hep “Nasıl daha fazla bu pastadan pay alabiliriz?” sorusunun cevabının peşindedir.

Tam bu nedenle Fenerbahçe havuza katılmayarak iç saha ve dış saha maçlarını ATV’ye vererek TFF’ye rest çekmiş,Fenerbahçe’nin bu hamlesi ile başlayan süreç ise TFF’de yönetimsel bir krizi tetiklemiştir.,

TFF Başkanı Abdullah Kiğılı istifa ederken başkanvekili Haluk Ulusoy istifa etmemiştir.

Spor Bakanı yurtdışındayken yerine vekalet eden Orman Bakanı Ersin Taranoğlu ise çok çok yakın arkadaşı Haluk Ulusoy’u TFF Başkanlığına atamıştır.

Ersin Taranoğlu,Haluk Ulusoy’a yaptığı bu “Jestin” karşılığını yıllar sonra alacak ve siyaset dünyasında tasfiye olur olmaz Haluk Ulusoy’un şirketlerfinde Genel Müdür olarak işbaşı yapacaktır…

Ancak Haluk Ulusoy bir “Atama” ile göreve gelmiştir ve kısa süre sonra TFF “Seçimle” yeni başkanını seçecektir. TFF artık “Spor Rantının” en tepesindeki noktadır.

Ve ortada dönen bu büyük paralar mafya dünyasının da iştahını kabartmış,yer altı dünyasının gözü TFF seçimlerine dönmüştür.

TFF Başkanlığı için önceleri Celal Doğan ve Mehmet Ali Yılmaz’ın isimleri geçse de Alaattin Çakıcı’nın devreye girmesi ile bu isimler Çakıcı’nın desteklediği aday olan Mustafa Kefeli lehine adaylıktan çekilir…

Çakıcı ile Sedat Peker TFF’nin başkanlığı için Mustafa Kefeli ismi üzerinde “Uzlaşmıştır” ve Peker de Mustafa Kefeli2yi desteklemektedir. Hatta Peker tam seçim gününden bir gün önce bir otele karargah kurarak oy kullanacak delegeler ile birebir görüşmeler yapacaktır.

Diğer adaylar ise Haluk Ulusoy ve Alp Yalman’dır…

Yer altı dünyasının isimlerinin son derece aktif biçimde seçim sürecine müdahil olması ile çekinen Alp Yalman adaylıktan çekilecek, Çakıcı-Peker destekli Mustafa Kefeli2nin karşısında tek aday olarak Haluk Ulusoy olarak kalacaktır.

Herkes Ulusoy’un da baskılara dayanamayarak ve korkarak çekileceğini düşünmektedir. Hatta Ulusoy’a destek vereceğini söyleyen Ali Şem seçimden 1 gece önce Ulusoy’u arayarak şartların değiştiğini ve Mustafa Kefeli2ye destek vereceğini söyler bununla da kalmaz gayet kibar bir dille Ulusoy’a “Akıllı ol,çekil” der…

Ancak Haluk Ulusoy tek bir adım adım geriye atmayacatır zira Haluk Ulusoy’un da Ankara’dan büyük ve “Ağar” bir güvencesi vardır…

O güvence TFF Başkanlık seçimlerinin yapıldığı gün, Korkut Eken ve “Özel ekibinin” seçimin yapıldığı salona girmesi ile gayet net anlaşılacaktır.

Korkut Eken’in salona girmesinden 15 dakika sonra daha önce tüm delegeleri kontrol edecek şekilde salona yerleşmiş olan Çakıcı ve Peker’in adamları salondan ayrılacak,Haluk Ulusoy ise kongreyi 195 delegenin 134’ünün oyunu alarak kazanacaktır…

Mehmet Ağar Türk sporunun zirvesine ilk kez işte bu olayla “Direkt” müdahale etmiştir.

Ağar 25 Kasım 1998’de Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan kendisi ve bu süreç ile ilgili haberde “Genel Kurul kulislerini tetikçilerin doldurduğu haberini alınca Korkut Eken’i otele gönderdim.Tetikçiler çekildi” ifadelerini kullanacaktır…

Haluk Ulusoy ile Mehmet Ağar çok yakın dosttur ve Ağar dostuna “Vefasını” göstermiştir. Bu iki simin ortak özelliği ise ikisinin de “Fanatik” derecede Galatasaraylı olmalarıdır…

***

Burada Ağar-Ulusoy ilişkisine bir virgül koyarak şimdi sizlerle 1974 tarihine gidelim…

Takvim yaprakları 1974’ü gösterdiğinde Türkiye Ligi’nde son 5 yıldır Adana Demirspor forması ile adeta fırtınalar estiren Fatih çoktan büyük kulüplerin radarına girmiştir.

Ancak Fatih için varsa yoksa Galatasaray’dır ve Fatih 1975 yılında kendisini Galatasaraylı yapan ve sonraları “Efsaneleşeceği” Galatasaray’a imza atar… O imza ile birlikte Fatih Terim “Efsanesi” de başlamaktadır.

Fatih Terim Galatasaray’da bir oyuncudan ve bir kaptan çok çok ötesidir…

Fatih Terim’in takım içerisinde inanılmaz bir ağırlığı vardır ve yeni gelen futbolcuların gideceği gece mekanlarından giyecekleri takım elbiselere,tarzlarına kadar hepsine Fatih Terim’in sözleri dinlenmektedir…

Gece alemini seven Terim,İstanbul da bir futbolcudan öte kurduğu ilişkiler ile bir “Ağır abi” olarak görünmektedir.

Ve tarihler 1984’ü gösterdiğinde İstanbul Emniyet Müdür Yardımcılığı görevine Emniyet camiasının hızla yükselen “Yıldızı” Mehmet Ağar getirilir.

Fanatik Galatasaraylı Ağar ile Galatasaray’ın “efsanesi” “Ağır abisi”, kaptanı kısacası her şeyi Fatih Terim’in yolları tam da bu süreçte kesişecek ve bir daha da ayrılmayacaktır.

***

Biz şimdi de gidelim 1996 yılına…

1996 yılında Mehmet Ağar artık “Gücünün zirvesindedir”. Ağar önce Fanatik Galatasaraylı Mesut Yılmaz Başbakanlığında kurulan ANAP-DOĞRUYOL koalisyon hükümetinde Adalet Bakanı olmuş kısa süren bu koalisyon sonrasında kurulan REFAH PARTİSİ-DOĞRU YOL koalisyonunda ise güç ve nüfuz olarak zirve yapacağı İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturmuştur.

“DEVLETTE” daha doğru ifade etmek gerekirse “DEVLETİN EN DERİNLERİNDE” Mehmet Ağar’dan habersiz kuş uçmamaktadır… Ağar’ın bu dönemdeki gücünü anlamak için Susurluk Skandalı’na bakmak ve bu skandal sonrasında “Konuşursam Türkiye sarsılır” ve “Bir tuğla çekersem tüm duvar yıkılır” sözlerine bakmak yeterlidir.

Mehmet Ağar’ın yakın dostu Fatih Terim ise başarısız Ankaragücü deneyimi sonrasında 1993 yılında Akdeniz Olimpiyatlarını kazanan Olimpik Milli Takım’ın başındadır ve yine 1993 yılında Sepp Piontek’ten boşalan A Milli Takım Teknik Direktörlüğü döneminde de 1996 yılında A Milli Takımı ilk kez Avrupa Şampiyonası finallerine taşıyan isim olmuştur.

Ancak Ağar ve Terim’in ortak “Sevdası” Galatasaray için işler pek de iyi gitmemektedir.

Kar-Heinz Feldkamp dönemi sonrasında Reinard Safting,Grame Souness gibi isimlerle çalışan Galatasaray istediği başarıları kazanamamaktadır.

İşte Galatasaray bu tablo içerisindeyken daha önceki “Kulüp” teknik direktörlüğü kariyeri Ankaragücü’nde hüsran ile biten ve başka bir kulüp çalıştırmamış Fatih Terim birden bire ve kimsenin beklemediği şekilde Galatasaray’ın teknik direktörü olmaktadır…

Bunda 1 Haziran 1996 tarihinde Galatasaray’a imza atan Fatih Terim’in bu imzasından sadece 27 gün sonra 28 Haziran 1997 tarihinde bir önceki hükümette Adalet Bakanı olan Mehmet Ağar’ın İçişleri Bakanı olarak gücünün zirvesine çıkmasının ve Galatasaray Başkanı Faruk Süren’in sıkıntılı TRANSTÜRK firmasının bu Ağar-Terim ilişkisi üzerinden devletten bazı “Anlayış ve kolaylıklar” bekleyip beklemediğini bilemiyoruz tabii…

Ama bildiğimiz bir şey var ki ;

Fatih Terim ‘in Galatasaray’a 1 Haziran 1996 tarihi itibariyle  fanatik Galatasaraylı ve Fatih Terim’in aile dostu Mehmet Ağar Adalet Bakanı,Fatih Terim Galatasaray Teknik Direktörü’dür, iktidardaki ANAP-DYP koalisyonunun Başbakanı ise  yine fanatik Galatasaraylı Mesut Yılmaz’dır…

Terim’in Galatasaray’a imza atmasından 27 gün sonra ise kurulan yeni hükümet ile (REFAH-YOL) Mehmet Ağar artık İçişleri Bakanı olmuştur.

Aradan çok geçmeden 1997 yılında bir başka Galatasaraylı Haluk Ulusoy da Mehmet Ağar desteği,Korkut Eken müdahalesi ile artık TFF Başkanıdır…

***

1996’da ortaya çıkan bu ilginç tablo 1Mehmet Ağar’ın ise Elazığ’dan Türk siyasi tarihinde bir “BAĞIMSIZ” adaya verilen en fazla oyu alarak bağımsız milletvekili olarak TBMM’ye girmesi ve bu tarihten sonra Türk merkez sağı için en büyük “Potansiyel lider adayı” olarak ortaya çıkarak devletin derinlerinde gücünü ve kudretini en heybetli biçimde kullanması ile devam edecektir…

Ağar’ın “Bağımsız Milletvekili” olarak TBMM’ye girdiği seçimlerde kurulan ANASOL-M Hükümetinin Başbakan Yardımcısı da yine Galatasaraylı Mesut Yılmaz’dır…

Peki futbol siyaset-mafya-spor ayağını bir araya böyle getirirken bu işin medya tarafı hiç eksik kalır mı? Kalmaz tabii ki…

***

Şimdi sizlerle 2002 yılının Haziran ayına gidelim…

2000-2002 yılları arasında Galatasaray’a 1 Süper Kupa,1 Süper Lig Şampiyonluğu kazandırmış,yarısı “Kiralık” bir takım ile Galatasaray’a Şampiyonlar Ligi’nde Çeyrek Final oynatmış olan Mircea Lucescu ile aniden yollar ayrılır…

Tabii Fatih Terim’in Fiorentina ve Milan maceralarının sona erip “Boşa” çıkmış olmasının bunda etkisi nedir onu da bilmiyoruz ama yine kesin olarak bildiğimiz bir şey var ki, Mehmet Ağar aile dostu Terim için yine devrededir… Galatasaray yönetimi niyeyse kendisi gidip Terim’e teklif sunamamış, Mehmet Ağar’ı “Aracı ve ricacı” koymuştur…

Mehmet Ağar yerel bir televizyon kanalında katıldığı programda aynen şunları söylemektedir: “Galatasaray yönetimi, benim aracılığımla Fatih Terim’e manevi baskı yapmaya çalışıyor” Ağar bu programda ilginç bir de detay vermekte ve Terim2in Korkut Eken adına yapılacak futbol turnuvasına katılacağını ifade ediyordu…

Ancak Terim bu kez sadece 1996-2000 döneminde fanatik Galatasaraylı Cem Uzan’ın Star Grubu tarafından desteklendiğinden çok daha güçlü bir medya desteğine de sahip olacaktır…

2002 yılının Haziran ayında “Ağar” ricacının devreye girmesi ile Galatasaray ile Terim prensip anlaşmasına varır ve taraflar “Hayırlı olsun” derlerken medyada da flaş bir gelişme yaşanmaktadır.

Çukurova Holding,Doğan Medya Grubu’ndan Tuncay Özkan ve ekibini transfer ediyor bu transfer medya dünyasına bomba gibi düşüyordu…

Bu transferi o dönem özellikle Pamukbank ile ilgili çeşitli sıkıntıları olan Karamehmet istiyordu zira Tuncay Özkan Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz’a en yakın gazeteciydi.

Sonraları Ergenekon kumpas davaları sürecinde tanık olarak dinlenirken Karamehmet “Tuncay Özkan benden habersiz transfer edildi” dese de buna kimseler inanmamıştı.

Tuncay Özkan ile Mesut Yılmaz arasındaki yakın ilişkide bir başka ortak nokta ise Tuncay Özkan’ın da tıpkı Mesut Yılmaz gibi koyu bir Galatasaray taraftarı olmasıdır…

Tuncay Özkan,Çukurova Grubuna “MEDYA GRUP BAŞKANI” adında şatafatlı bir unvan ile transfer olmuştu…

Tuncay Özkan’ın “Emrinde” o dönem 4 ulusal gazete (Akşam,Güneş,Tercüman,Bulvar),Lig maçlarını yayınlayan DİGİTÜRK -Ki Digitürk 2001-2002 sezonu devre arasında maçların yayıncısı olan TELEON’un yükümlülüklerini yerine getirmemesi ile yenilenen ihale sonrası  naklen yayın hakkını almıştı.Eski yayıncı TELEON da yine bir başka Galatasaralı Cem Uzan’ındı- lig maçlarının yorumlandığı LİG TV, Show Tv,SkyTurk ve ALEM FM’den oluşan devasa bir medya gücü vardır…

Yani;

TFF Başkanı “Ağar destekli Ulusoy

Galatasaray Teknik Direktörü “Ağar”ın aile dostu Fatih Terim

Başbakan Yardımcısı Galatasaraylı Mesut Yılmaz

Medyada ise Galatasaraylı Cem Uzan’ın sahibi olduğu UZAN MEDYA GRUBU ve Galatasaraylı Tuncay Özkan’ın başında olduğu Çukurova Medya Grubu…

Terim işte böylesi devasa bir medya gücünü de arkasına alarak Galatasaray’daki 2. dönemine başlamıştır…

Buna Fatih Terim’in ilk dönemindeki başarılı performansı ve İtalya’da haksızlığa uğradığı algısı eklenince Terim tıpkı aile dostu Mehmet Ağar’ın İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı olduğu 1985 yılında sahada kafa atıp rakip futbolcunun yüzünü kan revan içerisinde bırakmasına nasıl kimse “Çıtını çıkaramadıysa” o dönemden çok daha büyük ve güçlü bir “GİZLİ DOKUNMAZLIK ZIRHI” kazanmıştır…

Türk spor medyasında tüm spor müdürleri,tüm  muhabirler Terim’den korkmakta ve karşısında esas duruşa geçmekte, korkudan Terim’i eleştirecek tek satır dahi yazamamaktadırlar…

İşte o “GÖRÜNMEZ DOKUNULMAZLIK ZIRHI” nedeni ile 2002-2004 arasında Galatasaray’a on milyonlarca dolarlık transfer yaptırıp tek kupa kazanamadan çok kötü bir döneme imza atmakla birlikte kulübün milyonlarca dolarının da çöpe gitmesine neden olan Terim’e kimse bir şey diyememiş,yakın tarihte canlı yayında, maç sonu toplantıda Igor Tudor’u yarım saat boyunca yerin yedi kat altına soruları ile sokup çıkartan spor muhabirleri ve müdürleri Terim’in kötü performansı karşısında “Süt dökmüş kedi” gibidir… (Bu arada belirtelim spor müdürlerinin yerin dibine soktukları ve manşet üzerine manşet atarak istifaya zorladıkları Igor Tudor’un yerine tamamen tesadüf olarak yine Fatih Terim gelecektir)

***

Bu arada 2002 AKP iktidarı ile birlikte dengeler değişir,kartlar yeniden dağıtılır…AKP için Yıldırım Demirören “Emin” kişidir ve milyarlarca dolarlık futbol sektörünün tepesine TFF Başkanı yapılır…

AKP sporun medya ayağını ise Mustafa Erdoğan’ın en yakınındaki isim olan Rıdvan Dilmen üzerinden dizayn eder…

Sonrasında Demirören medyaya sokulup medya devi haline “Getirilince” spor medyası da yandaş Demirören-Şahenk ikilisi ile kontrol edilirken Rıdvan Dilmen TFF Başkanlığı hayalleri kurar hatta bunun için “Yeşil ışık” da alır…Nasıl kurmasın? Dilmen artık “Aileye” bir evlat kadar yakındır…

Aykut Kocaman’ın Teknik Direktör,Emre Belözoğlu’nun sportif direktör yahut yönetici olacağı bir federasyon tasarlaması muhtemel olan Dilmen’in futbolu bırakır bırakmaz Arda Turan’ı “Sen de var mısın?” çağrısı yaparak bu ekibe dahil etme düşüncesi var gibi gözükmekte…

Kulüpler Birliği de zaten “Damat” kontenjanından Göksel Gümüşdağ eli ile kontrol altında tutulmakta…

Yani efendim günümüzde an itibariyle “Baronları” spor dünyası dışından yandaş iş adamları eliyle AKP iktidarı belirlemektedir.

Bizler sadece sevdalısı olduğumuz renkler için sevinir yahut üzülürken birbirimizle kavga ederken, AKP iktidarı milyarlarca dolarlık bir endüstriyi kendi ellerinde kontrol etmekte, bu endüstri eli ile toplumu “Uyutmayı” da başarmaktadır…

Koyu Beşiktaşlı ve eski Beşiktaş yöneticisi ünlü televizyoncu Reha Muhtar’ın klasikleşen sözlerimizi kendimize “Uyarlayarak” bitirelim yazı dizimizi o zaman:

“İyi  geceler Türkiye’m… Her nerede UYUYOR ve UYUTULUYORSAN”

 

 

 

 

2 Yorum

2 Yorum

  1. Bilgi Atak

    15 Ocak 2021 at 16:51

    Eren Bey Ellerinize, emeğinize ,yüreğinize sağlık gerçekten kıymetli bilgiler sağlıcakla kalınız. Saygı ve sevgilerimle.

  2. Ben merkz

    18 Nisan 2021 at 00:24

    Gecen sezonun sampiyonu ile ilgili bir yazi dizisi de yazsaniz?..

Bir Cevap Yazın

ÖZEL HABER

UCUZA SATILAN GÖCEK LİMANI’NDA “KÜRESEL MÜTEAHHİTLİK” DEVİNİN İZLERİ

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF-ÖZEL

CELAL EREN ÇELİK

Muğla’nın Fethiye ilçesine bağlı doğa harikası Göcek’te, 3. derece doğal sit alanında bulunan liman ve iskelenin Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) tarafından milyonlarca liralık bir ihaleyle sessiz sedasız satıldığı ortaya çıkmıştı.

Cumhuriyet’ten Hazal Ocak’ın haberinde ihalenin 42 milyon lira bedelle Nur Çetin Taşkent kazandığı belirtilmişti.

Haberde Nur Çetin Taşkent’in ihaleyi, sahibi olduğu Mavi Göcek isimli şirket ile kazandığı da aktarılmıştı.

Ancak daha önce adı pek duyulmamış bir şirketin hem de kendisine sağlanan “Özel” imkanlar ile “Kamu zararı” oluşmasına rağmen, “Ballı” şekilde bu limanı ederinden çok ucuza nasıl aldığı kafalarda soru işaretleri oluşmasına sebep olmuştu.

Ancak ihaleyi alan ve daha önce ismi duyulmamış MAVİ GÖCEK isimli şirketin ardından “Küresel” bir müteahhitlik şirketinin izleri çıktı…

ŞİRKETİN YÖNETİM KURULU BAŞKANI NUR ÇETİN TAŞKENT DEĞİL

Zira Hazal Ocak’ın haberinde “Mavi Göcek şirketinin” sahibi olarak ismi geçse de MAVİ GÖCEK isimli şirkette Nur Çetin Taşkent sadece yönetim kurulu üyesi…

Şirketin “YÖNETİM KURULU BAŞKANI” ise İTO kayıtlarına göre Cüneyt Divriş.

Göcek Limanı ihalesini sessiz sedasız Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’ndan alan Mavi Göcek isimli şirketin diğer yönetim kurulu üyeleri ise Nur Çetin Taşkent ile birlikte Sezai Emin Taşkent,Alp Yalçın Taşkent,ve Mehmet Özgür Özgen.

Şirketin eski yönetim kurulu üyeleri ise Ali Aslan Uzun ve Altan Dinç.

BU İSİMLER O “KÜRESEL” ŞİRKETTE BİRLEŞİYOR…

Yapılan ihale ile doğa harikası Göcek’teki limanı özelleştirmeden satın alan MAVİ GÖCEK isimli şirketin yönetim kurulunda bulunan isimler ise bir başka ve çok daha büyük şirketin yönetiminde kesişiyor…

MAVİ GÖCEK isimli şirketin yönetim kurulunda yer alan Nur Çetin Taşkent,Sezai Emin Taşkent,Alp Yalçın Taşkent STFA GRUP’un “Yönetim Kurulu Üyeleri”…

Keza MAVİ GÖCEK isimli şirketin Yönetim Kurulu Başkanı olan Cüneyt Divriş de STFA Grup’un bir başka yöneticisi. Öte yandan MAVİ GÖCEK şirketinin eski yönetim kurulu üyelerinden Altan Dinç şu an da CFO olarak STFA GRUP Yönetim kurulunda yer alırken, MAVİ GÖCEK şirketinin bir diğer eski yöneticisi olan Ali Aslan Uzun ise STFA GRUP’un kısa süre öncesine kadar CEO’luğunu yapmaktaydı.

 

“KÜRESEL MÜTEAHHİTLER” LİSTESİNDEKİ ŞİRKETİN SÜRPRİZ YÖNETİM KURULU BAŞKANI…

STFA GRUP’un en önemli özelliği ise Uluslararası inşaat sektörü dergisi ENR’ın (Engineering News Record) her yıl açıkladığı “Dünya’nın en büyük uluslararası müteahhitlik şirketleri” listesinin “Müdavimlerinden” biri olması.

STFA GRUP bu “Küresel Listeye” ise STFA Construction Group şirketi ile giriyor…

AKP döneminde işleri daha da büyüyen STFA GRUP’un Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini ise ANAP eski Genel Başkanı Nesrin Nas’ın kocası olan Adnan Nas yapmakta… 

Adnan Nas AKP’nin özellikle ilk dönemlerinde AKP ve Recep Tayyip Erdoğan’a yaptığı övgüler ve AKP’nin ekonomi politikalarını beğenmesi ile gündeme gelen bir isim. 

Türk-Amerikan İş Adamları Derneği2nin başkanlığını da yapan Adnan Nas aynı zamanda 26 Ocak 2012 tarihinde KANAL D’de Mehmet Ali Birand’ın hazırlayıp sunduğu 32. Gün programına katılarak “25 milyon Galatasaray taraftarının en az 20 milyonunun AKP’ye oy verdiğini tahmin ediyorum” diyen ve Galatasaray eski Başkanı, ünlü iş adamı Ünal Aysal’ın yönetiminde Galatasaray yöneticisi olarak Galatasaray’ın Genel Sekreterliğini de yapmıştı.

Adnan Nas bir dönem ise ANAP eski Genel Başkanları’ndan olan ve kısa süre önce hayatını kaybeden eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz’ı  kuzeni olan Mehmet Kutman’ın sahibi olduğu GLOBAL YATIRIM HOLDİNG A.Ş’nin de Yönetim Kurulu üyesyidi. Hatırlanacağı üzere Mehmet Kutman Türkiye’nin adını “Tartışmalı” TÜPRAŞ özelleştirmesi ve olaylı GALATAPORT ihalesi ile duyduğu Yahudi iş adamı Sami Ofer’in Türkiye’deki ortağıydı.

BALLI İHALE İLE “UCUZA” ALINAN LİMAN…

Göcek Limanı ihalesinin en önemli tarafının ihalenin MAVİ GÖCEK isimli şirkete verilirken aslında ederinin çok daha altına satılmış olması.

Zira Cumhuriyet’ten Hazal Ocak’ın haberinde belirttiği gibi limanın karayolu bağlantısı olmadığı şeklindeki bilgi ile ihaleye giren şirketler düşük fiyatlar teklif etmişlerdi. Oysa ki karayoluyla bağlantısı olmayan iskele ve limanı alan MAVİ GÖCEK şirketine, Göcek Orman İşletme Müdürlüğü tarafından MOPAK’a tahsis edilen araziden geçiş izni verildi.

MOPAK bunun üzerine Özelliştirme İdaresine başvurarak verdiği dilekçede “Verilen yol izni ile taşınmazını şartnamedeki durumu değişmiş ve değeri ihalede belirlenen 42 milyon liranın çok daha üzerine çıkmıştır. Bu durum ihaleye katılan diğer katılımcıların haklarını zedelemiş hem de ülkemizi kaynaklarının daha düşük bedel ile özelleştirilmesi sebebiyle Hazine zararı oluşmuştur” ifadelerini kullanmıştı.

________________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

 

 

 

 

 

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

KİM BU “MİLYONLUK” DANIŞMAN?

Yayınlanma Tarihi:

on

 

HABER ALTERNATİF-ÖZEL

Celal Eren ÇELİK

Günlerdir çektiği videolar ile Türkiye’de gündemin en önemli maddesi haline gelen Sedat Peker merakla beklenen 5. videoyu da yayınladı. Ancak yine çarpıcı iddialar ortaya atan Sedat Peker bu videosundaki iddialardan birisinde küçük ama önemli bir “Hata” yaptı.

Bu önemli detayı ise kamuoyunun gündemine HABER ALTERNATİF getiriyor…

Peker 5. videosunda Süleyman Soylu’nun Ali Faik Hocaoğlu isimli bir danışmanı olduğunu belirterek bu danışmanın 1.6 milyonluk araca bindiğini ve Trabzon’da 5 milyon TL’ye ev yaptırdığını belirterek “Danışman maaşları ne kadar? Benim bildiğim 10 bin TL bile değil” diyerek Soylu’ya yönelik “Danışmanı böyle zengin” ifadelerini kullandı.

Ancak Peker’in Soylu’nun danışmanı olarak ismini verdiği Ali Faik Hocaoğlu isminde bir danışmanı yok. Süleyman Soylu’nun danışmanlığını yapan ve Peker’in bahsettiği kişinin “Doğru” adı Ali Faik Hacıoğlu.

Ali Faik Hacıoğlu AKP’nin eski Trabzon İl Yönetim Kurulu Üyesi. Hacıoğlu Ailesi Trabzon’un en etkili ailelerinden birisi ve ailenin bir diğer önemli ismi İsmail Hacıoğlu ise AKP Trabzon Milletvekili aday adayıydı.

Ali Faik Hacıoğlu AKP Trabzon İl Yönetim Kurulu Üyeliği sonrasında usulsüz şekilde hiç bir sınav ve KPSS’ye girmeden doğrudan İçişleri Bakanlığı’na “Müşavir” olarak atandı.

Sonrasında ise Soylu’ya en yakın isimlerden birisi oldu.

Ancak Ali Faik Hacıoğlu, Süleyman Soylu kadar başka isimler ile de yakın ilişkiler kurdu. Bu isimlerden bir tanesi ise AKP Trabzon Ortahisar İlçe Yönetim Kurulu üyesi olan Temel Bektaşoğlu.

Temel Bektaşoğlu ise 2008 yılında Rize’den Trabzon’a 1,5 kilo uyuşturucu getirmek isterken yakalanmış ve yargılandığı davada mahkum olarak 6,5 yıl hapis cezası alarak hapse girmişti.

İşte uyuşturucu taşırken yakalanıp hapse giren AKP yöneticisi Temel Bektaşoğlu ile Süleyman Soylu’nun birlikte fotoğrafları ise yine bizzat Temel Bektaşoğlu tarafından sosyal medyada paylaşılmıştı.

Süleyman Soylu ile Temel Bektaşoğlu’nun birlikte verdikleri poz ise Sedat Peker’in videosunda ismini “Hatalı” olarak söylediği Ali Faik Hacıoğlu’nun makamında çekildi.

Peker’in videosunda “1,6 milyonluk arabaya binip,5 milyon TL’lik ev yaptırdı” dediği Soylu’nun danışmanı Ali Faik Hacıoğlu’nun makamında İçişleri Bakanı Soylu ile pozları çıkan uyuşturucudan yakalanmış eski AKP’li yönetici Temel Bektaşoğlu’nun Soylu için yaptığı ve kendisinin de yanında olduğu fotoğrafları da içeren başka sosyal medya paylaşımları da bulunuyor.

2019 yılının mayıs ayında ortaya çıkan görüntüler ilk olarak 16punto.com isimli bir haber sitesinde yayınlanmıştı. Ancak bu görüntüleri yayınlamasından bir süre sonra 16punto.com sitesi kapandı ve şu an bu siteye ulaşılamıyor.

 

Öte yandan Soylu’nun danışmanı Ali Faik Hacıoğlu aynı zamanda Türkiye Okul Sporları Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmakta. Federasyonun başkanı ise eski Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı Danışmanı ve eski Milli Eğitim Bakan müşaviri Dr.Ömür Fatih Karakullukçu.

_______________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

TÜRKİYE’NİN ZORLU VE “ZORUNLU” İHTİYACI: “BÜYÜK SİSTEMSEL DEĞİŞİM”

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

Türkiye günlerdir Sedat Peker’in çektiği videoları konuşuyor…Videolarda Peker tarafından “Ustaca” verilen mesajlar kadar, açıklamalarda ortaya dökülen ilişkiler ağını her bir yeni videoda şaşkınlıkla öğreniyor.

Oysa bu kadar şaşırmayı gerektirecek bir durum yok ortada…

Zira Türkiye’de bugün Sedat Peker’in videolarında yapmış olduğu açıklamalarda ortaya çıkan kirli hatta kanlı ilişkiler yumağı halen konuşulabiliyorsa bizim aslında bakmamız gereken nokta olan “Çürümüş” ve “Çökmüş” sistemin kokuşmuşluğu nedeniyledir.

Bu sistem yaklaşık 40 yıldır dönemsel olarak ele geçirilen çeşitli fırsatlar nedeni ile değiştirilmediği hatta hakim güç odaklarının -siyasetçi,bürokrat,iş dünyası,istihbarat-işine geldiği için değiştirilmek şöyle dursun her geçengün yapısı korunaklı hale getirildiği için bugün gelinen noktada çökmüş ve çökerken bir ülkenin tüm yapısal organizasyonunu da altında bırakma tehlikesini karşımıza tüm çıplaklığı ile koymuştur.

Evet Sedat Peker’in bugün yaptığı açıklamaların “Sebebini” arayanlar hata etmektedirler. Zira Sedat Peker’in bugün yapmış olduğu açıklamalar bir “Sonuçtur”.

Bu ülkede 1990’lı yıllar ile başlayan ve mafya-istihbarat-siyasetçi-asker-polis ayaklarının iç içe geçtiği ve “Derin” koridorlarda acımasızca alınan “Kirli” kararların uygulandığı sürecin Susurluk’ta ortaya “Çıkar gibi” olmasına rağmen üzerine tam anlamı ile gidilip tasfiye edilememesi bugün Sedat Peker’in bu açıklamaları yapmasına sebep olmaktadır.

Zira 1990’lı yıllardan beri oluşturulan bu girift ve kirli ilişkiler yumağının  en önemli “Denge” faktörlerinden birisi de “Operasyonel” kullanım özellikleri dolayısı ile ülkedeki çeşitli mafya grupları ve organize suç örgütleri ile bu örgütlerin liderleri olmuştur.

Siz eğer ülke olarak dış borcunuzun hatırı sayılır bölümünü  halen kara para üzerinden finanse ediyorsanız bu organize suç örgütü liderlerini “Derinlerdeki” o dengelerin içerisine her dönem sokmaya mahkum kalırsınız.

O zaman da bu isimler dönemin en önemli siyasetçileri,bürokratları,emniyetçileri ve istihbaratçıları ile aynı masalara oturup kalkmaya başlarlar ve neticede “Baki” olan devlet olduğundan, kendilerinin kullanım süresi dolduğu zaman “Tasfiye” edilecekleri dönemlerde bu tip konuşmalar yaparak pazarlık masasına oturmaya başlarlar.

Bu isimler döneme göre değişir, önemli olan ise bu çarpık ve kirli düzeni değiştirebilmektir.

Bu çarpık, kirli ve ellerinde kan olan sistemin değişmemesi halinde bugün Sedat Peker’i konuşan Türkiye yarın Alaattin Çakıcı’yı konuşacak, gün geçip konjonktür değiştiğinde konuşacağımız mafyatik isimler değişecek ama karşılaşacağımız rezaletler değişmeyecek hatta her geçen gün büyüyecektir.

Türkiye’de sistem çökmüştür ve yeni baştan inşa edilmesi gerekmektedir.

Bu yeni ve büyük sistem inşası ise, bugün siyasi hayatımızın içerisinde kendisini var eden hali hazırdaki siyasal aktörler ile mümkün değildir. Zira bu siyasal aktörlerin tamamı Türkiye’de vatandaşı yıllardır ezen ve artık çökmüş haldeki bu sistemin bizzat içerisinde olan, yıllarca öyle veya böyle bulundukları konum, aldıkları görev ve unvanlar itibariyle bu sistem içerisinde yaşanan çöküşte küçük yahut büyük mesuliyeti olan isimlerdir.

O nedenle Türkiye’de artık zorunluluk haline gelmiş olan o “Büyük değişimi” yıpranmamış ,genç, dinamik ve nitelikli kadrolar sağlayabilecektir.

Şu an Türkiye’de halk da eskiyen yüzlerden ve eskimiş sözlerden bıkmıştır ve yeni bir siyasal kadro görmek istemektedir.

Nasıl ki 1950 seçimleri öncesinde halk yeni bir “Umut” beklerken karşısında kendisine umut olan DP’yi iktidara getirdi, nasıl ki 1970’lerde “Umudu” olan Ecevit ve O’nun  genç, yıpranmamış ama nitelikli kadrolarına solu Türkiye’de iktidara taşıma şansı verdi, 1980 askeri darbesi sonrasında nasıl “Yenilikçi” Özal’ın ANAP’ına umut bağladı ve nasıl ki 2001 krizi sonrası yaşanan umutsuzluk döneminde “Umut” olan AKP’yi iktidara taşıdı işte şimdi de Türkiye kendisi için “Umut” olacak bir siyasal kadroyu beklemektedir.

Siyaset konjonktürel bir olaydır ve konjonktür de şu anda Türkiye’de yaşanacak o “Büyük değişimi” sağlayacak bu nitelikli kadroyu ortaya çıkartacağı döneme adım adım ilerlemektedir.

Ve bilesiniz ki o günler de çok uzak değildir…

________________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: