Sosyal Medya Hesaplarımız

ÖZEL HABER

YİNE “YANDAŞ” VAKIF,YİNE MİLYONLUK İHALELER

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF-ÖZEL

Celal Eren ÇELİK

AKP’ye yakın yandaş “vakıfların” yöneticilerine giden milyonluk ihalelerin bir yenisi daha ortaya çıkarken bu kez yöneticisi milyonluk devlet ihalelerini alan “Yandaş” vakıf HAMİDİYE KÜLTÜR VE EĞİTİM VAKFI…

VAKFIN İNTERNET SİTESİNDE YÖNETİM KURULU YOK…

HAMİDİYE KÜLTÜR VE EĞİTİM VAKFI’nın resmi web sitesinde vakfın yönetim kurulu üyelerinin kimler olduğu yahut mütevelli heyetinin kimlerden oluştuğuna dair hiç bir bilgi bulunmamakta…

Ancak vakfın yapmış olduğu duyuru ve paylaşımlar incelendiğinde vakfın yönetim kurulu başkanının Hasan Kuralkan olduğu ortaya çıkıyor…

Hasan Kuralkan ismi ise AKP’ye çok yakın bir şirket olan KURALKANLAR BİLGİSAYAR VE SENTİM BİLİŞİM’in Yönetim Kurulu Üyesi.

“YANDAŞ” VAKFIN BAŞKANININ ŞİRKETİNE MİLYONLUK İHALELER!

AKP’ye gazete ilanları ile açık desteğini bildiren vakıf ve derneklerden birisi olan ve bu gazete ilanlarında AKP’yi destekleyen onlarca vakıf adına yayınlanan bildirinin altına imza atan MİLLİ İRADE PLATFORMU’nun da önemli, üyelerinden birisi olan HAMİDİYE KÜLTÜR VE EĞİTİM VAKFI’nın başkanı Hasan Kuralkan’ın Yönetim Kurulu Üyesi olduğu KURALKAN BİLİŞİM OTOMOTİV SAN. VE DIŞ TİC. A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanlığını ise Yusuf Kuralkan yapmakta…

KURALKAN BİLİŞİM’in kardeş şirketi ise SENTİM BİLİŞİM…

HAMİDİYE KÜLTÜR ve EĞİTİM VAKFI Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Kuralkan’ın şirketleri KURALKAN ve SENTİM BİLİŞİM’e AKP döneminde adeta ballı kaymaklı ihale yağıyor…

TÜRKİYE DENİZ İŞLETMELERİNİ ZARARA UĞRATAN ŞİRKET…

Bu şirketlerden SENTİM BİLİŞİM’in ismi ilk kez Sayıştay raporlarında Türkiye Deniz İşletmeleri’nde yaşanan “Vurgun” ile karşımıza çıkmakta…

Binali Yıldırım’ın özel isteği ve dönemin Türkiye Deniz İşletmeleri Genel Müdürü Burhan Külünk’ün talimatı ile kurum bünyesinde açılan Kurumsal Bilgi Sistemleri Projesi’nin teknik şartnamesi ihaleyi SENTİM BİLİŞİM’in alacağı şekilde hazırlanıyor…

Bu usülsüzlüğe itiraz eden dönemin Teknik Hizmetler Dairesi Başkanı Naci Kaya’ya ve Bilişim Teknolojileri Müdürü Taner Tanrıverdi ise görevlerinden alınarak başka görevlerde “Kızağa” çekiliyor.

Gerçekleşen ihaleyi hiç bir yeterliliği olmamasına rağmen SENTİM BİLİŞİM alıyor…Ancak SENTİM BİLİŞİM hiç bir yeterliliğe sahip olmadığı için işi zamanında teslim edemiyor.Türkiye Deniz İşletmeleri’nin 300 milyo TL zarara uğradığı Sayıştay Raporları’nda belgeleniyor,işin zamanında teslim edilememesi dolayısı ile Türkiye Deniz İşletmeleri IBM’den 50 bin Dolara hizmet satın almak zorunda kalıyor.

SENTİM BİLİŞİM’e verilen bu “Usülsüz” ihale nedeni ile kamu bu kadar zarar ederken, Türkiye Deniz İşletmeleri şirket hakkında dava açmadığı gibi, taahhüt ettiği hizmeti ciddi bir gecikme ile sağlayan SENTİM BİLİŞİM gecikmeden kaynaklı ödemesi gereken zarar tazminatının tek bir kuruşunu da Türkiye Deniz İşletmeleri’ne ödemiyor…

TCDD’NİN İHALESİ DE SENTİM’E…

TCDD geçtiğimiz yıllarda 35 bin personelinin iletişim ve mesajlaşma ihtiyaçlarını karşılayacak büyük bir ihale açıyor…Bu ihalede de SENTİM frması karşımıza çıkıyor ve ihale HAMİDİYE KÜLTÜR VE EĞİTİM VAKFI Başkanı Hasan Kuralkan’ın şirketi SENTİM BİLİŞİM’E veriliyor…

MENZİL İLE DE İŞ YAPIYORLAR…

HAMİDİYE KÜLTÜR VE EĞİTİM VAKFI Başkanı Hasan Kuralkan’ın şirketi SENTİM BİLİŞİM’in enteresan “Referanslarından” birisi de EMSEY HASTANESİ…

EMSEY HASTANESİ, Menzil Tarikatı’nın Hastanesi olarak biliniyor ve tarikatın şeyhinin hastanede kaldığı dönemde yattığı odanın şatafatı ile gündeme gelmişti.

İşte Menzil Tarikatı’nın hastanesi EMSEY HOSPİTAL’in kurum bünyesindeki sanallaştırma ve yönetim platformlarının modernizasyonu ve alt yapı değişikliği işlerini de SENTİM BİLİŞİM yapmakta…

FATİH PROJESİ’NDE DE SENTİM BİLİŞİM VAR…

AKP iktidarının eğitimde “Devcrim” olarak sunduğu ancak tam olarak uygulanamaması ile aslında bir fiyaskoya dönüşen FATİH PROJESİ’nde de karşımıza HAMİDİYE KÜLTÜR VE EĞİTİM VAKFI Başkanı Hasan Kuralkan’ın şirketi SENTİM BİLİŞİM çıkmakta…

Projenin “Alt yapı hizmetleri” ihalesini 31 milyon 763 bin 717 lira bedelle alan şirket de yine SENTİM BİLİŞİM oldu…

SANKİ VAKIF DEĞİL “AKP PROPAGANDA SERVİSİ”…

Bu arada HAMİDİYE KÜLTÜR VE EĞİTİM VAKFI’nın resmi web sitesi incelendiğinde vakfın hizmet ve faaliyetlerinden çok gündemdeki siyasi konular ile ile ilgili AKP destekçiliği ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan övgüsü paylaşımlar dikkat çekiyor…

Örneğin son dönemin en önemli tartışma konularından birisi olan Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açılışı ile ilgili yapılan paylaşımda “Bu kahraman milletin ebedi bir medar-ı şerefi ve Kur’an ve cihad hizmetinde dünyada pırlanta gibi pek büyük bir nişanı ve kılınçlarının pek büyük ve antika bir yadigarı olan Ayasofa Camii’nin 86 yıl sonra tekrar cami statüsüne kavuşturulması kararı, kalb-i külliyi ve vicdan-ı umumiyeyi ziyadesiyle memnun etmiş, gönüllere inşirah düşmüş, bütün dünyadaki müslümanları sevinç gözyaşlarıyla gark etmiştir. Bu nimeti bizlere bahşeden Cenab-ı Allah’a nihayetsiz hamdolsun….” ve ”

Bu vesile ile, bu hayırlı karara katkısı olan herkesi, Danıştay 10. Dairesini, hükümetimizi, ve hususan Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı en içten duygularımızla tebrik ediyoruz. Cenab-ı Hak, Cumhurbaşkanımızı hıfz ve muhafaza eylesin, uzun ömürler bahşetsin, hayırlı hizmetlerde muvaffak ve muzaffer kılsın, Amin.” ifadeleri kullanılmakta.

Yine Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş2ın geçtiğimiz Ramazan Ayı’nın ilk Cuma hutbesinde kullandığı  ve büyük tepki çeken,tartışmalara yol açan  “İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lutiliği, eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti? Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir bunun hikmeti” ifadeleri için de HAMİDİYE EĞİTİM VE KÜLTÜR VAKFI yaptığı açıklamada ”

Sayın ve Çok Değerli Diyanet İşleri Başkanımız,
Bu mübarek Ramazan ayında emr-i ilahiyeyi hafife alan ve Ramazan ayına saygı göstermeyen azgın ve sapık gruplara karşı, hakikat-ı Kuraniyeyi müdafaa etmek ve genç nesillerin iffet ve ismetini, namus ve şerefini muhafaza etmek her müminin ciddi bir görev ve sorumluluğudur.

Beşerin dünyevi ve uhrevi kurtuluşunun ebedi reçetesi olan o ulvi ve kudsi Sada-yı Kur’aniyenin, Güneş gibi zahir o Kelam-ı ilahiyenin gür, berrak beyanının yanında, bazı nadanların beyanlarının hiçbir değeri yoktur.

Sayın Başkanımız,
Yaptığınız tebliğden dolayı sizi tebrik ediyoruz. Allah yar ve yardımcımız olsun, elbette ta kıyamete kadar hak söylenecek, hakikat duyurulacaktır.
Asla endişe etmeyiniz. Çünkü kalb-i külli ve vicdan-ı umumi yanınızdadır.
Zatınıza sıhhat ve afiyet diliyor, sizi bütün ruhumuzla kucaklıyoruz.” ifadeleri ile destek verdi.

Vakfın resmi web sitesinde Hüsnü Bayram tarafından kaleme alınan ve Said Nursi ve Nur Risalelerine övgüler düzülen “Hüsnü Bayram Ağabey’den Umum Nur Talebelerine Bir Mektup” başlıklı paylaşım da dikkat çekmekte…

Vakfın özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan ile de yakın ilişkileri var…Vakıf son olarak Bilal Erdoğan’ın Başkanlığını yaptığı ETNOSPOR KONFEDERASYONU’nun etkinliklerine katılım sağlamış ve bunu da hesaplarında Bilal Erdoğan ile çektirdikleri fotoğraflar ile paylaşmıştı.

 

 

Yorum yapmak için tıklayın

Bir Cevap Yazın

MEDYA

“KÜRESEL KARTELİN” PRENSİ: BUĞRA KAVUNCU

Yayınlanma Tarihi:

on

CELAL EREN ÇELİK

Dün gecenin tartışmasız en çok konuşulan televizyon programı HaberTürk ekranlarında Fatih Altaylı’nın TEKE TEK programında Buğra Kavuncu’nun bizim 22 Ağustos 2018 tarihinde kaleme aldığımız, İYİ PARTİ’den ihraç edilen Ümit Özdağ’ın da gündeme getirmesi ile adeta siyasette bir deprem etkisi yaratan ÖZBEKİSTAN’DAN GELEN PRENS:BUĞRA KAVUNCU yazımız ile ilgili yaptığı açıklamalardı. (Ki kendisinin “Ben onu tanımam”, “Dedem Kurtuluş Savaşı kahramanı”, “Buna cevap bile vermem” dışında kağıttan okuyarak yaptığı bu sipariş programda “VERİLEMEYEN” cevaplara girmiyoruz bile)

Ancak bu kadar gümbürtü içerisinde programın aslında en can alıcı kısmı özellikle tüm tartışma Buğra Kavuncu’nun akrabalık ilişkileri üzerinden sürdürüldüğü ve akrabalarının FETÖ bağlantısı düzelminde tartışılmaya devam etiği için arada kaynadı…

Oysaki bizim iddiamız neydi? Biz Buğra Kavuncu’nun İYİ PARTİ içerisindeki “KÜRESELCİ KANADIN” en önemli aktörü olduğu tespitini yapmıştık bundan 2 yıl önceki yazımızda… Ve o yazımızda Kavuncu’nun siyasete atılmadan önce Türkiye CEO’luğunu yaptığı Alman kimya devi BASF’a ve BASF’ın “Derin” ilişkilerine özel bir bölüm ayırmıştık...

İşte Fatih Altaylı dün gece yayınlanan programda canlı yayında Buğra Kavuncu’ya tam da bu konuyu yani BASF’ın “Derin ilişkilerini” sorduğunda Buğra Kavuncu adeta bir anda “Kalakaldı”. Zira bu şirketin Alman ve Amerikan devleti ve istihbarat servisleri ile girift ilişkilerini kabul etse, nasıl olup da böyle bir şirketin CEO’su olarak milliyetçi bir parti içinde Türkiye’yi yönetmeye talip olduğunu da anlatması gerekecekti ve tabii bunu öyle “Ben onu tanımam,bunla işim olmaz,dedem Kurtuluş Savaşı kahramanı” diyerek de izah edemeyecekti.

Kavuncu soruya “Dünya’nın tüm büyük Küresel şirketlerinin devletler ile işi vardır” diyerek cevap verdi yani yazdıklarımızı yalanlayamadı. Her şeye “Yalan,iftira” diyen Kavuncu konu BASF olunca ne “Yalan” diyebildi ne “İftira”…

Evet gerçekten de bu BASF konusu çok ama çok önemli hali ile Kavuncu ile BASF arasındaki ilişki de çok önemli…

O zaman bu “KÜRESEL KARTELİ” tüm detayları, girift ilişkileri ve belgeleri ile anlatalım ve sonra Sn.Kavuncu’ya bazı sorular soralım…

***

Tarih yaprakları 25 Aralık 1925’ı gösterdiğinde Almanya’da Dünya’nın en büyük kimya “KARTELİNİN” kuruluş anlaşması imzalanmaktaydı…

Henüz 1.Dünya Savaşı’ndan önce Alman kimya endüstrisi Dünya’nın en büyüğü olmayı başarmış, özellikle sentetik boya alanında Dünya piyasasının  %90’ını elinde bulundurmakta ve Dünya ihtiyacının %80’ini ihraç etmekteydi,.

Ancak dev Alman kimya şirketleri 1.Dünya Savaşı’ndan Almanya’nın yenik çıkması ile birlikte adım adım yaklaşan Dünya ekonomik krizi ve “Büyük Buhran”ın kendilerine yabancı şirketler tarafından piyasalarda ağır bir darbe vuracağını anlamış ve bir araya gelerek bir “KÜRESEL KARTEL” yaratmaya karar vermişlerdi.

İşte bu “KÜRESEL KARTELİN” mimarı ve öncüleri ise BAYER’in Başkanı Carl Duisburg ile BASF şirketinin Başkanı Carl Bosch olmuş, ikilinin yoğun çalışmaları sonrasında Alman kimya devleri IG FARBEN adı altında 25 Aralık 1925 tarihinde birleşerek Dünya’nın ilk “KİMYA KARTELİNİ” oluşturmuşlardı.

Kuruluş esnasındaki hisse dağılımı ise şöyle olmuştu:

BASF (%27.4)

Bayer (%27.4)

Hoechst-Cassella-CFR Birleşik (%27.4)

Agfa (%9)

Cfge (%6.9)

CF Weiler Ter Meer %1.9)

Sadece 1 yıl sonra bu “KİMYA KARTELİNİN “sermayesi 1.4 milyar Mark olmuş,Rockefeller Ailesi’nin Standart Oil imparatorluğu, DuPond gibi devler ile de özel ilişkiler kurulmaya başlanmıştı.

Çok geçmeden 1931 yılında Dünya’nın “KİMYA KARTELİ” IG FARBEN ABD kolunu da kurdu…

I.G FARBEN USA’nın Yönetim kurulunda ise Rockefeller Ailesi’nin ünlü bankası Chase Manhattan Bank’ın atası olan Bank of Manhattan’dan H. A. Metz, Federal Reserve New York’tan (ABD Merkez Bankası) ise C. E. Mitchell  ve Walter Teagle bulunmakta,Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı ise IG FARBEN’in en büyük hissedarı olan BASF’ı Başkanı Karl Bosch yapmaktaydı…

IG FARBEN ile ABD büyük sermayesinin “Eklemlenmesi” de tamamlanmış ve IG FARBEN artık KÜRESEL ve “Kontrol edilemez” muazzam bir güç haline gelmişti.

Öyle ki IG FARBEN’ın Yönetim Kurulu için “İLAHLAR KONSEYİ” denilmekteydi.

İşte bu “KÜRESEL KARTEL” 2.Dünya Savaşı’nın da Almanya ve HİTLER için en önemli şirketlerinden bir tanesi olacak,savaş boyunca Alman ordusunun tüm kimyasal ihtiyaçlarını tek başına karşılayacak, ünlü toplama kampı Auschwitsch’e kendi adı ile Auschwtich IG adı ile tesis kurup, bu kamplarda insanlar üzerinde kullanılan ölümcül Zyklon B Gazını üretecekti.

IG FARBEN devasa bir güçtü ve savaşı kazanan ABD ve SSCB bu devasa gücün kontrolü için de pazarlıklar yaptılar…Zira artık Dünya’nın 2 “Süper gücü” vardı ve böylesi bir devasa “KARTELİ” tek bir “Süper güç” kontrol edemezdi…

IG FARBEN’in kontrolü savaştan hemen sonra ABD ve Rusya tarafından eşit olarak sağlanırken, “KARTELİN” Dünya’ca ünlü merkez binası ise 1995 yılına kadar CIA’ya ev sahipliği yapacaktı.

***

İşte 2. Dünya Savaşı biterken Alman istihbaratının en tepesindeki sayılı isimlerden birisi olan Reinhard Gehlen, SSCB ile ilgili elinde bulunan çok önemli bazı bilgileri ABD ile paylaştı ve ABD ile bir anlaşma yaptı. Gehlen anlaşmayı bizzat ABD istihbaratının “1 NUMARASI” Allen Dulles ile yaptı.

Bu anlaşmaya göre ABD, daha kurulmamış ve o yıllarda adı OAS olan CIA’nın yapılanmasını da,1955-1968 arasında Federal Alman istihbaratının yeniden yapılandırılması görevini de Gehlen’e verdi. Gehlen de bunun karşılığında ABD’ye Dünya’nın 4 bir yanında bulunan ve “Savaş suçlusu olarak aranan ” kendisinin bizzat yetiştirdiği özel yetiştirdiği istihbaratçıların listesini verdi ve bu isimlerin savaş suçlusu olarak yargılanmadan getirilmesini istedi…

Taraflar el sıkışmıştı.

(Gehlen’in en önemli öğrencilerinden birisi Ruzi Nazar’dı ve Ruzi Nazar ile Buğra Kavuncu’nun öz dayısı Enver Altaylı baba oğul gibiydiler… Ama bu “Akrabalık ilişkileri” bu yazının konusu değil o nedenle bu konuya hiç girmeyeceğiz ama dip not olarak bu da aklınızda bulunsun.)

***

Bu arada savaş sonrasında kurulan Nürnberg Mahkemeleri’nde yargılanan Nazi savaş suçluları tek tek ya ölüme mahkum edilip cezaları infaz ediliyor yahut çok ağır hapis cezalarına çarptırılıyordu.

Ama ilginçtir, çok üst düzey bir NAZİ yöneticisi olmasına rağmen bir kişi bu mahkemelerden “BERAAT” etmişti ve o isim 2.Dünya Savaşı’ndaki en önemli ekonomi liderlerinden Carl Wurster’di…

Ama bu beraatin sebebi sonradan anlaşılacaktı…

Zira Carl Wurster, ABD ve SSCB’nin kendi kontrolleri altına alabilmek adına 7 ana kurucu şirkete böldükleri IG FARBEN’in en büyük hissedarı olan BASF’ı yeniden kuracak ve en yakın arkadaşlarından birisi olan ve CIA ile BND’yi beraber yapılandıran Reinhard Gehlen’in adeta Almanya’yı perde gerisinde yönettiği en “Kudretli” yıllarında BASF’ı devasa bir güce dönüştürecekti.

***

ABD için IG FARBEN’in kontrolü o kadar önemliydi ki savaş bittikten hemen sonra dahi CIA,Rus bölgesindeki IG FARBEN yapılanması hakkında ajanları vasıtası ile Washington’a istihbarat akışını hiç kesmedi…Gözleri hep IG FARBEN’in ve tabii ki sonrasındaki süreçte BASF’ın üzerinde oldu.

IG FARBEN Merkez binası ise hem CIA’nın Avrupa’daki en önemli merkez ofisi hem de Kuzey Kuvvetleri Komutanlığı’nın merkezi olarak kullanıldı. IG FARBEN Merkez binasının diğer ismi “AVRUPA’NIN PENTAGONU” oldu.

İşte CIA’nın savaştan 25 sene sonra üzerindeki “GİZLİLİK YASAĞI” kalkan ve IG FARBEN ile ilgili kendi resmi sitesinin dijital arşivine yüklediği o IG FARBEN raporlarının belgeleri…

 

 

IG FARBEN ve 2.Dünya Savaşı sonrasında ABD kontrolünde yeniden yapılandırılan BASF gerek Alman istihbaratı gerekse ABD istihbaratı ile en girift ilişkileri kuran şirket olarak kayıtlara geçecekti.

****

Alman “KİMYA TEKELİ” BASF ve IG FARBEN’in ne kadar muazzam bir büyüklüğü ve gücü olduğunu, bir şirketten çok daha fazla anlam taşıdığını ve gerek Alman gerekse ABD istihbarat servisleri ile iç içe geçen yapısını sanırız yeterince açık ve net ortaya koyduk…

***

Şimdi sizlerle 1997 yılına doğru uzanacağız..

Tarih yaprakları 1997 yılını gösterdiğinde Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Politikaları bölümünden bir genç mezun olmaktadır… O gencin ismi Satuk Buğra Kavuncu’dur…

İşte bu genç yeni mezun Ziraatçi, kendisini Orta Asya steplerine atar,gittiği ülke Kazakistan olacaktır.

Genç Buğra Kavuncu’nun öz geçmişine baktığımız zaman 1997-2006 yılları arası için hemen her yerde sadece tek bir cümle yazıldığını görüyoruz:“1997 yılında Kazakistan’ın Almatı şehrinde genç bir girişimci olarak iş hayatına atılan Kavuncu ortakları ile birlikte kurduğu şirketini büyüterek Orta Asya’da bilinen bir marka haline getirdi”

Bir de şirket ismi var karşımızda Kavuncu’nun bu 1997-2006 yılları arasında: USTA LLP.. Bu şirketin faaliyet alanının “Yapı kimyasalları” olduğu “Söyleniyor”…

“Söyleniyor” diyoruz zira şirket ile ilgili en ufak ize rastlamak mümkün değil.

Kavuncu’nun bahsedilen ortakları kimdir, hangi yatırım ve başarılar ile şirket Orta Asya’nın en tanınan markalarından birisi olmuştur bilinmiyor… Böyle çok başarılı bir şirketin bir web sitesi bile yok mesela…

Hakkında Türk ve Kazak basınında yayınlanmış bir haber? Yok… Yani Kavuncu’nun 1997-2006 arası oldukça “Gizemli”…

***

Ama ne oluyor, nasıl oluyorsa 2006 yılında Buğra Kavuncu, hani Ziraat Fakültesi mezunu olan “Ziraatçi” Kavuncu, hani ortağı bilinmeyen, web sitesi olmayan “Gizemli” bir şirketle iş yapma tecrübesi dışında “KURUMSAL” bir iş hayatı da olmayan Kavuncu, az önce detaylıca nasıl bir güç olduğunu yazdığımız “KÜRESEL KARTEL” BASF’ın BASF Construction Chemicals Central Asa LLP şirketine “GENEL MÜDÜR” olarak atanıyor!

Yetrmiyor efendim,Buğra Kavuncu 2008-2010 yılları arasında ise BASF Central Asa’da Genel Müdür oluyor, en sonunda 2016 yılında yani BASF gibi küresel bir kartele adım atmasının sadece 9. yılında Türkiye CEO’su oluyor…

Peki BASF yönetimi ne diyor kendi resmi internet sitesinde, nasıl tanıtıyor Buğra Kavuncu’yu “…Kimya sektöründe engin deneyime sahip bir girişimci ve yönetici olan Kavuncu, 2006 yılında BASF’ye katılmıştı.”

Şimdi açıkçası “Ziraatçi” Buğra Kavuncu’nun nasıl bir engin tecrübeye sahip olduğunu kimse bilmiyor, zira iş hayatına da aynen siyasete olduğu gibi paraşütle inerek getirilip en tepelere oturtulan bir isim kendisi…

Bu arada Buğra Kavuncu’nun Kazakistan’da müthiş başarılar elde etiği söylenen USTA LLP ile ilgili bir web sitesi,bir gazete haberi bile yok ama Kavuncu’nun gayet tanıdık isimlerle dolu bir başka “USTA” şirketi mevcut…

Evet Buğra Kavuncu 2003 yılında İstanbul Ticaret Odası’nda 510591 sicil numarası ile kurulan ve 5 milyon 100 bin TL sermayesi olan USTA DIŞ TİCARET VE TURİZM ANONİM ŞİRKETİ’nde kurucu ve ortak… Buğra Kavuncu ve diğer dayıları bu şirketten bir süre sonra ayrılıyorlar…

Diğer ortaklar kim peki?

FETÖ’den tutuklu olan Buğra Kavuncu’nun dayısı Enver Altaylı’nın kardeşi Taha Altaylı: (Yönetim Kurulu Başkanı)

Enver Altaylı’nın diğer kardeşi Cemal Altaylı: (Yönetim Kurulu Üyesi)

Dilşat Arpacıoğlu: (Yönetim Kurulu Üyesi) (Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Gönüllüleri projesinin yerel seçimlerdeki koordinatörü,tesadüf işte Buğra Kavuncu ile yerel seçimlerden 16 sene önce yolları kesişmiş))

Dilşad Arpacıoğlu’nun eşi Ali Haluk Arpacıoğlu: (Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı)

***

Şimdi siyasi particiliği ,takım tutar gibi parti tutmayı falan bir kenara…

Türkiye’de en fazla açıkta mezunu bulunan bölümlerden birisi olan Ziraat mezunu bir kişi olacaksınız, profesyonel/kurumsal iş hayatında kendi şirketiniz dışında tek bir kurumsal çalışma deneyiminiz olmayacak, kendi şirketiniz ile ne yaptığınızı, nasıl bir başarı kazandığınızı kimse bilmeyecek ama sizi okuldan mezun olduktan sadece 9 sene sonra bu şartlar altında anlattığımız gibi muazzam güçteki  “KÜRESEL BİR KARTELE” önce Genel Müdür, sonra Türkiye CEO’su yani 1 numara yapacaklar.

Size inandırıcı geliyor mu? Bana gelmiyor ve ben bu “Hayatın olağan akışına aykırı” durumu sorguluyorum, analiz ediyorum…

Kusura bakmasın Sn.Buğra Kavuncu da eğer Türkiye’nin en önemli partilerinden bir tanesinin en önemli makamlarından birisini temsil ediyor ve “Yöneticilik” iddiasında bulunuyorsa şu sorulara cevap vermelidir

“1-Sn.Kavuncu; Alman ve ABD devletleri,istihbarat servisleri ile bağı belgelerle sabit olan, dün gece katıldığınız Fatih Altaylı’nın TEKE TEK programında da bu “Derin ilişkilerini” yalanlayamadığınız hatta “Dünya’daki her büyük şirketin devletlerle işleri vardır” diyerek bir noktada kabul ettiğiniz, Dünya’nın en büyük “KİMYA KARTELLERİNDEN” bir tanesine daha önce tek bir kurumsal firma iş tecrübesi olmadan,bu “KÜRESEL KARTELİN” faaliyet alanı olan kimya ile uzaktan yakından alakası olmayan Ziraat Fakültesi mezunu olarak ve mezun olduktan sadece 9 yıl sonra nasıl ve hangi büyük başarılarınız ile önce genel müdür sonra CEO oldunuz? BASF’ın kendi resmi sitesinde belirttiği “Engin tecrübelerinizi” kamuoyu ile de paylaşır mısınız?

2- Kazakistan’da kurduğunuz ifade edilen ve “Büyük başarılar” ile sizi BASF’a belirtilen anlaşılan USTA LLP.isimli şirketinizin özgeçmişinde ortaklı bir şirket olduğu belirtilmesine rağmen neden bu şirketin ortakları ile ilgili tek bir ismi kamuoyu bilmiyor? Bu şirkette kimler ile ticari ortaklığınız vardı?

3-Sn.Buğra Kavuncu, Kazakistan’da geçen 1997-2006 arası sürecinizde BASF’a paraşütle Genel Müdür atanmadan önce kurduğunuz ifade edilen USTA LLP.isimli şirketin hangi önemli yatırımları vardır? Bu şirketin merkezi,  üretim tesisleri nerededir? Şirket ile ilgili neden tek bir haber bulunmamakta şirketin telefonu haricinde web sitesi dahil neden hiç bir bilgisine ulaşılamamaktadır?

4-Sizin “Paraşütle” BASF gibi bir “KÜRESEL KARTEL” e önce Genel Müdür, sonra CEO olduğunuz dönemde FETÖ’den firari olan amcaoğlunuz İsmail Kavuncu’nun “KAZAK KRAL” lakabı ile Kazakistan’ı adeta esir aldığı, yıllık 2 Milyar dolar ciro yapan ve FETÖ’nün Orta Asya’daki en büyük finans kaynaklarından birisi olan TURKUAZ HOLDİNG’in sahibi olması ve sizin de tam amcaoğlunuzun “Altın yıllarında” Kazakistan’a giderek jet hızı ile yükselmeniz sadece bir “Tesadüften” ibaret midir?

(Bu arada ailenizdeki başta babanız Orhan Kavuncu ve dayınız Enver Altaylı olmak üzere yakın akrabanız olup enteresan ve girift ilişkileri olan kişilerin o “ilişkilerine” tek kelime girmiyorum bile)

5-Pek çok enteresan ilişkinin altından aileniz çıkarken, “Yönetmeye” talip olmuş bir siyasetçi olarak bu kadar “HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA” VE EŞYANIN TABİATINA AYKIRI tesadüfün (!) bir araya toplanması sonrasında sizi ve ilişkiler ağınızı masaya yatırmamız, bunları açıklamamız sizi neden bu kadar rahatsız etti? Bir gazeteci olarak bunları yazmayıp da neleri yazmamızı isterdiniz acaba?

6-Bu kadar muazzam bir güce sahip olan bu “KÜRESEL KARTEL” sizi nasıl keşfetti ve sizdeki o muazzam deha ve yeteneği (!) görüp tek bir kurumsal tecrübeniz yokken size Genel Müdürlük koltuğunu, ardından da CEO’luk makamını nasıl verdi ? BASF ile yollarınızın kesişmesine kim ya da kimler sebep veya aracı oldu, BİRİLERİNİN “KIRILAMAZ” HATIRI mı vardı yoksa?

7- Ve gelelim yazımızın başında da ifade ettiğimiz en son ama en önemli ve can alıcı o kritik soruya:

Çok net ve açık soruyorum; CIA ve Alman devleti ile olan bağlantıları belgeler ile sabit bir firmanın CEO’luğunu yaptınız mı yapmadınız mı? CEO’luk yaptığınız “KÜRESEL KARTELİN” tarihçesindeki CIA bağlantısını biliyor muydunuz? Bilmiyorsanız CEO’luk yaptığınız küresel firma hakkında nasıl bilginiz olmaz? Yok eğer bilerek bu görevi yaptıysanız Türkiye’de milliyetçi bir partide, Türkiye’yi yönetmeye nasıl talip olabildiniz?

Sn.Kavunc haydi,işte buyurun akraba falan da demiyoruz,hani diyorsunuz ya “Beni akrabalarımla alakalı suçlayamazsınız” diye…Buyurun bizatihi kendiniz ile alakalı bir yazı, bizatihi sizin ile ilgili sorular…

Biz cevap bekliyor olacağız,siz cevap vermezseniz biz başka soruları, başka yazılar ile sormaya devam edeceğiz…

 

 

 

 

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

HUZURLARINIZDA “PARALEL CHP”

Yayınlanma Tarihi:

on

Siyasi partilerin kendilerine yakın Sivil Toplum Kuruluşları kurması, bu kurulan STK’lar ile daha geniş toplumsal katmanlara ulaşabilmek adına çeşitli faaliyet ve çalışmalarda bulunması gayet doğal bir durum.

Hatta bu sistem Türkiye’de AKP tarafından “Yandaş tarikat ve cemaat vakıfları” kurdurularak istismar edilse dahi gelişmiş batı ülkelerinde hemen her siyasi partinin kendisine yakın olarak konumlandırdığı sivil toplum örgütleri bulunmakta ve bu sivil toplum örgütleri ise bahsedilen siyasi partiler açısından çok önemli görevler üstlenmekte.

Şimdi gelelim CHP’de yaşanan akıl almaz yapılanmalara ve bunların STK ADI ALTINDA kamufle edilme çabalarına…

Eminiz az sonra yazacaklarımızı okurken okuduklarına inanamayacak ve “Böyle bir durum koskoca Cumhuriyet Halk Partisi’nde nasıl yaşanabiliyor?” diye sizler de soracaksınız…

***

Bundan yaklaşık 4 sene önce Cumhuriyet Halk Partisi’nde Kemal Kılıçdaroğlu’nun en güvenilir danışmanlarından birisi olarak görev yapan asker kökenli olup, akademisyen titri de bulunan Recep Cengiz parti içerisinde CHP’nin kurumsal gençlik kollarından tamamen ayrı bir “GENÇLİK YAPILANMASI” organizasyonuna girişiyor.

Recep Cengiz, Kermal Kılıçadaroğlu ile birlikte paraşütle indiği CHP’de, CHP’nin çok köklü gençlik kollarını beğenmiyor, gençlik kollarının yetersiz ve çapsız olduğunu belirterek “CHP GENÇLİK KOLLARINA ALTERNATİF” olacak, CHP’nin kurumsal Gençlik Kolları’ndan tamamen AYRI ve BAĞIMSIZ olarak faaliyet gösterecek bir gençlik yapılanması için kolları sıvıyor.

Dizayn edilen bu gençlik yapılanmasının ismi ise “HÜRRİYET HAREKETİ” oluyor…

Recep Cengiz,”HÜRRİYET HAREKETİ”nin oluşumunda insan kaynağı olarak 2 ana damardan bu hareketi beslemeyi planlıyor:

Bunlardan ilki CHP üyesi olmayan hatta başka partilere üyeliği olan yahut hiç bir üyeliği olmayan gençleri bu harekete dahil etmek…

İkincisi ise parti içerisinde “Gözünün tuttuğu”, gençlik kollarında görev yapan bazı gençleri CHP GENÇLİK KOLLARI’ndan alıp bu “HÜRRİYET HAREKETİ” ne dahil etmek…

Yani düşünebiliyor musunuz, CHP Genel Merkezi kendi gençlik kollarına rakip bir yapılanma kuruyor, partinin resmi ve kurumsal gençlik kollarının önemli isimlerini oradan bu parti ile bağı olmayan “PARALEL” gençlik kollarına “TRANSFER” ederek bile isteye kendi gençlik kollarının içerisini boşaltıyor…

Neyse ki özellikle parti disiplini ve parti terbiyesi ile yetişmiş ve bu parti terbiyesi ile partinin gençlik kollarında görev yapan isimler CHP Genel Başkan Danışmanı Recep Cengiz’in kendilerine gelerek gençlik kollarından “HÜRRİYET HAREKETİNE” “TRANSFER” olmaları için yaptığı teklifi “Bizim yerimiz Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Parti ile alakası olmayan başka bir yapılanmada bulunmayız” diyerek ellerinin tersi ile itiyor.

Hatta kendilerine bu “TRANSFER” teklifi götürülen gençlik kollarının önemli isimlerinden bazıları bizzat Recep Cengiz’i yaptığı işin yanlışlığı ve bunun parti açısından doğuracağı olumsuz sonuçları, yaşanabilecek sıkıntıları ve doğacak iki başlılığı anlatarak uyarıyor.

Ancak Recep Cengiz bu uyarılara kulak asmadan “HÜRRİYET HAREKETİ”ni özellikle parti üyeliği olmayan gençlerden oluşturarak kuruyor ve Genel Merkez’den yönlendiriyor.

Bir süre sonra çeşitli etkinlik, yürüyüş gibi organizasyonlarda “PARALEL” Gençlik yapılanması “HÜRRİYET HAREKETİ” pankartları ile arz-ı endam etmeye başlıyor.

Daha sonrasında ise özellikle CHP’nin köklü geleneğe sahip gençlik kolları bu “HÜRRİYET HAREKETİ” yapılanmasına ciddi bir tepki koyuyor, zaten adeta “Sağdan soldan toplama” gençlerle “PARTİYE DEĞİL GENEL MERKEZ YÖNETİMİNE BAĞLI” özel bir yapılanma olarak konumlandırılmak istenen bu “HÜRRİYET HAREKETİ” yapılanması dağılıyor.

***

Partinin kurumsal kimliğinden bağımsız çeşitli “PARALEL” oluşumlara gitme konusunda “HÜRRİYET HAREKETİ” vak’asından ders almayan Genel Başkan Danışmanı Recep Cengiz bundan 2 sene kadar önce bu kez de CHP’nin resmi ve kurumsal kadın kollarından bağımsız “PARALAL” bir “KADIN YAPILANMASI” kurmak için kolları sıvıyor.

Kurulan bu “PARALEL KADIN YAPILANMASININ” adı ise Kurtuluş Savaşı’nın isimsiz kahramanlarından ŞERİFE BACI’ya ithafen “ŞERİFE BACI” olarak belirleniyor.

Ancak bu “PARALEL KADIN YAPILANMASINDA” durum “PARALEL GENÇLİK YAPILANMASINDAN” daha da vahim.

Zira CHP Genel Başkan Danışmanı Recep Cengiz’in bizzat Genel Merkez’den dizayn ettiği bu yapılanmanın en önemli özelliği içerisinde sadece AKP,MHP ve HDP’li olup, bu partilerde aktif üyeliği devam eden kadınları kabul etmesi.

ŞERİFE BACI yapılanması tam bir “KAPALI DEVRE” yapılanma, merkezi Zonguldak’ta ve başında Sevgi Alay isimli kişi var. Toplantılarını da SKYPE üzerinden yapıyor ve gizlilik esası ile “KAPALI DEVRE” çalışıyorlar.

ŞERİFE BACI isimli “PARALEL KADIN YAPILANMASI” bir süre sonra parti içerisinde kadın kollarında rahatsızlık yaratıyor ve çeşitli kadın kollarının başkan ve üyeleri bu yapıya dahil olarak toplantılarda neler konuşulduğunu, plan ve programlarının neler olduğunu,ne gibi çalışmalar yaptıklarını öğrenmek istediklerini Genel Merkez’deki yetkili kişilere iletiyorlar.

Ancak CHP Kadın kolu başkanları ve üyeleri aldıkları cevapla adeta şoke oluyorlar…Zira kendilerine “Bu yapılanma bizzat Genel Başkan Danışmanı Recep Cengiz tarafından dizayn ediliyor. Ancak Recep Cengiz’in yapılanmaya CHP’nin kadın kollarından kimsenin alınmaması konusunda kesin talimatı var” cevabı veriliyor.

Bu cevaptan sonra ilk şoku atlatan CHP Kadın kolu başkanları ve üyeleri bu talimatın sebebini sorduklarında ise ikinci şoku yaşıyorlar. Çünkü kendilerine “ŞERİFE BACI yapılanmasının üyeleri olan özellikle AKP’li ve MHP’li kadınlar sizden rahatsız olurlar” deniliyor…

Düşünebiliyor musunuz,aklınız alıyor mu; CHP’nin kendi kadın kollarının başkanları ve kendi kadın kolu üyeleri parti Genel Merkezi tarafından kendilerine “PARALEL” kurulan bir yapıya “CHP’li kadınlardan rahatsız olunacağı” gerekçesi ile dahil edilmiyorlar.

Bu arada son tartışmalı Kadın Kolları Genel Başkanlığı seçiminde Kemal Kılıçdaroğlu ve İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun büyük desteği ile Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlı Aka’nın da bu “PARALEL” kadın yapılanması ŞERİFE BACI oluşumu ile yakın ilişkileri olduğu ve bu oluşumun tabiri yerindeyse “Bir dediğini iki etmediği” ifade ediliyor…

***

1930’lar Almanyası’nda Hitler adım adım iktidara yürürken partisi NSDAP içerisinde partiye değil sadece “KENDİSİNE BAĞLI” olan “LSAH” (Leibstandarte Adolf Hitler) adlı bir yapılanma kurdu.

Bu yapılanma Alman Nazi Birliği’ne değil bizatihi Hitler’e bağlıydı ve sadece ona karşı sorumlulardı. Bu yapılanma NSDAP içerisinde adeta “Ayrı bir cumhuriyetti” ve HİTLER için ölmek adına yemin etmişlerdi…

Asker kökenli danışman Recep Cengiz HİTLER’in bu yapılanmasını eminiz ki gayet iyi biliyordur. “Acaba bu “PARALEL” ve partiye değil sadece GENEL MERKEZ YÖNETİMİNE bağlı olarak oluşturduğu yapılanmalarda HİTLER’in bu özel yapılanmasından mı esinlenmiştir?” diye sormadan edemiyor insan.

Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi (Danışmanları dahil) partinin örgütsel anlamda tüm kadrolarını dizayn etmek istedikleri için hali hazırda var olan Kadın ve Gençlik Kolları’nı bu şekilde kurulacak “PARALEL” ve partiye değil sadece “KENDİLERİNE” bağlı oluşumlar ile zaman içerisinde tasfiye ederek, yerlerine işte bu “PARALEL” yapılanmalardan yetişecek kadroları yerleştirmek istiyorlar anlaşılan…

***

Şimdi buradan sormak istiyorum;

“HÜRRİYET HAREKETİ” denilen gençlik yapılanması ve “ŞERİFE BACI” adını verdiğiniz kadın yapılanmasının “PARALEL” yapılanmalar olduğu bellidir… CHP üyesi dahi olmayan kişiler ile oluşturduğunuz ve sadece Genel Merkez’in haberi ve dahli olan bu “PARALEL YAPILARI” oluşturmanızın amacı nedir?

Düşünün bu parti ile bağı olmayan, partiye değil “GENEL MERKEZE” bağlı “PARALEL” yapılanmalar yarın bir gün CHP parti politikalarına tamamen ters bazı eylemler içerisine girseler, (Olmaz demeyin zaten belirttik bu oluşumların üyeleri CHP’li değil AKP’li,MHP’li ve HDP’li) sonra da çıkıp “Biz talimatı CHP Genel Merkezi’nden aldık” deseler bunun sorumluluğunu kim üstlenecek?

Partiye “PARALEL” gençlik ve “KADIN” yapılanmaları kurmak, bunu yaparken kendi resmi gençlik kollarının içini boşaltıp “HÜRRİYET HAREKETİ” isimli yapılanmaya transfer etmeye çalışmak açık ve net bir parti suçu değil midir?

ŞERİFE BACI yapılanmasının üyeleri tamamen başka partilerde aktif olarak üyeliği devam eden kadınlardan oluşmakta…Bu “PARALEL” yapılanma içerisinde bulunan başka parti üyelerinin kendi üyesi olduğu partilere kritik bilgileri aktarmayacağını nasıl garanti edebilirsiniz? Bu CHP açık ve net bir “GÜVENLİK SORUNU” teşkil ederken bizzat Genel Merkez yönetimi olarak buna nasıl göz yumarsınız?

“HÜRRİYET HAREKET”, “ŞERİFE BACI ” ve varsa başka parti ile alakası olmayan “PARALEL ” yapılanmalarınızı nereden finanse ediyorsunuz? 1 TL dahi CHP ile alakası olmayan bu “PARALEL “yapılanlara CHP bütçesinden aktarılıyorsa bu alenen “PARTİ SUÇU” değil midir? Siz eğer kendi kadın ve gençlik kollarına aktarmadığınız bütçeleri, bu “PARALEL” yapılara aktararak bizzat kendi partinizin kadın ve gençlik kollarını tasfiye ediyorsanız bunun adı “PARTİ SUÇU” değildir de nedir?

Bu tip başka parti üyelerinin katılımı ile oluşturulan, kapalı devre toplantılar yapan “PARALEL” yapılanmalar yerine neden partinin daha önce kurduğu DEMOKRASİ VE GENÇLİK VAKFI’nı canlandırmıyorsunuz yahut partiye yakın bir STK kurup, bunu da açıkça ilan ederek şeffaf bir yol izlemiyorsunuz? CHP üyelerinden neyi yahut hangi amaçları saklıyorsunuz?

***

CHP Genel Merkez Yönetimi ve Genel Başkan Danışmanı Recep Cengiz bu soruları acilen cevaplamalıdır…

Ve herkes bilmelidir ki “CHP KİMSENİN BABASININ ÇİFTLİĞİ DEĞİLDİR!” 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

CHP’DE “ESRARENGİZ” YAPILANMA

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF-ÖZEL

CELAL EREN ÇELİK

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi tarafından, CHP Kadın Kolları’nın dışında “Paralel” bir kadın örgütlenmesi dizayn edildiği,bu örgütlenmeye ise sadece AKP,MHP ve HDP’li olup bu partilere üyeliği aktif olarak devam eden kadınların kabul edildiği ortaya çıktı…

CHP Genel Merkezi tarafından dizayn edilen bu yapılanmanın isminin “ŞERİFE BACI” olduğu ve bir “KADIN PLATFORMU” olarak konumlandırılan yapılanmanın merkezinin ise Zonguldak olduğu belirtiliyor.

“ŞERİFE BACI” isimli bu yapılanmayı CHP GENEL MERKEZİ adına dizayn eden isim ise CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun asker kökenli danışmanı Recep Cengiz.

Yapılanmanın başında ise Zonguldak’ta yaşan Sevgi Alay isimli kişinin bulunduğu ifade ediliyor.

“ŞERİFE BACI” isimli oluşumun en çarpıcı özelliği ise yapılanma bizatihi CHP Genel Merkezi tarafından dizayn edilmiş olmasına rağmen bu “Esrarengiz” oluşuma hiç bir şekilde CHP ÜYESİ KADININ KABUL EDİLMİYOR OLMASI.Yapılanmaya sadece AKP’li,MHP’li ve HDP’li olup bu partilerde aktif olarak üyeliği devam eden kadınlar kabul ediliyor.

“ŞERİFE BACI” isimli yapılanma çalışmalarını açıktan değil “KAPALI DEVRE” olarak SKYPE toplantıları ile yürütüyor.

Yapılanmanın tam amacı ve hedefleri bilinmiyor,bu konu hakkında CHP Kadın Kolları’ndan gelen sorulara cevap verilmiyor.

Yakın süreçte Genel Merkez ve İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun desteği ile CHP Kadın Kolları Başkanı seçilen Aylin Nazlı Aka’nın da yapılanmadan haberi olduğu ve yapılanma ile ilişkilerinin olduğu belirtilmekte.

Öte yandan CHP örgütleri içerisindeki pek çok kadın kolu bu yapılanmadan son derece rahatsızlık duymakta.

Pek çok kadın kolu yöneticisi ve üyesi bu “Esrarengiz” yapılanmanın nasıl faaliyet gösterdiği,neler yaptığını görmek için yapıya dahil olmak istediklerinde “Genel Başkan Danışmanı Recep Cengiz’in kesin talimatı var bu yapılanmaya CHP’li hiç bir kadın alınmayacak.Yapılanma içerisindeki AKP’li,MHP’li kadınlar CHP’li kadınlardan rahatsız olabilirler” yanıtı aldıklarını ifade ediyorlar…

Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: