10 ARALIK HAREKETİ'NİN "ÖLDÜRÜCÜ" PLANI: KEMAL KILIÇDAROĞLU - Haber Alternatif
Sosyal Medya Hesaplarımız

ÖZEL HABER

10 ARALIK HAREKETİ’NİN “ÖLDÜRÜCÜ” PLANI: KEMAL KILIÇDAROĞLU

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

10 ARALIK Hareketi Türk siyasi hayatına “CHP kapatılsın,müze olsun” diyerek giren bir oluşumdu. Bu hareket CHP’yi “Türk solunun önündeki en önemli engel” olarak görüyordu ve bu sebeple de yeni bir sol parti kurmak için yola çıkmışlardı…

10 ARALIK HAREKETİ “CHP Kapatılsın” deyip yeni bir sol parti kurmak için yola çıktığında CHP’nin başında Kemal Kılıçdaroğlu henüz yoktu ve Kılıçdaroğlu yeni yeni CHP Grup Başkanvekili olarak ortaya çıkarttığı yolsuzluk dosyaları ile “Parlamaya” başlamıştı.

O zamanlar 10 ARALIK HAREKETİ’nin öncü kadrolarında ise DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi,Prof.Dr.Burhan Şenatalar, Oğuz Kaan Salıcı gibi isimler vardı.

Sonrasında malum “Kaset skandalı” bir anda patladı,zaten “Parlamakta” olan Kemal Kılıçdaroğlu CHP’ye Genel Başkan oldu…

Ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’ye Genel Başkan olmasının hemen ardından 10 ARALIK HAREKETİ’nin “öncü kadroları” CHP’de yönetici oldu,milletvekili oldu…

“KAPATILMALI” dedikleri partiye Süleyman Çelebi ve Oğuz Kaan Salıcı Milletvekili, Burhan Şenatalar da PM üyesi oldu…

Oğuz Kaan Salıcı “Örgütlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı” olarak “Türk solunun önündeki en büyük engel,müze yapılmalı” dediği CHP’de bugün 2 numaralı isim…

***

Şimdi bu kısa girizgahı boşa yapmadık 10 ARALIK HAREKETİ-KEMAL KILIÇDAROĞLU ilişkisi bağlamında…

Zira Kemal Kılıçdaroğlu ile 10 ARALIK HAREKETİ arasındaki ilişki hep bir “Kazan-Kazan” ilişkisi şeklinde sürdü.

Kemal Bey partiyi tamamen kontrolü altına alıp, eski Kemalist,ulusalcı,solcu unsurları partiden tasfiye edebilmek ama bununla da kalmayarak partiye 2. Cumhuriyetçi,liberal,muhafazakar kadroları yerleştirebilmek için 10 ARALIK HAREKETİ’nin sahip olduğu “NETWORK” ve bu ekibin “Medya-Finans” bağlantılarını kullandı.

10 ARALIK HAREKETİ ise Kılıçdaroğlu’na verdiği destek ile CHP’nin “Dönüşümü dizayn edilirken” en önemli konumları-mevkileri teker teker ele geçirdi.

Bugün gelinen  son durumda Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu olsa da partide “ÖRGÜTLERDEN SORUMLU” Genel Başkan Yardımcısı olan Oğuz Kaan Salıcı önderliğindeki 10 ARALIK HAREKETİ’nin partiyi perde arkasından yönetmektedir.

Keza son kurultayda pek çok ilde tek adaylı kongreler ile CHP gelenekleri yerle yeksan edilirken asıl amaç tüm kurultay delegasyonunun 10 ARALIK HAREKETİ tarafından dizayn edilmesiydi ki bu büyük ölçüde başarılmıştı.

Şimdi az önce bir önceki kurultayda 10 ARALIK HAREKETİ’nin kurultay delegasyonunu Oğuz Kaan Salıcı eli ile nasıl dizayn ettiğini bir köşeye not edin zira geri döneceğiz.

***

Şimdi sizlerle bundan 1 sene öncesine gidiyoruz…

CHP’de Genel Merkez’de sınırlı sayıda kişinin haberi olan bir konuda bir anket yaptırılması kararı alınıyor…

Anketin konusu: “ALEVİ BİR CUMHURBAŞKANI ADAYINA OY VERİR MİSİNİZ?”

Kemal Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanlığı adaylığını düşünüyor, 10 ARALIK HAREKETİ’nin öncü kadroları başta Oğuz Kaan Salıcı, Canan Kaftancıoğlu ve sonradan bu ekibe “Eklemlenen” Erdoğan Toprak Kılıçdaroğlu’nu “Aday olması” konusunda sürekli teşvik ederlerken Kılıçdaroğlu’nun en büyük çekincesi halkın “Alevi” bir Cumhurbaşkanı adayına oy vermeyeceği, AKP’nin de bunu istismar edeceği şeklinde.

Uzatmayalım,anket yapılıp sonuçlar Kılıçdaroğlu’nun masasına konulduğu andan itibaren Kılıçdaroğlu da adaylık noktasında ilk kez artık ciddi ciddi bunu  düşünmeye başlıyor zira anketin sonucu %52 oranında “ALEVİ BİR CUMHURBAŞKANI ADAYINA OY VERİRİM” şeklinde.

O günden sonra 10 ARALIK HAREKETİ’nin Kemal Kılıçdaroğlu’na “Mutlaka aday olması” yönünde adeta “Tam saha presi” başlıyor.

Başta Oğuz Kaan Salıcı,Canan Kaftancıoğlu,Erdoğan Toprak olmak üzere bu ekip yanına Bülent Tezcan gibi isimleri de alarak sürekli biçimde Kılıçdaroğlu’na “Mutlaka aday olmalısınız” “Şimdi tam zamanı” şeklinde baskı kuruyor ve telkinlerde bulunuyorlar.

Ve bu telkinler sonuç veriyor, Kılıçdaroğlu meşhur 140 Journos YouTube kanalına çekilen PR çalışması sözde belgeselden hemen önce tam anlamı ile “Cumhurbaşkanlığı adaylığı” için ikna oluyor.

Ancak ortada bir sorun var; yapılan tüm anketlerde Mansur Yavaş,Ekrem İmamoğlu gibi isimler Erdoğan’ı seçimin 2. Tura kalması halinde geride bırakırken hatta Meral Akşener’in bile Erdoğan karşısında küçük bir farkla kazanma şansı bazı anketlerde gözükürken hiçbir ankette Kılıçdaroğlu Erdoğan’ı geçemiyor.

Hatta Kılıçdaroğlu Erdoğan’dan fark yiyen tek aday oluyor bu anketlerde…

Kılıçdaroğlu bu kez de anketlerde geride olması nedeni ile adaylık için tereddüt içerisinde kalıyor.

***

Bu bağlamda 2 “ANKET FİRMASI SAHİBİ ” dikkat çekmeye başlıyor…

Bu anket firmalarından birisi sürekli CHP’yi neredeyse AKP ile aynı oyda gösteren anket sonuçları yayınlıyor…

Eşi Antalya Büyükşehir Belediyesi’nde çalışan bu “Anket firmasının” sahibinin her bir açıklaması TELE 1, KRT, CUMHURİYET, HALK TV gibi CHP’ye yakın yayın organlarında boy boy habr olmaya başlıyor, bu ismin adeta “Anket firması” sahibi olmasından öte bir “Kanaat önderi” gibi lansmanı yapılıyor…

Evet Kemal Özkiraz’dan ve firması AVRASYA ANKET’ten bahsediyoruz…

Bir diğer “ANKET FİRMASI” sahibi ise  ANAR ARAŞTIRMA’nın sahibi İbrahim Uslu…

Eşi AKP Milletvekili, AKP MKYK Üyesi ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Zeynep Karahan Uslu olan İbrahim Uslu kendisi de Erdoğan’ın eski danışmanı olan bir isim…

Kendisi Kılıçdaroğlu’nun “Siyasi danışmanlığına” getiriliyor.

Bu 2 ismin tam da bu süreçte tüm firmalar tam aksini söylerken “CHP koptu geliyor,%30’lara dayandı” kıvamındaki anket ve analizlere başlaması tamamen tesadüf tabii…

Ama biz yazmaya devam edelim yazmaya…

Ve çevresi böyle “Donatılan” Kılıçdaroğlu’na anketlerde insanların korkudan gerçek fikirlerini söyleyemedikleri, toplumda büyük bir AKP ve Erdoğan karşıtlığı olduğu,anketlerde geride olduğu rakamlara itibar etmemesi zira insanların asıl sözü sandıkta söyleyecekleri, alanda büyük bir birikmişlik olduğu, kendisinin de Erdoğan karşısındaki “En doğru ve en güçlü” aday olduğu, gençliğin kendisinin arkasında olduğu ve aynı zamanda “İTTİFAKI KURAN VE BİR ARADA TUTAN” lider olarak adaylığın “Doğal hakkı olduğu” 10 ARALIK EKİBİ tarafından sürekli telkin ediliyor.

Ayrıca 10 ARALIK HAREKETİ tarafından Özkiraz’ın CHP’yi %30’lara yakın gösteren anketleri, İbrahim Uslu’nun “AKP bitti,Erdoğan çaresiz” temalı analizleri “En gerçekçi sonuç ve analizler” olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun masasına konuluyor, kendisine sunuluyor.

Burada şu notu düşelim; İbrahim Uslu CHP’de resmi olarak “Danışman” görevinde ama Avrasya Anket ve Kemal Özkiraz’ın anketlerinin Kılıçdaroğlu’na 10 ARALIK HAREKETİ tarafından “Ana argüman” olarak lanse edildiği bilinmekte ve bu bilgide tüm kaynaklar mutabık durumda.

Ancak bundan Kemal Özkiraz’ın haberinin olup olmadığı konusunda çelişkili bilgiler var.

Yani kimi kaynaklar Özkiraz’ın uzunca süredir 10 Aralık ekibi ile birlikte çalıştığını  belirtirken, kimi kaynaklar ise Özkiraz’ın zaten CHP’ye yakın bir isim olması nedeni ile anket sonuçlarında yüksek çıkan CHP oylarının Özkiraz’dan habersiz biçimde Kılıçdaroğlu’nun “İknası için” 10 ARALIK HAREKETİ tarafından temel argümanlardan birisi haline getirildiğini ve yine Özkiraz’ın kendi bilgisi dahilinde olmadan partiye yakın basın organlarında sıklıkla yer almasının önünün 10 ARALIK HAREKETİ tarafından açıldığı ifade ediliyor.

Bu notu da düştükten sonra devam edelim…

10 ARALIK HAREKETİ’nin bu yoğun telkin,markaj ve presi sonrasında Kılıçdaroğlu da zaten niyeti olan adaylık konusunda “En doğru zamanda” olduğuna ve kendisinin “En doğru isim” olduğuna inanıyor ve çeşitli röportajlarında bu niyetini açıkça belli etmeye de başlıyor…

Bu arada Kemal Kılıçdaroğlu Mart ayı içerisinde Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanları’na “Cumhurbaşkanlığı fikirleri konusunda” duyduğu rahatsızlığı iletiyor “Herkesin işini yapması” mesajını bir MYK toplantısı sonrasında gönderiyor.

Zaten akabindeki süreçte açıklamaları ile de gerek İmamoğlu gerekse Yavaş’ın bir dönem daha belediye başkanlığı yapmasının uygunluğunu ifade ederek bu 2 ismin önünü kesiyor.

***

Şimdi “Arkadaş ne var bunda tabii ki 10 ARALIK HAREKETİ partinin Genel Başkanı aday olsun, seçim kazansın isteyecek” diyebilirsiniz ama Ankara’da CHP kulislerinde yaklaşık 1 aydır konuşulanlar hiç de öyle demiyor.

CHP kulislerine yansıyan bilgilere göre Kılıçdaroğlu’nun “Adaylığa ikna edilmesi” 10 ARALIK HAREKETİ’nin en başından bu yana, yaklaşık 1 senedir adeta dantel gibi işlediği bir “Sürecin” ve kurgulanan büyük bir “Planın” parçası…

***

Bu plana uygun olarak 10 ARALIK HAREKETİ’nin önce Alevi Cumhurbaşkanı tedirginliğini kırdığı Kemal Kılıçdaroğlu’nu yakın markaj ile Cumhurbaşkanlığı adaylığına adım adım ikna ettiği bunu ise Kılıçdaroğlu’nun seçimi KAZANAMAYACAĞINI bildiği için yaptığı ifade ediliyor.

Yanlış okumadınız.

10 ARALIK HAREKETİ Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığını seçimi “KAZANMASI” için değil Erdoğan karşısında seçimi “KAYBEDECEK” tek aday olduğu için istiyor.

Zira 10 ARALIK HAREKETİ’nin planına göre Kılıçdaroğlu seçimi kaybedecek…

Seçimi kaybedecek olan Kılıçdaroğlu Genel Başkanlıktan da istifa edecek…

Hatırlarsanız yazımızın başında son kurultay delegelerinin Oğuz Kaan Salıcı yani 10 ARALIK HAREKETİ tarafından “Dizayn edildiğini” vurgulayarak “Not edin geri döneceğiz” demiştik.

İşte bu “Dizayn” da ta o zamandan yani son kurultay sürecinden başlatılarak yapılan “Büyük planın” bir parçası. Zira Kemal Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı adayı olup kaybederse Genel Başkanlıktan istifası sonrasında parti “OLAĞANÜSTÜ” Kurultay yapmak zorunda olacak.

“OLAĞANÜSTÜ KURULTAY” ın özelliği ise yeniden parti içi ilçe,il delegelik seçimleri olmadan “SON KURULTAYDAKİ DELEGELER” ile seçimin yapılması.

Yani “OLAĞANÜSTÜ KURULTAY” olursa yeni genel başkanı bizzat Oğuz Kaan Salıcı ve 10 ARALIK HAREKETİ’nin belirlediği Kurultay delegeleri seçecek.

Ve tabii ki bunun sonucunda Kılıçdaroğlu tamamen tasfiye edilirken 10 ARALIK HAREKETİ ise parti yönetimini tamamen ele geçirecek ve 2009 yılında başlattıkları mücadele 12 sene sonunda tam anlamı ile “ZAFERLE” sonuçlanacak.

Ha bu arada 10 ARALIK HAREKETİ için Kılıçdaroğlu’nun adaylığı çok önemli.

Zira 10 ARALIK HAREKETİ asıl planlamasını ve öngörüsünü Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan karşısında seçimi “KAYBEDECEĞİ” üzerine inşa ederken aksi bir durumda da “Kazanan” olacağı bir oyun kuruyor.

Şöyle ki;10 ARALIK HAREKETİ Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olarak seçim kazandığı senaryoda “Zafer kazanmış” Kılıçdaroğlu’nu adaylığı için kendisi dahi tereddüt ederken cesaretlendiren ve arkasında duran yapı olacak .

Kılıçdaroğlu yıllardır AKP ve Erdoğan’ı “Partili Cumhurbaşkanlığı” nedeni ile eleştirdiği için seçimi kazanır kazanmaz 10 ARALIK HAREKETİ tarafından kendisine verilen destek karşılığında “Etik kurallar” öne sürülerek CHP Genel Başkanlığı görevinden istifası istenecek.

Kılıçdaroğlu “Partili Cumhurbaşkanlığı etik değil” diyerek CHP Genel Başkanlığı görevinden istifa edecek ve yine “OLAĞANÜSTÜ KURULTAY” toplanacak.

Ve az önce de belirttiğimiz üzere olağanüstü kurultayda bir önceki kurultayda Oğuz Kaan Salıcı tarafından belirlenen delegeler 10 ARALIK HAREKETİ’ni partiye tamamen hakim hale getirirken çok büyük bir ihtimalle Canan Kaftancıoğlu-Oğuz Kaan Salıcı ikilisinden birisini CHP Genel Başkanı seçecek.

Yani Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı adayı olduğu takdirde 10 ARALIK HAREKETİ’nin seçim sonucu ne olursa olsun kazanmış olacağı bir “Plan kurulmuş” durumda.

Ve 10 Aralık Hareketinin öncü kadroları yani Oğuz Kaan Salıcı’lar, Canan Kaftancıoğulları, Erdoğan Topraklar kendi siyasi ikballeri için Türkiye’nin geleceğini ateşe atmakta hiç tereddüt etmiyorlar…

Şimdi Oğuz Kaan Salıcı’nun bugün İzmir’de basına kapalı toplantıda partililere yaptığı konuşmadaki “ Yerel seçimlerde başarılı olabileceğimizi gördük. Bundan sonraki süreçte de başarılı olacağız. Peki bu ittifakı kuran kim? Kemal Kılıçdaroğlu. İttifakı ayakta tutan kim? Yine kendisi.

Genel başkanlar arasında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin hamlelerine karşı, bu hamleleri boşa düşüren, ittifakın içinde ve dışındaki bütün partilerle, genel başkanlarıyla bu süreci götüren kim? Yine sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu. Bundan sonraki süreci örgütleyecek olan, başında olacak olan, bana sorarsanız liderlik edecek, Cumhurbaşkanı olacak olan kişi yine Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu. Tabi ki ittifak bileşenleri ile adayımıza karar verilecek.” sözlerini de alın  bu anlattıklarımızın altına koyun…

Ve söyleyin “Nasıl plan?”

_______________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, hiç bir kurum, kuruluş yahut kişiden “Fonlanmadan”, “tam bağımsız” ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

KRİPTEKS E-DERGİ YILLIK ABONELİK LİNKİ:

https://shopier.com/1354512

HABER ALTERNATİF’İN ANDROİD CİHAZLAR İÇİN ÜCRETSİZ MOBİL UYGULAMASINI İNDİRMEK İÇİN:

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.haberalternatif.dro

 

Yorum yapmak için tıklayın

Bir Cevap Yazın

ÖZEL HABER

RTÜK ÜYESİ İLHAN TAŞÇI:”TELE 1’E VERİLEN CEZA İLE KANALIN LİSANSININ İPTAL EDİLME SÜRECİ TEKNİK OLARAK BAŞLAMIŞTIR”

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF-ÖZEL HABER

Türkiye RTÜK’ün TELE1 ve FOX TV’ye kestiği cezaları konuşurken RTÜK Üyesi İlhan Taşçı Haber Alternatif’e yaptığı açıklamalar ile çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

RTÜK Üyesi İlhan Taşçı özellikle TELE 1’e verilen cezaya dikkat çekti. Taşçı TELE 1’e verilen cezanın “B bendine” göre verildiğinin altını çizerken bu maddeden verilen cezanın son derece kritik olduğunu vurguladı.

Taşçı, TELE 1’in aynı maddeden bir kez daha ceza alması halinde öncelikle 10 gün boyunca yayınlarının durdurularak ekranında sadece RTÜK tarafından belirlenen yazının yer alacağını, bunun akabinde aynı maddeden 3. kez ceza alması halinde ise kanalın lisansının tamamen iptal edileceğini ifade etti.

İlhan Taşçı yaptığı değerlendirmede RTÜK’ün her bir yılı ayrı ayrı değerlendirdiğini ifade ederken kesilen cezanın yılın 1. ayında verildiğini ve bundan sonraki 11 ayın TELE 1 açısından son derece zor geçeceğini, bu 11 ay içerisinde TELE 1’in aynı maddeden 2 kez daha ceza alması halinde kanalın lisansının tamamen iptal olacağını belirtti.

Taşçı “TELE 1’e verilen bu ceza ile teknik olarak bakıldığı zaman kanalın lisansının iptali için süreç teknik olarak başlamış olmakta” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

KULİSLERDE BOMBA İDDİA: “İMAMOĞLU MEMLEKET PARTİSİ’NİN CUMHURBAŞKANI ADAYI OLACAK”

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF-ÖZEL KULİS HABER

Celal Eren ÇELİK

Siyasetin gündemi “Erken seçim” tartışmaları üzerinden her geçen gün daha da ısınırken bu sabah VERYANSIN TV “Özel Haberi” ile birlikte kulislere yansıyan Ekrem İmamoğlu-Muharrem İnce görüşmesi gerçekleştiği haberi başta CHP ve MEMLEKET PARTİSİ olmak üzere siyaset kulislerinin en çok konuşulan haberlerinden birisi oldu.

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun sıklıkla “Büyükşehir belediye başkanlarımızın aday olmaması lazım, çoğunluğun AKP’de olduğu Ankara ve İstanbul’un yeniden AKP’ye geçmesini tabanımıza anlatamayız” şeklindeki açıklamalarından sonra Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce’nin “Ver İstanbul’u al Türkiye’yi. Bunu da ben mi öğreteceğim?” şeklindeki çıkışı “İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığına destek” olarak yorumlanmıştı.

VERYANSIN TV ise İnce’nin bu çıkışı öncesinde İnce ve İmamoğlu’nun önce telefonda 1,5 saatten fazla görüştüğünü daha ise başbaşa bir görüşme gerçekleştirdiği şeklindeki kulis haberini kamuoyu ile paylaşmıştı.

Kulisler bu haberi konuşmaya devam ederken HABER ALTERNATİF bu konuda güvenilir ve “Üst düzey” kaynaklardan İmamoğlu-İnce arasındaki görüşmenin öncesinden, içeriğine, İstanbul’un en lüks otellerinden birisinde gerçekleşen toplantıdan bu toplantıda konuşulanlara kadar tüm detaylara ulaştı.

HABER ALTERNATİF’in görüştüğü kaynaklar İmamoğlu ile İnce’nin görüşmesinin yeni bir durum olmadığını ve sürecin 2021 yılının Kasım ayında başladığını ve CHP’li Büyükçekmece Belediye Başkanı olan ve siyasi çevrelerde “İmamoğlu’nun arkasındaki beyin” olarak tanımlanan Hasan Akgün üzerinden sağlanan temaslar ile gerçekleştiğini ifade ettiler.

Memleket Partisi Saymanı Serkan Ufuk Akgün’ün CHP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Hasan Akgün’ün yeğeni olduğuna dikkat çeken kaynaklar İnce-İmamoğlu arasındaki temaslarda birisi CHP’de belediye başkanı olan,diğeri Memleket Partisi’nde Saymanlık görevini yürüten “Amca-yeğenin” önemli rolü olduğunu ifade ettiler.

Şu anda Memleket Partisi PM Üyesi ve Genel Başkan Danışmanı olan Eski CHP Adalar Belediye Başkanı Atilla Aytaç ve yine Memleket Partisi PM Üyeleri Ümran Köksüz, Yunus Can, Mahmut Zeki Çakır ile Memleket Partisi İstanbul İl Başkanı Ertuğrul Gülsever ise gerçekleşen görüşmenin diğer önemli aktörleri olduğu belirtiliyor.

PEKİ SÜREÇ NASIL İŞLEDİ?

İmamoğlu ile İnce ilk kez 2021 yılında Kasım ayında İBB’ye ait Bakırköy’deki bir tesiste bir araya gelerek 1,5 saat kadar konuştu ve fikir alış verişinde bulundu.

Bu görüşmeden yaklaşık 1,5 ay sonra yılbaşının hemen ardından ise İmamoğlu ile İnce bu kez telefonda uzun bir görüşme gerçekleştirdi.

Ancak İnce’nin “Ver İstanbul’u al Türkiye’yi çıkışını” yapmasından önce kesin kararını vermesine sebep olan toplantı İstanbul’da lüks bir otelde gerçekleştirilen akşam yemeği organizasyonu sonrasında oldu.

Edinilen bilgiye göre Ekrem İmamoğlu ile Muharrem İnce arasındaki görüşmenin Memleket Partisi ayağındaki fikri temelleri bundan bir hafta kadar önce İstanbul Conrad Otel’de PM Üyesi ve Genel Başkan Danışmanı Atilla Aytaç, Genel Sekreter Hakkı Akalın,Genel Sekreter Yardımcısı Kayhan Üreğir,MYK Üyeleri MYK üyeleri Mahir Bakan,Osman Serkan İleri,Mehmet Levent Kazancıoğlu,Sayman Serkan Ufuk Akgün ile birlikte Muharrem İnce’nin de katıldığı 11 Ocak 2022 Salı günü saat 20.00’de akşam yemeğinde buluştular. Toplantıya İstanbul İl Başkanı Ertuğrul Gülsever de davetli olmasına rağmen COVID-19 olduğu için katılamadı. Gecenin ilerleyen saatlerinde bu ekibe başka MYK üyeleri de katıldı ve 12 kişilik bir grup oluştu.

Toplantıda MYK üyeleri partinin mali durumunun kötü olduğunu ve anketlerde sonuçların parti açısından olumsuz seyrettiğini belirterek Muharrem İnce’nin bu şartlarda Cumhurbaşkanı adayı olmasının dahi zor olduğunu buna karşılık Ekrem İmamoğlu’nun CHP ve İYİ PARTİ’den red yediğini 2024’te İBB’de yeniden aday gösterilmeyeceğini ve bu yüzden 2023’te her ne şartta olursa olsun gerekirse 100 bin imza toplayarak bağımsız Cumhurbaşkanı adayı olacağını, bu çerçevede İmamoğlu’nun Memleket Partisi Cumhurbaşkanı adayı gösterilmesi durumunda hem İmamoğlu’nun bu işe sıcak bakacağı, hem de bu sayede bu rüzgar ile Memleket Partisi’nin barajı geçip grup kurarak Meclis’te temsil edilecek sayıya ulaşacağı,Muharrem İnce’nin de yeniden Meclis’e girmesi ile yeni dönemde Memleket Partisi’nin daha güçlü bir pozisyon alabileceğini savundular.

Conrad Otel’de gerçekleşen bu görüşmenin 3 gün sonrasında 14 Ocak gününde Muharrem İnce Kayseri’de “Ver İstanbul’u al Türkiye’yi” çıkışını yaptı. İnce aynı çıkışını dün de Erzurum’da tekrar etti.

İmamoğlu-İnce görüşmesine şu saatlere kadar her iki cepheden de bir “Yalanlama” gelmezken tarafların haberin kamuoyundaki etkisine bakarak yalanlama yapıp yapmamayı değerlendirecekleri ve gerçekleşen görüşmenin kamuoyunda olumsuz karşılandığı noktasında bir görüş hakim olursa görüşmenin yalanlanacağı da ifade edilen bir diğer kulis iddiası.

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

DEMOKRASİNİN SONUNA GELEN TÜRKİYE’DE YENİ SİSTEM: “OKLOKRASİ” VE BÜYÜK TEHLİKE

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

Malum memleketimizin en önemli özelliklerinden bir tanesi de hiç bitmeyen yoğunluktaki gündem değişimleri. Hatta öyle ki memlekette aynı gün içerisinde 2-3 farklı gündem maddesini bile tartıştığımız oluyor ve bu artık bizler için “Sıradan” bir olay halini almış durumda.

Hal böyle olunca bu sıcak ve sürekli değişen gündem içerisinde yapılan tartışmalar çoğu zaman gündelik, yüzeysel ve tabiri caizse “Fast food” türü “Çabuk tüketilen ve bunun tabii sonucu olarak hayatımıza hiçbir iz bırakmadan gelip geçen, bazısı 1-2 gün, kimisi ise 1-2 saatten sonra unutulup giden “Günlük polemikler” olmaktan öteye geçemiyor.

Hele hele yapılan tartışmalar hemen hiçbir zaman kavramlar üzerinden, tarihsel perspektiften derinlemesine sonuçlar çıkartılarak yapılmadığı için ve ülkemiz maalesef “İçi boşaltılmış kavramlar” cenneti haline geldiği için akademik tartışmaların bile pek çok kez belirli standartların çok altında kaldığına şahit oluyoruz.

Bu girizgahı daha da uzatmak mümkün lakin sizleri ana konunun uzağında daha fazla tutmak yerine AKP iktidarının giderek otoriterleştiği günümüzde en can alıcı soru olması gereken “Türkiye Demokrasi ile yönetilmenin artık sonuna mı geldi?” başlığının kavramsal ve tarihsel bir perspektiften ele alacağımız yazımızın detaylarına geçmek çok daha iyi olacak. Zira bu soru gerek bugünkü durum hakkında sağlıklı bir tespit yapılabilmesi gerekse AKP sonrası dönem için bizi bekleyen olası ve büyük bir “Potansiyel” tehlikenin şimdiden farkına varabilmemiz açısından son derece hayati bir önem taşımakta.

Zaten yazının devamını okuduğunuzda neden böylesi “Sıkıcı” görünen bir girizgah ile yazıya başladığımızı da çok daha net anlayacaksınız..

O halde “Sizler hazırsanız biz de hazırız” diyelim ve peşrevi daha fazla uzatmadan yazımızın detaylarına geçelim…

***

Şimdi sizlerle takvim yapraklarını 2 bin sene kadar geriye saracağız…

M.Ö 140’ların başına gelindiğinde dönemin “Süper Gücü” olan Roma karşısında hiç beklemediği bir rakip bulmuştur. Eski Fenike Kolonisi olan Karataca Devleti Roma’nın başına adeta “Bela” olurken tarihin en önemli savaşları olan PÖN SAVAŞLARI ile birlikte Akdeniz egemenliği için kıran kırana bir mücadele yaşanacaktır.

İşte bu mücadele devam ederken dönemin aydın ve düşünürleri yaşanan olaylar hakkında çeşitli görüşler önem sürerken çağdaşlarından farklı bir bakış açısı ile olaylara yaklaşan bir isim vardır ve o isim ünlü tarihçi Polybios’tur.

Ünlü tarihçi Polybios Roma ile Kartaca arasındaki mücadelenin büyük bedeller ödenerek Roma lehine sonuçlanmasını sadece askeri strateji ve ordu komutasındaki yönetim becerisi açısından ele almamış, Roma’ya kesin zaferi getiren koşulları siyaseten ve “Yönetim modeli” olarak da incelemiştir.

Polybios’un başyapıtı olarak adlandırılan ve her birisinde farklı tarihsel dönem ile olayları inceleyen 40 farklı cildin bir araya gelmesi ile oluşan TARİHLER kitabı bu bakış açısı ile kaleme alınırken ünlü tarihçi Antik Roma’daki “Demokrasi” tanımına da farklı bir bakış açısı getirerek o zamana kadar görülmemiş yeni bir “Demokrasi döngüsü” tanımlaması yapmıştır.

Polybios’a göre devlet yönetimlerinde geçerli olan monarşi sistemi bir süre sonra “Güç zehirlenmesi” yaşayarak soyluların öncülüğü ve denetiminde “Tiranlığa” doğru evrilir. Ancak soylular da bir süre sonra kendi aralarında bir nüfuz mücadelesi yaşarlar ve bu kez soyluların içerisinde bir tasfiye yaşanır ve ayakta kalan soyluların yönetimi ile birlikte elitist bir “Oligarşik” yapı ortaya çıkar.

Ancak bu oligarşik yapı bir süre sonra halkın çoğunluğuna baskı uygulamaya başlayınca, halkın çoğunluğu ayaklanarak oligarşiyi yıkar ve “Demokrasiyi” kurar.

İşte Polybios kaleme aldığı “Demokrasi döngüsü” içerisinde en çarpıcı tespitleri bu aşamadan sonra yapmaktadır. Polybios’a göre demokrasinin kuruluşundan sonra toplumdaki nüfus artışı ile toplumun “Eğitimli ve nitelikli” nüfusu arasında ters orantılı bir eğri ortaya çıkar. Yani nüfus artar ancak nüfusun çoğunluğunu eğitimsiz/cahil ve niteliksiz kitleler oluştururken nüfusun  eğitimli-nitelikli kısmını oluşturan yüzdesi azınlıkta kalır.

İşte cahil-eğitimsiz ve niteliksiz “Halk yığınlarının” nitelikli-eğitimli halkı “Çoğunluğuna dayanarak” ve demokrasideki “Seçme-seçilme” ana prensibini hayata geçirerek tasfiye etmesi yahut yönetimi altına alması ile birlikte Polybios’un “OKLOKRASİ” adını verdiği ve “Demokrasinin son evresi” olarak tanımladığı aşamaya doğru ilk adım da atılmış olur.

“Demokrasinin son evresi” olarak tanımlanan “OKLOKRASİ” demokrasinin yozlaştığı,yolsuzlukların arttığı, devlet yönetiminde liyakatin en alt seviyeye indiği aşamadır aynı zamanda.

OKLOKRASİ aşamasına gelmiş bir toplumda Polybios’a göre en belirgin ve önemli karakteristik özellik toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan eğitimsiz-cahil ve niteliksel halk yığınlarının olaylar ve konular hakkında bilgileri olmamasına rağmen kesinlikle fikirleri olmasıdır.Bu tip toplumlarda bilgisi olmayan ancak her konuda fikri olan geniş halk kitleleri giderek parçalı bir yapı haline gelirken bir “Siyasal organizasyon” yahut güçlü bir “Siyasal figür” ortaya çıkarak bu kitleleri “Ortak bir takım değerleri” üzerinden tutkulu biçimde aynı siyasal hedef,ideal üzerine birleştirebildiği takdirde kısa süre içerisinde devletin yönetimini ele geçirir. Devlet yönetimini “OKLOKRASİ” için hazır hale gelmiş geniş halk kitlelerini arkasına alarak ele geçiren yöneticiler ise kısa süre içerisinde “TİRAN” haline gelirler.

Yani Polybios’un “TİRANLIK” ile başlayan “Demokrasi döngüsü” döngü tamamlanıp, OKLOKRASİ tüm sosyal ve siyasal katmanları,siyasal aktörleri ve üst yapı kurumları ile hayata geçtiğinde yeniden “TİRANLIĞA” evrilerek tamamlanmış olur.

***

Peki Polybios’un 2 bin sene önce yaptığı bu “DEMOKRASİ DÖNGÜSÜ” tanımlamasının son noktasında toplumun bir tiranın avcuna düşmesinin sonrasındaki aşama için önerisi ne olmuştur dersiniz?

İşte bu sorunun cevabı çok daha ilginçtir zira Polybios bu sorunun çözümü için Roma’da siyasi bir kurum olan ve olağanüstü yetkiler ile donatılmış bir “DİKTATÖR” tarafından -Roma’da bu siyasi makama magistratus extraordinarius ismi verilmekteydi- sistemin yeniden düzeltilmesi ve sonrasında yeniden demokrasiye geçişin sağlanmasını önermişti…

Şimdi 2 bin sene öncesinden hızla günümüz Türkiye’sine gelelim isterseniz…

AKP iktidarı 2 bin sene önce Polybios’un tanımını yaptığı OKLOKRASİ sistemini tam olarak uygularken biz ülkenin kurtuluşu için bir “DİKTATÖR” mü arayacağız?

Pek çoğunuzun bu soruya “Arkadaş öyle saçma şey olur mu?” dediğinizi duyar gibiyim ancak toplumların buhranlı,kriz dönemi yaşadıkları, özellikle de yoğun baskı altında kaldıkları dönemlerden sonra bir sistemsel çıkış felsefesi üretmek yerine bir “KURTARICI” beklemek gibi bir “ZAAFLARI” olduğunu bize tarih sayısız örnekleri ile göstermekte…

İtalya’da faşizmi ve Faşizmin babası Mussolini’yi iktidara getiren de, Almanya’da Hitler ve Nasyonal Sosyalizmi iktidara taşıyan da işte bu “Kurtarıcı bekleme” ruh halidir.

Keza AKP de 2001 yılında büyük bir ekonomik kriz ile dibe vuran ülkede siyasetin merkezindeki tüm partilere isyan eden Türk halkının beklediği “Kurtarıcı” olarak lanse edilmiş ve “Kurtarıcı” olarak ülkede iktidar olmuştur.

Şimdi Türkiye 21 sene sonra yeniden ve çok daha ağır bir ekonomik ve siyasal kriz ve buhran dönemi yaşarken toplumda bir kez daha bu sıkıntılı “Kurtarıcı” beklentisi zirveye çıkmıştır.

Peki bu “Kurtarıcı” beklentisi zirveye çıkmışken bizi bekleyen tehlike nedir?

Türkiye’nin en önemli “Filozoflarından” birisi olan ve genç yaşta hayatını kaybeden ünlü sosyolog Ulus Baker’in “Muhafazakarlık” kavramı bugünkü siyasal tablonun iyi okunabilmesi açısından son derece önem taşımaktadır.

Ulus Baker muhafazakarlık kavramının tanımını bakın nasıl çok çarpıcı bir biçimde dile getiriyor:

“…muhafazakâr, özellikle “modern” çağın insanıdır, eski, “geleneksel” denen toplumlarda “muhafazakâr” yoktur. Bunun nedeni ise çok kolay anlatılabilir: gelenek, eğer gerçekten gelenekse, zaten kendini koruyacak güce sahiptir ve insanların onu korumak, muhafaza etmek için beyinlerini zorlamaya çok ender durumlarda ihtiyaçları olur. Muhafazakârlık ancak gelenek ortadan kalkarak tarihsel bir hayal perdesinin ardında kaldığı andan itibaren mümkün bir duygusal yaşantıdır. Fenomenolojik “geçmişe özlem” değerinin altında gelecek üzerinde kurulacak bir hâkimiyet güdüsü yatar. Muhafazakâr, geçmişe yönelik değildir, geleceğe yöneliktir: çocuklarım, toplumum, gelecekte de benim yaşadığım gibi, benim arzuladığım gibi yaşasınlar…

Muhafazakâr fikriyat, toplumsal yaşantı içinde sosyal ve politik bir tavır haline gelince, bu “dram” traji-komik bir hâle bürünür. Geçmişin “değerlerini” korumak, “ataların mirasını” savunmak çok kolay ırkçılığa ve faşizme yol açan tutkulara dönüşebildiyse, bunun nedeni, bir muhafazakârın kafasındaki “geleneğin” büyük bir kısmının devlet, aile, vatan, ülke, millet, halk gibi göreli terkiplerden oluşmasıdır. “Yerlilik” fikri de bu terkiplerden pek bağışık değildir.”

KAYNAK: ULUS BAKER-BİRİKİM DERGİSİ-SAYI:70-YERLİLİK:BİR AŞINDIRMA DENEMESİ

Keza yine Ulus Baker “Kederli ruhların desteklenmek ve propagandasını yapmak için bir despota ihtiyaçları olduğu gibi, despotun da amacına ulaşmak için ruhların kederlenmesine ihtiyacı vardır.” derken ve “Din savaşlarından yırtabilirsek belki de iktidarlarını yeniden kurulacak bir despotun egemenliği altına düşeceğiz” diye eklerken toplumların “Kriz ve buhran” psikolojisi ile “Kurtarıcı sandığı yeni tiranlara” nasıl da kolayca kucak açabileceklerini ifade ediyordu.

Bugün AKP iktidarının sonlandırılması ve beklenen “Kurtarıcının” gelmesi için ülkedeki ana muhalefet partisi CHP’nin kendisini adeta inkar edercesine sağcılaşarak giderek “Çakma bir muhafazakar” parti haline gelmesi, CHP’nin “Dostları” olan GELECEK ve DEVA PARTİLERİ’nin ise zaten kendilerini “Muhafazakar” olarak tanımlaması, SAADET PARTİSİ’nin Siyasal İslam’ın bu ülkedeki bayraktarı olması, İYİ PARTİ’nin ise muhafazakarlık kodlarını milliyetçilik ile bezeyerek üzerinde taşıyor oluşu ve politik/felsefi/ideolojik bir alternatif hat ortaya koymaktan uzak “AKP gitsin de nasıl giderse gitsin” mantığı ile ortaya çıkması ve bu “Sekter” anlayışı topluma dayatması karşımıza ciddi bir “Tehlike” olarak durmaktadır.

Zira kendi içerisinde “Yerine geçmeye hazırlandığı AKP’nin” ideolojik kodlarını taşıyan böylesi bir yapı Ulus Baker’in ifadesinde kendisini bulan “Desteklenmeye ve propagandalarının yapılmasına” daha yalın bir ifade ile “Yıllardır kaybeden olmaktan çıkıp artık kazanan olmaya” susamış, “Kederli” ruhlar ile buluştuğunda yaşanacak olan gerçekten bir kurtuluş mudur yoksa Polybios’un tamamlanmış DEMOKRASİ DÖNGÜSÜ sonrasında yeniden başa dönüldüğünde karşımıza çıkan yeni bir TİRANLIK’ın ilk adımı ve temeli mi olacaktır?

İşte soru da son derece önemli sorun da tam olarak budur…

Ve toplumumuzun bu kez yanlış karar verme lüksü yoktur bu nedenle “Pragmatist siyasal kazanımlar” adına ilkesizce,kendi değerlerinden taviz vererek hatta kendini inkar ederek yapılan ittifaklar geçici seçim zaferleri sağlasa da orta/uzun vadede yeniş bir toplumsal yıkım yaşatabilir.

Ve işte tam da bu sebeple muhalefetin özelikle de ana muhalefetin asli sorumluluğu ise AKP’den ülkeyi kurtarırken ülkeyi bu uçuruma itmemek, seçmenlerin temel talebi ise en az “İktidar” kadar bu iktidara giderken izlenecek yoldaki “İlkeli siyaset” olmak zorundadır…

 

 

 

 

Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: