CHP'DE KAYNAYAN KAZAN VE ZOR TERCİH: "ÖRGÜT MÜ,RANT MI?" - Haber Alternatif
Sosyal Medya Hesaplarımız

ÖZEL HABER

CHP’DE KAYNAYAN KAZAN VE ZOR TERCİH: “ÖRGÜT MÜ,RANT MI?”

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

Evet sevgili okuyucular bu akşam sizlere Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde, altındaki ateş her geçen gün daha da harlanarak büyüyerek kaynayan kazanı yazacağız…

CHP örgütlerin rahatsız olduğu ve isyan noktasında geldiği bu süreç, bir partinin nasıl olup da “Yönetilemediğinin” ve hangi rantlara,hangi siyasi ve ticari pazarlıklara,hangi girift ilişkilere esir edildiğinin tescilidir aslında…

CHP’li kimliğini hiç bir zaman gizlememiş bir gazeteci olarak her zaman “Yanlışın,talanın,rantın partisi,ideolojisi olmaz.Bunu yapan kendi partimizden dahi olsa açıkça yazılmalıdır.Eğer yazmaz ve “Kol kırılır yen içerisinde kalır” dersek, “aman parti zarar görmesin” gibi bir yanlışın içerisine düşersek partiye asıl zararı o zaman vermiş oluruz.İşte o zaman Siyasal İslamcıların “Benim hırsızım iyidir” şeklindeki sakat zihniyetlerinden bir farkımız kalmaz” dedim ve yanlışlığı yapan  CHP’li bir isim de olsa makamına mevkisine,ismine-cismine bakmadan yazdım,bundan sonra da tıpkı AKP’nin talanlarını,vurgunlarını,yolsuzluğunu,kamu kaynaklarını tarikat cemaat vakıfları üzerinden yandaşlara aktarmasını yazdığım gibi yazmaya devam edeceğim.

Az sonra okuyacaklarınız özellikle CHP üyeleri yahut CHP’yi yüreğinde taşıyan okurlarımız için hiç de kolay kabul edilebilir,hazmedilebilir şeyler değil.Ancak maalesef gerçekler bunlar.

Ya acı da olsa gerçekleri bileceğiz ve tavrımızı buna göre belirleyeceğiz, ya da “DUYMAK İSTEMEDİKLERİMİZ” yazıldığı zaman “YALAN,İFTİRA,YOK ÖYLE BİR ŞEY,BUNU YAZANLAR GİZLİ AKP’LİDİR” diyerek, “KAÇ PARA ALDIN BUNLARI YAZMAK İÇİN?” diye ithamlarda bulunup, ölü taklidi yaparak Polyanna’cılık oynayıp bizlere anlatılan La Fontaine’den masallara inanıp kendimizi kandırmanın dayanılmaz hafifliği ile mutlu mesut yaşayıp,hayaller görmeye devam edeceğiz…

Tercih sizin diyoruz ve işte başlıyoruz yazmaya…

***

Bugün akşam saatlerinde Antalya Büyükşehir Belediyesi’nde uzunca süredir devam eden kriz çok farklı bir boyut aldı ve haberimizvar.net haber sitesi yazarı gazeteci Ebru Küçükaydın aylar süren tedavisinin ardından göreve döner dönmez ilk icraatı yetkileri tırpanlanan Genel Sekreter Cansel Çevikol Tuncer’in yetkilerini geri iade edip, bizzat CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Antalya’ya gönderdiği Genel Sekreter Yardımcısı Hüseyin Karakuş’u görevden almak olan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in oğlu Gökhan Böcek’in kendisine kullandığı şok edici ifadeleri kaleme aldı…

Ne diyordu “Başkanın oğlu” olma sıfatı dışında hiç bir vasfı olmayan Gökhan Böcek ? “Benim Mevlüt Amcam (Çavuşoğlu) var. Mevlüt “Amcam” her gün arıyor ve babamın iyileşmesi için dua ediyor”… Başka? “Babamın sağlık durumu ile ilgili Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener’e bilgi verilmemesi talimatını verdim” Başka? “Bizim için CHP bitmiştir. Babam Mevlüt “Amcamın” yanında olacak”

Bu haber bomba etkisi yaratırken, CHP seçmeninde ise infial yarattı…

Lakin yaşananları daha iyi anlamak ve Gökhan Böcek’in bu Mevlüt “Amcasına” duyduğu sevdayı çözebilmek için Antalya Büyükşehir Belediyesi’nde yaşanan krizin tam göbeğindeki isim Cansel Çevikol Tuncer’e iyi bakmak,bu ismi iyi tanımak lazım…

Cansel Çevikol Tuncer siyaseten her şeyini Muhittin Böcek’e borçlu olan bir isim… Muhittin Böcek2in “KARAKUTUSU” olarak da anılmakta. Parti içerisindeki jet hızı ile yükselişini de tamamen Muhittin Böcek’e borçlu. Cansel Çevikol Tuncel Konyaaltı Belediye Başkanlığı için aday adayı olduğunda da kendisinin arkasında olan isim Muhittin Böcek’ti,Tuncer’in aday gösterilmesi için Genel Merkez düzeyinde kulis yapan da…

Cansel Çevikol Tuncer bizzat Kemal Kılıçdaroğlu’nun vetosu ile Konyaaltı’na aday yapılmadı ama Muhittin Böcek seçimi kazanınca Tuncer’i Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne Genel Sekreter yani “2 NUMARA” yaptı…

Peki neydi Cansel Çevikol Tuncer’i bu denli vazgeçilmez kılan?

Antalya siyasetinde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun ciddi etkisi var. İşin rant ve “Siyasetin finansmanı” ayağında ise FETÖ’den yargılanan, bir dönem FETÖ’nün ZAMAN GAZETESİ’nin %10’unu satın alan,FETÖ bağlantılı olduğu gerekçesi ile kapatılan GAYE VAKFI kurucusu ve Mütevelli Heyeti Başkanı olan,FETÖ elebaşı Fethullah Gülen istediği için Antalya’da üniversite açan “OTELLER KRALI” Fettah Tamince var…

Fettah Tamince hakkındaki bunca “İltisak” emaresi olmasına rağmen FETÖ ddavasından ceza almadan kurtuldu.. Kendisine sihirli bir el değimişti sanki. Yetmedi kendisi Kültür Bakanlığı’na bağlı olan Turizm Tanıtma ve Geliştirme Ajansı’nın Yönetim Kurulu Üyesi olarak atandı…

Fettah Tamince ile Gökhan Böcek’in “Amcası” Mevlüt Çavuşoğlu’nun arası son derece iyi…

İşte Cansel Çevikol Tuncer bu Fettah Tamince’ye ait olan meşhur SEMBOL İNŞAAT firmasının avukatı.

Ve geliyoruz işin “Bam teline”…

Antalya’da Muhittin Böcek rahatsızken Başken Vekili olarak görev yaparken işte bu Cansel Çevikol Tuncer’in yetkilerini tırpanladığında bu işin arkasında “AKP’li kimi iş adamları ile yapılan iş birliğinin” olduğunu yazmıştık.

Şimdi efendim gelelim bu krizin perde arkasındaki büyük “RANT VURGUNU SAVAŞINA”…

Antalya’da Balbey Mahallesi adında bir mahalle var… Oldukça geniş bu mahallede bir “KENTESL DÖNÜŞÜM” daha dorusu bir “RANTSAL DÖNÜŞÜM” hazırlığı ve planı var…

Balbey Mahallesi şu an en fazla 3 kat izni verilen bir bölge ve bölgede eski binalar yer almakta. İşte bu mahallenin komple zorunlu kamulaştırma yapılarak istimlak edilmesi ve “2.KALE İÇİ ” şeklinde bir “KENTSEL DÖNÜŞÜME” sokulması, bölgenin imar planının değiştirilerek çok kat izni verilmesi ,eski evlerin tamamen yıkılarak yerine yapılacak yeni ve lüks yapılar ile burada yüz milyon dolara yakın büyük bir rant projesi yaratılması planlanıyor...

Peki bu bölge imara açılınca buranın inşaat işinin verilmesi planlanan isim kim? Yanılmadınız bölgeye yapılacak yüz milyon dolara yakın inşaat projesinin Fettah Tamince tarafından inşa edilmesi planlanmakta…

Antalya’da yaşayanlar ve Antalya’yı iyi bilenler bu şehrimizdeki Phaselis Antik Kenti’ni iyi bilirler…

İşte efendim her yıl on binlerce turistin ziyaret ettiği bu antik kent için de çok “Ballı” projeler geliştirilmiş durumda… Bu bölgeye Fettah Tamince otel dikmek istiyor… Tabii lokasyon nadide bir elmas gibi ve burada da ortaya yüz milyon dolara yakın bir rant çıkacak…

Şimdi parçaları üst üste koyalım:Ortada yüz milyonlarca dolarlık 2 büyük rant projesi var, bu projelerin normal şartlarda imar izni, bölgelerin tarihi alan olması sebebi ile gerçekleşmesi imkansız, bu rant projelerinin hayata geçmesi için Büyükşehir Belediyesi’nde işin “Pürüzlü” kısımlarının halledilip “Adrese teslim” olarak “Birilerinin önüne” getirilmesi lazım.Bu projeleri hayata geçirmek isteyen Fettah Tamince…Fettah Tamince’nin avukatı Cansel Çevikol Tuncer Antalya Büyükşehir Belediyesi’nde Genel Sekreter ve en yetkili 2.isim, Fettah Tamince’nin kimin isteği ile kurduğunu yukarıda yazdığımız Antalya Bilim Üniversitesi’nde kendisi Mütevelli Heyeti Başkanı iken Mütevelli Heyeti’nde üye olan isim Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatı Ahmet Özel… Ve tabii Fettah Tamince’nin en yakın olduğu isimlerden birisi de Gökhan Böcek’in “Mevlüt Amcası” Mevlüt Çavuşoğlu…

Şimdi sanırız bu Cansel Çevikol Tuncer’in neden vazgeçilmez olduğu daha iyi anlaşılmıştır… Hatta size bir detay verelim daha 1,5 ay önce Cansel Çevikol Tuncer ile Fettah Tamince’nin Antalya’da bir plazanın 6.katında buluşarak uzunca bir görüşme gerçekleştirdiği ve bu projeler hakkında konuştukları Antalya kulislerinden bize gelen bir bilgi…

Antalya İl Örgütü durumdan son derece rahatsız…Gerek İl Başkanlığı gerekse ilçe örgütleri Cansel Çevikol Tuncer’den duydukları rahatsızlığı defalarca dile getirdiler.  Bu arada Başkan Muhittin Böcek’in oğlunun ifadeleri ile “Mevlüt Amcasının yanına” yani AKP’ye geçeceği iddiası ile ilgili Antalya örgütünden görüştüğüm üst düzey bir yönetici “Muhittin Böcek Antalya’yı kendi başına Cumhuriyet gibi yönetmek istiyor.Genel Başkan’ın gönderdiği Hüseyin Karakuş ismini de bu sebeple istemedi.  Genel Merkez yöneticilerine “Ben burada seçilmek için bu kadar para harcadım,bu kadar yatırım yaptım burayı ben yönetirim siz değil” dedi.Bu AKP’ye geçme söylentisi ise Muhittin Böcek’in Genel Merkez’e karşı elini güçlü tutmak için ortaya sürdüğü kozu”ifadelerini kullandı.

Evet Antalya’da ne seçmenin iradesi nje partililer kimsenin umurun da değil. Yaşanan krizin asıl sebebi yüz milyonlarca dolarlık rant ve siyasi güç savaşı…

Şimdi geçiyoruz Hatay’a…

***

Bildiğiniz gibi Hatay’da CHP’nin Belediye Başkanı Lütfü Savaş…Ancak CHP Örgütü Lütfü Savaş’tan adeta yaka silkiyor. Zaten Lütfü Savaş da her fırsatta özel sohbetlerde “Ben milleytçi ve ülkücüyüm,partili olan sizsiniz” diyor. Lütfü Savaş Belediye Başkanı seçildikten sonra Hatay İl Örgütü’nün kapısından içeri girmedi…

Tabii konunun arka planına hakim olmayan okuyucularımız ” Bir CHP Büyükşehir Belediye Başkanı nasıl olur da ben ülkücüyüm,partili olan sizsiniz” der diyebilirler…Anlatalım efendim…

Lütfü Savaş hiç bir zaman CHP’li olmadı zaten… Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Sekreteri iken Alevi ve solcu öğrencilerin fişlenmesi skandalına adı karışan da Lütfü Savaş’tı..2009 seçimlerinde AKP’den Antakya Belediye Başkanı olan da Lütfü Savaş’tı. AKP içerisinde kendisini “Ülkücü,milliyetçi” olarak konumlandırıp bu yönde sıklıkla beyanlar veren de Lütfü Savaş’tı…

2014 yılında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Lütfü Savaş’ı Hatay Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak gösterdiğinde tüm parti örgütleri ayağa kalkmış ve isyan etmişti. Özellikle o dönem CHP Hatay Milletvekillerinden Mehmet Ali Ediboğlu şiddetle bu adaylığa karşı çıktı… Ama Lütfü Şahin’in arkasında Genel Merkez’de çok etkili olan Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur vardı…

Sonuç ne mi oldu? Kılıçdaroğlu örgütlerin hiç bir tepkisini dinlemedi ve 2014’te Lütfü Savaş’ı Hatay Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak gösterdi.2015 Milletvekili seçimlerinde Lütfü Savaş’ın adaylığına karşı gelen CHP Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu listeye konulmayarak tasfiye edildi.

Lütfü Savaş’ın karşısında olan bir başka önemli isim Nihat Matkap da tasfiye edilenler listesine eklendi.

Tabii şimdi Sn.Lütfü Savaş’a (Cevap vereceğini sanmasak da) şu soruyu da sormamız lazım: Sn.Başkan CHP içindeki en büyük destekçiniz olan ve petrol istaysyonları bulunan Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur’un “Gizli ortak” olarak kurdurduğu çeşitli şirketler aracılığı ile Hatay Büyükşehir Belediyesi’ne çok yüklü miktarda akaryakıt sattığı doğru mudur?

Ama Lütfü Savaş’tan CHP örgütlerinin rahatsızlığı sadece bu siyasi-ticari ilişkilerden kaynaklı değil.

Tarih:2015

Yer:CHP Kırıkhan İlçe Başkanlığı

Milletvekili adayları saatlerdir gelmesini bekledikleri Lütfü Savaş’ın uzun süren gecikmesi sonrasında huzursuzlanmaya başlarlar. Az sonra Lütfü Savaş’ın Aydınlı Mahallesi’nde bulunan bir “Şeyhin” evinde olduğu ve her zaman gittiği bu şeyhin evinden konu ne olursa olsun oradaki işi bitmeden çıkmadığı bilgisi gelir.

Kırıkhan İlçe Başkanlığı’nda bulunan vekil adaylarından birisi kalkarak “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler,şıhlar ve meczuplar devleti olamaz diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu partide ben bu durumu CHP’ye de,Atatürk’e de,kendime de hakarat sayarım” diyerek toplantıyı terk eder…

Ama Lütfü Savaş’ın “Şeyh-Şıh ” sevdası bununla bitmez…

Hatay’da Yunus Emre Yaşatma Derneği adında faaliyet gösteren bir dernek ve bu derneğin başında olan Erdal Koşay isminde bir zat-ı muhterem bulunmakta… İşte bu Erdal Koşay’ın da bir Nakşibendi Tarikatı şeyhi olduğu ve Başkan Lütfü Savaş’ın düzenli olarak bu Erdal Hoca’yı ziyaret ettiği Hatay kulislerinde dile getiriliyor.

Öte yan dan Hatay İl Örgütü başkan Lütfü Savaş’a adeta ulaşamıyor… Büyükşehir Belediyesi’ne yapılan kadro alımlarında İl ve İlçe örgütleri tek bir CHP’li partiliyi işe aldıramazken AKP ve MHP’li isimler belediyeye alınıyor.

Hatay İl Örgütü adeta isyan ediyor…

Şimdi geçelim Ankara ve İstanbul’da yaşanan 2 önemli gelişmeye…

***

CHP’de yaşanan son kurultay suların durulmasını sağlamak şöyle dursun parti içerisinde son derece ciddi bir muhalif dalganın yayılması sürecini de başlattı…

Tüm bunlar yaşanırken CHP içerisinde 2 ilçede çok önemli gelişme yaşandı.

Bunların ilki CHP Ümraniye ilçesi.. Ümraniye ilçe yönetim kurulu istifalar nedeni ile düştü… Ümraniye ilçe istifa ederken ilçe yönetiminin kadınlara davranış biçiminden duyulan rahatsızlık özellikle dile getirildi.

Şimdi ortada enteresan bir durum var… İBB seçimlerinin kazanılmasından sonra tamı tamına 42 bin üyenin istifa ettiği CHP İstanbul İl Örgütü bu kez de tüzük gereği 45 içerisinde olağanüstü kongreye gitmek zorunda olan Ümraniye İlçe Başkanlığı’na “Kongre izni vermiyor” ve “Kayyumla devam” etmek istiyor…

HDP’li vekiller kayyum ile görevden alınırken kendilerini ziyaret edip desteklerini sunan,destek mesajları paylaşıp “KAYYUM DEMOKRASİYE VURULMUŞ EN BÜYÜK DARBEDİR” diyenler iş kendilerine muhalif isimlerin de aday olacağı hatta büyük ihtimalle kongreyi kazanacakları ve Tüzük gereği de yapılması zorunlu olan kongreyi yapmaya gelince “KAYYUM İYİDİR,KAYYUMLA DEVAM EDELİM” diyorlar. Niye? Çünkü kayyum muhalif değil,kendi atadıkları isimler…

İstanbul CHP örgütü de içten içe kaynıyor, medyada yaratılan “Efsane Başkan” algısı tabanda hiç de öyle gözükmüyor ve Canan Kaftancıoğlu ve yönetimine ciddi tepki var. İBB kadrolarına CHP’liler ancak uzaktan bakarken İYİ PARTİ’li,HDP’li ve hatta İYİ PARTİ’yi “İstasyon ve kamuflaj” aracı olarak kullanan AKP’liler tepeden inme paraşütle getiriliyor.

İBB’de işe alımlarda İYİ PARTİ İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu’nun eski il başkan yardımcısı ve şimdi kadrosu İSKİ’de Danışman olan Fatih Oğuz’dan dolayısı ile Buğra Kavuncu’dan habersiz kuş uçmuyor…

***

Gelelim Ankara’nın Etimesgut ilçesinde yaşananlara…

Ankara’nın Etimesgut ilçesi son seçimlerde Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik’in aday yapılarak adeta kaybedilmesine göz yumulan bir ilçe zira Celal Çelik’in “Kılıçdaroğlu’nun avukatı ve sırdaşı” olmaktan başka hiç bir siyasi geçmişi de tabanda karşılığı da yok.

Ama bu ilçe gelecek seçimde kazanılması en muhtemel ilçelerden birisi,ranta çok açık bir metrolopol ve Ankara İl Delegasyonunun kontrolü açısından da önemli.

Şimdi 2019 yılının Temmuz ayında CHP Etimesgut ilçe yönetimi başta başkan Ayhan Yılmaz olmak üzere yaşanan istifalar ile düştü.

Ayhan Yılmaz’ın yerine ise Genel Merkez CHP Ankara Milletvekili Nihat Yeşil’in kardeşi Ahmet Yeşil’i getirdi.

Genel Merkez tıpkı bugün Ümraniye’de yaptığı gibi o zaman da vekil Nihat Yeşil’in kardeşi Ahmet Yılmaz ile yola devam etmek istedi.Yani kayyumu kalıcı hale getireceklerdi.Ancak Etimesgut İlçe örgütü bastırdı ve olağanüstü kongre gerçekleşti.

Kongreyi 4 farklı gruba karşı arkasına 10 Aralık ekibinin başı olan Oğuz Kaan Salıcı’yı alan Onur Öktem kazandı.Onur Öktem eski CHP İzmir Milletvekili olan ve trafik kazasında hayatını kaybeden Enver Öktem’in oğluydu.

Sonra olağan kongre sürecinde Onur Öktem bu 4 farklı muhalif grubu bir kez daha yenerek yeniden ilçe başkanı oldu.

Ancak geçtiğimiz ay içerisinde CHP’de çok uzun zamandır yaşanmayan bir gelişme yaşandı ve muhalif kongre delegeleri yeterli imzayı toplayarak Etimesgut ilçeyi olağanüstü kongre sürecine soktular.

Ve muhalifler bu imzaları toplayıp,Onur Öktem’i devirirken Genel Merkez buna “Yol verdi”, göz yumdu,zımnen destek verdi.

Bu çok önemli zira Etimesgut örneği Türkiye için bir örnek teşkil ediyor… Çok uzun olmayan bir gelecekte CHP içerisinde yönetimden memnun olmayan pek çok il ve ilçede kongre delegeleri tıpkı Etimesgut örneğindeki gibi imza toplayarak il yahut ilçeleri olağanüstü seçimlere götürebilir.

Bu süreçte Etimesgut’un Ankara delegasyonu için önemini bilen Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen imzacı muhalifleri destekleyerek Etimesgut üzerinde de ayrı bir nüfuz alanı kurmaya çalışıyor.

Etimesgut’taki sürece müdahil olan bir başka odak ise Etimesgut’un en fazla göç aldığı ilçe olan Mamak ilçesi CHP Örgütü… Mamak CHP İlçe örgütü de Etimesgut’taki yeni dengelerde kendisi etkin olmak adına sürece müdahil olmuş durumda.

Bu arada Etimesgut örgütünün sancılı imza toplama sürecinde ilçe yönetimine yakın isimlerin sosyal medya üzerinden muhalif imzacı bayanları aşağılayıcı paylaşımları büyük tepki ve rahatsızlık yaratırken, Etimesgut Kadın  Kolları ile CHP Kadın Kolları Başkanı Aylin Nazlıaka arasında Kadın Kolları Genel Başkanlığı sürecinden beri süregelen bir gerginlik ve soğukluk var.

Bir önemli detay da olağanüstü kongre için delegelerden imza toplayan muhaliflerin pek çok delegeye yakınlarını,çocuklarını Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde işe aldırma vaadi vererek imzalarını almaları.

Böyle bir vaadi Genel Merkez’in onayı olmadan verebilmeleri pek mümkün gözükmüyor doğrusu…

Öte yandan geçtiğimiz günlerde kamuoyunun yakından tanıdığı ve CHP içerisinde çok etkin bir isimle konuşmamızda bana “Kılıçdaroğlu,10 Aralık ekibine operasyon çekecek… Yapılan görevden almalara dikkat et,hemen hepsi 10 Aralık ekibine ve Oğuz Kaan Salıcı’ya yakın isimler” demişti.,

Etimesgut İlçe Başkanı Onur Öktem;’in de Salıcı’ya yakın bir isim olması ve muhalifler olağanüstü kongre için imza toplarken Genel Merkez’in hiç karşı çıkmadan buna adeta destek vermesi de bu yaptığım görüşme ile birlikte değerlendirildiğinde çok daha ilginç bir hal alıyor.

***

Evet ülkedeki rezil,liyakatsiz AKP’ye karşı umut ve alternatif olması gereken CHP’de işte TİCARET-SİYASET-GÜÇ-RANT ekseninde böyle bir kazan kaynıyor…

Ve bu partinin cefakar,vefakar parti emekçileri Genel Başkanları 10 yılda bir kez gerçekten güzel bir Meclis konuşması yaptı diye adeta bayram yapar hale getiriliyor…

Sn.Kılıçdaroğlu bu partinin içini siyaseten boşaltmıştır,bu partide bugün yaşanan  rezillikler bu ideolojik savrulma ve partinin kendi değerlerine yabancılaştırılmasının sonucudur.

18 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ve hemen ardından gelen “İTTİFAK” sisteminin getirdiği “zorunluluk” nedeni ile yerel seçimlerde İTTİFAK desteği ile kazanılan Büyükşehirler kesinlikle Kemal Kılıçdaroğlu’nun başarı hanesine yazılacak bir puan değildir.

Zira ortada gerçek bir zafer de yoktur, kazanılan belediye sayısına,belediye meclis üyesi sayısına, genel oy oranına bakılacak olursa AKP hepsinde öndedir.

Yerel seçimlerdeki kazanılan belediyeler zaten kurulması doğal zorunluluk olan yani Kılıçdaroğlu’nun bir stratejik deha falan göstermediği ittifakın diğer partilerinin desteği,adayların muhteşem seçim performansı ve AKP’nin yıpranmışlığı sayesinde kazanılmıştır

Kimsenin kendisini kandırmasının  lüzumu yoktur,CHP “YÖNETİLEMEMEKTEDİR”… Tıpkı AKP’nin Türkiye’yi yönetemediği gibi Kılıçdaroğlu ve ekibi de CHP’yi yönetememektedir.

Ancak CHP’nin “YÖNETİLEMEMESİ” sadece CHP’nin sorunu değildir,ortaya çıkarttığı muhalefet eksikliği ve yetersizliği nedeni ile Türkiye için AKP iktidarı kadar önemli bir sorundur.

CHP bu yönetilememe halinden bir an önce kurtulmalıdır, parti il binalarında ağzından çıkan en ufak muhalif cümle,eleştirel sosyal medya paylaşımı nedeni ile yığılmış duran “İHRAÇ” dosyalarını işleme koyup,parti içi muhalifler için giyotin sehpaları kurmak sadece başını kuma gömmektir.

CHP örgütü siyasi ve ticari pazarlıklar karşılığında feda edilmiş durumdadır.

Ve buradan bir kez daha tekrar ediyorum CHP bu yönetim anlayışından”KURTARILMALIDIR”

Zira “CHP KURTULMADAN,TÜRKİYE KURTULMAZ!é

 

 

Yorum yapmak için tıklayın

Bir Cevap Yazın

ÖZEL HABER

BAHÇELİ’NİN “TEHDİDİ” Mİ,BAHÇELİ’NİN “HAMLESİ” Mİ?

Yayınlanma Tarihi:

on

 

Celal Eren ÇELİK

Türkiye son bir kaç gündür ülkücü camia içerisinde başlayan bir kavga ve bu kavganın yansımalarını izliyor.

Hatırlanacağı üzere Ankara’da Alparslan Türkeş Vakfı’nın düzenlediği MHP’nin kurucusu Alparslan Türkeş’in doğum günü sebebiyle yapılan anma etkinliğinde Ülkü Ocakları üyesi olduğu iddia edilen kişiler toplantıyı basmış ve fiili bir kavga yaşanmıştı.

Bu konu aslında milliyetçi camia içerisinde çok daha “Derin” bir kavga ve başlı başına bir yazının konusu. Zira MHP içerisinden ayrılan bir grubun Alpaslan Türkeş Vakfı üzerinden “Alternatif” bir ülkücü yapılanma içerisine girdikleri ve MHP ile Ülkü Ocakları’nın tepkisinin asli sebebinin bu olduğu konuşuluyor.

Ancak dediğimiz gibi bu “Derin” konu bir başka yazının konusu…

Biz bu yazımızda yaşanan bu kavga sonrasında Devlet Bahçeli’nin Mansur Yavaş’ı tehdidi ile boyut değiştiren yansımalar konusunda bir değerlendirme yapacağız.

***

İşin açıkçası kamuoyu pek çok olayda olduğu gibi bu olayda da Bahçeli’nin hiç gündemde yokken Mansur Yavaş’a hitaben grup toplantısındaki “Ciddi olaylar yaşandı geçen günlerde. MHP olarak bunun üzerinde duruyoruz. Elde ettiğim ön bilgilerde, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Bey’in elinin altında geliştiği hakim. Bundan sonra Mansur Bey dikkat etsin. Artık kendisinin ardından bir ülkücü nefes vardır, her gün de takip edecektir.”  sözleri çıkışını anlamlandıramadı.

Söz konusu Bahçeli ve bu tip “Kritik” açıklamalar olduğu zaman 5 dakika durup düşünmek ve mutlaka ama mutlaka “Kim kazandı” sorusunu sormak gerekiyor diye düşünüyorum…

Bahçeli’nin açıklaması sonrasında Mansur Yavaş’a kamuoyunda büyük bir destek geldi. Yavaş’ın Bahçeli’nin tepkisi karşısındaki duruşu ve ölçülü cevabı ise kamuoyundaki “Sadece işine odaklanmış, hizmet eden devlet adamı” imajını daha da perçinledi.

Yani Bahçeli’nin bu açıklamasında asıl kazanan hikayenin “Mağduru” pozisyonundaki Mansur Yavaş oldu.

Peki Bahçeli’nin bu açıklamasının zamanlaması nasıldı?

Bahçeli’nin Mansur Yavaş’a yönelik bu çıkışı ve kamuoyunda Mansur Yavaş’a olan desteğin daha da artmasını sağlayan bu gelişmeler Meral Akşener’in İstanbul’da Cumhurbaşkanlığı seçimi için İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na açık destek vermesinin hemen arkasından geldi.

İYİ PARTİ ve Genel Başkanı Meral Akşener Millet İttifakı’nın adayı olması konusunda Kemal Kılıçdaroğlu’nun değil İmamoğlu’nun adaylığını desteklediğini en “Diplomatik dille” ve çeşitli mesajlar ile dile getirdi. Yani şu anda Millet İttifakı’nın adaylığı için “Perde arkasında” süren yarışta İmamoğlu’nun eli bu destek ile biraz daha güçlenmişken Bahçeli’nin bu çıkışı sonrasında ortaya çıkan kamuoyu desteği ile birlikte Mansur Yavaş için oluşan kamuoyu baskısı da daha da artmış oldu.

Şimdi biraz da geçmişe dönüp, Bahçeli’nin bu “Mağdur” yaratma konusundaki uzmanlıklarına ve bunların sonucuna bakalım…

Bahçeli kendisine rakip olarak yola çıkan muhaliflerini bir parti kongresinde karşılarına çıksa -Ki o zaman 4 muhalif aday vardı karşısında- önce partiden ihraç etti. Ortaya “Mağdur” bir “Muhalif kadro” çıktı. Bu “Mağdur muhalif kadro” partileşmek için harekete geçince toplantıları MHP teşkilatları tarafından basıldı,önlerinin kesilmesi için her şey yapıldı. Bu yapılanlar ise hep “Mağdur kadro” hanesine artı puan olarak yansıdı,MHP’ye öfkeli ülkücü taban yeni partiye doğru kanalize oldu.

Son olarak bir partinin en zor örgütlendiği taşralarda Bahçeli MHP teşkilatlarını kapatarak bizzat kendi partisi içerisinde mağdur,küskün ve öfkeli bir taşra kitlesi yarattı. Ve o “Mağdur,öfkeli ve küskün” taşralı MHP’li ülkücü taban kapatılan teşkilatlarına İYİ PARTİ tabelası astı,İYİ PARTİ en zor örgütleneceği taşralarda kolayca örgütlenebildi.

Tüm bu yaşanan sürecin sonunda doğan İYİ PARTİ Türkiye’nin en büyük siyasi partilerinden birisi,Millet İttifakı’nın 2. gücü konumuna gelirken İYİ PARTİ’nin tüm teşkilatları elinde olan Koray Aydın için Bahçeli “Onların içindeki tek gerçek ülkücüdür” övgüsünü yaptı,Koray Aydın ise Meral Akşener istifa etmeye kalktığı gün Akşener’in evinin önünde konuşmasına “Yanlışlıkla” “Liderimiz Sayın Bahçeli” diye başladı…

***

Bahçeli bu ülkede 7 Haziran seçimleri sonrasında ayağına kadar gelen, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Başbakan sen ol koalisyon kuralım” teklifini geri çevirip, birden bire Erdoğan ve AKP’ye destek vermeye başladı.

“İttifak sisteminin” ve %50+1 sisteminin mucidi olarak AKP’yi kendisine “Mahkum” etti… Bugün AKP o kadar MHP’ye mahkum halde ki “%50+1 bize Bahçeli’nin tuzağıdır” diyorlar,zira bu sistem adım adım adım AKP’nin siyasal iktidarının sonunu hazırlıyor.

Bununla da kalmadı AKP içerisinde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya verdiği açık destek ile kendisine “İçeriden mevzi” kazandı.

Yani Bahçeli hem MHP’yi yönetti,hem AKP’yi “Yönlendirdi”

***

Şimdi tüm bunları alt alta koyunca Bahçeli’nin bu kez de Mansur Yavaş’tan bir “Mağdur” yaratarak tam da İYİ PARTİ’nin İmamoğlu desteği iyiden iyiye açığa çıkmışken planlı ve stratejik olarak Millet İttifakı’nın adayının belirlenmesi sürecinde “Belirleyici rol oynama” üzerine yeni bir “Hamlesi” ile karşı karşıya olup olmadığımızı insan düşünmeden edemiyor hani…

Zira olayı böyle düşündüğünüz zaman da Bahçeli’nin Millet İttifakı’nın adayının İmamoğlu yahut Kılıçdaroğlu yerine ülkücü kimliğini hiç bir zaman saklamamış, MHP’de en üst düzeyde görevlerde bulunmuş Mansur Yavaş’ın Millet İttifakı’nın aday olmasını istemesini de gayet doğal ve mantıklı olur.

Neticede eğer durum buysa Bahçeli’nin hedefi gerçekleşir Mansur Yavaş Millet İttifakı’nın adayı olursa kendisi Erdoğan’ı destekleyecek Bahçeli seçimi kim kazanırsa kazansın Türk siyasetinin “Asıl kazananı” olacaktır.

Şimdi burada asıl kilit soru şu: “Mansur Yavaş Cumhurbaşkanı adaylığını düşünüyor mu?”

Gerek yakın ekibi ile bizzat görüşmelerimde, gerekse kendisinin çeşitli mecralarında Mansur Yavaş’ın kesinlikle böyle bir düşünce içerisinde olmadığı sonucu çıkıyor, Yavaş da tamamen Ankara halkına hizmet etmeye odaklanmış olduğunu defalarca vurguladı.

Ama siyasette “Taban baskısı” çok önemlidir ve bu “Baskı” uygun konjonktürel şartlar ile birleştiği zaman sizin bir yere aday olup olmamanızın, görev isteyip istememenizin bir anlamı kalmaz zira o şartlar kendisini dayatır ve siyasetin doğası gereği kendinizi hiç beklemediğiniz bir noktada bulabilirsiniz.

Şimdi belki de böyle düşündüğünüz zaman yeniden sormak gerek kendimize: Bu çıkışlar Bahçeli’nin “Tehdidi” mi yoksa “Hamlesi” miydi acaba?

Tabii biz sadece sesli düşündük,katılmak yahut katılmamak sizin bileceğiniz iş…

ÖNEMLİ NOT: Bu yazıdan “Mansur Yavaş’ın Bahçeli ile koordineli hareket ettiği” gibi bir sonuç çıkarabilecekler mümkünse yazıyı tekrar ve dikkatle okusunlar zira böyle bir sonuç çıkartıyorlarsa yazıdan hiç bir şey anlamamışlar demektir.

________________________________________________________________________________________________

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, hiç bir kurum, kuruluş yahut kişiden “Fonlanmadan”, “tam bağımsız” ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, HABER ALTERNATİF’in aylık,3 aylık,6 aylık yahut yıllık ÖZEL BÜLTEN’ine abone olabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

 

ABONELİK LİNKLERİ:

 

YOUTUBE KANALI-KATIL BUTONU LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

KRİPTEKS E-DERGİ YILLIK ABONELİK LİNKİ:

https://shopier.com/1354512

HABER ALTERNATİF YILLIK ABONELİK/ÖZEL BÜLTEN ABONELİK LİNKİ:
HABER ALTERNATİF AYLIK ABONELİK/ ÖZEL BÜLTEN ABONELİĞİ LİNKİ:
HABER ALTERNATİF 3 AYLIK ABONELİK/ÖZEL BÜLTEN ABONELİĞİ LİNKİ:
HABER ALTERNATİF 6 AYLIK ABONELİK/ÖZEL BÜLTEN ABONELİĞİ LİNKİ:

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

“ÜÇ KURUŞA” BİR “KULÜP”

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

Dün DW Türkçe’de yer alan bir haber Türkiye’de gündeme adeta bomba gibi düştü ve pek çok tepkiyi beraberinde getirdi.

DW Türkçe’de yer alan haberde Dünya’da “En büyük Çerkes asimilasyonunun” uygulandığı ülke olarak lanse edilen Türkiye için tarihsel gerçeklerle uyuşmayan bir haber kaleme alınmıştı.

Bu haberin yayınlanmasının ardından başta Türkiye’de yaşayan Çerkesler olmak üzere kamuoyunda ciddi bir tepki oluşurken konu bir anda sosyal medyada da TT olacak kadar gündeme yerleşti.

Peki bu haberin zamanlaması tesadüf müydü yoksa birileri son dönemde sanki “Gizli bir takvime” yaymışçasına bir “KAŞIMA OPERASYONU” mu yönetiyorlar?

Bu girizgahı yaptıktan sonra yazımızın sonraki bölümlerinin bütünsel olarak ele alınabilmesi için ülkemizde çok da bilinmeyen “KÜLTÜR EMPERYALİZMİ” kavramının da tanımını girizgah bölümümüzde yapmamız gerekmekte…

Sami Şener “ASİMİLASYON;EMPERYALİZM;SÖMÜRGECİLİK” isimli KÜLTÜR EMPERYALİZMİNİ aşağıdaki ifadeler ile tanımlıyor:

“…Kültür emperyalizmi, aslında emperya­lizmin bir safhası ve çeşidinden başka bir şey değildir. Kültür emperyalizmine ma­ruz kalan bir toplum, kendine verilmek is­tenen kültür ve dünya görüşünün gerçek hedefini idrak edemeyecek bir hale gelir. Dinamik ruhunu kaybeden böyle bir top­lum, kendine sunulanın doğru veya yanlış olup olmadığım anlayamayacak bir uyu­şukluk ve sersemliğe düşer. Fikir ve sanat zevki ölmüş, hamle gücünü kaybetmiştir.

 

Kültür emperyalizmi altındaki ülkeler, ar­tık kendilerine yön veren toplumların is­tekleri doğrultusunda hareket etmekten başka bir tavra sahip olamazlar.”

Kültür emperyalizmi kavramının  ideolojik olarak “Fikri arka planını” oluşturan ve “Uygulayıcısı” olan 2 ülke ise İngiltere ve ABD…

Bu girizgahın ardından “Bu kadar Peşrev yeter” diyoruz ve yazımıza geçiyoruz…

 

Malumunuz Türkiye’de son dönemlerde en çok konuşulan ve gündem oluşturan dizilerin başında NETFLIX üzerinden yayınlanan KULÜP isimli dizi gelmekte…

Dizimiz bizi dramatik ve sürükleyici bir senaryo ile ağzımız açık kendisini seyretmek durumunda bırakırken alt metinde sürekli vurgulanan konu ise Türkiye’de Yahudi dilinin nasıl yok edildiği, Varlık Vergisi ile azınlıkların nasıl toplumsal ve ekonomik hayattan dışlandığı, hatta yer yer verilen mesajlar ile Türkiye’de azınlıkların bir dönem nasıl “Düşman” olarak görüldüğü…

Şimdi bu güzide dizimizi şöyle bir not edin zira geri döneceğiz dizimize…

Efendim şimdi sizlerle tarih yapraklarını 1985 yılına doğru saracağız…

1985 yılında Suudi Arabistan’da genç bir iş adamı o zamanlar için Suudi Arabistan için adeta devrim sayılacak bir şirket kuruyordu.

Kurulan şirketin ismi ARA Productions and Television Studios’tu… Şirket kısa sürede büyüdü ve sadece Suudi Arabistan’ın değil Ortadoğu’nun en önemli yayıncılık şirketi haline geldi.

Ortadoğu coğrafyasında hemen her ülkede bu şirketin kanalları,televizyonları peş peşe açılıyordu.

Ancak bu hızlı büyüme tabii ki bazı “Özel imtiyazların” bu şirkete tanınması ile gerçekleşmişti. Öreneğin Suudi hükümeti şirkete özel bir lisans vererek uydu yayınlarının içeriklerini herkesten önce bu şirketin kanallarının yayınlamasını sağlamış,ülkenin tüm büyük şehirlerinde bu şirkete ait kanalların daha yaygın şekilde izlenmesi için özel kablo alt yapısı geçirmiş, yüz milyonlarca dolar teknik alt yapı desteği sağlamıştı.

Peki Suudi hükümeti neden bir özel şirkete bu imkanları sağlıyordu? Aslında bu sorunun cevabı son derece basitti. Zira bu şirketi kuran o genç iş adamının adı Waleed bin İbrahim El İbrahim’di.

“E ne olmuş Waleed bin İbrahim El İbrahimi ise kara kaşına kara gözüne mi bu paraları vermiş Suudi devleti” diye sorabilirsiniz tabii ama Waleed bin İbrahim el İbrahimi öyle “Sıradan” bir işadamı değil hatta “Sıradan” olmayı bırakın iş adamı olmanın çok çok ötesinde bir anlam ifade etmekte bizzat Suud Kraliyet Ailesi için.

Efendim bu Waleed bin İbrahim El İbrahimi’nin 2 kız kardeşi var: Al Jawhara al İbrahim ve Maha al İbrahim…

İşte bu kız kardeşlerşden Al Jawhara al İbrahim merhum Kral Fahd’ın “En gözde” eşlerinden birisi olurken, Maha al İbrahim ise Suudi Arabistan’ın eski Savunma ve Havacılık Bakan Yardımcısı, Kral Fahd’ın erkek kardeşi Prens Abdulrahman’ın karısı…

Ha bir de 3. Kız kardeş var: Mohdi al İbrahim… Bu kız kardeş de Suudi Arabistan eski Yükseköğrenim Bakanı olan Khaled Al Angari’nin karısı…

Yani efendim Waleed bin İbrahim El İbrahimi iş adamı olmanın ötesinden Suud Kraliyet Ailesi’nin “Damadı”

Ve kurulan bu şirket de, kanallar da sadece kağıt üzerinde Walees bin İbrahim El İbrahimi’nin aslında bizzat Suudi Devleti’ne ait her şey. Zaten tüm karın %50’sini de Prens Abdülaziz bin Fahd almakta.

Ama durun daha bitmedi.

Şimdi efendim bu ARA Productions and Television Studios şirketinin ardından Waleed bin İbrahim El İbrahimi 1991 yılında Londra’da bir şirket kuruyor.

Waleed bin İbrahim El İbrahimi’nin bu şirketi birlikte kurduğu isim ise yine “Enteresan”: Salah Abdullah Kamel

Salah Kemal aynı zamanda İslam Kalkınma Bankası’nın da başkanı. Bu bankaya Türkiye dahil 51 Müslüman ülke üye ancak bankanın en büyük hissedarı Suudi Arabistan!

İşte efendim Waleed İbrahim El İbrahimi ile Salah Abdullah Kamel’in ortak olarak İngiltere merkezli kurdukları şirketin ismi ise MBC…

MBC resmen Suudi Devleti’nin propagandasının yapılması için kurulan bir şirket. Al Jazerra’ya karşı Suudi Devleti ve Ortadoğu’nun en önemli habarv kanalı haline gelecek AL ARABİA’yı da kuran işte bu şirket. Şirket Ortadoğu’nun FOX NEWS ve CNN’i olarak da anılmakta.

Ancak işte bu MBC isimli şirketin haber kanallarının yanında en önemli özelliklerinden bir tanesi de propaganda yapılan ve hedef coğrafya olan Ortadoğu coğrafyasındaki ülkelerdeki çeşitli yapım şirketleri ile anlaşarak çeşitli diziler yapmak.

Başta yaptığımız “KÜLTÜR EMPERYALİZMİ” tanımının uygulayıcı aparatı olarak bu MBC şirketi Suudi Arabistan adına propaganda, psikolojik harekat gibi unsurların medya kullanımı ile uygulanmasının nadide örneklerini çeşitli ülkelerde sergilemekte.

Şimdi siz bana “Arkadaş KULÜP dizi diye başladın, Suud Karaliyuet Ailesi’nin damadının şirketlerini yazıyorsun ne alaka şimdi?” diyebilirsiniz ama hiç öyle demeyin zira kazın ayağı öyle değil…

KULÜP dizisinin yapımcısına baktınız mı hiç? KULÜP dizisinin yapımcısı 03 MEDYA…

Peki O3 Medya’nın ortağı kim dersiniz? Bingo! Suud Kraliyet Ailesi’nin “Damadı”, Suudi devletinin propaganda aradcı olan medya şirketlerini yöneten Waleed bin İbrahim El İbrahimi’nin sahibi olduğu Londra merkezli MBC isimli şirket!

***

Şimdi sizlerle ile Mayıs ayına gidelim…

19 Mayıs 2021 tarihinde yani bizim tam da Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcını milli bir bayram olarak kutladığımız Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nda Avrupa Süryaniler Birliği bir açıklama yayınlıyor.

Avrupa Süryaniler Birliği’nden yapılan açıklamada PONTUS SOYKIRIMI’nın 102. Yılı anılırken bakın hangi ifadeler kullanılıyor:

“”Bugün 19 Mayıs’ta, Osmanlı’nın Türk yönetimi tarafından Pontos Rum halkına karşı işlenen 1915 Pontus Rum Soykırımı’yla 353 bin insan katledildi, yüzbinlerce insan ise insanlık dışı koşullarda kültürel, sosyal ve ekonomik yıkımlarla hayatını kaybetti.

“Yerli halk olan Pontus Rumlarının, 1914-15 döneminde Süryani ve Ermeni halkları ile diğer Hıristiyan varlıklar gibi soykırım ve imha politikaları ile karşı karşıya kaldılar. 1915 soykırımı sırasında 3 milyondan fazla Hıristiyan katledildi, çocuklar ve kadınlar Müslümanlaştırıldı.

“Dini, kültürel, sosyal anıtlar, tarihi miraslar tahrip ve gasp edilerek el konuldu. Pontus Soykırımı sırasında 353 bin insan katledildi, binlercesi can verdi, 300’den fazla okul, 500 kilise, manastır ve anıt yıkıldı. 1915 soykırımının ardından bölgede artık Hıristiyan Pontus Rum’ları kalmadı.

“Ülkede 1915 Soykırımına değinilmezken, nefret söylemi ve Hıristiyan düşmanlığı Türkiye’de derin bir şekilde kazınmaya devam ediyor ve genellikle siyasi liderler tarafından kullanılıyor. Pontus Rum Soykırımı Anma Günü’nde şehitlerin kutsal hatıralarını anıyor, dünyanın dört bir yanındaki Pontus Rum halkının yaşadığı soykırımın tanınması ve adaletin sağlanması için yanlarındayız. Soykırımın tanınması, gelecekteki soykırımları önlemek için de hayati önem taşır.”

Yani efendim yıllardır “Sözde” Ermeni Soykırımı iddiası ile uğraştığımız yetmedi bir de “Nurtopu gibi “Pontus Rum Soykırımı” olmuş ve sesler Avrupa’dan yükselmeye başlamış bile…

İşte tam da bu seslerin yükselmeye başlamasından kısa süre sonra Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak “Rumlara ve Yahudilere” yaptığımız “Eziyetleri” (!), “Asimilasyonları” (!) anlatan KULÜP dizisi Türkiye’de O3 MEDYA ve Suudi ortağı MBC’nin yapımcılığında NETFLİX üzerinden yayına alınıyor…

KULÜP dizisi ile hemen hemen eş zamanlı olarak yayına bir de ÜÇ KURUŞ isimli bir dizi giriyor.

Bu dizide de her 2 sahnede bir Türkiye’de Romanlar’a ne haksızlıklar yapıldığı, Romanların nasıl aşağılandığı,önünün kesildiği diyaloglar arasına sıkıştırılıyor ve alt metinde “İnce bir işçilik” çıkartılıyor…

Ve dün DW’de “Türkiye en büyük Çerkes asimilasyonunun yapıldığı ülkedir” haberi yayınlanıyor…

***

Bu ülkede bahsi geçen konularda yanlış uygulamalar olduğunu kimse inkar edemez, 6-7 Eylül olayları gibi Kontrgerilla’nın Türkiye’deki ilk “Planlı” faaliyetinin yaşandığını kimse görmezden, “Varlık vergisi” ve sonuçlarını kimse yadsıyamaz ama bu devletin “Sistematik” bir “Asimilasyon” politikası ile azınlıkları yok etmeyi planladığı anlamına gelmez.

Hele hele “Pontus Rum Soykırımı”  gibi iddiaların mesnetsizliğini bu yanlış uygulamalar meşru ve doğru hale getirmez.

Ama işte “KÜLTÜR EMPERYALİZMİ” tam da böyle bir şey…

Siz “Uyanık” olmaz ağzınız açık 3 KURUŞA BİR KULÜP izler ve “Aman efendim ne de güzel dizi olmuş” demeye devam edersiniz önce bu diziler ile sizi uyuşturur, sonra bilinçaltınıza bu iddialarını “Doğru” olarak kodlar ve yaşananların çarpıtılmış halini sizin “Gerçekliğiniz” haline getirirsiniz ve bir gün bakmışsınız ki memleketiniz Avrupa tarafında “Soykırımcı” ve “Asimilasyoncu” ilan edilirken sesini çıkartan kimse kalmamış hatta siz de onları “İnsan hakları” adı altında alkışlamaya başlamışsınız…

Şimdi durun ve tekrar düşünün…

Bu ilişkiler ağı, bu açıklamalar, bu haberler ard arda gelirken bunları “Sıradan bir tesadüf” olarak açıklamak mümkün mü?

Karar sizin tabii…

________________________________________________________________________________________________

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, hiç bir kurum, kuruluş yahut kişiden “Fonlanmadan”, “tam bağımsız” ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, HABER ALTERNATİF’in aylık,3 aylık,6 aylık yahut yıllık ÖZEL BÜLTEN’ine abone olabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

 

ABONELİK LİNKLERİ:

 

YOUTUBE KANALI-KATIL BUTONU LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

KRİPTEKS E-DERGİ YILLIK ABONELİK LİNKİ:

https://shopier.com/1354512

HABER ALTERNATİF YILLIK ABONELİK/ÖZEL BÜLTEN ABONELİK LİNKİ:
HABER ALTERNATİF AYLIK ABONELİK/ ÖZEL BÜLTEN ABONELİĞİ LİNKİ:
HABER ALTERNATİF 3 AYLIK ABONELİK/ÖZEL BÜLTEN ABONELİĞİ LİNKİ:
HABER ALTERNATİF 6 AYLIK ABONELİK/ÖZEL BÜLTEN ABONELİĞİ LİNKİ:
Okumaya Devam Et

MEDYA

AİLE BOYU “SELVİLER”, GELSİN GİTSİN “HİBELER”!

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF-ÖZEL HABER

Celal Eren ÇELİK

Malumunuz AKP iktidarında yaşanan çürümüşlük,yolsuluk,vurgun ve talan adeta “Kurumsallaşırken” bu yolsuzlukların devlet kurumlarına “Yerleşen” yandaşlar tarafından adeta sistematik halde yapılıyor olması ise artık vaka-i adiyeden oldu.

AKP döneminde en çok yozlaşan ve çürüyen sektörlerden birisi de hiç şüphesiz medya olurken, gerçek gazetecilerin yerini yandaş,kalemini AKP için kiralayan ama daha da önemlisi AKP yandaşlığı ile elde ettiği “Nüfuzunu” “İş takibi” yaparak kendisi, ailesi ve yakınları için ranta dönüştüren tiplerin “Gazeteci” kisvesi altında boy gösteren “Tipler” aldı.

Yukarıda tanımladığımız “Gazeteci” adı altındaki bu yeni “Türün” en önemli temsilcilerinden birisi ise hiç şüphesiz zamanında Pensilvanya’da FETÖ elebaşı Fethullah Gülen ile yan yana el pençe divan fotoğraflar çektiren, “Hocaefendisine” düzmedik övgü bırakmayan, şimdilerde ise en sıkı FETÖ karşıtı olan ve AKP’nin “Suflecisi” olarak Hürriyet’te kendisine köşe tahsis edilip, ekran ekran dolaştırılan Abdülkadir Selvi.

AKP döneminde sadece Selvi’nin değil aile efradının da nasıl hızla “Yol aldığını”, Abdülkadir Selvi’nin damadının bürokrasi içerisinde nasıl “Jet hızı” ile yükseldiğini de ilk kez bundan aylar önce HABER ALTERNATİF’te ÖZEL HABER olarak Türkiye’ye duyurmuştuk.

İLGİLİ HABER İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKİ TIKLAYABİLİRSİNİZ:

https://haberalternatif.com/selvinin-damadi-da-jet-hizi-ile-yukselmis/

Şimdi tabii pek çoğunuz böylesi bir “Girizgahı” neden yaptığımızı merak ediyorsunuzdur. Anlatalım efendim.

Son 2 haftada Ankara’da Abdülkadir Selvi’nin damadı ve eşi Zehra Selvi’nin tam da merkezinde olduğu öyle bir olay anlatılmakta ki Ankara kulislerinde konuşulan bu iddialar eğer doğru ise devletin ve kamu kaynaklarının nasıl sistematik olarak “Yandaşlar” ve yakınları tarafından adeta talan edildiğine son derece çarpıcı bir örnek teşkil etmekte.

E hep Abdülkadir Selvi “Ankara kulislerinden” haber verecek değil ya, bu kez de kendisi hakkındaki bu kulisleri ve iddiaları biz kaleme alalım bakalım…

***

Az önce de belirttiğimiz üzere Abdülkadir Selvi’nin damadı Emre Öğütcen, 8 Mayıs 2014 tarihinde Büşra Selvi ile evlendikten sonra bürokraside “Jet hızı” ile yükselirken önce 2015 yılında BOTAŞ’ta “BÜTÜN GÜVENLİK ŞEFİ”, hemen ardından TPAO’da “Bilgi Teknolojileri Yöneticisi” olarak atandı, bu atamdan 3 ay sonra TPAO Bilgi Teknolojileri Daire Başkanı oldu.

Son olarak “Damat” Öğütcen 2017 yılında ise Bilim,Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na Bilgi İşlem Daire Başkanı olarak atandı.

Şimdi efendim bu “Bilgi İşlem Daire Başkanlığı” görevinin şöyle kritik bir özelliği var; bu daire başkanlığının başında bulunan bürokratın imzası olmadan bakanlığın ilgili birimine alınacak teknik malzemelerin “Satın alım” işlemleri gerçekleşemiyor. Yani “Damat” Emre Öğütcen malzeme alımlarının  “Son onay vericisi” konumunda,ondan izinsiz alım yapmak mümkün değil.

Ankara kulislerinde dolaşan iddiaya göre Emre Öğütcen bu “Teknik malzeme” alımlarında DMO üzerinden alım işini yüklenecek yani bakanlığa mal satacak firmalardan kurumun ihalesine çıktığı malların üzerine bu firmaları “Tercih etmek için” “Hibe” istiyor.

Aslında bu “Hibe” olayı tam olarak tüm kurumları sarmış bir “Yasal rüşvet” kılıfına dönüşmüş durumda. Bu “Sisteme” göre malzeme ihtiyacı olan kamu kurumları ihtiyacı olan malzemenin miktarını ve teknik özelliklerini o ürüne ait kodu girerek DMO’ya bildiriyor. DMO’ya bu ürünün parasını yatıran devlet kurumuna DMO üzerinden DMO’nun anlaştığı firmalardan bu malzemeler temin ediliyor.

Ancak bu temin sürecinde kritik bir detay var.

DMO bu malzemelerin temini için çeşitli firmalardan temin için teklif alıyor.İşte “Hibe” tam burada devreye giriyor.

Son zamanlara kadar “Hibe” olarak “Kamufle” edilen bu “Rüşvet” çarkı şöyle işliyordu:

X firma X miktardaki ürünü bakanlığa satmak için teklif veriyor. Ancak bu bakanlıktaki “Satınalmadan sorumlu” yetkililer “Bu firmayı tercih etmek” için “X MİKTARDA” da makineyi kuruma “Hibe” etmesini istiyor. Malını satmak isteyen firmalar ise mecburen bu “Hibeleri” veriyorlar. Hatta iddialara göre sadece devletin kurumuna değil satın alma yetkililerine de “Özel jestler” yapılıyor işi bitirmek için. Bu kimi zaman bu yetkililerin çocuklarının özel okul taksitinin ödenmesi, kimi zaman aile boyu iPhone telefonlar, bilgisayarlar, kimi zamanlarda tatil masrafları oluyor. Tabii bu “Jestlerin” şekli ve miktarı işin büyüklüğüne göre değişiyor.

Ama en yaygını makine “Hibesi”…

İşte bu “sistem” böyle güzel güzel işlerken iddialara göre bundan 2 hafta kadar önce “Damat” Emre Öğütcen daire başkanı olduğu bakanlığa 18 fotokopi makinesinin alımı için 7 makinenin de ayrıca “Hibe edilmesini” APEX isimli Ankara firmasından talep etti.

Bu arada “Fotokopi makinesinden ne olur?” demeyin. Bahsettiğimiz makinelerin en ucuzu 4500 Dolar’dan başlıyor ve çok çok daha pahalı modeller mevcut. Yani 7 makine “Hibe” edildiğinde bugünkü kurla 377 bin 445 TL’lik bir rakam sadece 1 işten ortaya çıkıyor. Bu da “En ucuz” makine üzerinden yapılan hibeler. Yani varın daha pahalı olan makinelerde yapılan böylesi “Hibelerin” ederini siz hesap edin.

APEX firması 7 değil 6 makine “Hibe” edebileceğini söyleyince “Damat” Emre Öğütcen rest çekiyor,malı 7 makine hibe edilmez ise APEX isimli firmadan almayacağını belirtiyor ve APEX isimli firma 7 makineyi “Hibe” etmeyi kabul ediyor..

Makineler APEX isimli firmanın ana distribütör firmasından İstanbul’dan gönderiliyor. Normalde APEX isimli firmanın bu makineler için kendisinin irsaliye keserek makineleri bakanlığa teslim etmesi gerekirken irsaliyeleri İstanbul’daki ana distribütör kesiyor.

Böylece APEX sadece “Kurulum yapan” firma gibi gözüküyor.

Ama işin skandal boyutu bundan sonra başlıyor…

***

Ankara’nın Altındağ ilçesinde Hamamönü semtinde bir şirket var: BİOS MADENCİLİK. Bu şirket önce Ankara Çankaya’nın en prestijli semtlerinden Çukurambar’da kuruluyor, daha sonra adresini Altındağ İlçesi Hacettepe Mahallesi olarak değiştiriyor.

İşte iddialara göre “Damat” Emre Öğütcen’in bakanlığa “Hibe” olarak aldığı bu fotokopi makinalarından birisi 2 hafta kadar önce akşam mesai saati bitiminde bakanlıktan çıkartılarak Altındağ semtindeki bu şirkete götürülüyor. Devletin makinesinin bakanlıktan çıkartılıp bir özel şirkete götürüldüğü o anların kamera kayıtlarına yansıdığı belirtiliyor.

İşte efendim bu devletin makinasının götürüldüğü BİOS MADENCİLİK firması kimin dersiniz? Abdülkadir Selvi’nin eşi Zehra Selvi’nin!

Yani “Damat” devletin kurumuna normalde istememesi gereken bir “Hibe” isteyip o makineleri bakanlıkta iş verdiği firmadan yine bakanlık adına alıyor ama bu makineyi de kayınvalidesinin  şirketine götürüyor.

İşte olay bundan sonra patlıyor…

Bakanlık içerisinden bir şikayet ile birlikte müfettişler harekete geçiyor. Önce devletin makinesini Abdülkadir Selvi’nin eşinin şirketine götüren “Damat” Emre Öğütcen’in makam şoförü müfettişler tarafından soruşturmaya alınıyor, şoför bildiği her şeyi anlatınca yine bizzat “Damat” Emre Öğütcen’in makam şoförü ile birlikte Abdülkadir Selvi’nin eşi Zehra Selvi’ye ait şirketin merkezine gidiliyor.

Devletin makinesi Abdülkadir Selvi’nin eşi Zehra Selvi’nin ofisinden çıkıyor ve kodu ile birlikte bu durum tespit ediliyor. Müfettiş tespit tutanağı tutuyor.

Müfettiş bu devlete ait malzemenin faturasını sorunca cevap verilemiyor. Müfettiş de “Ben anladım anlayacağımı” cevabını veriyor.

Bu yaşanan olaydan sonra “Damat” Emre Öğütcen bakanlığa gittiğinde kuruma alınmıyor ve görevinden azledileceği söyleniyor.

Ama burada bitmedi… Edindiğimiz 2 önemli bilgi var bu noktada:

İlki Abdülkadir Selvi’nin eşine ait firma merkezine giden müfettişlerin damat Emre Öğütcen’in bakanlıktan çıkarttığı “Hibe” makine gibi onlarca çeşitli teknik cihazın bu adreste olduğunu görüyorlar. Yani şirket merkezi adeta bu tip malzemeler için bir “Depoya” dönüşmüş.

İkincisi ise Abdülkadir Selvi’nin eşi Zehra Selvi’ye ait BİOS MADENCİLİK isimli firmanın “Damat” Emre Öğütcen’in Bilgi Teknolojileri Daire Başkanı olarak “Satınalma” konusunda son “Onay verici” olduğu Bilim,Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na mal sattığı gelen bilgiler arasında.

Yani aslında 2.bir Ruhsar Pekcan vak’asının “Damat bürokrat” versiyonu var ortada iddialara göre.

Düşünün sevgili okurlar devlet kurumlarına mal satabilmek için özel sektör şirketleri tarafından “Hibe” edilen makinelerden ayda böyle 10 tanesi “Bir yerlere” götürülse “en ucuz makineden” hesaplanırsa 45 bin dolar yani 540 bin TL’den fazla… Böyle bir “Sistemin” yıllık olarak işletildiğini düşünürseniz yılda 450 bin Dolar!

Ortada fatura yok,kayıt yok! Her ay bu devlet kurumlarında böylesi “Toplu teknik cihaz alımları” yapıldığını aklınızda tutun ve varın ondan sonra bu işin boyutunu siz hesaplayın…

APEX’İN SAHİBİ ÇOK KIZDI!

Tüm bu iddialar sonrasında makineleri temin ettiği belirtilen APEX isimli firmanın sahibi Rafet Güler’e zor da olsa ulaştık.

“Zor oldu” diyoruz zira kendisi önce asistanına çok önemli ve bölemeyeceği bir toplantısı olduğunu söyleyerek bir süre sonra  15 dakika sonra aramamızı iletti. Belirtilen zaman aralığından sonra kendisini aradığımız zaman “Acil işi çıktığı” için ofisten çıktığı yine asistanı tarafından bize iletildi ve “Ayaküstü” kendilerinin olayla ilgisinin olmadığı “Bir şey yaşandığını ama hallettiklerini” söylediğini asistanı bize aktardı. Biz de devlette işlerin böyle “Hallettik” denilince halledilmeyeceğini olayın resmi tespit tutanağına geçtiğini ifade ettik.Sonunda Rafet Güler’in asistanı “Neticede ben de aradayım” dedi haklı olarak.

Biz “Haberi firma olarak kendilerinin cevap vermek istemediğini” belirterek yayınlayacağımızı belirterek telefonu kapattıktan yaklaşık 10 dakika sonra APEX firmasından dönüş yapıldı.

Firmanın sahibi Rafet Güler, kendisine olayı anlatıp sorduğumuz zaman önce “Yalan yanlış senaryolar,böyle bir şey yok”dedi. Bakanlığa DMO üzerinden ve ana distribütör çıkışlı 18 değil 64 makine verdiğini belirtti ama irsaliyenin olması gerektiği gibi kendisi tarafından değil ana distribütör tarafından kesildiğinden hiç bahsetmedi.. (Ancak Rafet bey bilgiyi “Çarpıtıyordu” zira verdiği rakam bahsi geçen olaydaki rakam  değil APEX tarafından son dönemde bakanlığa verilen toplam makine miktarı. Bahse konu olayda 18 makine+7 hibe makine söz konusu son parti olarak) Kendisine “Hibe yok yani” dedik “Sizi ilgilendirmez” cevabını verdi. Israrla “Hibe” konusunu sorduğumuz zaman ses tonu giderek yükseldi.

Asistanının 5 dakika önce kendisinin “Hallettik biz o işi” dediğini ilettiğimiz zaman “Yalan bunlar asistanım neden olmayan bir olayı anlatsın?” dedi.

Olayın müfettiş tespit tutanağına geçtiğini söylediğimizde ise son  derece sinirlenerek “Basın gidin bildiğinizi yapın” diyerek bağırıp telefonu yüzümüze kapattı.

CEVAP BEKLEYEN SORULAR…

1-Ankara’da konuşulan bu iddialar doğru mudur ve böyle bir olay Bilim,Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nda yaşanmış mıdır?

2-Devlet kurumuna ait fotokopi makinesinin bakanlıktan çıkarılırken kamera kayıtlarına yansıdığı belirtiliyor. Bakanlığa ait son 2 haftaya ait kamera kayıtları içerisinde bu durumun yansıdığı bölümler hala mevcut mudur yoksa “Özel bir rica” ile silinmiş midir?

3-Devlete ait teknik cihaz Abdülkadir Selvi’nin eşi Zehra Selvi’nin ofisinde çıkmış mıdır? Çıktıysa müfettiş tespit tutanağının detaylarında neler yazılmıştır?

4-Devletin kurumlarına “Hibe” olarak verilen ve aslında mal alımı yapılan firmalardan istenen “Yasal rüşvetin” adı olan bu cihazlar nerededir? Devlet kurumları ihtiyaçları olan miktarda malı satın almak için neden firmalardan “Hibe” adı altında ekstra taleplerde bulunmaktadır?

5-Devlet kurumuna ait bir cihazın faturası olmadan Abdülkadir Selvi’nin eşi Zehra Selvi’ye ait bir şirkette ne işi vardır?

6-Zehra Selvi’ye ait BİOS MADENCİLİK isimli şirket “Damadı” Emre Öğütcen’in Daire Başkanı olarak satınalma sürecinde en yetkili isim olduğu Bilim,Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na mal satışı yapmakta mıdır? Yapıyor ise bu mal satışları ihale ile mi yoksa “Doğrudan temin” yolu ile ihalesiz olarak mı gerçekleşmektedir?

7- Abdülkadir Selvi’nin eşi Zehra Selvi’ye ait BİOS isimli şirket bir “Madencilik” şirketidir. Bu şirketin merkez ofisinde onlarca ve birbirinden farklı,kullanım alanları birbiri ile alakasız,şirketin iştigal alanı ile ilgisi bulunmayan teknik cihaz “Depolandığı” doğru mudur? Doğru ise bu cihazlar tıpkı müfettiş tespit tutanağına geçen fotokopi makinesinde olduğu gibi çeşitli devlet kurumlarından  gelen “Hibe” cihazlar mıdır ve faturaları kesilmiş midir? Bu cihazlar kayıt dışı şekilde satılarak rant mı elde edilmektedir?

8-Yaşanan bu olay sonrasında Abdülkadir Selvi’nin damadı Emre Öğütcen’in kuruma alınmadığı ve görevinden azledilme sürecinin başladığı doğru mudur?

________________________________________________________________________________________________

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, hiç bir kurum, kuruluş yahut kişiden “Fonlanmadan”, “tam bağımsız” ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, HABER ALTERNATİF’in aylık,3 aylık,6 aylık yahut yıllık ÖZEL BÜLTEN’ine abone olabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

 

ABONELİK LİNKLERİ:

 

YOUTUBE KANALI-KATIL BUTONU LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

KRİPTEKS E-DERGİ YILLIK ABONELİK LİNKİ:

https://shopier.com/1354512

HABER ALTERNATİF YILLIK ABONELİK/ÖZEL BÜLTEN ABONELİK LİNKİ:
HABER ALTERNATİF AYLIK ABONELİK/ ÖZEL BÜLTEN ABONELİĞİ LİNKİ:
HABER ALTERNATİF 3 AYLIK ABONELİK/ÖZEL BÜLTEN ABONELİĞİ LİNKİ:
HABER ALTERNATİF 6 AYLIK ABONELİK/ÖZEL BÜLTEN ABONELİĞİ LİNKİ:
Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: