CİHAD TİCARET'İN BAŞARILI MÜMESSİLİ: RESUL TOSUN - Haber Alternatif
Sosyal Medya Hesaplarımız

ÖZEL HABER

CİHAD TİCARET’İN BAŞARILI MÜMESSİLİ: RESUL TOSUN

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

Son birkaç gündür Türkiye AKP’nin eski milletvekillerinden STAR GAZETESİ köşe yazarı Resul Tosun’un “Laiklik Anayasa’dan çıkartılmalı” şeklindeki açıklamalarını tartışıyor.

Bu açıklamalara CHP ve MHP’den çok sert tepki gelirken AKP de Tosun’un görüşüne katılmadığını açıkladı.

Ancak kendisine karşı büyük bir eleştiri ve tepki fırtınası olmasına rağmen Resul Tosun  geri adım atmayarak bugün bir laikilik karşıtı açıklama daha yaptı, “Laiklik Cumhuriyetin temel ilkesi değildir” ifadelerini kullandı.

Peki kimdir,neyin nesidir bu Resul Tosun ve bu “Laiklik” çıkışını yeni mi yapmaktadır?

Resul Tosun’un ilikiler ağı nerelere uzanmaktadır ve bu sözlerinin arka planında neler yatmaktadır?

“Bu kadar peşrev yeter” diyelim o halde ve yazımıza geçelim…

***

Şimdi sizlerle 1990’lı yılların ortalarına doğru uzanacağız…Takvim yaprakları 1997’yi göstermektedir…İstanbul’da sessiz sedasız bir şirket kurulur:CİHAD DIŞ TİCARET

Şirketin kurucusu enteresan ve enteresan olduğu kadar da esrarengiz bir isimdir: HASAN AKSAY

Hasan Aksay ismi önemli bir isim. Zira ilk olarak Adalet Partisi’nden Meclis’e girse de daha sonraki yıllarda Adalet Partisi’nden ayrılarak Necmettin Erbakan ile birlikte Milli Görüş hareketini kuran ve 1980 yılında aktif siyasetten çekilinceye dek “Erbakan’ın 2. adamı” konumunda Türk siyasetinde önemli roller oynamış, CHP-MSP Koalisyonunda ise Devlet Bakanlığı yapmış bir isimden bahsediyoruz.

Ama Hasan Aksay’ın Milli Görüş Hareketi açısından asıl önemli özelliği Milli Görüş ile RABITA arasındaki bağlantıyı sağlayan, RABITA toplantılarında Milli Görüş’ü temsil eden isim olması.

İşte bu Hasan Aksay “CİHAD DIŞ TİCARET” isimli şirkette ilginç ama çok etkin bir isimle ortaktır:1995-1996 yılları arasında Afganistan Başbakanlığı yapan Ahmad Shah Ahmad Zai.

Afganistanlı radikal İslamcı Ahmad Shah Ahmad Zai ile yaptığı ortaklık sonrası Suudi Arabistan sermayeli Rabıta ile temasa giren ve Rabıta toplantılarının daimi konuğu olan Hasan AKSAY kısa süre sonra Türkiye’de de bir şirket kurmaya karar verir…

E tabii tüm İslamcıları finanse eden Rabıta ile ilişkiler sıkı fıkı olunca finansman sorunu da kalmıyor

Hasan Aksay Türkiye’de ayrıca Telif Hakları Ajansı ve Yayıncılık Anonim Şirketi’ni kuruyor…Şirkette enteresan ortaklar var.

Mesela adı o dönem yolsuzluklar ile anılan Tufan Mengi’nin kardeşi Hasip Mengi, yıllar sonra kamuoyunun kendisini “Alo Fatih” olarak tanıyacağı Fatih Saraç ve aynı zamanda Hasan Aksay’ın yeğeni olan Abdurrahman Dilipak şirketteki diğer ortaklardır.

Bir kişi daha var bu şirketlerin ortakları arasında ve işte o isim Resul Tosun!

Resul Tosun daha sonraki dönemde Erdoğan ile yakın ilişkiler kurunca kendisine Yeni Şafak Gazetesi’nde bir de köşe tahsis ediliyor.

Tosun tabii köşesinden övgüler,güzellemeleri eksik tutmazken bir yandan da Hasan Aksay tüm sürati ile ticari faaliyetlerine devam ediyor.

Hasan Aksay önce Almanya’daki gurbetçilerden milyonlarca Mark’ı toplayan “KOMBASSAN” türü bir şirket olan SİLM HOLDİNG’i kurarken arkasından ise yeğeni Abdurrahman Dilipak’ın danışmanlık yaptığı Adım Holding’i kuruyor.

Efendim Hasan Aksay’ın kurduğu bu ADIM HOLDİNG’in diğer bir kurucusu ise kim dersiniz? Bingo! Tabii ki Resul Tosun!

 

Hasan Aksay ve yeğeni Abdurrahman Dilipak ile ilişkilerini sadece beşeri olarak değil ticari olarak da geliştiren Resul Tosun bir yandan da YENİ ŞAFAK gazetesinde yazdığı süreçte Erdoğan’ın arkasında yer alan ilk büyük sermaye grubu olan ALBAYRAKLAR ile ilişkilerini güçlendiriyor.

Tabii bu arada Resul Tosun’un AKP kadrolarının en önemli STK’larından Birlik Vakfı üyeliği de gelince “Akıyor maşallah”

“Aktıkça” güzellemenin dozunu da artıran bir Resul Tosun çıkıyor karşımıza yıllar içerisinde.

Ama Resul Tosun o dönem gidiyor bir de Türkiye Yazarlar Birliği’ne üye olarak Dış İlişkiler Entitüsü kurucu üyesi olarak bu vakıfta yer almasını mutlaka buraya not edelim.Zira bunun önemini yazımızın son kısmında daha da net anlayacağız…

Devam edelim yazmaya…

Aradan çok geçmiyor bu Resul Tosun’un en etkin üyelerinden birisi olduğu Türkiye Yazarlar Birliği 2000 yılında bir “Üstün Hizmet Ödülü” veriyor…Kime dersiniz? Fethullah Gülen’e!

Resul Tosun o dönemde pek bir mutlu,pek bir mesut “Hocaefendisine” etkin üyesi olduğu vakıf “Üstün Hizmet Ödülü” verirken mesela…

Resul Tosun,Adım Holding ve Yeni Şafak’ta Albayrak ailesi ile ilişkileri de geliştiriyor ve 2002’de o dönem AKP’nin en önemli finansörü “Albayrak Ailesi kontenjanından” olsa gerek bir de vekil oluyor…

2000 yılında en etkin üyelerinden birisi olduğu vakıf Fethullah Gülen’e “Üstün Hizmet Ödülü” verirken 2 yıl sonra Meclis’e giren Resul Tosun bu kez karşımıza Meclis’in “Muhafız Alayı” kısmından duyduğu rahatsızlığı dile getirirken çıkıyıor.

Yani bu Resul Tosun beyefendi Meclis’i koruyan TSK’dan rahatsız ama üyesi olduğu vakıf Fethullah Hoca’sına ödül verirken pek mesut,pek mutmain…

2002’de başlayan vekilliği 2007’de sona eren Resul Tosun AKP tarafından boşta bırakılmayarak kendisine bu kez de yandaş STAR GAZETESİ’nde bir köşe tahsis ediliyor.

***

Ancak bugün gelinen noktada Resul Tosun’un “Laiklik Anayasa’dan çıkartılmalı” şeklindeki çıkışını da garipsememek gerekiyor.”Neden?” diyecek olursanız anlatalım.

Takvim yapraklarını 11 Mart 1967’ye doğru sarıyoruz…

Bu tarihte Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) yeni Genel Başaknı2nı seçti. O dönemde islamcı-muhafazakar gençliğin temsilcisi olan ve eylemleri ile dikkat çeken İsmail Kahraman MTTB Başkanlığı görevine seçildi.

İsmail Kahraman’ın yöneticiliği döneminden hemen sonraki kuşakta MTTB’nin en etkin isimlerinden birisi de Resul Tosun’du.

İsmail Kahraman 1980’de kapatılan MTTB yerine Birlik Vakfı’nı kurarken Resul Tosun Birlik Vakfı’na az önce de ifade ettiğimiz üzere Dış İlişkiler Enstitüsü Kurucu Üyesi olarak katıldı.

Ancak Resul Tosun’un Birlik Vakfı’ndaki çalışmaları Dış İlişkiler ile sınırlı kalmadı.

20 Aralık 2011 tarihinde İsmail Kahraman’ın başkanlığı’nda Birlik Vakfı’nda gerçekleştirilen toplantıdaMehmet Alacacı, Resul Tosun, Tahsin Erdinç, Yaşar Öztürk, Yusuf Ağbayram, Leyla Demir ve İsmail Emrah Karayel bir araya gelerek 4 ay sürecek olan “YENİ ANAYSA” çalışmalarını başlattılar.

Bu çalışmalar sona erdiğinde ise ortaya bir “Yeni Anayasa Taslağı” çıktı ve bu “Taslağı” İsmail Kahraman 2012 yılında Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na sundu.

İşte Resul Tosun2un hazırlayıcısı olduğu 2012’deki o “Anayasa Taslağı” Laiklik bölümünde şu ifadeleri içermekteydi:

““Hazırlamış olduğumuz taslakta laiklik gibi çok muğlâk ve tartışmalı bir kavramın anayasalarda yer almaması gerektiği kanaatinde olduğumuz için taslağımızda laiklik ile ilgili bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Fikir, kanaat ve düşünce hürriyetine pranga vurma aracı olarak kullanılan ‘laiklik prensibine/kavramına’ taslağımızda yer verilmemiştir.”

Yani Resul Tosun 2012 yılında İsmaiö Kahraman başkanlığında hazırladıkları Anayasa Tasalağında da laikliğin Anaysa’da yer almaması gerektiğini belirtiyordu.

***

MTTB’nin “İhvancı” fikri ikliminde yetişen, RABITA’nın Türkiye’deki “İrtibatları” ile ticareten ortaklık yapan, Laiklik ilkesine dün olduğu gibi bugün de karşı çıkan Resul Tosun bunu “Kendi kafasına göre mi” ısıtarak yeniden dile getiriyor dersiniz peki?

Bence Resul Tosun’a “Birileri” “Toplumu kutuplaştırmaya ihtiyacımız var,konuş” diye kulağına fısıldamış…

Resul Tosun konuşacak,toplum kutuplaşacak ve AKP bu kutuplaşma sayesinde oylarını yeniden konsolide edecek en azından bir süre çözülmeyi durduracak.

Sonra yeni bir kutuplaşma söylemi geliştirecek ve yeni bir tartışma başlatacak.

AKP bunu yapmaya mecbur kalıyor zira bugün gelinen noktada AKP’nin artık söyleyecek yeni bir sözü de, kriz yönetme kabiliyeti de,ülke yönetme becerisi de kalmadı.

Hal böyle olunca Resul Tosun ve benzerlerinin kulağına fısıldanarak oluşturulmaya çalışılan bu kutuplaştırma politikası AKP2nin tek tutunacağı dal haline geliyor ve görünen o ki ilerleyen süreçte kan kaybını durduramayan AKP çok daha radikal ve toplumu daha da ayrıştırıcı söylemler ile bu “Kutuplaştırma stratejisini” hayata sokacak.

Umalım ki bu gerginlik siyasetinin ülke için sıkıntılı sonuçları olmasın…

_______________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, hiç bir kurum, kuruluş yahut kişiden “Fonlanmadan”, “tam bağımsız” ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

KRİPTEKS E-DERGİ YILLIK ABONELİK LİNKİ:

https://shopier.com/1354512

HABER ALTERNATİF’İN ANDROİD CİHAZLAR İÇİN ÜCRETSİZ MOBİL UYGULAMASINI İNDİRMEK İÇİN:

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.haberalternatif.dro

 

Yorum yapmak için tıklayın

Bir Cevap Yazın

ÖZEL HABER

11 YAŞINDA SUBAY OLUP,AFGANİSTAN’DA CEPHEYE GİDEN ADAM: “MÜBARİZ MANSİMOV”

Yayınlanma Tarihi:

on

Bugün en çok ses getiren haberlerden bir tanesi de hiç şüphesiz  BirGün Gazetesi’nden Timur Soykan’ın Mübariz Mansimov ile gerçekleştirdiği röportaj ve bu röportajda Mansimov’un kullandığı ifadelerdi.

Mansimov özellikle çarpık ve girift ilişkilerin bir simgesi olarak tanımlanan bir “Fotoğrafın” tam ortasından başlayan açıklamaları ile bize “Çürümüşlüğü” anlatıyordu anlatmasına da anlattıklarında da bir gariplik vardı hani…

Şimdi efendim öncelikle o meşhur “Çürümüşlüğün vücut bulmuş hali” olarak tanımlayabileceğimiz fotoğrafı hatırlatalım…

Bu fotoğraf bir düğün fotoğrafı. 2016’da Antalya Kervansaray Oteli’nde çekilen bu fotoğraf adeta bir “Yıldızlar geçidi”

Fotoğrafta evlenen kişi yani damat Sezgin Baran Korkmaz’ın ortağı olan Bereket Öner. Bereket Öner ile aynı fotoğraf karesinde bulunan diğer isimler Mehmet Ağar,Sezgin Baran Korkmaz, SBK’nın ABD’deki ortağı Levon Termerdzhyan bulunurken fotoğraf karesini tamamlayan diğer isim ise Mübariz Mansimov.

Şimdi tabii bu fotoğraf karesi hakkında söylenecek çok söz var da bizim konumuz özellikle bugün bu fotoğraf karesi ile ilgili Mansimov’un söyledikleri.

Ne diyor Mansimov : “Ben o fotoğraf karesinden çıkmak istiyorum” Neden böyle diyor? Anlattığına göre Mansimov Ermenileri hiç sevmeyen,7 kuşaktan Ermeni akrabası olan birini şirketinde çalıştırmayan bir kişi… E fotoğrafta da malumunuz Sezgin Baran Korkmaz’ın ABD’deki ortağı Levon Termerdzhyan bulunmakta. Yani Mansimov diyor ki “Orada bir Ermeni olarak Levon Termerdzhyan’ın bulunmasından dahi rahatsız oldum ve o kareden çıkmak istedim” Hatta Mansimov diyor ki “Ben sevmem bu tipleri,küfür edip gittim”

Aynı röportajda aynı Mansimov bu düğünden 4 ay önce Yunanistan’da bir restoranda karşılatığı Levon Termerdzhyan’ı dövdüğünü de söylüyor…

Peki ne zaman oluyor Mansimov’un tüm bu söyledikleri yani Mansimov kendi ifadesi ile Levon Termerdzhyan2ı ne zaman”Dövüyor”? 2016 yılının yaz aylarında…

***

Şimdi gelin isterseniz sizlerle 2016  yılının Kasın ayına gidelim.

Tarih yaprakları 5 Kasım 2016 tarihini gösterirken Mehmet Ağar acı bir haber alıyor. Ağar’ın gelini, Tolga Ağar’ın eşi Badısabah Ağar tedavi gördüğü Amerikan Hastanesi’nde genç yaşta hayata gözlerini yumuyor.

Ancak tabii Badısabah Ağar hastanede tedavi gördüğü süreçte iş,sanat,siyaset ve spor camiasından çok sayıda önemli isim geçmiş olsun ziyaretine geliyor Ağar Ailesi’ni.

İşte Badısabah Ağar’ın vefatından 3 gün önce 2 Kasım 2016 tarihinde özel yapım Mercedes aracı ile Amerikan Hastanesi’ne gelen isim Mübariz Mansimov. Tabii şimdi siz “Arkadaş gayet normal o dönem Ağar ile Mansimov’un ilişkisi çok samimi,abi-kardeş gibiler. Mansimov gelmeyecek de kim gelecek?” diyebilirsiniz. Lakin burada Mansimov’un bugün anlattıkları ile çelişen nokta Mansimov’un kendi özel aracı ile geçmiş olsun ziyaretine birlikte geldiği isim.

Zira Mansimov Amerikan Hastanesi’ne bugünkü röportajında aynı yılın yaz aylarında “Dövdüğünü”, Bereket Öner’in düğününde küfür ettiğini, hayatında hiç bir işi olmadığını söylediği Levon Termerdzhyan ile birlikte geliyor. Bu durum Amerikan Hastanesi kayıtlarından rahatlıkla bulunabilir diye düşünüyoruz. Hatta aynı ortamda olanlar Mansimov’un “Dövüp,küfür ettiği” (?) Levon Termerdzhyan için “Kendisini Ermenistan Cumhurbaşkanlığı için destekleyeceğim, her türlü desteği vereceğim” dediğin iddia ediyorlar!

Yani efendim Mansimov’un malum röportajda anlattıkları açısından olaya bakıldığında ilk büyük çelişki burada başlıyor.

Devam edelim röportajdaki “Enteresan” çelişkilere…

Şimdi röportajda çok önemli bir Recep Canpolat bölümü var… Bu bölüm neden son derece önemli zira Recep Canpolat Utah’ta SBK’nın ortakları olan Levon Termerdzhyan ve Kingston Kardeşler ile ilgili görülen davayı bizzat yerinde takip eden ve mahkeme belgelerini yayınlayan tek Türk gazeteci.

İşte o mahkeme tutanaklarına geçen ifadeler Mansimov’un Termerdzhyan ile ortak olduğunu,kurulan şirketi ve koordinasyonu ortaya çıkartıyor.

Timur Soykan’a bugün verdiği röportajda Mansimov Recep Canpolat’ı “Kendisine birinin gönderdiğini ve Canpolat’ın kendisinden reklam istediğini” belirtiyor. Mansimov, Recep Canpolat’ın kendisinden reklam isteğini kabul etmediği için bu haberleri yaptığını belirtiyor.

Şimdi burada açıkça görüleceği üzere Mansimov kendisi ile ilgili en vurucu belgeleri ortaya çıkartan gazeteci olan Recep Canpolat hakkında “İtibarsızlaştırma” algısı yaparken hayatında Canpolat’ı ilk kez görmüş ve bir daha da hiç görüşmemiş gibi beyanatlarda bulunuyor.

Denizcilik sektörünü yakından takip edenler ve bu sektörün içerisinde bulunanlar bu sektör ile ilgili olarak verilen ALTIN ÇIPA ÖDÜLLERİ’nin sektördeki en prsestijli ödüller olduğunu bilirler.

Şimdi sizleri 26 Eylül 2017 tarihine götürüyoruz…

Bu tarihte son son derece prestijli konukların da katılımı ile (O toplantıda Dünya’nın 80 farklı ülkesinden,BM’den bakanlar,alanının en önemli sektör temsilcileri,askerler bulunmakta) 12. Uluslararası Altın Çıpa Denizcilik Başarı Ödülleri sahiplerini buluyor. Ödüllerden birisi ise “EN İYİ TANKER ARMATÖRLÜĞÜ” dalında veriliyor. İşte bu dalda verilen ödülün sahibi olan isim ise Mübariz Mansimov ve şirketi PALMALİ GROUP

Ödülü bizzat alan ve ekibi ve tüm Palmali Ailesi adına bu ödülü alırken “Minnetarım” ifadelerini kullanan ve ödülü aldığı için son derece mutlu gözüken Mübariz Mansimov’dur…

Tabii şimdi siz diyeceksiniz ki “Arkadaş adam son derece prestijli, uluslararası bir ödül almış tabii heyecanlı ve mutlu olacak. Ne de olsa o tarihlerde Türkiye’de giderek büyüyen bir yatırımcı ve bu ödül onun için de önemli…” Tabii doğru da işte tam da bu noktada Mübariz Mansimov’un bugünkü Timur Soykan röportajında bir “Enteresan çelişkisi” daha ortaya çıkıyor.

Hani bugünkü röportajda Mansimov kendisini adeta köşeye sıkıştıran UTAH MAHKEME belgelerini yayınlayan gazeteci Recep Canpolat’ı “Sevmediğini”, yanından gönderdiğini, reklam vermediği için bu haberlerin Recep Canpolat tarafından yapıldığını söylüyor ve Canpolat’ı sadece bir kez gördüğünü o da bir yakınının ricası ile “Kabul ettiğini” söylüyordu ya…

Şimdi bakın Mansimov2un bu aldığı uluslararası prestijli ALTIN ÇAPA DENİZCİLİK ödülleri bizzat gazeteci Recep Canpolat ve sahibi olduğu DENİZ HABER AJANSI tarafından veriliyor, yani Mansimov ödül töreninde Canpolat’a bu ödül için “Minnetlerini” sunuyor!

Aşağıdaki linkten ödül törenini ve Mansimov’un ödülü alışını izlemeniz mümkün…

https://www.facebook.com/palmaligroupofcompanies/videos/2069300673096209/

Yani Mansimov “Ortak olmam söz konusu değil” “Dövdüm”, “Küfrettim” dediği Levon Termerdzhyan ile can ciğer kuzu sarması olarak Ağar Ailesi’nin en zor günlerinde hastaneye ziyaretine geliyor iddialara göre aynı Termerdzhyan için “Ermenistan Cumhurbaşkanlığı için destekleyeceğim” diyor, “Reklam vermediğim için haber yaptı ” “Bir kere görüştüm” dediği gazetecinin verdiği ödülü alıp “Minnetlerini” belirtiyor.

***

Şimdi de gelelim röportajdaki en çarpıcı “Çelişkiye”…

Röportajda Timur Soykan Mansimov’un birden bire ortaya çıkan servetini sorguladıktan ve Mansimov bu soruyu yuvarlak cevaplar ile geçiştirdikten sonra bir soru daha soruyor ve “Kızıl Ordu’dayken Afganistan’da görev yaptığınız doğru mu?” sorusunu yöneltiyor. Bu soruya Mansimov’un yanıtı “Evet, 1980’lerde genç bir subayken görev yaptım. Savaşı gördüm, Afganistan’ın acısını gördüm. Şimdi orası için çok üzülüyorum. Taliban bize benzeyemez. Onların Müslümanlığı’nın bizimle ilgisi yok.” şeklinde oluyor.

Yani Mansimov Rus ordusunda bir subay olarak Afganistan’da savaştığını doğruluyor…

İyi güzel ama Rusya’nın Afganistan’ı işgali 24 Aralık 1979… İşgalin bitiş tarihi ise 15 Şubat 1989

Mansimov’un doğum tarihi ise 22 Mart 1968… Yani SSCB Afganistan’ı işgal ettiğinde Mansimov henüz 11 yaşında. İşgal bittiğinde bile Mansimov 21 yaşında. SSCB’de askeri okullardan mezuniyet süresi de uzun olduğu için zaten 21 yaşında Mansimov’un 21 yaşında hem de bir subay olarak SSCB’de bulunma ihtimali yok.

 Yani Mansimov sanki bu “Çelişkili” yanıtı ve servetinin kaynağı ile ilgili “Biz babadan zengin değiliz,doğru işi doğru şekilde yaparsanız para kazanılıyor” şeklindeki beyanatı bazı gerçekleri “Perdeleme” adına verilen yanıtlar gibi durmakta.

O nedenle Mansimov2un bu “Çelişkili” açıklamaları daha çook su kaldırır ve bence Mansimov bu “Çelişkili” açıklamalar ile işin “Doğrusunu” bilenlere bir mesaj vermekte ve “Beni konuşturup işin doğrusunu anlattırmayın” mesajını vermektedir.

Tabii bu benim yorumum ama bunca önemli çelişkiye baktıktan sonra siz ne diyorsunuz?

________________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, hiç bir kurum, kuruluş yahut kişiden “Fonlanmadan”, “tam bağımsız” ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

KRİPTEKS E-DERGİ YILLIK ABONELİK LİNKİ:

https://shopier.com/1354512

HABER ALTERNATİF’İN ANDROİD CİHAZLAR İÇİN ÜCRETSİZ MOBİL UYGULAMASINI İNDİRMEK İÇİN:

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.haberalternatif.dro

 

 

 

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

ALİ BABACAN ve “SUÇ ORTAKLIĞI” PSİKOZU

Yayınlanma Tarihi:

on

Akşam saatlerinde tüm haber sitelerine DEVA PARTİSİ Genel Başkanı Ali Babacan’ın partisinin Avcılar ilçe binası açılışında yaptığı düştü. Ve tabii ki düşmesi de gayet normaldi zira Babacan yeni bir parti kurmak için yola çıktığı ilk andan itibaren adeta üzerine titreyerek çizdiği “Liberal muhafazakar” imajının tersine “Özüne” dönerek asıl fikri iklimini şekillendiren “Siyasal İslam” dili ve argümanları ile konuşmuştu…

Ne diyordu Babacan?

“Neredeyse her milli bayramımızda Türkiye’nin dindar insanları adeta bir sınava çekiliyor. Gözümüzden kaçmıyor. Laiklik ilkesini yıllarca çarpıtan zihniyet hak ve özgürlükler üzerinde kurduğu baskıyla, laiklik kavramını bir süre lekeledi. Temel hak ve özgürlükleri kısıtlayanlar, yanlış anladıkları laiklik kavramının arkasına yıllarca sığındılar. Aynı zihniyet, arada sırada inançlı vatandaşlarımıza da göndermeler yapıyor. Millî günlerimiz üzerinden, bu ülkenin dindar vatandaşlarına göndermeler yapılmasına izin vermeyiz.”

Yani her zamanki klasik Siyasal İslam’ın din üzerinden oy devşirmeye yönelik, laik-anti-laik kutuplaştırmasını körükleyen ayrıştırıcı dili vardı Babacan’ın sözlerinde.

Babacan’ın konuşmasının özellikle bu kısmı tepki çekmiş ve haber sitelerinde de bu kısmı ön plana çıkartılmış olsa da ben Babacan’ın konuşmasındaki diğer bazı “Satır arası”1 mesajların çok daha önemli olduğunu düşünmekteyim.

Öncelikle Babacan konuşmasında iktidarı ilk seçimde değiştireceklerini belirttikten hemen sonra “Ancak ülkemizi intikamdan, rövanştan beslenen azgın bir azınlığa bırakmamakta da kararlıyız”  ifadelerini kullandı.

Yani aslında Babacan, Kılıçdaroğlu’nun bir dönem dillendirip gerek kamuoyundan gerekse parti tabanından aldığı şiddetli tepki nedeni ile geri adım attığı “Devri sabık yaratmayacağız” söylemini, “Rövanşizm karşıtlığı” ambalajına sararak dile getirdi.

Bununla da kalmadı 20 yıllık AKP iktidarında yaşanan vurgunun,talanın,haksızlıkların,kamu kaynaklarının peşkeş çekilişinin,yaşanan hukuksuzlukların “Hesabının sorulmasını” isteyen, bu iktidar değişiminde bunu bekleyen ve böylesi bir “Hesap sorma” yaşanmazsa Türkiye’de gerçek anlamda bir değişim olmayacağını savunanları da “Bir avuç azgın azınlık” olarak niteleyerek agresif söylemini bir adım da öteye taşıdı.

Babacan konuşmasında “Senelerce mücadele ederek kazandığımız hakların hepsinin teminatı biziz. Kazanılmış haklardan tek bir gram dahi eksilmesine müsaade etmeyiz ancak gasp edilen hakların iadesi için sonuna kadar çalışırız.” ifadelerini de kullandı.

Babacan’ın “Kazanılmış haklar” olarak kastı belli; türban yasağı… Yani yine,yeniden tribünlere,klasik AKP seçmenine ve yine 20 sene öncesinin argümanı olan türban konusu üzerinden mesaj veriyor gibi gözüküyor ilk bakışta Babacan.

Ama ben Babacan’ın sadece vatandaşa sıradan ve “Hamasi” bir mesaj verdiğini düşünmüyorum. Babacan aslında çok daha stratejik ve kendisi için önem taşıyan bir mesaj iletiyor “Birilerine” bu sözleri ile…

***

Babacan “Rövanş almayacağını” söylediği ve özellikle son dönemde CHP ve İYİ PARTİ’nin başta Kanal İstanbul olmak üzere memleketi sıkıntıya sokacak ihalelere girmeye heveslenen, bugüne kadar “Hazine garantili” sözleşmelerinin keyfini süren yandaş iş adamlarına “Bu paraları ödemeyeceğiz” söylemleri üzerinden bir mesaj veriyor.

“Liberal” (!) Babacan  büyük “yandaş” sermayeye “Korkmayın beni destekleyin, bugüne kadar ne kazandıysanız onlar sizin kazanılmış hakkınız garantisi de benim” mesajını veriyor.

Peki yazımızın başlığını boş yere mi “BABACAN VE SUÇ ORTAKLIĞI PSİKOZU” olarak attık ve Babacan’ın bu mesajları bugün vermesi tesadüf mü? Tabii ki hayır.

Bakın 17/25 Aralık operasyonları süreci ile ilgili dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanın Erdoğan Bayraktar’ın itirafları adeta bomba etkisi yarattı ve O’nun açıklamalarının ardından AKP’lilerden adeta “İtiraf” gibi açıklamalar gelmeye, AKP’ye yönelik eleştiriler peşi sıra bir zamanların “En önemli” AKP’lileri tarafından dile getirilmeye başlandı.

Ve o itirafların hepsi bugün kayda geçiyor hatta dosyaların yeniden açılması ihtimalinden bahsediliyor…

Peki o dönemlerin AKP içerisindeki en önemli isimlerinden birisi kim? Ekonomi Bakanı olarak,AB ile müzakerelerden sorumlu Devlet Bakanı olarak Ali Babacan…

Babacan “Ben bunları bilmiyordum,ben bunları tahmin edememiştim” diyebilir mi? Elbette hayır…

***

Babacan da biliyor ki iktidar değiştikten sonra adil hukuk normları ile tam bağımsız yargı eli ile o dosyalar açılırsa kendisini “Ben bunları bilmiyordum” demek de “Parti zarar görmesin diye sustum” demek de, “Ben aslında karşı çıkmıştım” demek de kurtarmaz. Çünkü kendisini ne kadar “Liberal muhafazakar” ne kadar “AKP’den ayrı”, ne kadar “Yeni” göstermek isterse istesin Ali Babacan tıpkı Ahmet Davutoğlu gibi uzun yıllar boyunca AKP’nin en önemli icraatlarında imzası,sorumluluğu olan bir isimdir.

O nedenle Babacan bugün son derece agresif ve kendisinden beklenmeyen (Daha doğrusu daha önce görülmeyen) bir üslup ile “Rövanş almayacağını” ilan ederken “Hesap sorulması” talebi olanların da “Azgın bir azınlık” olarak yaftyalayarak ön alma çabası içerisine girmiştir.

Babacan bu “Ön alma” çabasında kendisini devrilecek domino taşlarının altında kalmaktan kurtarmak için “Demokrasi havarisi, ülkede rövanşist duygularla hareket edilmesinin önünü açarak toplumsal gerginliklerin önüne set çeken politikacı” rolüne soyunmuştur.

Oysa ki gerçek çok açıktır ve Babacan açık ve net biçimde “Suç ortaklığı psikozu” içerisinde panik hamlesi yapmaktadır.

Burada bir sözümüz de CHP Genel Başkanı Sn.Kemal Kılıçdaroğlu’na…

“Siyasetin parlayan yıldızı” olarak nitelediğiniz yeni “Dostunuz” Ali Babacan işte tam olarak budur ve ilk sert virajı döner dönmez de “Eğreti” biçimde kendisini sağlama almak için tuttuğu kolunuzu bırakıp tam da karşınıza geçecektir. Tıpkı Ahmet Davutoğlu gibi, tıpkı “Arkadaşlarım” dediğiniz Cumhuriyet ile kavgalı,Atatürk ile derdi olan 2. Cumhuriyetçi kadrolar gibi,tıpkı partiye doldurduğunuz Atatürk’e “Kefere” diyen, yıllarca Siyasal İslam’ın bayraktarlığını yapan “Gözdeleriniz” gibi, tıpkı “3-5 oy getirsin,muhafazakar tabana şirin gözükelim” diye merkez sağdan hatta AKP’den partiye rozet takarak getirdiğiniz “Transferleriniz” gibi…

Aklınızı başınıza alınız Sn.Kılıçdaroğlıu, İran’da Şah Rıza Pehlevi’yi devirmek için “Aman canım yeter ki Şah hele bir devrilsin sonra kendi içimizde mücadelemizi yaparız” deyip Humeyni’ye destek veren İranlı komünistlerin, TUDEH üyelerinin daha Humeyni’nin kontrolü ele alır almaz Tahran Meydanı’nda vinçlerde sallandırılarak idam edilişi tarihin tozlu sayfaları içerisinden size bir “Uyarısıdır”

Tarih ders almayı bilenler için büyük bir rehber,ders almayanlar için ise maalesef sonu hüsranla biten hikayelerin yazıldığı bir trajedyadır.

Bu ülkenin yeni bir çıkışa ihtiyacı var, “Çıkış” zannedip yaşayacağı bir “Trajedyaya” değil…

_______________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, hiç bir kurum, kuruluş yahut kişiden “Fonlanmadan”, “tam bağımsız” ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

KRİPTEKS E-DERGİ YILLIK ABONELİK LİNKİ:

https://shopier.com/1354512

HABER ALTERNATİF’İN ANDROİD CİHAZLAR İÇİN ÜCRETSİZ MOBİL UYGULAMASINI İNDİRMEK İÇİN:

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.haberalternatif.dro

 

 

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

TÜCCAR MI GAZETECİ Mİ? :KARAGÜL’ÜN “AK”ÇELİ İŞLERİ

Yayınlanma Tarihi:

on

AKP’ye en yakın yayın organlarından birisi olarak bilinen Yeni Şafak Gazetesi’nin attığı manşetler de, yayın politikası da,AKP propagandasına hizmet eden habercilik anlayışı da hepimizin malumu…

Devletin resmi müfettiş raporlarına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde “Geleceğin Başbakanı’nı hazırlamak adına İBB imkanlarının kullanılması ve bu imkanların kendilerine tahsis edildiği” şeklindeki ifadeler Mülkiye Başmüfettişi Candan Eren’in müfettiş raporlarına giren Albayraklar Grubu’na ait.

Tabii Albayraklar Grubu bu “Geleceğin Başbakanı’nı hazırlama” işinde gösterdikleri üstün yararlılığın karşılığını ilk günden bu yana fazlası ile aldılar almaya devam ediyorlar.

İBB’nin AKP döneminde belki de en fazla ihale verdiği sermaye gruplarından birisi olan Albayrak Grubu’nun İBB’yi Refah Partisi-Fazilet Partisi-AKP’nin yönettiği 1994-2019 yılları arasında geçen 25 yılda yani çeyrek asırda aldığı on milyarlarca liralık ihale ile nasıl orta çaplı bir şirketten devasa bir holdinge dönüşerek Türkiye’nin sayılı sermaye gruplarından birisi haline geldiği ise tüm kamuoyunun gözleri önünde cereyan eden bir hadise.

Şimdi tabii yazımıza bu şekilde bir girizgah yapmamız da boşuna değil elbet…

ALBAYRAK GRUBU yıllar yılı bu ihaleleri alırken en önemli “Gücü” ise ta Erdoğan’ın İBB Başkanlığı dönemine uzanan medya yatırımları oldu.

Bu medya yatırımları arasında ALBAYRAK GRUBU’nun “AMİRAL GEMİSİ” görevini ise uzun yıllardan beri YENİ ŞAFAK GAZETESİ görmekte.

Türk basınında yıllarca nasıl Hürriyet Gazetesi denildiğinde akla gazetecilikten çok daha başka konulardaki “Uzmanlığı” ve “Önemli ilişkileri” ile akla Ertuğrul Özkök geliyorsa, ALBAYRAK GRUBU ve YENİ ŞAFAK GAZETESİ denilince de İbrahim Karagül ismi geldi.

Bu güne kadar Türkiye kamuoyunu yerinden sarsan bir gazetecilik başarısına şahit olunmayan İbrahim Karagül her nasıl olduysa yıllar yılı AKP için “Stratejik Müttefik” konumunda bulunan ALBAYRAK GRUBU’nun “Amiral Gemisi” Yeni Şafak’ın Genel Yayın Yönetmenliği görevini sürdürdü.

Ta ki 28 Aralık 2020 tarihine kadar…

Tabii İbrahim Karagül denilince akla ilk gelen şey ise özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere AKP yetkililerinin kısa süre içerisinde birbirinin 180 derece tersi açıklamalarını aynı anda hatta bazen aradan sadece saatler geçmiş olmasına rağmen savunma yeteneğine sahip olması.

Pek çok kişi İbrahim Karagül’ün yandaş medyanın “Zirvelerinde”, Külliye’nin başköşelerinde, Cumhurbaşkanlığı uçağının “Müdavim kadrosunda” bulunabilmesini işte bu “Üstün” her ne olursa olsun AKP’nin her dediğini birbiri ile 180 derece çelişiyor olsa da savunabilme yeteneğine bağladı.

Ancak bu yazıda okuduklarınızdan sonra başka şeyler de düşüneceğinize eminiz… Zaten yazımızın sonunda o can alıcı soruyu da soracak ve yorumu da sizlere bırakacağız…

Ama bu kadar “Peşrev yeter” diyoruz ve başlıyoruz yazımıza…

***

Efendim 15 Temmuz 2021 tarihi malumunuz menfur darbe girişiminin 5. yıl dönümüydü.

Ancak bazı kişiler için bu tarihin bir başka önemi ve kendilerine yaşattığı bir başka heyecan vardı. Zira 15 Temmuz 2021 tarihinde “Yandaş” basınımızın “DİJİTAL”nur topu gibi yeni bir “YANDAŞ” haber sitesi yayın hayatına başlıyordu.

TRHABER isimli bu haber sitesi kendisini “Türkiye’nin En Yerli Haber Platformu” olarak nitelendirirken, bir anda özellikle eskiden Berat Albayrak ve PELİKAN ekibine daha yakın durmaya gayret gösteren ancak son dönemde bu ekibin “Zayıfladığını” gören pek çok ismin sosyal medya hesaplarından “Artık TRHABER var, hepimiz takip ediyoruz” duyuruları ile bu yeni “YANDAŞ” haber sitesinin gönüllü PR’ını yapmaya başladığına şahit oluyorduk.

Pek çok yandaş gazeteci, AKP’li siyasetçi ve AKP teşkilatları bu yeni ortaya çıkan haber sitesini takibe başlarken bu “Güzide” sitemizin sosyal medyadaki takipçi sayısı da kısa sürede 70 bin bandını aşıyordu.

Peki kimdi,neyin nesiydi bu TR HABER? Kim kurmuştu bu yeni “YANDAŞ” haber sitesini, arkasında kim vardı?

TR HABER isimli haber sitesi İMKA DİJİTAL YAYINCILIK ANONİM ŞİRKETİ isimli bir şirkete ait. Sitenin Genel Yayın Yönetmeni ise Yeni Şafak Gazetesi’ndeki Genel Yayın Yönetmenliği görevini bırakarak sadece köşe yazmaya devam eden yazımızın “Başrol” oyuncusu İbrahim Karagül.

Ancak İbrahim Karagül bu TRHABER isimli sitede sitenin sahibi olan İMKA DİJİTAL YAYINCILIK ANONİM ŞİRKETİ’nin “Maaşlı elemanı” olarak Genel Yayın Yönetmenliği yapan sıradan bir “Profesyonel” değil. Zira Karagül, Ticaret Sicil kayıtlarına göre İMKA DİJİTAL YAYINCILIK ANONİM ŞİRKETİ’nin yarı yarıya ortağı.

Şirketin diğer ortağı ise Mustafa Altun… Bu ismi bir kenara iyi not alın zira yazımızın devamında sıklıkla karşımıza çıkacak kendisi…

Şimdi tabii siz “Arkadaş sen her zaman demiyor musun; gazeteci olan sadece gazetecilik yapmalı,gazetecilik faaliyetleri ve yazarlık gibi faaliyetler dışında para kazanan, yabancı vakıflardan fonlanan, iktidar ihaleleri kovalayan,muhalefet belediyelerine kitap satıp danışmanlık yapan kimse bağımsız gazetecilik yaptığını söylemesin diye. Bak adam da kurmuş bir şirket açmış haber sitesini kendi işini yapıyor” diyeceksiniz…

Ama bence erken davranmayın zira “Kazın ayağı öyle değil” “Nasıl yani?” diye soruyorsanız siz okumaya biz yazmaya devam edelim efendim…

***

Şimdi efendim sizlerle takvim yapraklarını 27 Aralık 2012 tarihine sarıyoruz…

Dönemin Ulaştırma,Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım Ankara’daki işini gücünü bırakmış yüzlerce kilometre uzaklıktaki Kars’a bir “Çağrı merkezi” için yapılan açılış törenine katılıyor.

Binali Yıldırım’ın açılışını yaptığı SİTE TELEKOM şirketine ait çağrı merkezindeki düzenlenen seremonide şirketin sahipleri ile olan “Samimiyeti ve yakınlığı” dikkat çeken en önemli konu.

Zaten SİTE TELEKOM da bu açılıştan sonra maşallah “Jet” hızı ile büyüyor…

Hizmet alanlarını kendi resmi sitelerinde belirttikleri üzere ” Back Office Hizmeti, Eğitim ve Danışmanlık,Sosyal Medya Yönetimi,Tele-Satış Pazarlama,Teknik Destek” gibi çok geniş bir alana yayan SİTE TELEKOMİNİKASYON büyüdükçe büyüyor.

Bu güzide şirketimiz SİTE TELEKOM’un 1 Mart 2010 tarihli kuruluşunda Ticaret Sicil Gazetesi kayıtlarına göre 2 ortak var: Murat Altun ve Ataman Altun…

Ancak daha sonra pay devri ile ortaklardan Murat Altun şirketin ortaklığından ayrılıyor ve şirketin tek sahibi olarak Ataman Altun kalıyor.

Ancak 2016 yılında Evrensel Gazetesi’nde SİTE TELEKOM’un “Satış kotasını tutturamayan” çalışanlarına verdiği “Ayakta bekleme” cezasının haberleştirilmesi ile birlikte 2016 yılı itibariyle ortaklıktan ayrılan Murat Altun’un şirketteki Genel Müdür Yardımcılığı görevinin devam ettiğini öğreniyoruz.

İlgili haber: 14 ARALIK 2016-EVRENSEL-MELTEM AKYOL: “ÇAĞRI MERKEZİNDE KOTA DOLDURAMAYANA AYAKTA ÇALIŞMA CEZASI”

https://www.evrensel.net/haber/299664/cagri-merkezinde-kota-dolduramayana-ayakta-calisma-cezasi

Tabii efendim İslami sermayenin iş adamları kulübü MÜSİAD’ın üyesi olan ama satış kotasını dolduramayan çalışanlarına insan onurunu aşağılayan ayakta çalışma cezasını reva gören SİTE TELEKOM büyüdükçe müthiş iş yaptığı devlet kurumları ve hali ile “Referanslar” da ardı arkasına ekleniyor.

Bu SİTE TELEKOM’un işyaptığı “Referansları” arasında hangi devlet kurumu yok ki?

TÜRKSAT, TCDD,TÜRK TELEKOM,KOSGEB, SAĞLIK BAKANLIĞI,TEDAŞ…

Ama yetmiyor özel sektör bu SİTE TELEKOM’a ve artık sıra geliyor kamu ihalelerine el atmaya…

Ve SİTE TELEKOM başlıyor 2020 yılında kamu ihalelerine girmeye…

İlk aldıkları ihale 05.08.2020 tarihli,2020/386107 ihale numaralı TEDAŞ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ ALACAKLARIN TAKİBİ VE TAHSİLATINA İLİŞKİN DESTEK HİZMET ALIMI ihalesi. Bu ilk ihalesi ile SİTE TELEKOM 529 bin 974 TL’lik ilk kamu ihalesini alıyor.

Sonra bakıyor ki SİTE TELEKOM bu kamu ihaleleri güzel iş… Devam ediyor kamu ihalesi almaya… İkinci ihalesini ise TCDD’den alıyor…

TCDD’den alınan ihalenin tarihi 31.08.2020. İhale numarası 2020/391411… İhale sözleşme bedeli ise 1 milyon 479 bin 694 TL. İşin adı ise “131 Numaralı TCDD Acil Durum İhbar Hattı Çağrı Merkezi”

Bu ihalenin bir diğer enteresan özelliği ise ihaleye katılan 2. şirketin ihaleyi kazanan SİTE TELEKOM  şirketinin şartnamede sunulan yeterlilik şartlarını taşımadığına yönelik ihalenin iptaline yönelik itirazının, yapılan “Jet hızı” ile değerlendirme sonrası kurulda “Şerh oyları” olmasına rağmen reddedilerek ihaleyi almasının sağlanması.

Geliyoruz 2021 yılına ve SİTE TELEKOM isimli şirketin 03.08.2021 tarihinde bir ihale daha aldığını görüyoruz. 2021/440918 ihale sayılı ihale yine TEDAŞ’tan alınmış. İşin adı yine “TEDAŞ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ ALACAKLARININ TAKİBİ VE TAHSİLATINA İLİŞKİN DESTEK HİZMET TEMİNİ” İhalenin sözleşme bedeli ise 606 bin 660 TL.

Ve SİTE TELEKOM’un 2021 yılında “Şimdilik” aldığı son ihale ise 11.05.2021 tarihli ve 2021/199879 ihale sayılı TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU’ndan alınan  ÇAĞRI MERKEZİ HİZMET ALIMI ihalesi. İhalenin sözleşme bedeli 5 milyon 98 bin 020 Kuruş.

Yani efendim SİTE TELEKOMÜNİKASYON A.Ş isimli güzide şirketimiz 05.08.2020 tarihi ile 11.05.2021 tarihleri arasındaki 9 ayda devletten tamı tamına 7 milyon 714 bin 348 TL’lik ihale almış.

Şimdi “Arkadaş sen bize İbrahim Karagül’ü anlatacaktın. Ne alaka SİTE TELEKOM falan. Hani burada İbrahim Karagül ile TR HABER ile bu anlattıkların arasında en ufak bağ yok” falan diyorsanız bunu da demeyin zira tam da İbrahim Karagül’ü ve Karagül’ün “Tüccarlığını” anlatıyoruz size aslında…

Devam edelim efendim yazmaya…

***

Şimdi efendim sizleri devletimizin soyup soğana çevrilen, buharlaşan evraklar, yönetim kurulu üyelerine ödenen fahiş tazminatlar, eşe dosta verilen ihaleler, kağıt üzerine kurulan iştirakler üzerinden yapılan vurgunlar ile “KAMUDA VURGUN” kitabının sayfalarına ismini altın harflerle kazıyan PTT’nin resmi sitesinden 08.03.2021 tarihinde yaptığı bir duyuruya götürüyoruz…

Bu duyuruda PTT , DELTA MEDYA A.Ş ile yaptığı bir anlaşmayı müşterilerine duyuruyor, TÜRKSAT KABLONET üyeliklerinin bundan böyle PTT üzerinden “Aracı kuruluş” DELTA MEDYA A.Ş üzerinden yapılacağının “Müjdesini” veriyor… Ama tabii burada asıl müjde vatandaşa falan değil bu işte hiç gerek yokken araya girerek para kazanacak olan yani oldukça güzel bir “Kıyak” yapılan DELTA MEDYA A.Ş’ye veriliyor.

“Peki bu DELTA MEDYA A.Ş şirketi kimdir neyin nesidir?” diye soracak olursanız işte şimdi geliyoruz işin “Ballı kaymaklı” final kısmına doğru…

Bu DELTA MEDYA A.Ş kendi resmi sitesinde kendisini ve faaliyet alanlarını “Büyük kurumsal şirketlere Dijital Pazarlama, Medya Planlama, Medya Satın Alma, Reklam Yönetimi, Sosyal Medya Yönetimi, Online Satış, Tele-satış hizmetleri vermek ve Dijital yayıncılıkta yenilikçi, sıra dışı, modern, tarafsız, ilkeli, sorumlu politikasıyla fark yaratan bir şirket olmak amacıyla kurulmuştur.” ifadeleri ile tanıtmakta.

Peki efendim kimdir bu DELTA MEDYA A.Ş’nin sahibi?

DELTA MEDYA A.Ş’nin Yönetim Kurulu Başkanı pek muhterem İbrahim Karagül olup, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ise TR MEDYA isimli haber sitesinin sahibi olan İMKA DİJİTAL YAYINCILIK A.Ş’de de İbrahim Karagül’ün ortağı olan Mustafa Altun.

İşte hem Ticaret Sicil Gazetesi,hem İTO kayıtları belgeleri:

Ve DELTA MEDYA A.Ş’nin “Referansları” kim dersiniz? SİTE TELEKOM ve SİTE TELEKOM’un milyonluk ihaleler aldığı TÜRKSAT! (Bu arada TÜRKSAT Yönetim Kurulu’nun da İbrahim Kalın, eski TRT Genel Müdürü İbrahim Eren,Cumhurbaşkanlığı Dijtal Dönüşüm Ofisi Başkanı Dr.Ali Talha Koç, Sağlık Bakan Yardımcısı Şuayip Binici gibi isimlerden oluştuğunu da hatırlatalım…)

Şaşırmayınız zira İbrahim Karagül’ün ortağı olan Mustafa Altun’un resmi Twitter hesabına baktığımız zaman aslında DELTA MEDYA A.Ş ile devletten 9 ayda 8 milyon TL’ye yakın ihale alan SİTE TELEKOM isimli şirketin “Kardeş şirket” olduğunu ve SİTE TELEKOM isimli şirketin tek sahibi olarak gözüken Ataman Altun’un yasal olarak “Kağıt üzerinde” şirketin sahibi olsa da şirketin asıl sahibinin İbrahim Karagül’ün ortağı olan Mustafa Altun olduğunu anlıyoruz.

Zira Mustafa Altun resmi Twitter hesabında bu şirketlerin Yönetim Kurulu Başkanı olduğunu beyan ediyor:

İşin garibi İbrahim Karagül’ün ortağı Mustafa Altun kendisini gayet rahat biçimde SİTE TELEKOM Yönetim Kurulu Başkanı olarak sosyal medyada tanıtırken yukarıda belgelediğimiz üzere ne kuruluşunda, ne pay devri sonrasında bu şirkette ismi anılmıyor hiç ortada gözükmüyor.

Keza İstanbul Ticaret Odası’nın resmi kayıtlarında da ne bugün ne “Eski ortak” olarak Mustafa Altun’un ismi geçmiyor. Bu da Mustafa Altun’un resmi evraklarda “Perde arkasında” kalarak şirketi perde arkasından yönetmeyi tercih ettiğini kanıtlıyor.

Şimdi buradan sormak lazım tabii devletten milyonlarca TL kamu ihalesi alırken gayet mutlu mesut olan Mustafa Altun, Twitter adresinde kendisini Yönetim Kurulu Başkanı olarak tanıtıp “Cakasını satarken” resmi evraklarda neden şirketin hiç bir yerinde adını geçirmiyor?

Mustafa Altun ve İbrahim Karagül ikilisinin DELTA MEDYA A.Ş’nin “Kardeş” kuruluşu olan SİTE TELEKOMÜNİKASYON ile olan bağlarını gizleme çabaları nedir?

Gerek DELTA MEDYA A.Ş, gerekse SİTE TELEKOMÜNİKASYON’un son dönemde almış oldukları kamu ihaleleri ve kamu kurumları ile yapmış oldukları -PTT örneğinde olduğu gibi- yüksek karlı anlaşmalarda İbrahim Karagül’ün ne gibi bir katkısı olmuştur, Karagül iktidara olan yakınlığını kullanarak bu ihalelerin kazanılması ve kamu kurumları ile anlaşmaların imzalanmasında etkin olmuş mudur?

İşte AKP döneminde “Türedi” gazetecilerin en nadide örneklerinden birisi olarak karşımıza çıkan İbrahim Karagül’ün “Ballı kaymaklı ve bol sıfırlı” hikayesi ve “Gazeteci” maskesi düşen bir “Tüccar”…

Ve yazımızın başında en sonda soracağımızı belirttiğimiz soruyu soralım:

“İbrahim Karagül AKP ve Erdoğan’ın her açıklamasını sadece bulunduğu yandaş gazetedeki koltuğunu korumak için,Cumhurbaşkanı uçağına binebilmek için mi savunmaktadır yoksa birbirine 180 derece ters olsa da her açıklamayı,AKP’nin her icraatını savunması sayesinde bu ballı tüccarlık ilişkilerinden kazandığı paraların sağladığı konforu kaybetmemek için bunu yapmak “ZORUNDA MIDIR?”

Takdiri de sorunun cevabını da sizlere bırakıyoruz…

________________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, hiç bir kurum, kuruluş yahut kişiden “Fonlanmadan”, “tam bağımsız” ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

KRİPTEKS E-DERGİ YILLIK ABONELİK LİNKİ:

https://shopier.com/1354512

HABER ALTERNATİF’İN ANDROİD CİHAZLAR İÇİN ÜCRETSİZ MOBİL UYGULAMASINI İNDİRMEK İÇİN:

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.haberalternatif.dro

 

 

 

 

 

Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: