Sosyal Medya Hesaplarımız

ÖZEL HABER

DIŞİŞLERİ BAKANLIĞINDA HALKBANK’TAN “TORPİLLİ” ATAMA!

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF/ÖZEL HABER

Celal Eren ÇELİK

Kamuoyu 1 Temmuz 2020 tarihli Cumhurbaşkanı kararnamesi ile Katar/Doha Büyükelçiliği’ne AKP’li Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu’nun Mehmet Mustafa Göksu’nun atanmasını konuşurken aynı atama kararnamesinde ataması yapılan diğer isim olan Yasin Ekrem Serim dikkatlerden kaçtı.

1 Temmuz 2020 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Dışişleri Bakanlığı’nda açık bulunan Küresel ve İnsani Konular Genel Müdürlüğüne, 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2 ve 3 üncü maddeleri gereğince Yasin Ekrem Serim atandı.

Yasin Ekrem Serim ise Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve HALK BANKASI Yönetim Kurulu Üyesi Maksut Serim’in oğlu.

“ÖRTÜLÜ ÖDENEK” BABADAN SORULUYORU…

Maksut Serim Redfahyol döneminde Vakıfbank Genel Müdür Yardımcılığı görevine getirilmiş ancak diplomasının Kazakistan’dan denkliği olmayan bir diploma olduğunun teftişte anlaşılması üzerine görevden alınmıştı.

AKP iktidara gelir gelmez ise dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Maksut Serim’i “ÖRTÜLÜ ÖDENEK” hesabının yönetimine getirmiş ve Serim Başbakanlık Müşaviri olarak atanmıştı.

OĞUL SERİM’İN “JET” YÜKSELİŞİ

1 Temmuz 2020 kararnamesi ile Küresel ve İnsani Konular Genel Müdürlüğü’ne atanan Yasin Ekrem Serim ise kamuoyunun gündemine ilk kez 2010 yılında Avrupa Birliği Genel Sekreterliği’ne dönemin AB’den sorumlu Devlet Bakanı Egemen Bağış tarafından “Açıktan” müşavir olarak ataması ile gündeme gelmişti.

1986 doğumlu “Oğul” Serim bu önemli  göreve”açıktan” atandığında sadece 24 yaşındaydı…Gerçekleşen bu atama o dönem MHP Milletvekili Şenol Bal tarafındanyazılı soru önergesi ile dönemin AB’den sorumlu devlet bakanı Egemen Bağış’ın cevaplaması için yazılı soru önergesi olarak sorularak Serim’in bu görev için yeterli yetkinliğe sahip olup olmadığı sorgulanmıştı.

Ayrıca Yasin Ekrem Serim’in 2014 yılında gerçekleşen düğününde nikah şahitliğini de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu yapmıştı.

ERDOĞAN’I TELEKOM ARENA’DA PROTESO EDEN GALATASARAY TARAFTARINA HAKARET ETMİŞTİ

Dışişleri Bakanlığı’nda Küresel ve İnsani Konular Genel Müdürlüğü görevine atanan Yasin Ekrem Serim aynı zamanda Türk Telekom Arena stadının açılışına gelen dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a ıslıklı tepkigösteren Galatasaray taraftarı için sosyal medya “Gerizekalı kuş beyinliler” ifadeesini kullanarak “Nankörler”ifadesini kullanmıştı.

Serim gelen tepkiler sonrası öncebu tweetleri silmiş sonra Twitter hesabını kapatmıştı.

 

Yorum yapmak için tıklayın

Bir Cevap Yazın

ÖZEL HABER

“AYSBERG”İN AKRABALARI

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

Malumunuz İYİ PARTİ’de Ümit Özdağ’ın geçtiğimiz günlerde partisinin İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu’yu çıktığı bir televizyon programında “FETÖ’cü” olarak suçlaması ile başlayan çalkantı devam ediyor.

Bugün Ümit Özdağ İYİ PARTİ Disiplin Kurulu’na sevk edilirken İYİ PARTİ adına bir “FETÖ” bombası daha patladı ve partinin Genel Başkan Yardımcısı olan Bahadır Erdem’in Fethullah Gülen’e övgüler düzdüğü tweetleri ortaya çıktı…

Şimdi öncelikle belirtelim ki az sonra okuyacağınız satırlar benimle birlikte Veryansın TV haber sitesinin imtiyaz sahibi olan değerli gazeteci arkadaşım Erdem Atay’ın ortak çalışması sonrasında yazılmıştır.

Zaten az sonra da veryansıntv.com’da konu ile ilgili bir özel haberi okuyacaksınız…

Şimdi geçelim Bahadır Erdem ile ilgili yazacaklarımıza ve ilginç ilişkiler ağına…

Yazdıklarımız adeta bir puzzle parçası gibi olacak ve en son birleştiğinde bir büyük fotoğrafı sizlere sunmuş olacağız…

Haydi başlayalım o zaman…

***

Tarih yaprakları 1920’li yılları göstermektedir…

Malatya’nın Darende ilçesinde Çalışkan Ailesi’nin bir erkek evladı Dünya’ya gelir. Bu çocuğun adı Süleyman Çalışkan’dır.

Süleyman Çalışkan’ın ailesi Darende’nin sevilen ailelerinden birisidir…Mutaassıp bir aileden gelen Süleyman Çalışkan kariyerinde ise ticaret yapmak yönünde bir tercih kullanacaktır.

Ve Süleyman Çalışkan yıllar içerisinde önemli bir tüccar olur, ünlü Adana Taş Mağaza’yı kurar ve büyütür, sonrasında ise daha da büyüyerek  Adana’nın en önemli işadamlarından bir tanesi haline gelir.…

***

Tarih 1990’ların ortası…

Türkiye “Banka Hortumlarını” yaşıyor ama daha farkında değil… 1990’larda “Hortumlanan” ve daha sonra önce el değiştiren en sonunda ise TMSF tarafından el konulan bankalardan en önemlileri Yurtbank ve Ege Bank.

Daha sonra biliyorsunuz Türkiye bir de İhlas Finans krizi yaşadı, ülkede binlerce İhlaszede hala parasını alabilmiş değil.

Bir de bu hortumlamalardan önce “Karanlık” bir cinayete kurban giden Nesim Malki’nin satın aldığı KKTC merkezli bir TUNCABANK var…

İşte efendim bu finans kuruluşlarının tümünün ortak noktası hepsinin Genel Müdürlüğünü ve CEO’luğunu Mehmet Sami Erdem’in yapmış olması.

Mehmet Sami Erdem bu bankaların el değiştirmesi süreçlerinde de etkin rol oynayarak finans camiasında “%10 Sami” olarak anılan o dönemin en önemli 2 bankacısından birisi.

Bu Mehmet Sami Erdem’in batan Yurt Bank’tan kredi verdiği ünlü isimler arasında o dönem DYP Milletvekili olan Meral Akşener de bulunmakta.

Mehmet Sami Erdem’in “Öğrencisi” olarak bilinen isimlerin başında ise o dönem Can Akın Çağlar gelmekte…Hani İmamoğlu tarafından İBB’ye genel Sekreter olarak atanan Can Akın  Çağlar…

Şimdi Mehmet Sami Erdem ismine de bir virgül koyalım…

***

Tarih yaprakları 3 Ocak 2019’u göstermektedir…

Adana’da görülen FETÖ/PDY Yapılanması davasında karar açıklanır ve davada yargılanan Adana Ticaret Borsası eski başkanı Muammer Çalışkan 5 “FETÖ Örgütü Üyeliğinden” 5 yıl hapis cezasına çarptırılır.

Şimdi Adana Ticaret Borsası Başkanı olup FETÖ’den 5 yıl hapis cezasına çarptırılan Muammer Çalışkan’ın babası yazımızın en başında anlattığımız Süleyman Çalışkan’dır.

Batan bankalar döneminde Türkiye’nin 2 numaralı finansçısı olan Mehmet Sami Erdem ise Süleyman Çalışkan’ın kayınbiraderidir.

Mehmet Sami Erdem aynı zamanda FETÖ’den tutuklanan eski Adana Ticaret Borsası Başkanı Muammer Çalışkan’ın öz be öz dayısıdır.

Peki Mehmet Sami Erdem’in oğlu kimdir?

Evet efendim Mehmet Sami Erdem’in oğlu İYİ PARTİ’nin Genel Başkan Yardımcısı Bahadır Erdem’dir.

FETÖ’den 5 yıl ceza alan Adana Ticaret Borsası Başkanı Muammer Çalışkan ise İYİ PARTİ Genel Başkan Yardımcısı Bahadır Erdem’in kuzeni…

Bahadır Erdem ile FETÖ’cü Muammer Çalışkan dayı-hala çocukları…

Şaşırdıysanız şaşırmayın zira “Turbun büyüğü heybede” diyor ve devam ediyoruz…

***

Tarih yaprakları 23 Temmuz 2010’u gösterdiğinde Süleyman Çalışkan hayata gözlerini yumar…Cenazesine dönemin 2 valisinin yanı sıra,İYİ PARTİ Genel Başkan Yardımcısı Bahadır Erdem’in babası Mehmet Sami Erdem de kayınbiraderi olarak katılır…

Ancak o zaman çok da fazla dikkat çekmeyen bir isim daha vardır cenazeye katılan…

O isim İYİ PARTİ İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu’nun amcası olan FETÖ firarisi o dönemin Eyüp Belediye Başkanı İsmail Kavuncu’dan başkası değildir.

Peki İsmail Kavuncu işi gücü,belediye yönetimini bırakıp neden bu cenazeye katılmıştır?

Çünkü İsmail Kavuncu, Süleyman Çalışkan’ın damadıdır!

***

Yani İYİ PARTİ İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu ile İYİ PARTİ Genel Başkan Yardımcısı Bahadır Erdem FETÖ’cü Muammer Çalışkan’ın babası olan Süleyman ÇALIŞKAN üzerinden akrabadır…

Bahadır Erdem’in İYİ PARTİ’deki yükselişinin ardındaki isim de Buğra Kavuncu’dur…

***

İşte 2 aile “ PUZZLE” yapar böylece ama emin olun bu “puzzle”lar da birleşerek çok daha büyük bir resmi ortaya koyacak.

Süreç bir kere başladı ve bu sürecin arkası İYİ PARTİ içindeki şiddetli bir “Milliciler-Küreselciler” mücadele yaşanırken emin olun adeta bir çorap söküğü gibi gelecektir. Bugün gördüklerimiz ise ilerleyen süreçte yazımızın başlığında belirttiğimiz “AYSBERG” in görünen yüzü olarak kalacak sadece…

Ve bu süreçte kimlerin tasfiye olup kimlerin ayakta kalacağını da, şaşırarak öğreneceğimiz pek çok bilgi ile bize zaman gösterecektir.

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

“YEŞİL GLADİO”NUN AĞLARI…

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

Tarih yaprakları 3 Nisan 1991’i göstermekteydi,

Milli İstihbarat Teşkilatı hareketli dakikalar yaşamaktaydı… Uzun süredir üzerinde çalışılan çok gizli bir rapor tamamlanmıştı. Rapor MİT Müsteşarı’nın masasında durmaktaydı…

Az sonra MİT Müsteşarı’nın verdiği talimat ile bu çok çok önemli rapor devletin ilgili ve “Hassas” aynı zamanda da “Derin” tüm birimlerine iletildi…

Rapor “Fethullah Gülen ve CIA” bağlantılarını saptamış ve tüm detayları ile devletin ilgili birimleri bu önemli “Tehlike” karşısında uyarılmıştı…

 

Peki bu raporun “Gereği yapıldı mı?” Hayır… Ama raporu hazırlayanlar “Okyanus ötesindeki”  “Birileri” tarafından hiç bir zaman unutulmadı…

Tarih yaprakları 28 Mayıs 2012’yi gösterdiğinde “28 Şubat Soruşturması” kapsamında eski Jandarma Genel Komutanı E.Orgeneral Teoman Koman gözaltına alınıyor ve hemen sonrasında Koman cezaevine konuluyordu.

İşte aynı Teoman Koman 1988-1992 arasına Korgeneral rütbesi ile MİT Müsteşarı olan ve Fethullah Gülen ile CIA bağlantılarını ilk kez devletin resmi kayıtlarına geçiren raporun hazırlandığı dönemde MİT’in “1 Numarası” olan isimdi.

Teoman Koman 28 Şubat soruşturması kapsamında girdiği hapishaneden ancak sağlık durumunun ağırlaşması sonrasında 3 Eylül 2013’te tahliye olacak ama bünyesi ve gururu kolundaki kelepçeyi kaldırmayan Koman tahliyesinden sadece 4 ay sonra 15 Aralık 2013’te vefat edecekti…

***

Şimdi sizlerle tarih yapraklarını 1999’a sarıyoruz…

Dönemin Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibi çok önemli, gizli ve kritik dosya üzerinde çalışmaktaydılar. Bu dosya önemli olduğu kadar büyük riskleri de barındırmaktaydı.

Dönemin Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral bu dosya için en güvendiği 3 ismi seçmişti.Bu isimler dönemin İstihbarattan Sorumlu Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Osman Ak, dönemin İstihbarat Daire Başkanı Ersin Dalaman, dönemin Ankara Emniyet İstihbarat Şube Yardımcısı Zafer Aktaş.

Raporun üzerinde :“FETHULLAH GÜLEN VE IŞIK TARİKATI” yazmaktaydı…

Bu rapor FETÖ’nün Emniyet yapılanmasını isim isim,hiyerarşik yapısı ile ortaya koyan ilk rapor olması açısından önemliydi.

Peki 18.03.1999 tarih ve 1820-99 (B.05.1.EGM.4.06.00.06) sayılı GİZLİ yazı ve eklerindeki toplam 79 sayfalık raporda bakalım neler kaleme alınmıştı?

İşte rapordan önemli satırbaşları:

Fethullah Gülen, hasım cephe(laik cephe olabilir) ile ilgili net bilgiler alıp karşı tedbir geliştirmek için istihbarat faaliyetleri de gerçekleştirmeyi ihmal etmemektedir.Hatta daha ileriye giderek hasmın cephenin önünde yürümenin hizmet açısından şart olduğunu öne sürmektedir

“Sızmalardan emniyet teşkilatının en çok istihbarat,bilgi işlem,personel birimleri hedef yapılmıştır”

Raporun 2.kısmının “sonuç” bölümünde şu ifadeler yer almakta:

ÖRGÜT kadrolarına,çeşitli çeşitli vesileler ile nasihatlerde bulunan yeterli “kuvvete” sahip oluncaya kadar,hedefe ulaşmak için,teknik ve taktiklere başvurmasını kendi niyet ve hislerini gizleme yönünde bile mantığını aklını yeterince kullanmaktan aciz bir kişi olduğu anlaşılacaktır.”

Aynı raporun 2. bölüm sonuç kısmının belki de en can alıcı ifadesi geliyor şimdi…

“Önlem alınmakta gecikildiği takdirde,tarih sayfaları arasında kalan Babailer isyanından,Şeyh Bedrettin ve Şeyh Said’e kadar uzanan din görünümlü isyanların belki de en ciddi,en sinsi,en kapsamlı ve en tehlikelisi olabileceğine işaret etmek yanıltıcı bir tahmin olmayacaktır”

(Kaynak:Necip Hablemitoğlu- KÖSTEBEK)

Bu arada FETÖ yapılanmasını ve Emniyet’in hazırladığı bu raporu ilk kez Türkiye’de az önce bizim de kaynak olarak yukarıdaki satırlarda kullandığımız KÖSTEBEK kitabı ile deşifre eden yazar olan Necip Hablemitoğlu da raporun hazırlanmasından sadece 3 sene sonra bir suikaste kurban gidiyordu.

Bu rapor hazırlandığında tarihlerin 18 Mart 1999’u yani 15 Temmuz “Darbe Girişimi”nden tam 17 sene öncesini gösterdiğini yeniden hatırlatalım.

***

Ve bu önemli rapor 19 Mart 1999’da DGM Başsavcısı Nuh Mete Yüksel’e teslim edildi.

Raporun DGM Başsasvcısı Nuh Mete Yüksel’e teslim edildiği 19 Mart 1999’dan sadece 2 gün sonra Fethullah Gülen ABD’ye “Uçtu”… Zira birileri “Hocaefendilerine” haber uçurmuştu…

Ama daha “Büyük film” yeni başlıyordu…

***

Herkes bu raporu hazırlayan Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibi sayesinde o zamanki adı ile “Gülen Cemaati”ne büyük bir darbe vurulacağını ve “Cemaatin” tasfiye olacağını düşünüyordu. Ancak bunu düşünenlerin çok yanıldıklarını anlamaları uzun sürmeyecekti.

Ankara’da koridorlar hareketlenmişti, “Tuhaf şeyler” oluyordu…

Bir sabah Ankara Emniyet Müdürlüğü güne büyük bir “Şok” ile gözünü açtı… FETHULLAH GÜLEN VE IŞIK TARİKATI raporunu hazırlayan Ankara Emniyet Müdür Cevdet Saral ve ekibi hakkında İçişleri Bakanlığı soruşturma talimatı vermişti. Suçlama “Yasadışı dinlemeydi”

Cevdet Saral ve o raporu hazırlayan 3 önemli polisin hayatı adeta o günden sonra “Kaydı”… Haklarında 200’e yakın dava açıldı, gazete manşetleri aynı anda ve “Sistematik” şekilde devreye girdi.

Artık onlar Emniyet teşkilatının en saygın ve prestijli polis memurlarından oluşan bir ekip değil “TELEKULAK ÇETESİ”ydiler…

Haklarındaki tüm davalardan aklanmaları 2020 yılının Mayıs ayını buldu…

15 Temmuz sonrasında önemli görevlere atansalar da yıllarca uğradıkları itibar suikastinin bedelini kimse ödemedi.

Cevdet Saral ve ekibinin hazırladığı rapor doğrultusunda DGM’de Fethullah Gülen hakkında dava açan DGM Cumhuriyet Başsavcısı Nuh Mete Yüksel kendisine kurulan bir “Kaset komplosu” ile önce görevden alındı sonrasında ise tamamen tasfiye edildi.

Yıllar sonra bu kumpası FETÖ’nün kurduğunu örgütün en üst düzey isimlerinden örgütün yayın organı sahibi ZAMAN Gazetesi’nin İmtiyaz Sahibi Alaattin Kaya itiraf edecekti…

Dönemin Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibi hakkındaki soruşturmayı İçişleri Bakanlığı’na bağlı müfettişler Dr. Cengiz AkınCavit Erdoğan, Rıza Yılmaz ve Can Direkçi hazırlamıştı.

Peki bu isimlere ne oldu dersiniz?

Cavit Erdoğan 1999’da bu soruşturmanın ardından hızla yükseldi…2000 yılında Mülkiye Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı oldu. 2008 yılında TBMM tarafından Sayıştay 4. Daire Üyeliği’ne seçildi. En sonunda ise 15 Mart 2016 tarihinde Sayıştay 8.Daire Başkanlığı görevine seçildi.

Rıza Yılmaz bu soruşturmanın ardından terfi alarak “Mülkiye Başmüfettişi” oldu…

Can Direkçi de bu soruşturmanın ardından hızla yükseldi, kariyerinde basamakları hızlıca çıktı. 6 Kasım 2001 yılında İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı olarak atandı. Sonrasında ise 22 Aralık 2003 tarihinde Burdur Valisi oldu. İçişleri Bakanlığı’nın 25 Eylül 2006 tarih ve 431 sayılı yazısı ile Karabük Valiliği görevine atandı. Can Direkçi halen “Merkez Valisi”

***

Tarih: 25 Ağustos 2004…

Milli Güvenlik Kurulu toplanmış ve son derece önemli bir toplantı gerçekleştirmişti. Toplantının konusu 1991’de MİT’in, 1999’da Emniyet’in devletin ilgili kademelerine “Uyarılarda bulunduğu” Fethullah Gülen yapılanmasıydı…

MGK’da bu yapılanmaya karşı yurtiçi ve yurtdışında önlemler alınması konusu tartışılmıştı.

Kararnamede imzaları olanlara iyi dikkat edin,özellikle de asker olanlara…

Bu kararnamede ismi bulunan dönemin  Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına ve Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur  Ergenekon ve Balyoz “Kumpas” davaları ile tutuklanacak ve hapse atılacaktı…

Dönemin Genelkurmay Başkanı,Erdoğan’ın “Ağabey” dediği ABD yanlısı Hilmi Özkök’e hiç bir şey olmayacak, tüm arkadaşları tutuklanıp hapse atılırken adeta “Ölüm sessizliğine” bürünen  dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman da tek bir gün hapis yatmayacaktı.

Ne hikmetse hapse girenler Milli-Kermalist ve Türkiye’nin silah çeşitliliği konusunda ABD bağımlılığını kırması ve farklı ülkelerden de silah temininde bulunması gerektiğini savunan ekolden, bu soruşturmalarda burnu bile kanamayanlar ise ABD ile son derece iyi ilişkileri olup NATO yanlısı paşalar oluyordu.

Peki memlekette Erhenekon,Balyoz,Sarıkız,28 Şubat adı altında bir “Kumpas” kasırgası eserken ve bu generaller tutuklanıp hapse atılırken TSK’da neler oluyordu.

Aynen “ÇATI İDDİANAMESİ”nden aktarıyoruz:

“…Örgüt ayrıca TSK iddianamesinin tamamını mümkün olan en kısa sürede ele geçirmek maksadıyla, generalliğe terfi için albaylıkta bekleme süresini 4 yıla indirerek henüz şura sırası gelmeyen mensuplarını terfi havuzuna dahil etmiştir.Son olarak,kendisine müzahir elemanların en az bulunduğu 1988 ve daha önceki yıllarda mezun olmuş subayları TSK’dan tasfiye etmek için üç devreyi birden toplu olarak emekli edecek ve hizmet süresini 28 yıla indirecek kanuni düzenlemeleri siyasi otoriteye yaptırabilmiştir.” (İddianame: Sayfa 430)

***

Peki bu MGK toplantısının “Sivil” imzacılarına bakalım…

Abdüllatif Şener… AKP’de “İstenmeyen adam” ilan edilecek, Erdoğan ile ayrı düşecek, partiden istifa edip kendisi parti kuracak ama başarısız olacak en sonunda CHP’den Kılıçdaroğlu kontenjanı ile vekil olacaktı!

Abdullah Gül… 2007’de Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu ama Erdoğan ile arası açıldı… AKP’den tasfiye edildi. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu kendisini 2018’de “Muhalefetin Çatı Adayı” yapmak için son dakikaya kadar uğraştı.Kılıçdaroğlu ile Gül halen sık sık görüşüyorlar. Kılıçdaroğlu halen Gül’ü muhalefetin ortak adayı yapmak için çalışıyor.

Cemil Çiçek…AKP’de “Pasifize edilenler” grubundan… Şu anda kendisine verilen Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyeliği gibi “İşlevsiz” bir unvan ile günlerini geçiriyor…

Vecdi Gönül… 2015 sonrası siyaseten “Pasifize” edildi… Son olarak TÜRKSAT A.Ş Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptı…

Abdülkadir Aksu…AKP’nin “Pasifize” edilen bir başka ağır topu… Siyaseten pasifize edildi ama AKP’nin “Yandaşları” finanse ettiği kamu bankalarından biri olan Vakıfbank’a Yönetim Kurulu Başkanı oldu… “Siyasete karışma” mesajı verildi.

Toplantıya katılmadığı için bu belgede imzası olmayan tek isim Mehmet Ali Şahşin…Şahin de AKP’de “Siyaseten tasfiye edildi” Şahin tıpkı Cemil Çiçek gibi “İşlevsiz” Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyeliği görevinde şimdilerde…

***

Evet sevgili okurlar… FETÖ bir “Cemaat” değildi,bir inanç yapılanması ile uzaktan yakından alakası yoktu… FETÖ 1991 sonrasında SSCB’nin yıkılması ile birlikte NATO bünyesinde “ANTİKOMÜNİZM” konseptine göre dizayn edilmiş “GLADİO”‘nun Dünya genelinde şekil ve konsept değiştirip Cemaat ve Tarikatlar üzerinden reorganize edilmesi projesinde Avrupa’da Opus Dei Tarikatı kullanılırken,Türkiye merkezli olmak üzere Orta Asya ve Kuzey Afrika’daki yapılanmasının üzerinden “Taşere” edildiği CIA’nn 20. yüzyıldaki belki de en büyük “Casusluk” organizasyonlarının başında gelmekteydi.

FETÖ “YEŞİL GLADİO” ydu…

Ve “Yeşil Gladio” her yana “Ağlarını sarmıştı”

Ama en önemlisi TSK çökertilerek ABD’nin Ortadoğu ve Kafkaslar politikasında “Rahatsız edici” bir karşı duruş sergilemesinin önüne geçilmesi hedeflenmişti.

ABD’nin Ortadoğu politikalarını kan ve silah ile icra ederken karşısına çıkabilecek güçlü bir TSK en son isteyeceği şeydi.

***

Gelinen son noktada TSK içinde ABD’ye karşı mesafeli tüm üst düzey kadro tasfiye edildi. Işık Koşaner o “ekolün” son temsilcisiydi ve yaşananları hepimiz biliyoruz…

Ortada ilmek ilmek dokunan bir ağ var ama ne hikmetse bu işin “Siyasi ayağına” dokunan yok…

Ve hala bu memlekette FETÖ borsaları kurulabiliyor, başta AKP olmak üzere tüm partilerde ismi FETÖ yapılanması ile yan yana gelmiş kişiler önemli görevlerde, koltuklarda oturabiliyorlar… 

“Neden?” derseniz Orta Asya ve Kuzey Afrika’ya bakın derim… Zira FETÖ buralarda son derece güçlü biçimde faaliyetlerine CIA adına devam etmekte…

FETÖ denilen YEŞİL GLADİO aslında “Küreselci kanadın” en önemli silahlarından birisi…

Ve geçtiğimiz günlerde İYİ PARTİ’de Buğra Kavuncu üzerinden yaşanan tartışmaların asıl merkez noktası olan ve herkes olayın FETÖ boyutuna odaklansa da asıl meselenin bizim 2 sene önce kaleme aldığımız gibi “KÜRESELCİLER-MİLLİCİLER” çatışması olduğu bu “Kavga” aslında Türk siyasetinin tamamının dizaynı için de “Derinlerde” ama en şiddetli şekilde devam ediyor.

Bu kavga devam ettiği müddetçe “FETÖ’nün” siyasi ayağına dokunan olmaz…

Zira “YEŞİL GLADİO’NUN AĞLARI” her yerde…

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

MİLLETİ KALKINDIRSIN DİYE KURULDU,KENDİSİNİ KALKINDIRDI

Yayınlanma Tarihi:

on

Haber Alternatif-Özel Haber

Celal Eren ÇELİK

Türkiye’nin en büyük “Kalkınma Ajansı” olarak kurulan ve kuruluş amacı mali anlamda desteğe ihtiyaç duyan projelere finansman sağlamak olan İstanbul Kalkınma Ajansı’nın bütçesinin neredeyse tamamını banka hesaplarına ,tahvil ve gayrimenkule yatırdığı ortaya çıktı.

Sayıştay Raporuna göre İstanbul Kalkınma Ajansı (İSTKA) kendisine çeşitli kurumların mali desteğe ihtiyaç duyan projelerini ve özel sektörü mali ve teknik olarak desteklemesi için ayrılan yüz milyonlarca TL’lik kamu kaynağını yıllardır neredeyse hiç kullanmıyor.

İstanbul Kalkınma Ajansı‘nın 2019 yılında tek bir proje için bile destek adına askıya çıkıp duyuru yapmadığını belirten Sayıştay denetçileri raporda bu durumun yıllardır bu şekilde devam ettiğine dikkat çektiler.

Sayıştay Raporuna göre her yıl milyonlarca TL’lik kamu kaynağının çeşitli kurumları ve özel sektörü desteklemesi için kendisine tahsis edilen İstanbul Kalkınma Ajansı’nın  destek amacı ile bütçesindeki bu parayı dağıtmak yerine banka hesaplarına,likit fonlara,gayrimenkullere,tahvil ve hazine bonosuna yatırarak yatırım yapığı da ortaya çıkmış oldu.

Rapora göre İstanbul Kalkınma Ajansı, elindeki bütçeyi gerektiği ve kuruluş amacının esasına uygun olarak çeşitli kurumlara ve özel sektöre destek amacı ile dağıtmadığı için gelirlerinde ve varlıklarında büyük miktarda artış yaşandı.

DEVLET ÖZEL SEKTÖRE “DESTEK OL” DİYE BÜTÇE VERDİ,AJANS KENDİSİNE DESTEK OLDU..

İstanbul Kalkınma Ajansı bütçesinden destek olarak dağıtılmayan paralar adeta “Yatırıma” çevrildi.

Rapora göre 2019 yılı itibariyle İstanbul Kalkınma Ajansı’nın çeşitli banka hesaplarında 30 milyon 211 bin 145 TL’si, çeşitli likit fonlarda 95 milyon 571 bin 811 TL’si,kamu kesimi tahvil,senet ve bonolarına yatırılmış ise tam 349 milyon 828 bin 599 TL’si var. Ajansın tüm bu yatırımlarının toplam tutarı ise 475 milyon 611 bin 557 TL.

Yani Sayıştay Raporu verilerine göre İstanbul Kalkınma Ajansı proje ve özel sektörü desteklemek için kullanması gereken yaklaşık yarım milyar TL’lik parayı çeşitli yatırım araçlarına yatırarak “Kazanç” elde ediyor.

AKP’Lİ İSMİN VAKFINA MİLYONLUK DESTEK!

İstanbul Kalkınma Ajansı’nın mali destek sağladığı proje sayısı çok çok azken mali destek sağlanan bir proje ise Sayıştay Denetçilerinin özel olarak dikkatini çekti.

Bu proje Türkiye Organ Nakli Vakfı’nın “Uluslararası Organ Nakli Ağı” projesi.

Kimseye mali destek vermeyen İstanbul Kalkınma Ajansı bu projeye tamı tamına 4 milyon 987 bin TL “Hibe” destek sağladı.

Sayıştay denetçileri 70 ülkede ortak organ nakli koordinasyonu sağlanması temel amacını taşıyan projenin böyle bir amacı gerçekleştirmekten çok uzak olduğunu, proje finansmanı sağlanan vakfın böylesi büyük kapsamlı bir projeyi gerçekleştirecek kapasite ve yeterlilikte olmadığını, Türkiye’nin 70 ülke ile bu proje kapsamındaki koordinasyonu sağlaması için öncelikle bu ülkeler ile karşılıklı Sağlık Bakanlığı nezdinde anlaşmalar yapması gerektiğini ancak böyle bir anlaşma olmadığını belirterek projenin “Hukuki ve Uygulama” açısından önemli eksiklikleri olduğunu belirttiler.

Sayıştay Raporu ayrıca 4 milyon 987 bin TL hibe verilen projede hedeflenen hiç bir sonuca ulaşılamadığını,14 kişi işle başlayan projenin 1 kişi ile sona erdiğini,küçük ölçekli bazı eğitim çalışmaları ve basın  çalıştayı adı verilen organizasyon dışında yapılan hemen hiç bir şeyin olmadığını da gözler önüne serdi.

Raporda ayrıca başlangıç tarihi 01.10.2017 olan projenin bitiş tarihinin 01.10.2019  olarak belirlenmesine rağmen bitiş süresinin 3 ay daha uzatılmış olduğuna da dikkat çekildi.

Öte yandan İstanbul Kalkınma Ajansı‘nın “ender” olarak mali destek sağladığı projelerden bir tanesi olarak dikkat çeken bu projede finansman sağlanan Türkiye Organ Nakli Vakfı‘nın başkanlığını ise AKP‘ye son derece yakınlığı ile bilinen Dr.Eyüp Kahveci‘nin yapması dikkat çekti.

Dr.Eyüp Kahveci her seçim dönemine AKP adayları ile sanki kendisi adaymışçasına seçim çalışmalarına katılması, çeşitli yayın organlarına AKP‘yi öven beyanatlar vermesi ve  sosyal medyadaki AKP’ye son derece yakın paylaşımları ile tanınıyor.

 

 

 

Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: