Sosyal Medya Hesaplarımız

GÜNDEM

GAZİANTEP ÖZEL SANKO HASTANESİ YANGINI İLE İLGİLİ “İHMAL” AÇIKLAMASI

Yayınlanma Tarihi:

on

Geçtiğimiz günlerde Gaziantep’teki Özel SANKO Hastanesi’nde meydana gelen patlama ve yangında 12 vatandaş hayatını kaybetmişti.Kaza ile ilgili TMMOB Makine Mühendisi Odası ve TTB ortak bir basın açıklaması yaptılar.

TMMOB Makine Mühendisi Odası ve TTB tarafından gerçekleştirilen ortak basın açıklamasında kazanın “İhmal” nedeni ile yaşandığının altı çizilrken,gerekli önlemlerin zamanında alınmadığı belirtildi.

Yapılan basın açıklamasında önemli sorular da sorulurken şu ifadelere yer verildi:

“19 Aralık 2020 tarihinde Gaziantep’te bir özel hastanede Covid-19 yoğun bakım ünitesinde yüksek akımlı oksijen cihazının alev alması sonucu oluşan yangında 12 vatandaşımız ölmüş, çok sayıda vatandaşımız yaralanmıştır. Pandemide gerekli tedbirlerin zamanında alınmaması sonucunda hastanelere başvuru sayıları ciddi oranda artmış, pandeminin ağırlaşması ile birlikte birçok hastanede yoğun bakımlarda doluluk oranları yüzde 100’ü geçmiştir. Sağlık Bakanlığı veya hastane idareleri tarafından bir çok boş alan yoğun bakım yapılarak sorun çözülmeye çalışılmıştır. Yoğun bakımlarda yeterli sağlık personelinin olmaması, tıbbi cihazların kontrolünün zamanında yapılmaması, yatak sayısından fazla sedyelerde hasta yatırılması nedeniyle tıbbi cihazların aşırı kullanımının getirdiği yıpranma, teknik altyapısı olmadan yeni tıbbi cihaz eklemeler, yeterli sayıda personel olmamasının veya aşırı çalışmanın getirdiği dikkatsizlik, oksijen terapi cihazlarının yangına ve başka felaketlere neden olabileceği bilinmesine rağmen bunlara göz yumulması bu tür kazaların daha da artmasına neden olabilecektir.

Yangının çıktığı hastanenin, iş sağlığı ve güvenliği bakımından gerekli önlemleri alıp almadığı, Sağlık Bakanlığı tarafından gerekli denetimlerin yapılıp yapılmadığı henüz kamuoyuna açıklanmamıştır. Basına yansıyan bilgiler, Covid-19 hastalarının tedavisinde yaygın olarak kullanılan yüksek akışlı oksijen terapi cihazlarının yangın çıkardığı yönünde çok sayıda hastaneden Sağlık Bakanlığına bildirim yapıldığı ancak cihazların kullanımına devam edildiği yönündedir.

İlk tespitler, yangının bir patlamadan değil yüksek akış nazal oksijen terapi tedavisinde kullanılan cihazdan kaynaklandığı yönündedir. Bu cihaz yoğun bakım ünitelerinde hastanenin medikal gaz hattına bağlanarak oksijen temin etmekte, iç ortamdan aldığı filtrelenmiş hava ile istenen/ayarlanan oranda karıştırılıp şartlandırılarak uygun sıcaklık ve nem sağlanmakta; bu hava, hastaya istenen miktarda oksijen uygun nem ve sıcaklıkta verilmektedir.

Covid-19 ile birlikte yoğun bakımlarda hayat kurtaran yüksek akımlı oksijen cihazlarının kullanımının artması, beraberinde riskleri de getirmiştir. Sağlık Bakanlığı’nın bu yangından beş gün önce söz konusu cihazların kullanımı için yayımladığı genelge ile olay sonrası yaptığı açıklama, cihazların kullanımıyla ilgili önceden de ciddi sorunlar olduğunu göstermektedir. Nitekim Sağlık Bakanlığı’nın İl Sağlık Müdürlükleri’ne göndermiş olduğu 14 Aralık 2020 tarihli yazıda; kullanılan cihazlarınfaydaları, riskleri ve dikkat edilmesi gereken noktalar belirtilmiştir. Sağlık Bakanlığı’nın yayımladığı söz konusu genelgede, “Personel değişim sıklığından kaynaklı kullanım eğitimi yönünden eksik kalmış olan kullanıcılara verilen eğitimlerin, cihazın kullanım kılavuzunda belirtilen hususları içerecek şekilde tekrarlanması” istendiği ve söz konusu cihazla ilgili “Haznenin tam oturmaması durumunda, ısıtıcı tablanın alt bölümünün sıvı izolasyonunun tam sağlanmamasından kaynaklanabilecek sıvı teması ile kıvılcım oluşabilir ve oksijen akışı sebebiyle parlama ve yangına sebebiyet verebilir” denilmiştir.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 5. Maddesinde işverenin güvenlikle ilgili her türlü önlemi alma ve gerekli personeli çalıştırma yükümlülüğü vardır. Bunun yanı sıra yoğun bakım ile ilgili standartlarda ve özel hastaneler yönetmeliğinde cihaz bakımı ve Sağlık Bakanlığı’nın denetim ve bakım sorumlulukları mevcuttur. Sağlık Müdürlüğü ve Sağlık Bakanlığı bu denetimleri yapmakla yükümlüdür. Ancak facianın yaşandığı hastane tarafından cihazın denetiminin ve kullanımı için gerekli eğitimlerin verilip verilmediği henüz bilinmemektedir.

Bu noktada aşağıdaki sorulara yanıt verilmesi sonraki olası olayların önlenmesi için hayati derecede önem arz etmektedir.

  • Bu yangına yol açtığı belirtilen cihaz Türkiye’de nerelerde ve hangi sayıda kullanılmaktadır? Dolayısıyla daha ne kadar hasta ve sağlık çalışanı tehlike altındadır?
  • Salgının dokuzuncu ayının dolduğu göz önüne alındığında Sağlık Bakanlığı’nın kazadan sadece birkaç gün önce gönderdiği uyarı niteliğindeki yazısı geç kalmış bir yazı değil midir?
  • Sağlık Bakanlığı’nın ilgili yazısında belirtilen yangınlar ne zaman ve hangi hastanelerde olmuştur? Bu yangınlar üzerine ilgili cihazı kullanan hastanelerin bilgilendirilmesi ve sorunlu cihazların güvenli cihazlarla değiştirilmesi gerekmez miydi?
  • Bu sistemlerin bakım ve işletmesi ile periyodik kontrollerinin düzenli yapılması, çalışır ve her an göreve hazır halde olması gerekliliğinden hareketle bakım ve kontrolleri düzenli yapılmakta mıdır? Yangın algılama ve önleme sistemleri çalışmakta mıdır?
  • Covid-19 servisinde çıkan yangın, cihazın kullanımından mı, personel eksikliğinden mi, personel yorgunluğundan mı kaynaklanmaktadır? Personelin mesleki eğitimi var mıdır, varsa yeterli midir?
  • Salgın döneminde başka servislerden yoğun bakımlara aktarılıp görevlendirilenlere bu cihazla ilgili gerekli eğitim verilmiş midir, verilmekte midir?
  • “Hizmet alımı” denilen taşeron personelin mesleki eğitimi var mıdır?
  • Bu cihazlar üzerinde üretici-ithalatçı firmanın güvenilirliği ve sorumluluğu nedir?
  • Bakanlığın yazısında da belirtildiği gibi ciddi riskler barındıran bu cihazla ilgili geçtiğimiz süreçte başka hastanelerde de yaşanan olumsuzluklar var mıdır?

Bu durum bir kez daha İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğinin ne kadar önemli olduğunu ve sağlığın çok tehlikeli ve ağır işler sınıfında olmasının ne denli haklı bir gerçeklik olduğunu ortaya çıkarmıştır. Sağlık emekçileri Covid-19 pandemisiyle savaşırken, hem hastalanma ve yaşamlarından olma riskiyle hem de böylesine can güvenliklerini tehdit eden patlama vs. gibi fiziki tehlikeler ile karşılaşmaması için gerekli önlemler alınmalıdır. Pandemide yoğun bakım ünitelerinin gereken niteliğe sahip tıbbi ekipmanla, yetişmiş ve yeterli sayıda sağlık çalışanı ile üretilen bir hizmet olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle kamu veya özel hastanelerindeki doluluk oranları göz önüne alınarak yoğun bakımlarda çalıştırılan sağlık personellerinin sayıları acilen arttırılmalı, çalışma saatleri azaltılmalı, tıbbi cihazların kontrol sıklığı arttırılmalı, tıbbi cihazlara bakan personeller yeniden eğitimden geçirilmelidir. 

Buna benzer sorunlar hemen her alanda olduğu gibi sağlık hizmetlerinde can güvenliği ve hizmetin tamlığının ancak koruyucu sağlık hizmetleri, kamucu anlayış ve uygulamalarla sağlanabileceğini göstermektedir.

Diğer yandan önemle belirtmek isteriz ki:

  • Toplu kullanıma açık binalar ve özellikle hastanelerde tesisatların işletilmesinden sorumlu, hastane tesisatları konusunda uzman en az bir makina mühendisi istihdam edilmelidir.
  • Teknik personel dahil hastanelerde çalışan bütün personelin başta iş güvenliği olmak üzere eğitimli olması gerekmektedir.
  • Tüm hastaneler acilen ilgili meslek odaları tarafından denetlenmeli, denetimlerde eksiklikleri tespit edilen hastanelerin iyileştirme çalışmaları planlı bir şekilde süratle yapılmalıdır.
  • Özelleştirme, serbestleştirme politikalarının bir parçası olan hastane hizmetlerinin taşeronlaştırılması uygulamasından vazgeçilmeli; sağlık sistemi kamucu sağlık ve güvenlik kurallarına göre yeniden düzenlenmelidir.

Gaziantep’te yaşanan aşırı yoğun çalışmanın, dikkatsizlik, tedbirsizlik ve ihmaller zinciri sonucu gelişen bu olayda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha başsağlığı ve yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar dileriz. Böyle üzücü ve vahim benzer olayların tekrar yaşanmaması için tüm önlem ve tedbirlerin acilen alınması gerektiğini, bu olayın tüm yönleriyle araştırılmasını, aydınlatılmasını ve sorumluların yargı önüne çıkarılarak hesap vermelerini talep ediyoruz.” 

 

*** BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan,bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan,Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir,DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=ZkN3OVFPWmhobE42Yks3STBfLTFfIF8g

YOUTUBE LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w?view_as=subscriber

 

Yorum yapmak için tıklayın

Bir Cevap Yazın

GÜNDEM

BAKAN KOCA:”HATALIYIM HALKIMDAN ÖZÜR DİLİYORUM”

Yayınlanma Tarihi:

on

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, fıkıh alimi Muhammed Emin Saraç’ın cenazesindeki görüntüler nedeniyle özür diledi.

“Pandemide salgının nasıl seyrettiğini ve bulaşın nasıl olduğunu hepimiz biliyoruz. Kalabalık ve kapalı ortamlarda bulaşın daha fazla olduğunu biliyoruz. Ben cenazede o tarz mesafenin ortadan kalkabileceği bir görüntünün olabileceğini öngörmedim” diyen Koca, “Öngörmem gerekiyor muydu? Evet gerekiyordu. Bu benim kusurum. Vatandaşımızdan bu anlamda özür diliyorum. Bizler 83 milyon olarak herkes eşit fedakarlık göstererek pandemi döneminde mücadeleye katkı sağlamalı. Yani kapalı ve kalabalık ortamlardan uzak durmaya gayret göstermeliyiz” dedi.

Koca kamuoyunda büyük tartışma yaratan bedava aşı iddialarıyla ilgili olarak da ”Verilmeyecek hesabım yok,yarın açıklama yapacağım”dedi

Okumaya Devam Et

GÜNDEM

UZMANLARDAN 10 İL İÇİN 15 GÜN “TAM KAPANMA” ÖNERİSİ

Yayınlanma Tarihi:

on

Koronavirüs salgınıyla mücadelede 1 Mart itibariyle yeni döneme geçme planları yapılırken, bazı şehirlerdeki vaka sayılarında adeta patlama yaşandı. En fazla sıçramayı Karadeniz bölgesindeki iller yaparken, bu iller için 15 gün sokağa çıkma yasağı önerisi yeniden gündeme geldi.

Koronavirüs vaka sayısı yükselmeye devam ederken özellikle bazı bölgelerde sıçrama yaptı. En büyük sıçrama Ordu’da yaşanırken, onu yine Karadeniz illeri takip etti. Vaka sayısı sıçrama yapan bölgelerde 15 günlük sokağa çıkma yasağı talepleri daha yüksek sesle dile getirilmeye başlandı.

Sağlık Bakanlığı’nın bir hafta arayla yayınladığı vaka tablosuna göre Ordu en büyük sıçramayı yaparak 100 binde 228 ile salgının en yoğun yaşandığı il haline geldi. Ordu’yu, Giresun, Samsun, Tokat, Bolu, Sakarya, Ardahan, Adıyaman, Erzurum, Kırklareli takip etti.

15 GÜN SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI ÖNERİSİ

Öte yandan Karadeniz Bölgesi’nde görev yapan uzmanlar bölge için en az 2 haftalık tam kapanmanın şart olduğunu ifade ediyorlar. KTÜ Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Aydın vakalardaki sıçrayışa dikkat çekip, “Bölgedeki bu durumun devamı veya bunu kırmanın mutlaka bir yolunun bulunması gerekiyor. Bunlardan bir tanesi olarak en azından 15 günlük tam kapanmayı önermek istiyorum” dedi.

Trabzon Tabip Odası Başkanı ve Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi öğretim üyesi Dr. Yaşar Kibar Güven de, “Vaka sayısı yüksek ve diğer illere göre oran yukarıda olan bu 4 ilin arasındaki ilişkiler sınırlandırılmalı, daha kati tedbirler alınması lazım. Gerekirse ‘bölgesel karantina’ da düşünülebilir” dedi.

________________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

Okumaya Devam Et

GÜNDEM

ÜNİVERSİTE DEĞİL AİLE ŞİRKETİ!

Yayınlanma Tarihi:

on

2019 yılı Sayıştay raporlarına göre İzmir Katip Çelebi Üniversitesi’nde görev yapan tam 27 kişinin akraba olduğu ortaya çıktı…

Sayıştay Başkanlığı ‘İzmir Katip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) 2019 Yılında hazırladığı Denetim Raporu’nda; “Objektif ve denetlenebilirlik ilkelerine riayet edilmemiş, ilanların büyük çoğunluğunda spesifik ve belli bir kişiyi çağrıştıran şartlar istenmiştir. Bunun sonucunda da, alım yapılacak toplam 195 kadronun tamamı için sadece birer kişi başvuru yapabilmiş ve aynı kişiler kadrolara alınmıştır” ifadelerine yer verildi.

Sayıştay ayrıca şube müdürlüğü kadrolarına, şube müdüründen daha üst görev niteliğinde bulunan kadrolardan sınavsız atama yapılmasıyla ilgili, eşitlik, liyakat ve kariyer ilkeleri çerçevesinde atama yapılması şartları dikkate alınmaksızın atamalar gerçekleştirildiği bulgusuna yer verdi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) Üyesi Mahir Polat’ın Meclis gündemine taşıdığı önergesine gelen cevabı değerlendirdi. CHP’li Polat, “Üniversitelerin düşünce ve bilim üreten eğitim kurumları olmaktan çıktığını, AKP iktidarıyla üniversite kadrolarının siyasallaşarak partizanlık, eş, dost ve akraba ilişkileri gözetilerek adrese teslim kadrolarla doldurulduğunu daha önce de defalarca kez gündeme getirdik. Gençlerin hayallerini çalıyorlar” dedi.

ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜNDEN DAHA ÜST GÖREV NİTELİĞİNDE KADROLARA SINAVSIZ 16 KİŞİ ATANDI

Odatv’de yer alan habere göre, CHP İzmir Milletvekili Mahir Polat’ın soru önergesine ilgilisi olduğu İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Rektörü Prof. Saffet Köse tarafından verilen cevapta; şube müdürlüğünden daha üst görev niteliğinde bulunan kadrolardan 16’sının şube müdürlüğü kadrolarına sınavsız olarak atamasının yapıldığı belirtildi. Polat, “Bu durum kabul edilemez. Binlerce vatandaşımız sınavlarda alın teri dökerken bu kadrolara birileri için sınavsız atama yapılıyor. Her fırsatta kul hakkından bahseden yöneticiler söz konusu kendi eş dost atamalarına geldiğinde kul hakkı yemekten çekinmiyorlar” dedi.

TESPİT EDİLEBİLEN 27 KİŞİ ARASINDA AKRABALIK BAĞI BULUNUYOR

Polat “Bize verilen cevapta rektör, rektör yardımcısı, dekan ve öğretim görevlileri arasından tespit edilebilen 27 kişinin birbiri arasında akrabalık bağı bulunduğu görülmüştür. Üniversiteler bilim yuvalarıdır. Bilimsel çalışmalar yapması beklenen kurumlara yapılan liyakatsiz atamalar ile ne gibi bilimsel çalışmalar üretilebilir ki? AKP iktidarında kurumlardaki kadroların siyasallaşmasının önü açılmış, partizanca ve liyakatsiz atamalar artmış, boş kadrolara yapılan eş dost atamaları iyice ayyuka çıkmıştır. Bilim ve eğitim yuvası olmasını beklediğimiz üniversiteler iktidarın arka bahçesi haline gelmiş durumda. Hemen her gün farklı bir üniversitede benzer olayların yaşandığı, akrabalara kadro yaratıldığı veya boş kadroların liyakatsiz akraba atamalarıyla doldurulduğunu duyuyoruz. Atamalar bu kadar aleni bir şekilde yapılmasına rağmen ancak kamuoyu tepki gösterdiği zaman soruşturma başlatılıyor. Eşitlik ve liyakat ilkelerinin gözetilmemesi açıkça Anayasaya ve Kanunlara aykırıdır” dedi.

İKÇÜ’DE NE OLMUŞTU

-Üniversitenin Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Dişçilik Hizmetleri bölümünde iki öğretim görevlisi kadrosu bulunurken, bunlara rektör yardımcılarının kızları atanmıştı. Yine Katip Çelebi Üniversitesi’nde ders veren bir akademisyen eşinin, sınavda 90 puan alarak birinci olan adaydan 35 puan az almasına rağmen kadroya alınmıştı.

-Sayıştay Başkanlığı’nın Katip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) 2019 Yılı Denetim Raporu’nda ilan kadroları ile ilgili “örneklerde de görüleceği üzere, alımı yapılacak öğretim üyeliği kadroları için ek kriterler getirilirken, 2547 sayılı Kanun’un 23 ve 26’ncı maddelerinde ifade edilen objektif ve denetlenebilirlik ilkelerine riayet edilmemiş, ilanların büyük çoğunluğunda spesifik ve belli bir kişiyi çağrıştıran şartlar istenmiştir. Bunun sonucunda da, alım yapılacak toplam 195 kadronun tamamı için sadece birer kişi başvuru yapabilmiş ve aynı kişiler kadrolara alınmıştır” ifadeleri yer aldı. Bulguları örneklerle açıkladı;

-Turizm Fakültesi Rekreasyon Yönetimi Bölümü Rekreasyon Anabilim Dalı doçentlik kadrosu için, Doktorasını Klasik Arkeolojide yapmış olmak, doçentliğini Müzik Bilim alanında almış olmak, Antik Müzik, Rekreasyon, Müzikle Tedavi ve Ritim konularında bilimsel çalışmaları olmak.

– Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Eski Türk Dili Anabilim Dalı Profesör kadrosu için, doçentlik unvanını Türk Dili alanında almış olmak. Eski Uygurca ve Çağatay Türkçesi üzerine çalışmalar yapmış olmak.

– İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü İktisat Tarihi Anabilim Dalı Profesör kadrosu için, doçentliğini Makro İktisat alanından almış olmak, Tasarruf Açığı ve Ar-Ge Harcamaları, Denge Döviz Kurundan Sapma ve Türkiye’de Para Talebi İstikrarının Yapısal Kırılmalar Altında İncelenmesi konularında çalışmalar yapmış olmak.

– İslami İlimler Fakültesi Temel İslam Bilimleri Bölümü Tasavvuf Anabilim Dalı Doktor Öğretim Üyesi kadrosu için, ilgili ana bilim dalında doktora yapmış ve Mesnevî’de Allah Kâinat ve İnsan konusunda çalışmış olmak.

Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: