Sosyal Medya Hesaplarımız

ÖZEL HABER

İKİ AİLE BİR CAMİ: “AYASOFYA’NIN İMAMLARI”

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

Ayasofya Camii’nin yeniden ibadete açılması AKP tarafından dibine kadar siyasal şov amacı ile kullanılırken, Ayasofya Camii  ne yazık ki tarihsel özellikleri ve bu bağlamda camideki ibadet yerine yeniden ibadete açıldığı günden bu yana Atatürk ve laiklik karşıtı mesajların verildiği camii olarak kamuoyunun gündemine gelmekte.

Ayasofya Camii’nin açılışında Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Atatürk’e hakaret edişi sonrasında Ayasofya Camii’ne “Başimam” olarak atanan ve sürekli laiklik karşıtı mesajlar veren, hatta laikliğin kaldırılması gerektiğini savunan ve bolca siyasete karıştıktan sonra kamuoyunun görevinden alınan Mehmet Boynukalın’ın sözleri hafızlardaki yerini korurken Ayasofya Camii bu kez de geçtiğimiz günlerde İmam Mustafa Demirkan’ın Atatürk’e “Zalim ve kafir” deyişi ile gündeme geldi.

Peki Atatürk’e hakaret eden, laiklik karşıtı, hilafet yanlısı isimlerin hep Ayasofya’da karşımıza “Din adamı” olarak çıkması bir tesadüften ibaret mi?

Yoksa bu hakaretleri eden, laiklik karşıtı,hilafet yanlısı söylemleri fütursuzca dile getiren bu isimler gayet bilinçli ve hatta “Nokta atışı” şekilde mi Ayasofya Camii’nde görevlendiriliyor?

Ve Ayasofya Camii’nde Atatürk’e hakaret eden, laiklik karşıtı söylemlerde bulunan Mehmet Boynukalın ile Mustafa Demirkan’ın enteresan “Ortak noktaları”, enetersan “Kesişmeleri” var mı?

Evet efendim “Bu kadar peşrev yeter” diyoruz ve başlıyoruz yazımıza…

***

Tarih yapraklarını 1950’lerin hemen başına sarıyoruz sizlerle ve o zamanlar Konya’nın bir ilçesi olan Karaman’a doğru uzanıyoruz…

Karaman’da küçük,10 haneli bir sokak vardır ve bu sokakta sadece 10 hane bulunmaktadır… Ancak bu 10 haneli sokak diğerlerinden farklıdır ve bu sokakta sadece tek bir aileye mensup akrabalar oturmaktadır…

Sokak Karaman’da “Boynukalın Çıkmazı” olarak da bilinmektedir ve pek tabii ki bu ismi sokaktaki 10 hanede yaşayan aileden almıştır: “BOYNUKALIN AİLESİ”

İşte bu “BOYNUKALIN ÇIKMAZI”nda yaşayan Boynukalın Ailesi dikkat çekmektedir zira o dönemde Türkiye’de zaten mühendis az bulunurken Boynukalın Ailesi tam 3 mühendis birden çıkartmıştır.

Bu 3 mühendis içerisinden Rifat Boynukalın parlak üniversite yıllarından sonra Nakşibendiliğin en etkili kolu olan Halidiye Kolu’nun Gümüşhanevi Tekkesi’ne bağlanırken burada Necmeddin Erbakan ile de son derece yakın ilişkiler kuruyor ve “Yol arkadaşı” oluyordu.

Gümüşhanevi Tekkesi’nin Necmeddin Erbakan’a kurdurduğu GÜMÜŞ MOTOR’da da, Erbakan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı seçildiğinde yardımcısı olarak da ve en nihayetinde Erbakan Milli Selamet Partisi’ni kurarken partisinin kurucusu olarak da yanında hep aynı Rifat Boynukalın bulunmaktaydı.

Necmettin Erbakan için Suudi Arabistan “bağlantısı” çok çok önemliydi.

Bu bağlantıyı sağlayan en önemli kişilerden birisi de işte bu Rifat Boynukalın olmuştu zira Rifat Boynukalın, Erbakan ile birlikte kurdukları Milli Nizam Partisi kapatıldıktan sonra Suudi Arabistan’a gitmişti.

Kendi tabiri ile Suudi Arabistan’a gidiş nedeni çocuklarını “İslami İlim sahasında yetiştirmekti”

Dediğini de yaptı…

Ama biz şimdi Rifat Boynukalın ve çocuklarına bir virgül koyalım geri dönmek üzere zira BOYNUKALIN ÇIKMAZI sadece Rifat Boynukalın’ı ve mühendisleri yetiştirmedi… Boynukalın Ailesi özellikle siyasal İslam’ın Türkiye’de yükselişe geçtiği 1994 yılından sonra Türkiye’de büyük bir “Sıçrama” yaptı “Jet hızı” ile yükseldi.

Şimdi sizler ile yine Karaman’a uzanıyoruz ve bu kez tarih yapraklarını 1994’e sarıyoruz…

1994 yılında Karaman’da ANI BİSKÜVİ adı ile orta ölçekli bir firma kurulmaktadır… Firmayı kuran ise Ahmet Vefik Boynukalın’dı…

Şirketin diğer ortakları ise Ahmet Vefik Boynukalın’ın kardeşleri Ali Kemal ve Nazım Boynukalın ile teyze oğlu olan Ramis Kahyaoğlu, Rıfkı Boynukalın, Mehmet Sait Eren ve Fahri Özpeynirci’ydi…

Şirketin bir diğer ortağı ise Haluk Özatay’dı… Ve Haluk Özatay aynı zamanda yine Karaman merkezli olan Türkiye’nin en büyük 500 firmasından birisi olan BİFA BİSKÜVİLERİ’nin en kritik ve üst düzey yöneticilerinden Hilmi Payidar’ın dünürüydü!

Yani bir yerde ANI BİSKÜVİ ile BİFA BİSKÜVİ arasında akrabalık yolu ile bir ilişki de kurulmuştu.

Mehmet Sait Eren ise Karaman’ın en büyük kuyumcusuydu.

Bu arada enteresan bir dip not daha ekleyelim:

1980 Askeri Darbesi’nin önemli komutanlarından ve ihtilal dönemi Ege Ordu Komutanı olan E. Orgeneral Süreyya Yüksel’di. Süreyya Yüksel 1980 Askeri Darbesi yapılırken Korgeneral rütbesi ile 5.Kolordu Komutanıydı.

5.Kolordu Komutanlığı’nda Süreyya Paşa’nın maiyetinde karargah subayı olarak çalışan parlak bir kurmay subay vardı: Adnan Kararadıç

Şimdi ise 1994 yılına gidiyoruz…

1994 yılında meydana gelen ve “Köy bombalanması” olarak anılan, 38 köylünün hayatını kaybettiği ve dönemin komutanlarına dava açılan ancak 2014 yılında zamanaşımına uğrayan Şırnak olayları meydana gelmişti.

İşte o davada hakkında dava açılan isimlerden bir tanesi de dönemin Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı olan 1980 askeri darbesi esnasında 5.Kolordu Karargah subayı olan ve sonra yükselmeye devam eden Kurmay Albay Adnan Karaardıç’tı…

“Şimdi ne alaka Boynukalın Ailesi ile Adnan Karaardıç” diyecek olursanız demeyin zira hakkında açılan davanın hemen ardından  1994 yılındaki YAŞ öncesinde kendi isteği ile TSK’dan emekli olan Adnan Karaardıç ANI BİSKÜVİ A.Ş’nin kurucusu olan Ahmet Vefik Boynukalın, Nazmi Boynukalın ve Ali Kemal Boynukalın’ın eniştesi!

Bu arada BOYNUKALIN AİLESİ aynı zamanda Karaman’ın en eski ve köklü ailelerinden, muhafazakar TARTAN AİLESİ ile de akraba.

Rıfkı Boynukalın’ın annesi Melahat Hanım, Hacı Sami Tartan’ın kızıydı. Melahat Hanım, Karaman Zabıta Amiri Fahri Boynukalın Bey ile dünya evine girerek “BOYNUKALIN” soyadını almıştı.

Hacı Sami Tartan Konya’nın en önde gelen tüccarlarından birisi olarak 1935 yılında Göksu Akarsuyu’ndan akan sudan elde edilecek enerji ile Konya’ya elektrik getirilmesi fikrini projeleştirerek dönemin Nafia Bakanlığı’na sunan, o dönem için “Çılgın Projeye” imza atan bir isimdi.

O kadar zengindi ki öldüğünde çocuklarının her birisine yüzlerce dönüm arazi miras kaldı. İşte o Hacı Sami Tartan, Boynukalın Ailesi’nin “Dedesi” olmaktaydı.

Zira ANI BİSKÜVİ A.Ş’nin kurucuları olan Nazım, Ahmet Vefik ve Ali Kemal Boynukalın Hacı Sami Tartan’ın kızı Melahat Hanım ile Fahri Boynukalın çiftinin çocuklarıydı.

Yani efendim Boynukalın Ailesi sadece “Siyasal İslam’ın” kuruluşunda yok, siyasal İslam’ın kendi “Sermayesini” oluşturma hamlesinin de Anadolu’daki en önemli kolonlarından bir tanesi.

Neyse efendim tabii 1994’te Siyasal İslam’ın Necmeddin Erbakan’ın öncülüğünde yükselişe geçip, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Büyükşehir Belediyesi’ni de Melih Gökçek eli ile kazanmasının ardında mantar gibi çoğalan “Anadolu Kaplanları” arasına ANI BİSKÜVİ de adını kısa sürede yazdırarak “10 kaplan gücüne” kısa sürede ulaşıyor ve Türkiye’nin en hızlı büyüyen 100 şirketi arasına giriyordu.

Şimdi tabii gerek ANI BİSKÜVİ’nin gerekse BİFA BİSKÜVİ’nin 1994 yılı sonrasındaki hızla büyümesinde Türkiye’yi adeta bir ağ gibi saran BİM marketler zincirinin de yadsınamaz önemi vardı zira yüzlerce market bu ürünleri toptan biçimde alarak piyasaya sürmekteydi.

Tabii burada BİM marketler zincirini de boşa yazmıyoruz… Devam edelim anlatmaya.

****

Şimdi efendim Erenköy Cemaati’nin liderliğini yapan ve siyasal İslam’ın ticaret dünyasındaki en etkin ailelerinden, aile büyüklerinin AKP’nin “İsim babası” olacak kadar üzerinde etkisi olan  ünlü Topbaş Ailesi’nin kurduğu BİM Marketler Zinciri kurulurken Topbaş Ailesi’nin ortakları arasında AKP’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir zamanlar ki “Beyni” Cüneyt Zapsu ile kardeşi Aziz Zapsu ile birlikte Fatih Saraç ismi de yer almaktaydı.

Fatih Saraç ismi öyle sıradan bir isim değil…

Fatih Saraç’ın en önemli özelliği ABD’nin “Uluslararası terörizm finansörü” olarak tanımladığı ve 2001-2014 yılları arasında Usame Bin Ladin ile direkt ilişkisi nedeni ile “Özel Belirlenmiş Küresel Terörist” olarak kara listesinde bulundurduğu ve “El Kaide’nin finansörü” olarak da bilinen Yasin El-Kadı’nın Türkiye’deki ortağı olması.

Yasin El Kadı, Suudi Arabistan Devlet Bakanı Şeyh Ahmed Salih Jomjom’un damadı olan bir dolar milyarderi. Ama Suudi Arabistan için önemi selefi ve Vahhabi sistemi ve “Siyasal İslam’ı” Suudi Arabistan dışındaki ülkelerdeki kendilerine yakın siyasetçiler ve siyasi partiler üzerinden finanse ediyor oluşu.

Yani Yasin El Kadı sadece terör örgütlerine değil, Suudi Arabistan’ın “İhraç etmek istediği” Selefi-Vahhabi düzene uygun siyasal oluşum ve liderleri de finanse etmekle suçlandı uzun yıllar boyunca.

Aynı Yasin El Kadı, üstad Uğur Mumcu’nun ilişkiler ağını yıllar önce ortaya koyduğu Türkiye’deki siyasal İslam’ın “Can damarlarından” birisi olan Suudi Arabistan merkezli RABITA örgütü ile de son derece yakın ilişkiler içerisindeydi.

Zaten ABD de 2001’deki 11 Eylül saldırıları sonrasında El Kaide’ye RABITA üzerinden aklanan paralar ile finansman sağladığını resmi kayıtlarına geçirmişti.

İşte efendim tabii Fatih Saraç’ın bu Suudi Arabistan bağlantısı da tesadüfen olmuyor…

Zira Fatih Saraç’ın babası İslamcı camianın en önemli din adamlarından birisi olarak kabul edilen Muhammed Emin Saraç…

Muhammed Emin  Saraç ve kardeşi Osman Saraç Nakşibendi tarikatı mensubu, Topbaş Ailesi işle yakın ilişkileri de bu tarikat bağlantısı ile oluşuyor.

Muhammed Emin Saraç ve kardeşi Osman Saraç, Kahire’de dini eğitim daha doğrusunu söylemek gerekirse “Şeriat eğitimi” almak için gittiklerinde kendilerine genç Cumhuriyetin “150’LİK HAİNLER” listesine koyarak sürgüne gönderdiği, İngiliz Muhipler Cemiyeti kurucusu Şeyhülislam Mustafa Sabri referans oldu. Muhammed Emin Saraç ve Osman Saraç kardeşlere Mısır’da mali desteği ise Osman ve Nuri Topbaş kardeşler sağladı.

(Kaynak: SONER YALÇIN-HER TAŞIN ALTINDAN ÇIKAN ADAM:M.FATİH SARAÇ başlıklı köşe yazsısı-SÖZCÜ-09.02.2014)

Osman Saraç 1980 öncesinde Adalet Partisi’nden Tokat milletvekili olurken, Muhammed Emin Saraç siyasal İslam’ı “Fikren beslemeyi” tercih etti, aktif olarak politikaya girmedi.

***

Şimdi hani “Geri dönmek üzere” virgül koyarak Suudi Arabistan’da bıraktığımız Rifat Boynukalın’a dönelim yeniden.

Ne demişti Rifat Boynukalın: “Suudi Arabistan’a gelişimin yegane sebebi çocuklarımın İslami İlimler sahasında yetiştirmekti”

Evet efendim Rifat Boynukalın’ın 1982 yılında henüz 11 yaşında olan ve daha o tarihlerde fıkıh,tefsir gibi dini ilimler ile uğraşan bir küçük çocuğu vardı: Muhammed Boynukalın…

Küçük Muhammed babasının kendisi için çok önceden planladığı üzere İslami İlimler alanına yoğunlaştı ve ileriki yıllarda Mısır’ın meşhur El-Ezher Üniversitesi’ni bitirdi.

Muhammed Boynukalın Türkiye’ye dönüşünde nedendir bilinmez ama Muhammed ismini hemen hiç kullanmadı, kişisel biyografilerinde dahi adı hep Mehmet olarak geçti…

Ve işte aslen “Muhammed” sonradan “Mehmet” Boynukalın gün geldi karşımıza Ayasofya Camii’nin “Başimamı” olarak çıktı, laikliğin kaldırılmasını istedi,hilafeti savundu.

Mehmet Boynukalın’ın yeğeni ise karşımıza önce AKP Gençlik Kolları Genel Başkanı, sonra AKP Milletvekili olarak çıktı: Abdürrahim Boynukalın…

Türkiye’nin Hürriyet baskını ile yakından tanıdığı ve sonrasında apar topar Londra’ya gönderilerek AKP’nin Londra Temsilcisi yapılan Abdürrahim Boynukalın da işte o “BOYNUKALIN ÇIKMAZI” ndan çıkan  AKP için önemli isimlerden birisi olarak yerini aldı…

Peki daha birkaç gün önce Atatürk’e “Zalim,kafir” diyen Ayasofya’daki imam Mustafa Demirkan’ın yazımız ile ne alakası var derseniz… Onu da hemen söyleyelim efendim…

Şimdi az önce bahsettiğimiz Muhammed Emin Saraç’ın bir oğlu vardı ve oğlu Fatih Saraç’tan da bahsetmiştik. İşte efendim Muhammed Emin Saraç’ın bir diğer oğlu, Fatih Saraç’ın kardeşi olan isim ise Türkiye’nin YÖK Başkanı olarak atanması ile adını duyduğu Prof.Dr. Yekta Saraç.

Yekta Saraç’ın adı ise anne tarafından  dedesi olan ve ünlü Nakşi Şeyhi Ali Haydar Efendi’nin bizzat onay ve tavsiye vererek babası Muhammed Emin Saraç ile evliliğini sağladığı annesinin babası olan dönemin Eminönü Müftüsü Ali Yekta Bey’den gelmekte.

Ve işte Atatürk’e “Kafir,zalim” diyen imam Mustafa Demirkan da YÖK Başkanı Prof.Dr. Yekta Saraç’ın kayınpederi oluyor…

Şimdi şöyle bir durun ve bu ilişkiler ağını, gerek Boynukalın gerekse Saraç Ailesi’nin Suudi Arabistan ile bağlantılarını, siyasal İslam üzerindeki etkilerini tekrar düşünün…

Ve cevap verin bakalım : “İKİ AİLE,BİR CAMİ” tesadüf mü dersiniz?

Yorum size kalmış…

________________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

KRİPTEKS E-DERGİ YILLIK ABONELİK LİNKİ:

https://shopier.com/1354512

 

 

 

 

 

 

 

Yorum yapmak için tıklayın

Bir Cevap Yazın

ÖZEL HABER

SEGİN BARAN KORKMAZ’IN VENEZUELA BAĞLANTISI NE?

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF

CELAL EREN ÇELİK

Son günlerde adı en çok kamuoyunun gündeminde olan isimlerin başında şüphesiz Sezgin Baran Korkmaz gelmekte.. Korkmaz’ın özellikle medya camiasında gazeteciler ile kurduğu “Rant ilişkileri” ve çeşitli bürokrat ve siyasiler ile girdiği rüşvet ilişkileri her geçen gün bir başka şekilde karşımıza çıkmakta…

Ama acaba istenen tam da bu mu? Yani Sezgin Baran Korkmaz’ın karıştığı uluslararası kirli ilişkiler ağı konuşulmasın,gazeteciler,bürokratlar,siyasetçiler ile ilişkileri konuşulsun böylece “ASIL KONUYA” hiç girilmesin mi isteniyor?

Çoğu zaman olduğu gibi ort5ada bir “Cambaza bak” oyunu oynatılıyor ve toplum cambaza baktırılırken asıl önemli ilişkiler gözden mi kaçırılıyor?

Evet Sezgin Baran Korkmaz konusu öyle gazeteci-bürokrat-siyasetçi üçgeninde rüşvet veren bir iş adamına indirgenmesi pek mümkün olmayan bir konu…

Mesela siz hiç Korkmaz’ın Venezuela ile ilişkilerine baktınız mı? Bu konuda bir şeyler konuşan var mı hiç?

“Duymadık,okumadık” dediğinizi duyar gibiyiz…

O zaman bu kadar peşrev yeter diyerek başlayalım yazmaya…

SBK Holding Rusya ile Kırım arasında inşa edilen Kerç Köprüsü’nün yapımı için 850 milyon Dolar’lık bir ön anlaşma imzalıyor. Ancak bu anlaşma daha sonra iptal oluyor ve Kerç Köprüsü’nün yapım işi Vlademir Putin’e en yakın isimleriden birisi olan  Arkady Rotenberg’e veriliyor.

(Kaynak:courthosenews.com- 21 Şubat 2019-Airline Intrigue With Mueller Tie Lands in US Court başlıklı makale)

Ancak Sezgin Baran Korkmaz Rusya’da iş yapamamış olsa da üst düzey bağlantılar kurmayı başarıyor.

2018 yılında ABD, Venezuella’da Maduro’yu devirmek için bir darbe planlıyor ve Venezuela karışıyor. ABD Venezuela’daki muhalifleri desteklerken kaosu derinleştirmek adına bir ekonomik krizi yaratmak için Venezuela2ya ağır bir yaptırım süreci başlatıyor.

Bu süreçte çok zor anlar yaşayan Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun imadadına ise Rusya yetişiyor.

Şimdi siz diyeceksiniz ki “Arkadaş Venezuela nere, Rusya nere,Sezgin Baran Korkmaz ne alaka?” Hiç demeyin efendim en iyisi biz yazmaya siz okumaya devam edin…

Efendim Venezuela’da ortalık toz duman,ABD bu ülkeyi avucuna aldı alacak derken Rusya duruma “El koymaya” karar veriyor. Öncelikle Maduro’nun ekonomik olarak desteklenmesi lazım. Rusya’da maduroyu destekleyecek para da var ama ABD ambargosu nedeni ile Rusya Venezuela’ya acilen göndermesi gereken paraları “Sisteme sokamıyor”

Şimdi sizlerle geri dönmek üzere Rusya kısmına bir virgül koyuyoruz ve yeniden Türkiye’ye 2017 yılına dönüyoruz…

Efendim medyamızın parlata parlata bir hal olduğu, “Bir başarı hikayesi” olarak bol bol PR çalışması yaptığı,bazı gazetecilerin köşelerinde methiyeler düzdüğü Sezgin Baran Korkmaz isimli “Anadolu2nun bağrından kopup gelen” bir yatırımcı Türkiye’de iyiden iyiye dikkat çekmektedir ve Korkmaz son olarak mali durumu oldukça kötü haldeki BoraJet’i SBK Holding’in bünyesine katmıştır.

Şimdi sizlerle 4 Temmuz 2017 tarihine gidiyoruz…

Bu tarihte özellikle havacılık sektörü ile ilgilenenlerin yakından takip ettiği bir gelişme yaşanır. Daha kısa süre öncesine kadar borçlarını ödemekte zorlanan BoraJet havayolu dünyasının en prestijli uçaklarından birisi olan BOMBARDİER GLOBAL  XRS tipi lüks bir jeti filosuna katmıştır ve tabii bu haber hemen “Sezgin Baran Korkmaz” sever gazeteciler tarafından “Parıltılı” şekilde haber sitelerine ,gazetelerin ekonomi sayfalarına yansıtılır…

İşte efendim bu uçağın bir özelliği var… BOMBARDİER GLOBAL XRS kendi alanında Dünya’nın en uzun menzile sahip iş jetlerinden bir tanesi. BOMBARDİER GLOBAL’in menzili 11 bin 390 km.

Sezgin Baran Korkmaz’a ait bu Bombardier Global jetin kuyruk numarası TC-YYA olarak geçmekte

Şimdi efendim bu arada dönelim isterseniz tekrar Rusya’ya…

Rusya,Venezuela ABD tarafından ağır bir baskı altına alınmışken acil para yapmanın yöntemini buluyor: “AİR CASH” Yani efendim Rusya Venezuela’ya paraları ABD ambargosu nedeni ile sistem dışı olarak “Uçaklar içerisinde” “Nakit” olarak gönderiyor…

Rusya 6 farklı seferde,çeşitli “Sivil” jetler ile Venezuela’ya tamı tamına 315 milyon Dolar nakit parayı uçaklar ile gönderiyor.

Paralar Evrofinance Mosnarbank’tan çıkış yapıyor, uçaklarla Venezuela’ya gidiyor ve  Venezuela’daki Banco de Desarrollo Economico y Social de Venezuela’ya ulaşıyor. Son durak ise Venezuela Kalkınma Bankası oluyor.

(Kaynak:moscowtimes.com-1 Kasım 2019-Planeloads of Cash From Russia Have Been Shipped to Venezuela başlıklı makale)

Şimdi geliyoruz bu işteki Sezgin Baran Korkmaz-Rusya-Venezuela bağlantısına..

Şimdi efendim işte tam da bu günlerde Sezgin Baran Korkmaz’a bu özel jet İstanbul’dan önce Moskova’ya, daha sonrasında ise hoop Venezulea’nın başkenti Caracas’a gidip gelmeye başlıyor…

Korkmaz’ın “Elinin altındaki” BOMBARİDER GLOBAL jetin menzilini boşuna yazmadık 11 bin km. diye… Moskova-Caracas arası ise 9 bin 927 km.

Yani Sezgin Baran Korkmaz’ın jeti rahatlıkla tek seferde Moskova’dan Venezuela’ya gidebiliyor…

 

Şimdi bu tablo sonrasında ortaya şöyle bir tablo çıkıyor:

Sezgin Baran Korkmaz’ın normalde Venezuela’da bir yatırımı yok… Yani bu sıklıkta kendisinin yahut şirket yöneticilerinin Venezuela’ya jetle gitmesini gerektirecek bir durum yok.Ama Korkmaz’a ait uçaklar İstanbul-Moskova-Caracas arasında mekik dokuyor. O esnada Putin “Sivil jetler” ile ABD ambargosunu delerek Venezuela’ya nakit para transferi yapıyor. Ve yine bu süreçte AKP iktidarı tüm gücü ile Maduro2nun yanında yer alıyor.

O zaman şu soruları da sormak farz oluyor:

Peki Sezgin Baran Korkmaz’ın hava filosundaki bir uçak,hele de ülkenin en karışık ve kaotik olduğu,sokakların karıştığı,ülkeye kimsenin gelmek istemediği bir dönemde sıklıkla Venezuela’ya gitmiştir?

Sezgin Baran Korkmaz’ın hava filosundaki bu uçak Moskova üzerinden Venezuela’ya taşınan ve ABD “Ambargosunun” delindiği “Uçakla Nakit para transferi”  operasyonunda yer almış mıdır?

Korkmaz böylesi uluslararası bir operasyonda yer almış ise o günlerde Maduro’ya tam destek veren AKP iktidarının bundan haberi var mıdır?

Bu uçaklarda böylesi bir “Transfer operasyonu” yapıldıysa taşınan sadece nakit para mıdır yoksa altın ve benzeri başka şeylerin transferi de yapılmış mıdır?

ABD, Sezgin Bara Korkmaz’ın TC-YAA kuyruk numaralı uçağıne sadece “Mal varlığına el konulması” kapsamında mı el konulmasını istedi yoksa bu uçak ve uçağın rotaları “Uluslararası para transferi” operasyonu için bir delil olarak mı kullanılacak?

Birileri bu sorulara cevap verir mi bilmem ama Sezgin Baran Korkmaz olayı öyle 8-10 gazeteci,3-5 bürokrata “Rüşvet vermiş” denilerek küçültülemeyecek bir olaydır ve önümüzdeki süreç pek çok açıdan en az Rıza Zarrab kadar Türkiye’ye zarar vereceğini gösterecektir.

 

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

SEZGİN BARAN KORKMAZ’IN MEGA VARLIK’ININ YÖNETİM KURULU ÜYESİ,BAKANIN ÜNİVERSİTESİNDE ÖĞRETİM ÜYESİ ÇIKTI

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF-ÖZEL HABER

CELAL EREN ÇELİK

Son dönemde Veyis Ateş’in kendisinden 10 milyon Euro rüşvet istediği iddiası ve medyadaki ilişkileri ile gündeme gelen ve dün gece saatlerinde Avusturya’da ABD’nin talebi ile yakalanan Sezgin Baran Korkmaz hakkında ilginç bir “Bağlantı” ortaya çıktı.

Sezgin Baran Korkmaz’ın Türkiye’de para akladığı şirket olmakla suçlanan SBK Holding’in iştiraklerinden birisi olan ve “Borç yapılandırması” alanında faaliyet gösteren MEGA VARLIK A.Ş’nin kurucusu ve Yönetim Kurulu Üyesi Yakup Levent Korkut’un Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın sahibi olduğu MEDİPOL ÜNİVERSİTESİ’nin akademik kadrosunda yer aldığı ve MEDİPOL ÜNİVERSİTESİ öğretim görevlisi olduğu ortaya çıktı.

Yakup Levent Korkut’un, MEDİPOL ÜNİVERSİTESİ Öğretim Üyesi olarak çalıştığını üniversitenin resmi web sitesine ait aşağıdaki linkte de görmek mümkün:

https://www.medipol.edu.tr/akademik/meslek-yuksekokullari/adalet-meslek-yuksekokulu/egitim-kadrosu#

 

MEGA VARLIK A.Ş’nin kurucularından birisi ise Sezgin Baran Korkmaz’ın ortaklarından Jackop Kingston ABD Hazinesini yaklaşık 500 milyon dolar dolandırmak suçundan 30 yıl hapis cezasına mahkum oldu.

Bu paranın 120 milyon Dolarlık kısmının ise Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın sahibi olduğu MEDİPOL ÜNİVERSİTESİ’nde öğretim üyeliği yapan Yakup Levent Korkmaz’ın da kurucusu olup, Yönetim Kurulu Üyeliği yaptığı, SBK HOLDİNG iştiraklerinden MEGA VARLIK YÖNETİMİ A.Ş tarafından aklandığı bizzat ABD makamlarının iddiası.

ŞAİBELİ BORAJET ALIMINDA DA YİNE MEGA VARLIK VARDI

Yine şaibelerle dolu Borajet’i satın alan da Sezgin Baran Korkmaz’ın ABD’deki şirketi olan SBK Holding USA ve MEGA VARLIK YÖNETİMİ. Ve bu satınalma işleminin de yine ABD Hazinesinden MEGA VARLIK YÖNETİMİ şirketinin kurucusu ve Sezgin Baran Korkmaz’ın ortağı Jackop Kingston’un kaçırdığı yaklaşık 500 milyon dolarlık rakamın aklanma yöntemlerinden birisi olduğu ifade ediliyor.

Aynı Jackop Kingston, Bakan Fahrettin Koca’nım MEDİPOL ÜNİVERSİTESİ’nde Yönetim Kurulu Üyesi olan Yakup Levent Korkut ile de MEGA VARLIK YÖNETİMİ şirketinde kurucu ve ortak…

Burada dikkat çeken husus ise MEGA VARLIK YÖNETİMİ A.Ş’nin 2015 yılında kurulurken, şirketin kurucu ve yönetim kurulu üyelerinden Yakup Levent Korkut’un MEDİPOL ÜNİVERSİTESİNDE 2018 yılında görev yapmaya başlamış olması.

Yani Yakup Levent Korkut’un, ABD’nin kara para aklama davasında merkez noktalarından birisi olan MEGA VARLIK YÖNETİM A.Ş’de ortakken aynı zamanda Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın üniversitesinde de öğretim üyeliği yaptığı ortaya çıkıyor.

AYNI ZAMANDA “AKİL İNSANLAR HEYETİ” ÜYESİ…

Hem Sezgin Baran Korkmaz’a ait SBK Holding’in “İştiraki” olan MEGA VERLIK YÖNETİM A.Ş’de kurucu ve Yönetim Kurulu Üyesi olan, hem de Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya ait MEDİPOL ÜNİVERSİTESİ’nde Öğretim Görevlisi olarak görev yapan Yakup Levent Korkut aynı zamanda “Çözüm Süreci” zamanında oluşturulan “AKİL İNSANLAR HEYETİ” içerisinde de yer almıştı.

Korkut “AKİL İNSANLAR HEYETİ MARMARA BÖLGESİ GURUP SEKRETERİ” görevini yürütmüştü.

________________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

KRİPTEKS E-DERGİ YILLIK ABONELİK LİNKİ:

https://shopier.com/1354512

 

 

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

“MAHİR” ELLERDE “GÜL” GİBİ PROJE: “YENİ” HALK TV

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

Sevgili okurlar malumunuz tüm Türkiye dün gece iş adamı Sezgin Baran Korkmaz’dan 10 milyon Euro “Aracılık” rüşveti istediği iddialarının merkezindeki Veyis Ateş’in İsmail Saymaz ile HALK TV ekranlarında yaptığı programa kilitlendi.

Program daha yapılmadan önce kamuoyu “Hakkındaki iddialar artık savcıların soruşturması gerek boyutlara ulaşmış bir kişiyi ekrana çıkartarak neden aklanmasına alet oluyorsunuz?” şeklinde özetlenebilecek şekilde HALK TV ve İsmail Saymaz’a tepki gösterirken, program esnasında yaşananlar ve özellikle Sezgin Baran Korkmaz’ın yayına bağlandığı 35.dakika sonrasında önce Korkmaz’ın söyleyeceği kritik şeyler varken apar topar yayından alınması, sonrasında kamuoyunun büyük tepkisi ile yeniden yayına bağlandığında da “Sınırlı bir çerçevede” konuşmasına müsaade edilip kendisine sorulması gereken tonla sorudan tek bir tanesinin sorulmaması ve bu dakikadan itibaren programın adeta “Veyis Ateş’in tiyatro sahnesine” dönüşmesi sonrasında gerek HALK TV gerekse İsmail Saymaz’ın kamuoyunun büyük tepkisini çekti.
Ve özellikle basın camiasının  önemli isimlerinden HALK TV’ye yönelik çok sert eleştiriler gelirken Yılmaz Özdil’in “Halk tv televizyon olabilir, restoran olabilir, kuru temizleme firması olabilir, Halk tv hariç kimseyi ilgilendirmez, ama, Sözcü gazetesi bu programın kefili midir, orası bizi ilgilendiriyor…” sözleri adeta eleştirilerin zirvesi oldu… Zira Özdil bu Tweeti ile aslında HALK TV’ye “Kuru temizlemeci” benzetmesi yaparak “Aklama merkezi” diyordu.
HALK TV’nin “Yeni” patronu Cafer Mahiroğlu ise bugün eleştirilere Uğur Mumcu’dan,gazetecilikten örnekler verip dün geceki yayından “Alınlarının akıyla çıktıklarını” savunup kendilerini eleştirenleri “Kültür Mafyası” ilan ettiği şu tweet ile yanıt veriyordu: “Halk Tv, bu sorumluluk bilinciyle yaptığı ve yapacağı yayınlarla bazı kültür mafyalarinin saldırısına rağmen milletimizin guveniyle yoluna devam etmeye kararlidir. Adil ve etik kurallar çerçevesindeki habercilik anlayışıyla bir kez daha alnının akıyla çıkmıştır.”
Tabii tüm bu yaşananlardan sonra HALK TV’nin “YENİ” sahibi elinde geçirdiği “Evrim”, “YENİ” yayın politikası ve tabii ki “YENİ” patronu da tekrar konuşulmaya ve tartışılmaya başlandı.
Ama değişen,dönüşen ve “EVRİLEN”  HALK TV sadece yayıncılık açısından mı dönüşüyordu yoksa çok daha kompleks bir planlama sonucunda mı bu “DÖNÜŞÜM” yoluna girmişti.
İşte sizlerle “YENİ” HALK TV’ye çok farklı bir pencereden bakacağız zira artık “YENİ” HALK TV bir televizyon kanalından çok çok ötesidir
İşte yazımıza başlıyoruz…
***.
Tarih yaprakları 2020 yılının başını gösterdiğinde hayatımıza Cafer Mahiroğlu isimli bir iş adamı girdi.Türkiye kamuoyu İngiltere’de yaşayan iş adamı Cafer Mahiroğlu’nun adını HALK TV’yi satın alması ile duydu ancak bu ismi son duyuşumuz olmayacaktı…
Halk TV’nin ekran yüzlerinden,yayın çizgisine kadar bir “YENİDEN YAPILANMA” içerisine giren Cafer Mahiroğlu ile ilgili ortaya atılan en önemli spekülasyon ise kanalı Akın İpek vasıtası ile aldığı, HALK TV’nin “Satın alma operasyonu” arkasında ise aslında Abdullah Gül’ün yer aldığı şeklindeki iddialar oldu…
Hatırlayacak olursanız bundan yaklaşık 1 sene önce 2020 yılının Nisan ayında önce deneyimli gazeteci Can Ataklı kendi Youtube kanalında yayınladığı videosunda, yine aynı videodaki kendi tabiri -özellikle belirtmek isterim ki bu tabir bana değil bizzat Can Ataklı’ya aittir- ile “Yarı dedikodu, yarı bilgi” şeklinde Cafer Mahiroğlu’nun kanalı Abdullah Gül adına aldığını ilk kez bu kadar net söyleyen isim olmuştu…
Yine 2020 yılının Haziran ayında ise bu kez gazeteci Sebahattin Önkibar Youtube kanalında Abdullah Gül,EXETER Üniversitesi’nden 2 akademisyen,Fehmi Koru’nun kardeşi Büyükelçi Naci Koru’nun da katıldığı bir toplantının Londra’da gerçekleştirildiğini yine videosundaki kendi ifadesi ile “Kulislerdeki iddia” olarak aktarıyordu…
Gerek Can Ataklı,gerekse Sebahattin Önkibar’ın “Yarı iddia yarı bilgi” olarak paylaştıkları bilgiler sonunda geliyor ve Abdullah Gül’ün CHP tarafından Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterileceğine, HALK TV’nin de bu projenin medya ayağı olduğu noktasında birleşiyordu…
Tamam iyiydi, güzeldi ama kimse şu soruyu sormuyor, ya da şu soruya cevap vermiyordu: “Bu projede Cafer Mahiroğlu’nu denkleme dahil eden,Abdullah Gül-CHP arasındaki bu planlamada Mahiroğlu’na rol biçip,köprüyü kuran kimdi?”
Yani daha da net sormak gerekirse”Cafer Mahiroğlu-Abdullah Gül-CHP üçgeninin uçlarının birleşmesini sağlayan kim olmuştu?”
İşin daha enteresan tarafı Cafer Mahiroğlu hakkında çok az şey bilinen, bizzat kendi deyimi ile”Konuşmayı sevmeyen”bir figürdü ve hakkında basmakalıp 3-5 biyografi dışında bir şey de bulunmuyordu…
İşte bu gece izler için öyle “iddia v.s”olmayıp somut ilişkiler ağı üzerinden az önce bahsettiğimiz hiç sorulmayan ”Cafer Mahiroğlu-Abdullah Gül-CHP üçgeninin uçlarının birleşmesini sağlayan kim olmuştu?” sorusunun cevabının izlerini süreceğiz.
***
Şimdi sizlerle takvim yapraklarını biraz geriye saracağız…
Tarihler 14 Mart 2007’yi göstermektedir…
İşte tam da bugün “Cumhuriyet tarihinde 2. Kez yaşanan” bir olay gerçekleşmiş ve dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer 5 müsteşar yardımcısının atamasını veto etmiştir…O isimler Feridun Sinirlioğlu Uğur Doğan,Haydar Berk,Selim Kuneralp ve Ünal Çeviköz’dür…
İşte Ahmet Necdet Sezer’in Dışişleri Bakanlığı’nda soğuk duş etkisi yaratan “VETOLARINDAN” tam 4,5 ay sonra Çankaya Köşkü yeni sahibini bulacak ve Abdullah Gül,28 Ağustos 2007 tarihinde gerçekleştirilen 3.tur oylama sonrasında aldığı 337 oy ile 11.Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı olarak Ahmet Necdet Sezer’den boşalacak Cumhurbaşkanlığı koltuğunun yeni sahibi olacaktı.
İşte tam da Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçildiği 2007 yılında İngiltere’de bir Türk iş adamı batmak üzere olan ünlü İngiliz giyim markası olan SELECT’i alarak İngiltere’de tüm dikkatleri üzerine çekiyordu…
O isim ise HALK TV’yi satın alması ile birlikte kamuoyunun adını duyacağı Cafer Mahiroğlu’ndan başkası değildi.Şimdilik bu isme bir virgül koyalım ama tabii ki geri dönmek kaydı ile…
Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçildiğinde en önemli misafiri 2008 yılında, İngiltere’den savaş gemisi ile gelip boğazda demirleyen ve uluslararası teamüller gereği Abdullah Gül’ün makamına gitmesi gerekirken, Abdullah Gül’ün kendisinin yanına savaş gemisine gittiği İngiltere Kraliçesi II.Elizabeth olacaktı.
Kraliçe için Cumhurbaşkanı seçilirken giymediği frağını giyen ve Kraliçeden nişanını alan Gül için İngiltere çok önemliydi.İngilizler de Gül’ün “Diplomat/müzakereci” tarafını pek seviyorlardı,e hani yani EXETER’den de boşa adam çıkarmazlardı…
Neyse efendim biz yazmaya devam edelim…
Dedik ya İngiltere önemlidir Abdullah Gül için ve kendisinin “Diplomatik,müzakereci” yönü beğenilmektedir İngiltere kanadından tabii Abdullah Gül hemen bir “Açılım” yapacaktır…
Gül açılımı ise yıllardır Türk Dış politikasının en netameli konularından birisi olan Ermenistan ile ilişkiler üzerinden yapacaktır…
6 Eylül 2009 tarihinde oynanacak 2010 Dünya Kupası eleme maçı öncesinde Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın Abdullah Gül’ü Ermenistan’a çağırarak “Normalleşme” adımı atma teklifine sıcak baksa da çeşitli tedirginlikleri olan Gül,bu daveti kabul etmenin artıları ve eksilerinin neler olabileceğine dair bir rapor hazırlanmasını ister…
Bu son derece detaylı hazırlanacak rapor çok önemlidir zira Gül,Ermenistan’a gidip gitmeyeceği konusunda son kararını işte bu önemli rapora göre verecektir.İşte bu önemli raporu hazırlayan isim ise yaklaşık 2 yıl önce Ahmet Necdet Sezer tarafından veto yiyen 5 isimden birisi olan Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Ahmet Ünal Çeviköz’den başkası değildir…
Gül,bu kadar önemli bir raporu Dışişleri’nde en güvendiği isimlerden birisi olan Ünal Ahmet Çeviköz’e hazırlatmış ve Çeviköz’ün gidilmesi yönündeki raporundan sonra Ermenistan’a gitmeye karar vererek,o meşhur Ermenistan ile “Milli Maç açılımını” gerçekleştirmiştir.
Ermenistan’a giden Abdullah Gül’ün Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan ile gerçekleştirdiği özel toplantıda Türk heyeti adına bulunan 2 kişiden birisi de yine Ahmet Ünal Çeviköz olacaktır…
Ermeni açılımının üzerinden 7 ay kadar geçmiştir…Tarih yaprakları 2010 yılının Mayıs ayını gösterdiğinde Dışişleri Bakanlığı koridorlarında meraklı bir bekleyiş vardır…Çok önemli ülkelere Büyükelçi atamaları gerçekleştirilecektir…
Ve yeni Büyükelçi atamaları açıklandığında Abdullah Gül’ün Ermenistan açılımı konusunda çok güvendiği isim olan Ahmet Ünal Çeviköz’ün İngiltere’ye Büyükelçi olarak atadığını görecektir herkes…
Bu atamanın zamanı önemlidir hatta önemli olmaktan ziyade”Kritiktir”.Zira Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olması ile birlikte İngiltere-Türkiye ilişkileri daha sonra bizzat Gül’ün ifadesinde vücut bulacağı üzere”Altın Çağını”yaşamaktadır ve Londra’da”Güvenilir”bir isim olmalıdır.
Ahmet Ünal Çeviköz,2010 yılında İngiltere’ye Büyükelçi olarak atandıktan sonra adeta İngiltere-Türkiye ilişkileri de pupa yelken ilerlemeye başlar…
Tabii bu “Muhteşem ilişkinin” rüzgarını arkasına alan ise Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’dür…
Tarih yaprakları 9 Kasım 2010’u gösterdiğinde Ahmet Çeviköz heyecanlıdır.Tabii heyecanlanmamak mümkün değil.Kolay mı,İngiltere’nin küresel politikalarının dizayn edicisi olan Royal Institute of International Affairs yani bizim kamuoyunda bilinen adı ile Chatham House‘nin ödül töreni vardır o gece.
Ve sadece ödül töreni değildir heyecan yaratan,gecenin en önemli ödülünü alacak isim ayrıca heyecan vermektedir.
Evet,İngiltere’nin küresel emperyal politikalarını yüzyıllardır belirleyen kurum olan Chatham House’da konuşma yapan Kraliçe II.Elizabeth “YILIN DEVLET ADAMI”ödülünü kendisini bizzat vermek için sahneye dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü çağırmaktadır…
Ödül öreni öncesinde Abdullah Gül’ü karşılayan da, Chatham House’da hemen yanı başında olan isim de yine Ahmet Ünal Çeviköz’dür…
Bu ödül töreninden 1 yıl sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,Kraliçe II.Elizabeth’in özel daveti ile eşi Hayrinüsa Gül ile birlikte 3 günlük bir Londra ziyareti yapacaktır…
Gül’ün bu ziyaretinde yanındaki iki isim ise Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’dur…
Bu ziyarette Ahmet Ünal Çeviköz ile Abdullah Gül’ün yakınlığı gözlerden kaçmamaktadır…
Nasıl kaçsın,Çeviköz her karede yanında olduğu Gül onuruna bir de yemek vermiştir…Gül-Çeviköz ilişkileri “Zirvelerdedir”…
Bu ziyaretin hemen arkasından Ahmet Ünal Çeviköz,Londra merkezli olup “Türk-İngiliz ilişkilerini geliştirme” misyonu taşıyan bir oluşumun kurucularından birisi olacaktır…O kuruluşun adı ise TATLIDİL FORUM’dur…
***
TATLIDİL FORUM deyince şöyle bir iki dakika duracaksınız…”Neden?”diye soracak olursanız şöyle bir yakından bakalım isterseniz nasıl bir “Yıldızlar geçidi” burası…
Bu TATLIDİL FORUM’un”EŞ BAŞKANLARI” itina ve özel olarak seçilmiştir…
Dönemin AKP Milletvekili, sonrasında ise Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olan Reha Denemeç,Dr.Bülent Göktuna, SİR JULİEN HORN SİMİTH VE ESKİ İNGİLTERE DIŞ İŞLERİ BAKANI JACK STRAW
YIL:1979
İngiltere’de genel seçimler yapılmakta ve Muhafazakar Parti uzun yıllar sonrasında Teacher liderliğinde iktidara gelmektedir…
İngiltere’de 1979’da gerçekleştirilen bu seçimlerde parlamentoya giren ve daha sonra kendisini İngiliz siyasetinin hep en kritik yerlerinde göreceğimiz bir isim daha girmektedir:Evet yanılmadınız Jack Straw…
Yine 1979 yılında Türkiye’de Turgut Özal DPT müsteşarı olurken Reha Denemeç’in de DPT serüveni başlamaktadır…
O yıllarda İngiltere’de bir de genç Türk girişimci vardır: Dr.Bülent GÖKTUNA
Bülent Göktuna 20’li yaşlarının başındayken Birleşmiş Milletler’de analistlik yapmış, çok genç yaşta üt düzey ilişkiler kurmuştur. Ve 1984 yılında iktidara gelen Özal’ın çağrısı ile Türkiye’ye dönerek Özal’ın dışişleri danışmanı olur…
Göktuna ile Straw, Göktuna’nın İngiltere günlerinden tanışmaktadır…
Gelelim Sir Julien Horn Simith’e…
1984 yılında Vodafone bünyesine dahil olan Simith kısa süre içerisinde Vodafone u Dünya’nın 1 numarası yapacaktır.Simith aynı zamanda meşhur Bilderberg’in üyesidir…
Ve Türkiye’de TELSİM’im TMSF eli ile satışı söz konusu olduğunda AKP ile özel ve “derin” temaslar kuran yine Sir Simith’tir.İngiltere TELSİM’in mutklaka İngiliz devi Vodafone tarafından alınmasını istemektedir.
Aslında Telsim BAE merkezli Eitelsat’a satılacakken devreye Sir Simith ve Cüneyt Zapsu girerek baskı uygular…
İhaleye İngiltere büyükelçisi bizzat gelir.(Zapsu,İngiltere Kraliçesi Gül’ü savaş gemisinde İstanbul boğazında kabul ederken yanındaki 2 kişiden biridir)
Sonuçta İngiltere’nin istediği olur ve TELSİM 2006’da İngiliz Vodafone tarafından alınır.Amam sadece bir alış-veriş yaşanmamız aynı zamanda “sıkı dostluklar” da kurulmuştur…
Bu arada Kıbrıs Rum tarafının adanın tamamını temsil ederek AB’ye tam üye olması konusunda İngiltere yoğun çaba sarf ederken Dışişleri Bakanı Jack Straw olmuş ve sonunda Rum tarafı AB tam üyesi olmuştur…
Bu arada şunu atlamayalım:Dr.Bülent Göktuna Özal’ın özel isteği ile Golf turizmi alanına girerek Dünya’ca ünlü Belek National Golf sahasını açmış burada ultra sosyeteyi ve üst düzey bakanları ağırlamaktadır
Golf Sahasının müdavimlerinden birisi ise dikkat çekmektedir:Mevlüt Çavuşoğlu… Peki Çavuşoğlu doktorasını nerede yaptı dersiniz? London School of Economics’te… İngiliz ekolü…
İşte bu TATLIDİL FORUM’un İngiltere’deki kritik toplantıları nerede yapıldı? 2013 Edinburgh….İngiltere 2.Elizabeth’in eşi Philip’in unvanı ne? Edinburgh Dükü…
2013’te Edinburgh’da gerçekleşen TATLIDİL FORUM’un “Onur Konuğu” kim dersiniz?Tabii ki Ahmet Ünal Çeviköz’ün daveti ile dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül.Ahmet Ünal Çeviköz aynı zamanda bu “Enetersan” TATLIDİL FORUM’un da kurucusu,tabii Abdullah Gül de destekçisi…
Biz yeniden geri dönmek üzere “Virgül koyduğumuz” Cafer Mahiroğlu’na dönelim…
***
2007 yılında ünlü İngiliz devi SELECT’i batmak üzereyken alan Cafer Mahiroğlu,İngiltere’de giderek büyümekte,İngiltere ekonomi dünyasında giderek daha fazla ağırlığı olan bir isim haline gelmektedir.2009 yılının Aralık ayına gelindiğinde İngiltere’nin en prestijli işadamları örgütlerinden birisi olan The British Chamber of Commerce of Turkey’in yönetim kurulu seçimleri yapılacaktır…
İşte bu seçimde Cafer Mahiroğlu bu prestijli iş adamı yapılanması yönetim kuruluna adaylığını koyar.Mahiroğlu belki seçimi kazanamaz ama bu süreçteki seçim çalışmaları esnasında kurduğu ilişkiler ile çok değerli “Dostlar” kazanır…
“Ne alaka arkadaş Cafer Bey’in kazandığı dostluktan,konumuz ile ilgisi ne şimdi?” derseniz hiç demeyin zira kazın ayağı hiç öyle değil…
İyisi mi biz yazmaya devam edelim…
Şimdi bu prestijli iş adamı organizasyonu The British Chamber of Commerce of Turkey’in “Kıdemli Danışmanı”Ahmet Ünal Çeviköz desek size?
Üzerine de The British Chamber of Commerce of Turkey’in “Kurumsal Ortağı”,TATLIDİL FORUM’da Ahmet Ünal Çeviköz ile birlikte kurucu ve “Eşbaşkan”olan Julian Horn-Smith’in”Efsane yaptığı” VODAFONE desek?
Nasıl güzel mi sevgili okurlar?
Tabii hep “tesadüf” bunlar ama olsun biz yazmaya devam edelim..
İşte o tarihte başlayan Cafer Mahiroğlu-Ahmet Ünal Çeviköz tanışması,Çeviköz’ün her ticari toplantıya davetli listesine Cafer Bey’i de eklemesi ile sıkılaşacaktır…
Bu arada Cafer Mahiroğlu AVRUPALI TÜRK MARKALAR BİRLİĞİ adında bir organizasyon kurar.Yanında Barack Obama’nın ABD’ye özel olarak davet ettiği 33 “Girişimciden”biri olan Zeynep Trudi de “Başkan Yardımcısı”olur…
Tabii böyle bir organizasyonun başkanı olunca çok daha özel ilişkiler,çok daha çabuk kurulur…
Öreğin 20 Nisan 2012’de Türk-İngiliz Ticaret Odası, Business Network, İngiltere Ticaret Bakanlığı, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu, The British Chamber of Commerce of Turkey ile Invest In Turkey çok önemli ve “özel”bir toplantı düzenlerler…
Lord Alderman David Wootton, İngiltere Ticaret Bakanlığı CEO’su Nick Baird, Türkiye Direktörü Jessica Hand ile Uluslararası Grup Direktörü Nicholas Armour,HSBC, Tesco, Aviva, PWC, British Aerospage Industries, JP Morgan, Select, Beko, Vestel, Gina Shoes, Hawes & Curtis, A to Z gibi birçok firmanın enüst düzey yöneticilerinin katılımı sanırız önemi yeterince anlatacaktır…
Kürsüde konuşan Ahmet Ünal Çeviköz’dür bu toplantıda, dikkatle dinleyenler ise Cafer Mahirooğlu ve Obama patentli yardımcısı Zeynep Trudi…
İşte efendim Ahmet Ünal Çeviköz’ün İngiltere ve Londra sevdasını size bizzat kendi sözleri ile “Bir martı gözüyle bir dünya başkenti: Londra” başlıklı makalesinden aktaralım isterseniz…
…Londra’ya bir kez ayak bastıktan sonra bu kentin cazibesi ve size sundukları karşısında büyülenmemek mümkün değil. tarih, sanat, kültür, iş, eğlence ve daha aklınıza gelebilecek hemen her konuda bir dünya başkentinin kucağında buluveriyor insan kendini bir anda…”
“… biz hep Londra’yı izlemeye devam ediyoruz. Londra da bize baktıkça yarın gündeme hangi konuda damga vuracağını planlamaya devam ediyor ve bunu dünyanın diğer kentlerine adeta nispet yaparcasına kurguluyor…”
Bundan 236 yıl önce 20 eylül 1777’de Samuel Johnson ile James Boswell arasında geçen o meşhur konuşmada Johnson’un sarf ettiği cümle aslında herşeyi özetlemiyor mu?
“Londra’dan bıkmak hayattan bıkmaktır, zira Londra’da hayatın sunabildiği herşey mevcuttur.”
KAYNAK: Kadıköy Maarif Koleji ve Anadolu Lisesi Mezunlar Derneği Yayını olan “Kadıköy Maarif” Dergisi’nin sonbahar 2013 sayısı (yıl:8 sayı: 30)
Tabii sayın Çeviköz Londra’dan vazgeçmek istemiyor ama büyükelçiliğin de bir sonu var…
2014 yılına gelindiğinde Abdullah Gül’ün görev süresinin dolmasına 6 ay kala dönemin Başbakanı Erdoğan,İngiltere’den Çeviköz’ü çekmek ve yerine Hakan Fidan’ın sağ kolu MİT Müsteşar Yardımcısı Abddurahman Bilgiç’i atamak istiyor.Ama Kraliyet Ailesi ile Çeviköz’ün arası çok iyi…Gül de halen Cumhurbaşkanı olduğu için İngiltere teamüllere aykırı biçimde yeni Büyükelçi olarak atanmak istenen MİT Müsteşar Yardımcısı Abdurrahman Bilgiç’in ismini tam 3 ay kabul etmiyor…
Ama tabii Gül artık gitmek üzere, görev süresinin dolmasına aylar kalmış şekilde pozisyona gelince Çeviköz,merkeze çekiliyor.Erdoğan,kendi ekibini Londra’ya yerleştiriyor…
***
Gül giderken, Ahmet Ünal Çeviköz de emekli oluyor…
Bir süre Radikal ve Hürriyet’te yazdıktan sonra 2018 yılında CHP Milletvekili seçiliyor…
Çeviköz 2019 yılında İsviçre’nin Montrö şehrinde yapılan toplantı ile “Avrupa’nın Karar Verici Elitlerinin” oluşturduğu Bilderberg’e adımını atıyor… 
Ahmet Ünal Çeviköz “Jet hızı ile” Kemal Kılıçdaroğlu tarafından Genel Başkan Yardımcısı yapılıyor.
2020 Kurultayında kurultay delegeleri Ahmet Ünal Çeviköz’ü çiziyor ama Kılıçdaroğlu bu kez de kendisini “Dış Politikalardan Sorumlu Genelbaşkan Başdanışmanı” yapıyor…
Aynı Ünal Çeviköz siyasette “Jet hızı ile yükselirken” hani Ali Babacan’ın müdavimi olduğu “Küresel Elitlerin Dizayn Kuruluşlrınn”Bilderberg’in Haziran 2019 İsviçre/Montrö toplantısı ile Bilderberg’e adım atıyor… (Aynı Bilderberg’e Türkiye’den en fazla katılan isimlerden birisi olup “Müdavim” diyebileceğimiz isimlerin başında Ali Babacan gelmektedir.)
Çeviköz Bilderberg’e katıldıktan 6 ay sonra ise Cafer Mahiroğlu Halk TV’yi satın alıyor..
Ocak 2020’de Cafer Mahiroğlu’nun HALK TV’yi satınalmasından günler sonra Abdullah Gül 18 Şubat ayının 2020’de KARAR GAZETESİ röportajı ile açık ve net şekilde Babacan’ı desteklediğini açıklıyor…
Gül’ün bu açıklamalarından sadece 20 gün sonra 9 Mart 2020’de  ise Ali Babacan DEVA PARTİSİ’ni kuruyor,”Abdullah Gül’den fikri destek alıyoruz” diyor…
***
Şimdi size bir soru:2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde,Meral Akşener’in kararlı tutumu olmayıp,karşı çıkmasaydı Abdullah Gül’ü çatı aday göstermek üzere herkesi ikna eden ve Gül “Sevdası” bitmeyen Kılıçdaroğlu, önümüzdeki seçimde gelse…
“Kürtlerden de,muhafazakarlardan da oy almamız lazım,AKP tabanı da bize oy verir”diye Gül’ü yahut Gül ismi tabanda çok tepki çektiği için daha yıpranmamış olan ve ekonomik kriz sonrasında halkın “Kurtarıcı” olarak görebileceği Ali Babacan’ı karşımıza yine ÇATI ADAY yapıp,bize de “Tıpış tıpış oy vereceksiniz” derse?
Tabii bunu yaparken de işin “Psikolojik ikna” kısmını ve medya ayağını değişen, dönüşen ve “EVRİLEN” HALK TV ile yürütse?
Ne de olsa HALK TV’de Kürt seçmene de, liberallere de, eski AKP’lilere de, 2. Cumhuriyetçilere’de, “Tatlısu” muhaliflerine de sempatik gelecek isimler boy boy ekranda. 
Çok mu imkansız geldi?
İmkansız geldiyse, parçaları birleştirin ve Kılıçdaroğlu’nun bu partiden kimleri aday yaptığını bir kez daha hatırlayın ve Gezi Parkı sürecinde yaptığı yayınlarla bu halkın kalbinde taht kuran, kısıtlı imkanlar ile uzun süre haber kanalları arasında pek çok kez zirvede yer alan HALK TV ile bugünkü HALK TV’nin programlarına,programcılarına ve yayın politikalarına bir bakın derim.
Ondan sonra zaten yorum size kalmış…
________________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

KRİPTEKS E-DERGİ YILLIK ABONELİK LİNKİ:

https://shopier.com/1354512

Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: