Sosyal Medya Hesaplarımız

MEDYA

MENZİLCİ MÜDÜRLER RESMİ KAYITLARA GİRDİ

Yayınlanma Tarihi:

on

Sürekli Menzil Tarikatı’nın merkezine giden polis müdürlerinin ifadeleri müfettiş raporlarına ytansıyarak devletin resmi kayıtlarına girdi.

T24 yazarı Tolga Şardan Menzilci polis müdürlerinin müfettiş raporlarında yer alan ifadelerini köşesine taşıdı.Şardan’ın T24’te aktardığına göre, Mersin Büyükşehir Belediyesi’ne 2 Ağustos 2016’da başlatılan FETÖ soruşturmasında görev alan Mersin Emniyeti TEM Şubesi Müdürü Yaşar Gidiş, İstihbarat Şubesi Müdürü Faruk Ufuk Solmaz ve eski polis ve aynı zamanda Emniyet İstihbaratı’nın RX 70 koduyla yardımcı istihbarat elemanı olarak görev yapan A.V hakkında “adli görevin kötüye kullanılması”, “soruşturmanın gizliliğini ihlal” ve “kamu görevinin usulsüz üstlenilmesi” iddialarıyla hapis cezası istemiyle dava açıldı. Yargılama sonunda hapis cezası alan polis müdürlerinin, cezaları para cezasına çevrildi. Söz konusu polislerin aldıkları hapis cezalarına rağmen terfi ettirildiğini aktaran Şardan, “Emniyet Genel Müdürlüğü, bir nevi FETÖ borsası olarak tanımlanacak sürecin içinde bizzat yer alan iki polis müdürünü adeta taltif ederek görev almasını sağladı” ifadelerini kullandı.

Adı geçen polis müdürlerinin aldıkları hapis cezalarına karşın elde ettikleri rütbe terfileri ve görev yerleriyle ilgili onayların altında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun imzası olduğuna dikkat çeken Şardan, yazısında ayrıca Menzil cemaatinin merkezi Adıyaman’a giden polis müdürlerinden de bahsetti. Şardan, yazısında Menzil’e giden polis müdürlerinin müfettiş raporlarına yansıyan ifadelerine yer verdi.

Soylu’nun, TBMM’de geçen yılki bütçe görüşmeleri sırasında CHP’li Ali Öztunç’un sorusunu yanıtlarken “Emniyet teşkilatında bir tane Menzilci bulsunlar, bu makamı bırakırım” sözlerini hatırlatan Şardan, “Demek ki Emniyet’te Menzilci varmış” dedi.

Tolga Şardan’ın “Hapis cezası alan müdürlere terfi ve Menzilci polis müdürleri” başlıklı yazısı şöyle:

“(…) Kısaca hatırlatayım, Mersin Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik -henüz AKP ile MHP arasında Cumhur İttifakı’nın kurulmadığı ve iki partinin birbirlerini kıyasıya eleştirdiği günlerde- 2 Ağustos 2016’da başlatılan FETÖ soruşturmasında Mersin Emniyeti TEM Şubesi Müdürü Yaşar Gidiş, İstihbarat Şubesi Müdürü Faruk Ufuk Solmaz ve eski polis ve aynı zamanda Emniyet İstihbaratı’nın RX 70 koduyla yardımcı istihbarat elemanı olarak görev yapan A.V hakkında “adli görevin kötüye kullanılması”, “soruşturmanın gizliliğini ihlal” ve “kamu görevinin usulsüz üstlenilmesi” iddialarıyla hapis cezası istemiyle Mersin’de dava açılmıştı.

Mersin 11. Asliye Ceza Mahkemesi yargılama sonunda verdiği kararda, dönemin Mersin Emniyeti İstihbarat Şube Müdürü olan Faruk Ufuk Solmaz’a “görevi kötüye kullanma” suçundan 5 ay hapis cezası verdi. Ancak, mahkeme hapis cezasını 3 bin lira para cezasına çevirdi.

Benzer karar dönemin Mersin Emniyeti TEM Şube Müdürü Yaşar Gidiş için de verildi. Gidiş de, meslektaşı Solmaz gibi önce 5 ay hapis cezasına çarptırıldı. Fakat ceza diğer sanık gibi 3 bin lira para cezasına çevrildi.

Aynı dosyada yargılanan RX 70 kodlu Yardımcı İstihbarat Elemanı ve eski polis Abdülvahit Vardar ise, kamu görevini usulsüz üstlenmek suçundan 3 ay hapis cezası aldı. Bu ceza da bin 500 lira para cezasına çevrildi.

HAPİS CEZASI ALAN MÜDÜRE TERFİ TALTİFİ

Şimdi gelelim işin en önemli boyutuna…

Emniyet Genel Müdürlüğü, bir nevi FETÖ borsası olarak tanımlanacak sürecin içinde bizzat yer alan iki polis müdürünü adeta taltif ederek görev almasını sağladı.

Haklarında açılan adli ve idari soruşturmalar devam ederken TEM Şube Müdürü Yaşar Gidiş, Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Değerlendirme Kurulu’nca bir üst rütbeye terfi ettirildi. Rütbe terfisini alan Gidiş, yükseldiği yeni rütbesiyle Siirt Emniyet Müdür yardımcısı oldu.

Gidiş, haklarında hapis cezası verilen davanın tamamlanmasıyla birlikte bu kez bulunduğu rütbesi kendisinde kalmak koşuluyla Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu’na müfettiş olarak atandı!

Bu görevlendirmeyle Gidiş, emniyet teşkilatının en kritik soruşturmacı biriminde çalışmaya başladı.

Diğer sanık polis müdürü Faruk Ufuk Solmaz ise, ortaya çıkan olayın akabinde Mersin’den Aydın’a tayin edildi. Burada şube müdürü olarak görev yapan Solmaz, 5 ay hapis cezası almasına karşın bir üst rütbeye terfi ettirildi.

Emniyet Genel Müdürü Mehmet Aktaş’ın başkanlığını yaptığı Yüksek Değerlendirme Kurulu’nun 2020’deki kararları çerçevesinde Aydın Emniyet Müdür yardımcısı yapıldı.

Peki, hem Gidiş’in, hem de Solmaz’ın aldığı hapis cezalarına karşın elde ettiği rütbe terfileri ve görev yerleriyle ilgili onayların altında kimin imzası var?

Onaylarda İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun imzası mevcut.

MÜFETTİŞ RAPORUNDAKİ MENZİLCİ POLİS MÜDÜRLERİ

Bu kadarla kalsa iyi, devam ediyorum…

Mersin’de yaşanan garipliklerin araştırılıp soruşturulmasıyla hazırlanan müfettiş raporlarında çok önemli bir konu daha var.

Her ne kadar bu durum, İçişleri Bakanlığı’nca Mersin konusunda müfettişlere verilen “araştırma – soruşturma onayında yer almadığı” gerekçesiyle kapsam dışı kalmış olsa da, devletin resmi kayıtlarına girmiş durumda. Hem sadece İçişleri Bakanlığı kayıtları da değil, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kayıtlarında da resmi olarak bulunuyor.

Olayın içeriği şöyle:

Önceki iki yazıya konu olan olayların içinde yer alan iş insanı Ahmet Barış Sanal, kendisinin bizzat tanık olduğu önemli bir süreci müfettişlere aktardı.

Sanal’ın; şikâyeti kapsamında hazırlanan müfettiş raporundaki anlatımlarında, hakkında hapis cezası verilen Mersin Emniyeti İstihbarat Müdürü Faruk Ufuk Solmaz’ın, yine Mersin Emniyeti’nde görev yapan İl Emniyet Müdür Yardımcıları Murat Esertürk ve Recep Güzelyazıcı’yı takip ettirip haklarında dosya hazırladığı iddiası yer aldı.

Sanal’ın iddiasına göre, İstihbarat Müdürü Solmaz, her iki polis müdürünü “Menzil tarikatından oldukları” gerekçesiyle takip ediyordu.

Sanal, müfettişlere verdiği ifadede özetle şöyle diyordu:

“İstihbarat Şube Müdürü Faruk Ufuk Solmaz’ı tanırım. 2016 yılı ortalarında bir gün bana kendisinden sorumlu il emniyet müdür yardımcısı Recep Güzelyazıcı ile İl Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Esertürk’ün Adıyaman’a Menzil’e gidip geldiğini söyledi. Bana, Plaka Tanıma Sistemi ile bunu tespit ettiğini, A4 sayfasından renkli basılı bir resmin elinde olduğunu söyledi ve bana gösterdi.

Recep Müdür’e ait 71 plakalı Megan marka aracın görüntüsüydü. Ben de ‘Niçin bunları takip ediyorsun, bu doğru mu?’ diye sorduğumda, bana ‘Bunlar Menzilci’ dedi. Mersin Hazreti Miktad Camii’nin karşı tarafında bulunan Menzilcilere ait kahveye giderken de Murat Esertürk ve Recep Güzelyazıcı’nın görüntülerinin olduğunu söyledi. Ancak görüntüleri bana göstermedi.

* Ufuk Müdür, hatta Recep Müdür’ün Menzil’e gittiği halde bu konuyu gizleyerek mahiyetinde olmasına rağmen kendisine ‘Bana kardeşimle ilgileneceğim. O yüzden izin aldım’ diyerek ‘Bana yalan söyledi’ dedi. Ancak, ben Ufuk Müdür’le aramda geçen konuşmayı Murat Esertürk ve Recep Müdür’le konuştum. ‘Menzil’e gitmişsiniz, bu konuşuluyor’ dedim. Onlar da bana bunu nerden duyduğumu sordular. Ben de gerginlik olmasın diye Ufuk Müdür’ün söylediğini onlara söylemedim.”

Sanal’ın bu iddiası üzerine polis başmüfettişleri bu kez Menzil Tarikatı’nın merkezi olan Adıyaman’ın Kâhta ilçesindeki dergâha gidip gitmediklerini Esertürk ve Güzelyazıcı’ya sordu.

‘ADIYAMAN’A GELMİŞKEN MENZİL’E GİTTİK’

Polis müdürlerinden Esertürk özetle şu yanıtı verdi:

“Adana’da izinli olduğum süre içerisinde aynı lojmanda oturduğum karşı komşum olan Polis Akademisi ve meslek hayatım boyunca tanıdığım sevdiğim ve güvendiğim meslek arkadaşım 2. Sınıf Emniyet Müdürü Recep Güzelyazıcı’nın yeğeninin kız isteme konusunun olduğundan dolayı beni arayarak birlikte gitme teklifinde bulundu.

Daha sonra kendisine ait 71 AS 912 plakalı araçla Adana’dan Adıyaman’a gittik. Ben hem sosyal yaşantım hem de il emniyet müdür yardımcısı olarak sivil toplum örgütleri ve her türlü platformla toplumsal olaylarda karşılaştığımızdan yakın ilişki içinde bulunmaktayım. Adıyaman’a hayırlı bir iş için gittiğimiz esnada halk tarafından Menzil olarak bilinen yerde bir eğitim kurumunun açılacağını sosyal medya da duydum. Ve Recep Güzelyazıcı’ya da hazır Adıyaman’a gelmişken buraya gitme teklifinde bulundum. Kendisi de beni kırmayarak kabul etti. Bu nedenle belirtilen araçla Adıyaman’da Menzil’de bulunduk.”

‘TAMAMEN MERAKIM ÜZERİNE MENZİL’E GİTTİM’

Kendisinden kıdem olarak büyük meslektaşıyla beraber Menzil cemaatinin merkezi Adıyaman’a giden diğer polis müdürü Recep Güzelyazıcı ise süreci özetle şöyle anlattı müfettişlere:

“28 Mart – 1 Nisan 2016 tarihlerinde birtakım özel işlerim sebebiyle 5 günlük senelik izine ayrılmıştım. Elazığ’da ikamet eden ablamın oğluna kız isteme amacıyla Adana’ya, oradan da Adıyaman’a gittim. Mersin’de beraber çalıştığımız o anda Adana’da senelik izinde bulunan yakın arkadaşım Murat Esertürk’le birlikte özel aracımla Adıyaman’a gittik. Adıyaman’da bulunduğumuz sırada kamuoyunda sıkça bilinen Menzil isimli köyde bir külliye açılışını yapılacağını duymuştuk. Oraya kadar gelmişken oraya uğrayalım dedik ve Murat Esertürk’le beraber oraya gittik.

Ülkemizin ve teşkilatımızın içerisinden geçtiği bu zorlu süreçte önce Allah rızası sonra da bu devletin bekası için çalışmaya halen devam ediyorum. Dün olmadığı gibi bugün de hiçbir yapıya bağlı veya bağımlı değilim. Herhangi bir tarikatla hiçbir alakam yoktur. İstihbaratçı olduğum için oraya da bürokratların zaman zaman gittiğini duymaktaydım. Tamamen merakım üzerine gittim. Herhangi bir olumsuz durumla karşılaşsaydım bunu da ilgili yerlere bildirmekten kaçınmayacağımın bilinmesini isterim.”

Bu cemaat ve tarikat işlerini takip edenler, bir cemaat veya tarikatın dergâhına herhangi bir yere gider gibi gidilmeyeceğini iyi bilir. Hep referanslı gidişler olur ya da cemaatin / tarikatın içindeyseniz kapılar zaten ziyaretçiye ardına kadar açılır.

Ayrıca, her iki polis müdürünün ifadesinde belirtildiği gibi Menzil cemaatinin külliye açılışı da böyledir. Davetli ya da cemaatten değilseniz köye girişiniz uygun bulunmaz, alınmazsınız! Merak için Menzil’in dergâhına girilmez.

DEMEK Kİ EMNİYET’TE MENZİLCİ VARMIŞ…

Bir de madalyonun öbür yüzü var ki, esas önemli olan da bu.

Müfettiş raporlarında Menzil cemaatine gidip ziyaret yaptıkları iddiası yer alan iki polis müdürünün şu andaki görev yerleri neresi?

Murat Esertürk halen Yozgat Emniyet Müdürü olarak teşkilatta görevli. Esertürk, il emniyet müdürü olmadan önce son olarak 2 yıl boyunca Ankara Emniyet Müdürü Servet Yılmaz’ın “sol kolu” olarak görev yaptı. Kentteki tüm asayiş olaylarından sorumlu idi. Sonrasında yine İçişleri Bakanı Soylu’nun onayı ile 1. Sınıf Emniyet Müdürü oldu.

Ankara Emniyet Müdürü Yılmaz’ın “sağ kolu” ise, başkentteki çetelerle, suç gruplarıyla mücadele eden birimden sorumlu olan yardımcısı Alp Aslan. Aslan, 15 Temmuz’un kilit ismi Adil Öksüz’ün firarıyla ilgili yargılandı. Yakın zamanda beraatini aldı.

Recep Güzelyazıcı ise, kendisinin de açıkladığı gibi Emniyet İstihbaratı’nda görev yaptı yıllarca. Şimdi ise, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun memleketi Trabzon’daki polis okulunun müdürü olarak emniyet teşkilatına polis memuru yetiştirilmesinden sorumlu.

Bu iki ismin 2019’daki görevlendirmelerinde ise, ilk sırada Emniyet Genel Müdürü Mehmet Aktaş var. Her 10 Kasım’da teşkilat mensuplarının başında Anıtkabir’e gidip Kurucu liderimiz Atatürk’ün mozolesine çelenk koyan ve Anıtkabir defterine “Senin ışığından, gösterdiğin yoldan faydalanıyoruz” cümleleri yazıp imzalayan Aktaş, sonra da tarikat ve cemaatlerle bağı olduğu iddia edilen personelin tayinlerine imza atıyor!

SOYLU’NUN İMZASI

Kararnamedeki ara imza emniyetten sorumlu bakan yardımcısı Muhterem İnce.

Son imzanın sahibi ise, TBMM’de geçen yılki bütçe görüşmeleri sırasında CHP’li Ali Öztunç’un sorusunu yanıtlarken “Emniyet teşkilatında bir tane Menzilci bulsunlar, bu makamı bırakırım” diyen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu.

Polis Okulu Müdürlerinin ataması bakan yetkisinde olduğu için doğrudan Soylu’nun imzası var. İl Emniyet Müdürleri’nin ataması ise Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yapılıyor.

Esertürk’ün içinde yer aldığı kararnamenin imzalanması sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan nasıl ikna edildi? Onu bilemiyorum, doğrusu…

İçişleri Bakanlığı ya da Emniyet Genel Müdürlüğü, sonucunda neyle karşılaşılacağı az çok bilinen söz konusu iddialar hakkında herhangi bir inceleme veya araştırma yapmadı. Bu yüzden, iki polis müdürünün durumu “soru işareti” olarak kaldı.

* * *

Mersin’de yaşananlarla ilgili olup bitenler böyle. Önümüzdeki süreçte bu konularda yeni gelişmeler yaşanması olası.

Dosyayı şimdilik bu haliyle kapatıyorum.”

 

Yorum yapmak için tıklayın

Bir Cevap Yazın

MEDYA

TÜRK SPOR MEDYASININ BARONLARI-4

Yayınlanma Tarihi:

on

İlgiyle takip ettiğiniz TÜRK SPOR MEDYASININ BARONLARI yazı dizimizin 4. bölümünde sizlerle birlikte olacağız sevgili okuyucularımız…

Çağımız dijitalleşme çağı,çağımız klasik medyanın güç ve nüfuz alanını hızla dijital medya mecralarına bıraktığı bir çağ…

Hal böyle olunca Türkiye’deki spor medyasının “Yeni nesil baronları” da  bu duruma entegre olarak, dijital bir yapılanma ile Türk futbolunu başkanlık seçimlerinden hoca ve futbolcu transferlerine kadar dizayn ettiler…

Algı yarattılar,manipülasyon yaptılar,bu yaptıkları operasyonlar ile çok büyük bir rant alanını en tepedeki patronları adına şekillendirdiler…

Evet sizler de hazırsanız yazı dizimizin 4. bölümüne başlayalım efendim…

***

Tarih 2002 yılının Eylül ayı ortası…

Ataköy Otelcilik A.Ş’ye ait Corowne Plaza’ya ait binaya sessiz sedasız bir “Anten” yerleştirilir…Ancak anten uçak geçişlerini tehdit etmektedir lakin bu çok riskli durumu kimseler umursamaz, anten yerinde kalmaya devam eder.

O tarihlerde AKP kurulalı yaklaşık 1 sene olmuştur ve AKP’nin ilk kez iktidara geleceği Kasın 2002 seçimlerine yaklaşık 2 aylık bir zaman vardır,AKP harıl harıl çalışma yapmaktadır…

İşte Cowne Plaza’ya ait binanın tepesindeki bu esrarengiz antenin AKP’nin “Özel” bazı telsiz görüşmeleri için kullanıldığı bilgisi bir süre sonra kulislere düşecek ve bu bilgi asla yalanlanmayacaktır…

Crowne  Plaza’nın sahibi olan ATAKÖY OTELCİLİK A.Ş’nin o dönemde yönetim kurulu başkanlığını Serdar Güzelaydın isimli genç ve parlak bir yönetici yapmaktaydı…

Ancak işin daha “Enteresan” olan tarafı Serdar Güzelaydın’ın kendisinden önce ATAKÖY OTELCİLİK A.Ş’nin Yönetim Kurulu Başkanı olan ve 2001 yılı içerisinde bu görevden ayrılan,yani “Halef-selef” olduğu Reha Denemeç’in AKP’nin kurucularından birisi olmasıdır…

Nitekim Reha Denemeç AKP’de sıradan bir kurucu olarak kalmayacak,kısa süre içerisinde o dönemki AKP içerisinde en önemli isimlerden birisi olacak,2002 ve 2007 seçimlerinde AKP’den Ankara Milletvekili olarak Meclise girecek,uzun yıllar AKP Genel Başkan Yardımcılığı ve AKP MKYK üyeliği görevlerini yürütecekti…

Ve yine bir tesadüf olarak AKP’nin kuruluşunda “Vitrinindeki” en önemli isimlerden olan Erkan Mumcu da Serdar Güzelaydın’ın çok yakın arkadaşıdır…

O esrarengiz antenin Crown Plaza’nın tepesine oturtulmasında işte böyle enteresan tesadüfler vardır ama tesadüf olmayan şeyler de vardır…

***

2002 seçimlerinde AKP iktidara gelirken Meclis’e AKP milletvekili olarak giren eski ANAP’lı milletvekilleri sadece Erkan Mumcu ile sınırlı değildir.

1987,1991,1995,1999 seçimlerinde tam 4 dönem üst üste ANAP milletvekili olarak TBBM’ye giren Murat Başesgioğlu da bu kez AKP milletvekili olarak Meclis’e giren isimlerden birisi olmuştur…

İşte o Murat Başesgioğlu 2003 yılında kurulan hükümette Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yaparken en yakınındaki isim Kastamonulu hemşehrisi ATAKÖY OTELCİLİK A.Ş’nin o genç ve parlak Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Güzelaydın olacaktır.

2007 yılında ise Murat Başesgioğlu yeniden AKP milletvekili olarak TBMM’ye girecek ve bu kez de Gençlik ve Spordan Sorumlu Devlet Bakanı olacak,onun döneminde TFF’de çok önemli düzenlemeler yapılırken,yine Murat Başesgioğlu’nun en yakınındaki isim olan Serdar Güzelaydın’ın da futbol dünyasındaki “Önlenemez yükselişi” başlayacaktır.

***

Serdar Güzelaydın kısa süre içerisinde yakını olduğu Murat Başesgioğlu’nun da desteği ile futbol camiası içerisinde yükselirken spor medyası içerisinde de sonraları çok ama çok daha ilerleteceği sıkı ilişkiler kurmaya başlamıştır.

İşte bu ilişkiler sayesinde Haluk Ulusoy’u destekleyerek Ulusoy listesinden TFF Yöneticisi olan Serdar Güzelaydın 2004 TFF seçimlerinde rüzgarın tersine döndüğünü ve AKP’nin Haluk Ulusoy’un “Kalemini kırdığını” “Kuşlarından” haber alarak bir anda Haluk Ulusoy’u istifaya davet etmiş,medya ilişkileri ile o dönemde Ulusoy aleyhine medyada bir algı yaratmış ve en sonunda bunun ödülünü Levent Bıçakçı listesinden yeniden TFF Yönetim Kurulu Üyesi olarak almıştır…

Bu arada yıllar ilerliyor medya ile kurduğu ilişkiler sonrasında medyanın karlı bir sektör olduğunu keşfeden Serdar Güzelaydın, tam adı ile söylersek Serdar Seda Güzelaydın BES YAPIM PRODÜKSİYON LİMİTED ŞİRKETİ’ni Süleyman Nihat Yelekçi ile birlikte kurar ancak 3 Ekim 2012 tarihinde Süleyman Nihat Yelekçi şirketteki hisselerini Serdar Güzelaydın’a devreder ve Güzelaydın şirketin tek patronu olur.

Serdar Güzelaydın aynı zamanda Aydın Doğan’ın damadı olan Mehmet Ali Yalçındağ’ın da çok yakın arkadaşıdır… Önce KANAL D’ye pek çok program yapar… GELİNİM MUTFAKTA,RENKLİ SAYFALAR,EV GEZMESİ,MAGAZİN D gibi uzun yıllardır ekranlarda olan pek çok program işte Serdar Güzelaydın’ın bu BES YAPIM şirketine aittir.

STAR TV’ye ALİŞAN ile SEVCAN,SHOW TV’ye meşhur gençlik dizisi ARKA SIRADAKİLER,TNT’ye AKLIN YOLU BİR ve İSMAİL BAKİ SHOW,Star TV’ye Halil Necipoğlu ile Sahur da yine BES YAPIM imzası taşımaktaydı.

Ancak AKP’den milletvekili adayı olmak için kulis yapacak kadar iyi ilişkileri olan Serdar Güzelaydın,AKP’nin çiftliği haline gelen TRT’yi de boş geçmez..

Ahmet Çakar’ın sunduğu SON BASAMAK TRT SPOR’a, AİLELER YARIŞIYOR yarışma programı ve GURBETTE AŞK dizisi TRT 1’e yine Güzelaydın’a ait BES YAPIM tarafından yapılan işlerdir.

Bu arada TRT AVAZ’da yayınlanan KENTLER ve GÖLGELER,TRT HABER’de yayınlanan SAHNE TOZU,TRT SPOR’da yayınlanan GERÇEK FUTBOL ve TRT’de yayınlanan 10 NUMARA çekilişlerine de Serdar Güzelaydın’ın BES YAPIM şirketi “DANIŞMAN” olarak imza atmaktadır…

Ama özellikle medya içerisinde Serdar Güzelaydın’ın kurduğu bu ilişkilerin asıl zirve yapacağı tarih TURKCELL‘de önemli gelişmelerin yaşandığı 2015 yılı olacaktı…

***

1980 askeri darbesinin öncesinde Süleyman Demirel’e en yakın bürokratlardan birisi hiç şüphe yok ki Uğur Gümüştekin’di…

Uğur Gümüştekin THY,PETKİM,EXİMBANK gibi pek çok önemli stratejik kuruluşun yönetim kurulu üyeliği yapmış olan Türkiye’nin en önemli üst düzey bürokratlarından bir tanesiydi.

Uğur Gümüştekin’in eşi de eski THY Genel Müdür Yardımcılarından Sevgi Gümüştekin’di.

Uğur-Sevgi Gümüştekin çiftinin kızları ise Tulu Gümüştekin’di ve Tulu Gümüştekin AKP döneminde SABAH’ın en önemli yazarlarından bir tanesiydi, seçimlerden hemen önce de “Oyum AKP’ye” başlığı atacak kadar AKP’yi desteklemekteydi.

SABAH için “En önemli” hatta daha da doğru ifade etmek gerekirse “En prestijli yazarlardan” birisi olması ise böylesi önemli bir aileden geliyor olmasının yanı sıra Dünya Gazetesi tarafından düzenlenen “yılın en başarılı iş kadını” ödülünü 2001 yılında alan Tulû Gümüştekin, 2002 yılında Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum) tarafından “Geleceğin 100 Global Lideri” ödülüne layık görülmüş, Rotary Klubü tarafından da 2003 yılında kendisine “Yüksek Profesyonel Başarı” ödülünü kazanmış,uluslararası saygınlığı ve çok önemli kontakları olan bir isim olmasındanda kaynaklanmaktaydı.

Biz 2015 yılına dönecek olursak o yıl TURKCELL’de “Efsane” denebilecek 9 yıllık Süreyya Ciliv’in CEO’luğu sona ermiş,Ciliv’in görevden ayrılması ile bir dönem kapanmıştı.

Ekonomi koridorları o tarihlerde merakla TURKCELL’in başına Süreyya Ciliv sonrasında kimin geçeceğini bekliyorlardı.Koridorlarda ise bu görev için  AK Parti’li eski bakanlar Hilmi Güler ile Atilla Koç, Vakıf Emeklilik Genel Müdürü Mehmet Bostan ve THY Genel Müdürü Temel Kotil gibi “Ağır topların”isimleri geçiyor, bu isimlerden birisinin TURKCELL’in en tepesine gelmesine kesin gözü ile bakılıyordu.

Ancak 2015 yılının Nisan ayında kimsenin beklemediği bir gelişme oluyor ve kimsenin beklemediği bir isim olan Kaan Terzioğlu TURKCELL CEO’su olarak atanıyordu…

İşte o Kaan Terzioğlu, Uğur ve Sevgi Gümüştekin çiftinin damadı,gazeteci ve iş kadını Tulu Gümüştekin’in eşiydi…

Ancak Terzioğlu bu atama ile ilgili çok sevinemeyecektir zira TURKCELL CEO’luğu görevine getirildikten sadece 3 ay  sonra eşi Tulu Gümüştekin’i kanser hastalığı sebebi ile kaybedecek,Tulu Gümüştekin’in cenazesinde başta dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Berat Albayrak’tan İdris Güllüce’ye kadar devlet ricali neredeyse tam kadro katılacaktır…

Ama hayat devam etmektedir ve acılar tamamen geçmese de Kaan Terzioğlu için de hayat son derece yeni gelişmeler ile devam edecektir.

TURCELL CEO’su olarak bir yandan bu şirketteki görevine devam eden Kaan Terzioğlu da bir süre sonra “Futbola ilgi duyanlar kervanına” katılır…

Terzioğlu “Güçlü ve nüfuzlu” bir kişidir üstelik AKP ile de arası iyidir…

İşte tüm bu özellikler bir araya geldiğinde ve buna bir de Yıldırım Demirören ile Kaan Terzioğlu arasındaki samimiyet eklendiğinde Terzioğlu 2015 yılında Yıldırım Demirören’in listesinden TFF ‘ye “YENİ PROJELERDEN” sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi olarak seçildi.

Evet görevinin hakkını fazlası ile verecekti Terzioğlu ve Türk spor tarihinin son yıllarda gördüğü en büyük “PROJEYE” imza atacaktı…

Ve Kaan Terzioğlu 2005 yılından beri başında olduğu TURCELL’in A Milli Takım “ANA SPONSORU” olması gerçeği ortada dururken, “Parayı ben veriyorsam düdüğü de ben çalmalıyım” diyerek gücünü zirveye ulaştırmak isteyecek “YENİ PROJESİNİ” hayata geçirmek için kolları sıvadı…

İşte tam da burada Kaan Terzioğlu ile Serdar Güzelaydın’ın yolları kesişti ve bu büyük projede ortaklık yapmak için el sıkışıldı..

***

Projeye start verilmesi ile birlikte her şey için ilk adım  Lifecell Ventures diye Gustav Mahler Plain 2 1082 MA Amsterdam adresinde bir merkez ofis “Gösterilerek” şirket kurulması ile başladı…

“Gösterilerek” diyoruz zira Amsterdam’daki bu adres bildiğiniz bir masa,bir sandalye kiraladığınız “HAZIR VE SANAL OFİS” çözümleri sunan bir plazaya ait…Şu anda da bu “SANAL OFİSLERİN” güncel kiraları 235 Euro’dan başlıyor…

Sonra efendim TURKCELL’in BİP uygulaması içerisine sessiz sedasız  BİP SPOR adı ile bir spor uygulaması ekleniyor…

Bu BİP SPOR uygulamasına Serdar Güzelaydın ortak oluyor.

BİP SPOR’un başına ise ilk bölümde Sanem Altan üzerinden bir dönemin “BARONU” Hıncal Uluç ile akrabalığını yazdığımız,o dönemde TFF Başkanı olan Yıldırım Demirören’ê yakınlığı ile bilinen VATAN Gazetesi Spor Müdürü İbrahim Seten getiriliyor…

Ve BİP SPOR başlıyor adım adım “Transferler” yolu ile “PROJEYİ “inşa etmeye…

Ama bu transferlerin bir özelliği var: Öye sıradan muhabir falan değil,gazetelerin spor servislerinin başında olan spor müdürleri ile gazetelerin en çok okunan ve kamuoyu yaratma yeteneğine sahip köşe yazarları özenle seçiliyor…

TRTSPOR’dan Ersin Düzen,HaberTürk’ten Halil Özer,Hürriyet’tenMehmet Arslan,Milliyet’ten Tayfun Bayındır,,Beyaz TV’den Ertem Şener,Aspor’dan Serkan Korkmaz,Fotomaç’tan Zeki Uzundurukan ve Sabah’tan Murat Özbostan “HABER MÜDÜRÜ” olarak ekibe dahil ediliyor…

“Çok okunan yazarlar ve izlenen programcılar” kontenjanından ise Sinan Engin, Turgay Demir, Serdar Ali Çeliker, Uğur Karakullukçu, Gökhan Dinç, Haluk Yürekli kadroya dahil olurken hakem camiasını etki altına almak için de Ahmet Çakar transferi unutulmuyor…

Ancak bu isimler ile “PROJENİN” başarıya ulaşması için bir de yazılı olmayan ama son derece “STRATEJİK” öneme sahip bir anlaşma yapılıyor.Bu anlaşmaya göre bu spor müdürleri ve yazarlar em sıcak ve özel haberleri kendi gazetelerinden önce BİP SPOR’da yayınlamaya başlıyorlar…

Böylece kısa süre içerisinde BİP SPOR ülkede spor medyasının tek belirleyicisi haline geliyor…

E tabii bunun karşılığında TURCELL bu spor yazarlarını bol sıfırlı ücretler ödüyor,yurtdışı gezilerine götürüyor,Katar’da Abu Dabi’de lüks içinde otellerde tatiller yaptırıyor…

Bu arada bu faturaların nasıl ve ne adı altında kesildiği ise belli değil,bu “GAZETECİLERE” (!) dağıtılan oluk oluk para akıyor ama nasıl fatura edildiğini kimse bilmiyor.

Öte taraftan Kaan Terzioğlu ile Serdar Güzelaydın kendi ceplerinden  vermiyorlar bu parayı zira TURKCELL hisselerinin büyük bölümüne Ziraat Bankası’ndan alınan 500 milyon doları aşan krediler dolayı ile devlet rehin koymuş,2013 yılında ise SPK TURKCELL Yönetim Kurulu’nu lağvederek “Bağımsız” (!) AKP’li yöneticiler atayarak devlet kontrolünü şirkette sağlamış durumda. Yani bir yerde bu dağıtılan paralar milletin paraları…

***

Tabii ki spor medyası “TÜM KÖŞE BAŞLARINDAN” boşuna tutulmuyordu…BİP SPOR artık kulüp başkanlık seçimlerine etki eden,hoca getirip hoca götüren,oyuncu aldıran devasa bir algı makinesi haline gelmişti.

Galatasaray’da Tudor gönderilip Fatih Terim göreve getirirken BİP SPOR medyası devreye giriyor,Tudor linç ediliyor, Dursun Özbek ile Terim’i Serdar Güzelaydın buluşturuyor ve o buluşmadan Terim Galatasaray Teknik Direktörü olarak ayrılıyordu… Serdar Güzelaydın da tesadüf olsa gerek bu “Aracılık” sonrasında Galatasaray Sportif A.Ş yönetimine geliveriyordu.

Beşiktaş’ta Şenol Güneş’in gitmesi için manşet üzerine manşet atan, olmadık yerlerden Güneş’i eleştiri yağmuruna tutan hatta Şenol Güneş’in artık dayanamaz hale gelip bu ekibin başındaki İbrahim Seten ile yakınlığını bildiği TFF Başkanı Demirören’e gidip bu ekibi şikayet etmesini sağlaya ve en sonunda hocayı yiyen de bu ekipti…

Fenerbahçe’de “DİKİNE FUTBOL” diye diye, “Haşofmanlı” diye dalga geçe geçe Aykut Kocaman’ı gönderen de İbrahim Seten-Serdar Ali Çelikler ortaklığıydı…

Şimdi burada durup bu dömi “VOLECİ”, ” Bu part bitti sevgili kardeşim” repliğini beynimize kazıyan, “Getir babacım” diye diye bizi getir.com’dan soğutan Serdar Ali Çelikler’e özel bir paragraf açalım…

Zira bu çok “büyük” (!), bu çok “bilmiş” “gazeteci” beyefendi Aykut Kocaman’ın gitmesi için ekürisi LİG RADYO Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ayan ve ekibin başı İbrahim Seten ile her türlü algı operasyonunu yaptı.

Şimdi konuya “Damardan” ve bu dömi “VOLECİ” operasyon ordularının “SERDAR”-ı Ekremi, algı operasyonlarının “ÇELİK” yürekli “ER”i zatı-muhteremin en iyi bildiği yer olan “MENAJERLER” konusundan girelim…

Fenerbahçe’de Aykut Kocaman döneminde transferler Kocaman ve İdari Menajer Hasan Çetinkaya ikilisi tarafından yürütülür,işi son olarak bitiren ise Ali Yıldırım olurdu…

Kulübün kapısından hele hele Ahmet Bulut gibi isimler ve pek çok menajer elini kolunu sallaya sallaya giremezdi.

Hal böyle olunca Serdar Ali Çelikler’in o muhteşem “SCOUT” bilgisi ile ekranlardan köşelerden, Youtube kanallarından önerdiği futbolcuları dikkate alacak bir “KONTAĞI” bulunmuyordu kulüpte…

İşte efendim Serdar Ali Çelikler “KONTAK” peşindeydi,”DİKİNE FUTBOL” falan değil ve bu nedenle de Aykut Kocaman’ın gitmesi için elinden geleni yaptı…

Ve tabii ki arasının son derece iyi olduğu yine İbrahim Seten’in de sıkı ilişkileri olan Ersun Yanal’ın göreve getirilmesi için yoğun bir algı çalışması yapıldı.

En nihayetinde Aykut Kocaman “Gönderildi” ama işler planlandığı gibi gitmedi Ersun Yanal değil Hollandalı Cocu ve Sportif Direktör Comolli ile anlaştı Ali Koç yönetimi…

Serdar Ali Çelikler ve BİP SPOR ekibinden ekürileri olan başta Mehmet Ayan gibi isimlerin Aziz Yıldırım karşısında açık destek verdikleri Ali Koç Comolli ile yola devam etti.

Comolli ise Türkiye’den sadece FOOTTALENT isimli menajerlik firması ile çalışıyordu.Bu firma ise Fenerbahçe kongresinde Ali Koç için yoğun kulis çalışması yapıp,kürsüde hararetli konuşmalar yapan Fenerbahçe efsanesi Ogün  Altıparmak’ın oğlu Batur Altıparmak’a aitti…

Yurt dışında çalışılan menajerlik firması da Cocu’nun menajerlik firmasıydı…

Ve bu  satırların yazarı olan bendeniz 29 Ekim 2018 tarihinde Türkiye’de ilk kez Fenerbahçe içerisindeki bu menajerlik bağlantılarını açıkça ortaya koyan SARI LACİVERT ENKAZ:FENERBAHÇE floodunu Twitter’dan yayınladım.

İsteyen floodu bu linkten okuyabilir…

https://twitter.com/yazparov/status/1056681338328223744?s=20

Biz bu menajerlik bağlantılarını yazarken daha Yanal göreve gelmemişti ve Serdar Ali Çelikler “Bu takımı ancak Yanal kurtarır” algısı yapmakla meşguldü zira Cocu-Comolli ikilisinden de aranılan “KONTAK” bulunamamıştı….

Ama ne zaman ki COCU gönderilip, gecikmeli de olsa Serdar Ali Çelikler-İbrahim Seten ikilisinin istediği Yanal takımın başına getirildi “Büyük gazeteci” Comolli dönemi menajer bağlantılarını “Yeni keşfetti” ve önce 13 Mart 2019’da HABERTÜRK GAZETESİ’ndeki köşesinde “COMOLLİ’NİN KANKALARI ANLATTI “başlıklı köşe yazısında,sonra 27 Mayıs 2019’da Youtube’daki VOLE kanalında yani bu satırların yazarından tam 5 ay sonra bir de “İlk kez ben cesaretle açıklıyorum” havaları,pozları ile bu menajer bağlantılarını dile getirdi.

Ama bu “Büyük gazeteci” “Twitter çöp” diyen arkadaşın “Muhteşem gazeteciliğini” size anlatmam için şu tarihi örnek yeterli olacaktır…

Bu müthiş dömi “VOLE ” uzma nı zat-ı muhterem yine bir gün ekrana çıktıu,tarih 08.10.2018…

NTV ekranında “Büyük gazeteci” pozlarında “YILIN TRANSFER” BOMBASINI “KULİS HABERİ” olarak anlatıyor… Serdar Ali Çelikler’in müthiş (!) kaynaklarına dayandırarak havası ile verdiği haber şu… Diyor ki Serdar Ali Çelikler “Comolli’yle Cocu’nun transfer nedeniyle kavga ettiler, Cocu ve Comolli’nin Ajax’taki Lasse Schöne ve Nuri Şahin arasinda kaldıklarını ve anlaşmazlık yaşadıklarını; Ayew’i Comolli’nin istediğini, Cocu’nun Köln’deki sağ açık Drexler’i istedi”…

Şimdi sıkı dursun bu kepazeliği bilmeyen okurlarımız…

Serdar Ali Çelikler’in bu anlattıkları EKŞİ SÖZLÜK’te “PATAVATSIZ SADRAZAM” nicki ile yazan bir Ekşi Sözlük yazarının transfer döneminde milleti trollemek için uydurduğu hayal ürünü bir hikaye!

Aşağıdaki linkte de bu olayın anlatılıp Serdar Ali Çelikler’in rezil kepaze edildiği Ekşi Sözlük linki var:

https://eksisozluk.com/serdar-ali-celiklerin-muthis-gazeteciligi–5801137

“Büyük gazetecimiz” (!) okumuş Ekşi Sözlüğü bildiğin bu hayal ürünü “TROLLEME ” hikayesini müthiş bir “KULİS HABER” gibi millete anlatıyor…

Aynı Serdar Ali Çelikler 21.02.2018’de ekürisi Mehmet Ayan ile yaptıkları Kırmızı Çizgi programında  “Ben de yürüme olayı yok” diyerek Beşiktaş maçı için basın kartı ile basın tribününde maçı izleyemeyeceğini “VODAFON’DAN LOCA BEKLEDİĞİNİ” “Anlayana” utanmadan anlatıyor”…

Serdar Ali Çelikler şimdi de VOLE adlı “2.BİP VAK’ASI” haline getirilen Youtube kanalında “Erol Bulut yarın gönderilmeli” ahkamı kesiyor ama tabii BİP SPOR günlerindeki gücü yok kendisini pek de sallayan olmuyor… Zaten kendisi Habertürk ekranlarında Ali Koç karşısında da süt dökmüş kedi uysallığında “İpek gibi” oluyor…

“Twitter çöp”, “Sosyal medya ile muhatap olmam” diyen bu arkadaş her gün milleti gizli gizli stalklayıp Ekşi Sözlük’den uydurma haber “Apartması” örneğinde görüldüğü üzere kendi fikriymiş gibi bunları satıyor…

Am

***

Beşiktaş Kongresi’nde de  bu BİP EKİBİ  görev başında Fikret Orman parlatılıp cilalanıyor…Zira Fikret Orman Serdar Güzelaydın’ın nikah şahidi…

Daha sonra Orman başkan olunca da Güzelaydın’ın transfer görüşmesine giden özel jetteki fotoğrafları çarşaf çarşaf ortaya seriliyor…

İşte Galatasaray Başkanlık seçimine de müdahil olarak Dursun Özbek’i seçtirmek isteyen ama yazı dizimizin 3 . bölümünde anlattığımız Fatih Altaylı’nın devreye girerek kendi nüfuz alanına sokmaması ile başarılı olamayan bu ekip bir süre sonra çığırından çıkıyor…

Tabii mızrak çuvala sığmaz olunca bölük pörçük de olsa bu “YAPILANMA” deşifre olup artık bir “Yük” haline gelince Haziran 2019’da tasfiye ediliyor…

Sonra bir süre bu yapı TURKCELL LİFE+ üzerinden devam ettirilse de proje geçtiğimiz aylarda kesin olarak rafa kaldırılıyor…

Ama “Ballı kaymaklı” tarifelere alışmış bu çok önemli “Gazeteciler” (!) bu sefer aynı düzeni VOLE adlı Youtube kanalı üzerinden kurmaya çalışıyorlar…

-***

İşte Türk spor medyası son yılların en büyük projesi ile bu şekilde ve bu girift ilişkiler ağı ile dizayn edildi,paralar böyle akıtıldı…

Bize de futbol adına “Cambaza bak” isimli tiyatro seyrettirildi…

Evet efendim yazı dizimizin 4. bölümünün de burada sonuna gelirken, yazı dizimizin FİNAL bölümü olacak 5.bölümü ile Salı günü sizlerle olacağımızı duyuralım…

Hadi dömi “VOLE” ci arkadaşlar sizi de görelim,ha bu arada beni öyle ekranlardan “Vereceğim mahkemeye” deyip baskı ile 2 gün arayla 180 derece birbirine ters söylemlerinizi klip yapıp sizi kepaze eden ama ekrandan linç ettirerek videoları sildirdiğiniz anonim hesaplara benzetip sakın ola tehdit etmeye kalkmayın…

İşte er meydanı yüreğiniz yetiyorsa verin mahkemeye…

Vesselam…

________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan,bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan,Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir,DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

Okumaya Devam Et

MEDYA

İŞTE BİM MARKETLER ZİNCİRİ’NİN “REKLAM KARŞILIĞINDA” SANSÜRLETMEK İSTEDİĞİ O HABER

Yayınlanma Tarihi:

on

Milli Gazete dün basın tarihine geçen  bir uygulamaya imza atarak gazetenin arka sayfasında,BİM’in bir haber sansürü karşılığında reklam teklif ettiği, olumsuz yanıt alınca reklamı geri çektiğini duyurduğu bir ilan yayınlamıştı.

Gazetenin son sayfasında, “Bugün sayfada ‘BİM reklamı’ olacaktı. Ancak reklam verenin ‘haber sansürü’ taleplerinin kabul edilmemesi üzerine reklam geri çekilmiştir. Gelişmeler, detaylarıyla birlikte ilerleyen süreçte okuyucularımızla ve kamuoyuyla paylaşılacaktır” denilmişti.

Milli Gazete bugün “reklam rüşveti” ile sansürlenmek istenen o haberi açıkladı.Haberin “Ucuz et sahtekarlığı” ile ilgili olduğu ortaya çıktı.

Gazetenin “Reklam verenin sansürlenmesini istediği haber: Ucuz ette hileli satış” şeklinde duyurduğu ve Sadettin İnan imzalı haberde şu ifadelere yer verildi:

“Millî Gazete’nin 23 Kasım’da yaptığı ‘Ucuz ette hileli satış!’ başlıklı haberinin, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın müfettişleri tarafından belgeli olması ve kamunun uğradığı zarara dikkat çekmek için yapılmasına rağmen reklam veren bir market tarafından sansürlenmek istenmesi dikkat çekti. Söz konusu haberde, müfettiş raporunda ismi geçen marketlerin ismi verilmemiş, sadece olay anlatılmıştı. Buna rağmen ismi geçen marketin habere sansür talebinde bulunması dikkat çekmiş ve Millî Gazete, bu durumu dün beyaz sayfa ile ortaya koymuştu. Tarım ve Orman Bakanlığı, Millî Gazete’nin ortaya çıkardığı bu skandalla ilgili tamamen sessizliğe bürünerek, konuyla ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmamıştı.

UCUZ ET SKANDALI

Sözde, vatandaşa eti ucuz tükettirmek için 2017’nin sonunda başlatılan ve 2019 yılına kadar belli aralıklarla uygulanan ucuz et projesinde büyük bir skandal patlak verdi.

Marketlerin, proje kapsamında Et ve Süt Kurumu’ndan düşük fiyattan aldıkları etin tamamını vatandaşa satmadıkları ortaya çıktı. Ucuz etteki hileli satış, projenin bitiminden bir yıl sonra Tarım ve Orman Bakanlığı müfettişleri tarafından ortaya çıkarılırken, kamunun zararının 100 milyon lirayı bulduğu kaydediliyor. Sözde vatandaşın ucuz et tüketmesi için 2017’nin sonunda uygulamaya konulan ve belli aralıklarla uygulanarak 2019 yılında sona eren ucuz et uygulamasında yeni bir skandal patlak verdi. Projenin uygulandığı dönemde marketlerde vatandaşa ESK’dan alınan kaliteli etlerin değil, piyasadan toplanan yağlı ve kalitesiz etlerin satılmasıyla gündeme gelen ucuz et projesinde, şimdi de marketlerin ESK’dan aldıkları indirimli etlerin tamamını vatandaşa satmadıkları ortaya çıktı. Tarım ve Orman Bakanlığı müfettişleri, skandal hileli satışı ortaya çıkarırken, Bakan Pakdemirli ucu marketlere dokunacağı için soruşturmaya izin vermedi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ucuz ette yaşanan hileli satışla ilgili soruşturma yapabilmek için Danıştay’ın kararını bekliyor.

MÜFETTİŞLER SORUŞTURMA İSTEDİ, BAKAN İZİN VERMEDİ!

Bir ihbar üzerine ucuz et projesi kapsamında satılan etleri incelemeye alan bakanlık müfettişleri, yaşanan skandalı ortaya çıkardı. Müfettişler, kamunun zarara uğratıldığı ve marketlere büyük çıkar sağlandığı gerekçesiyle söz konusu zararın sorumlulardan tahsil edilerek haklarında soruşturma açılmasını talep etti.

DOSYA NASIL KAPATILDI?

Diğer yandan, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na soruşturma izni vermezken, yaşanan skandalda dosyanın kapatılması için ara bir formül bulundu. Buna göre, marketler, eksik sattıkları tespit edilen 3 bin ton civarındaki eti tekrar proje kapsamında indirimli satmayı kabul ederken, ucuz et projesi de sessiz sedasız yeniden hayata geçirilmiş oldu. Buna göre, söz konusu marketler, 3 bin ton ete karşılık gelecek şekilde kıymayı 34 liradan, kuşbaşını ise 37 liradan satmaya başladı. Söz konusu etler sessiz sedasız satılırken, marketler de bu satıştan sonra taahhütlerini yerine getirmiş olacak.”

________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan,bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan,Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir,DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

 

Okumaya Devam Et

MEDYA

SÖZCÜ GAZETESİ’NE AYASOFYA İNCELEMESİ

Yayınlanma Tarihi:

on

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ben okumuyorum.Kimse de lüzumsuz yere buna para verip okumasın” dediği SÖZCÜ GAZETESİ hakkında Basın İlan Kurumu tarafından inceleme başlatıldı.

Sözcü gazetesi bugün “2020’nin torbasından felaket ve gözyaşı çıktı” manşetinde “Ayasofya’nın açılışının da işlenmesi iktidar kanadından tepkiyle karşılandı.

Bu haberin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın yaptığı açıklama sonrasında ise Basın İlan Kurumu harekete geçerek SÖZCÜ GAZETESİ için inceleme başlatıldığını duyurdu.

İşte Basın İlan Kurumu’nun açıklaması:

“Sözcü gazetesinin 1 Ocak 2021 tarihli ‘2020’nin torbasından felaket ve gözyaşı çıktı’ manşetli haberinde, Ayasofya’nın cami hüviyetine geri döndürülmesi felaket olarak yorumlanmıştır. Bu haber toplumun farklı kesimlerinde ciddi tepkiye yol açmış, maşeri vicdanı yaralamıştır.

Basın Ahlak Esasları Hakkında 129 sayılı Genel Kurul kararının ilgili hükümlerine göre gazetenin bu haberi resen ele alınıp, gerekli işlemler yapılacaktır.”

________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan,bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan,Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir,DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

 

Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: