Sosyal Medya Hesaplarımız

ÖZEL HABER

PEKER’İN İŞARET ETTİĞİ “SERVET”: “YILDIRIM AİLESİ VE “GEMİCİK” SEVDASI”

Yayınlanma Tarihi:

on

CELAL EREN ÇELİK

Malumunuz Sedat Peker 7. Videosunda çok çarpıcı ve ağır bir ithamda bulunarak eski Başbakan ve AKP Genel Başkan Yardımcısı olan Binali Yıldırım’ın oğlu Erkam Yıldırım’ın “Yeni bir uyuşturucu güzergahı” belirlemek üzere 2020 yılında 2 kez Venezuela’nın Caracas şehrine gittiğini iddia etmişti.

Bu iddianın hemen ardından  ise Erkam Yıldırım’ın hiçbir resmi sıfatı olmamasına rağmen Türkiye-Venezuela Parlamentolararası Dostluk Heyeti ile birlikte olduğuna dair bir fotoğraf da kamuoyuna yansımış, Binali Yıldırım ise oğlunun Venezuela’ya yardım amaçlı gittiğini ve “Bazı ticaret imkanlarını araştırdığını” belirtmişti.

Bugün ise bir flaş gelişme daha yaşandım ve Binali Yıldırım’ın oğlu Erkam Yıldırım’ın Sedat Peker hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduğu haber ajanslarına düştü.

Haber ajanslarına düşen bu haber sonrasında bir yandan da Yıldırım Ailesi ve Erkam Yıldırım’ın “Denizcilik” faaliyetleri mercek altına alınırken hemen hemen her haber sitesi Erkam Yıldırım’ın sahibi olduğu ve 2019 yılı itibariyle elindeki son 3 gemiyi de satarak filosunu tamamını elden çıkartan DERİN DENİZCİLİK isimli şirkete odaklandı.

Peki Yıldırım Ailesi’nin “Denizcilik sevdası” tüm gemilerini elden çıkartmış bu DERİN DENİZCİLİK isimli şirketle mi sınırlıydı? Yoksa bir zamanlar Binali Yıldırım’ın da belirttiği gibi “Denizcilik küresel bir işti” ve DERİN DENİZCİLİK bize sadece Türkiye’de “Gösterilen” “Görmemize izin verilen” çok büyük bir Ice Berg’in su yüzeyindeki kısmı mıydı?

Yıldırım Ailesi, yurt dışında devasa bir gemicilik ağı oluşturun, milyonlarca Euro’luk bir servet edinmiş miydi? Venezuela’da Erkam Yıldırım’ın bir araya geldiği Türkiye-Venezuela Parlamentolararası Dostluk Grubu’nun “Özelliği” neydi?

Efendim bu kadar peşrev yeter diyoruz ve yazımıza başlıyoruz, çayınızı kahvenizi elinize alın ama peşinen söyleyelim bu yazı ağır bir “Başdönmesi” yan etkisine sahip…

Evet başlıyoruz…..

***

Tarih yaprakları 2014 yılının Temmuz ayını göstermektedir. Bu tarihte gerçekleşen Pendik Belediyesi Belediye Meclis toplantısı tüm belediye meclis üyeleri için sıradan bir toplantı olarak başlamıştır. Ancak kısa süre sonra belediye meclisine gelen bir “Bağış” talebi herkesi şaşkınlık içerisinde bırakacaktır.

Zira bu öyle sıradan bir “Bağış” değildir. Pendik sınırları dahilinde yapımına devam eden, öyle çok büyük bir cami olması da planlanmayan Amine Hatun Camii yapımı için tamı tamına 600 bin Euro’luk bir bağış yapılmak istenmektedir. Bu paranın o dönemki karşılığı 1.75 milyon TL’dir ve bağış o zamana kadar Pendik Belediyesi’nin gördüğü en büyük bağış miktarıdır.

İşin ilginci ise bağışı yapmak isteyen şirketin Pendik’te ne bir işi, ne bir alakası olmamasıdır. Amine Hatun isimli bu küçük camiye 600 bin Euro gibi çok önemli miktarda bağışı ELİA SPA KOZMETİK A.Ş isimli bir şirket adına şirketin yöneticisi ve avukatı olan Serkan Bayram yapmak istemektedir.

Şimdi tabii sizler de merak etmişsinizdir kimdir neyin nesidir ve konumuz ile ne alakası var bu ELİA SPA KOZMETİK A.Ş’nin diye hatta “Arkadaş sen bize Yıldırım Ailesi ve Erkam Yıldırım’ın denizcilik şirketlerinden, yurt dışı bağlantılarından bahsedecektin tutmuşsun camiye yardım hikayesi anlatıyorsun” dediğinizi de duyar gibiyiz lakin kazın ayağı öyle değil… Biz anlatmaya devam edelim…

***

Şimdi efendim bu çok “Hayırsever” güzide şirketimiz ELİA SPA KOZMETİK A.Ş aslında Hollanda merkezli bir başka şirketin sahibi olduğu bir şirket. Yani ELİA SPA KOZMETİK A.Ş’nin asıl sahibi yurtdışında.

ELİA SPA KOZMETİK A.Ş’nin sahibi olan asıl şirket ise Hollanda merkezli Neshatech BV.

Şimdi bu şirketi iyi not edin zira hikaye buradan sonra hem ilginçleşecek hem giriftleşecek, hem de enteresan bir hal alacak.

Efendim bu Neshatech BV isimli şirket Hollanda’da Almere bölgesinde, tam adresi ise Guam Caddesi Numara 14 şeklinde.

29 Ağustos 2013 yılında kurulmuş olan bu şirket Hollanda’da bağlı olduğu ticaret odasına 58653627 numarası ile kayıtlı.

Şimdi tabii bu şirketin adresini boşuna “Laf olsun torba dolsun” diye buraya yazmıyoruz…Zira bu adres enteresan bir adres. Bu adres adeta şirket “Tarlası” “Nasıl yani?” diyecek olursanız anlatalım efendim.

Bu bahsettiğimiz Neshatech BV isimli şirketin kayıtlı olatrak gözüktüğü Guam Caddesi Numara 14 adresinde 4 ayrı şirket, 1 vakıf ve 1 de dernek kayıtlı!

Bu 4 şirket ise Zealand Luana BV.,Zealand Zaria BV.,Castillo Real Estate BV. ve Holland Investment Coöperatief U.A.

Bu 4 şirket içerisinden Holland Investment Coöperatief U.A ise aslında “Çatı şirket” konumunda zira diğer tüm şirketlerdeki hakim ortak işte bu Holland Investment Coöperatief U.A.

Peki efendim bu şirketlerin sahibi/direktörü kim dersiniz? Binali Yıldırım’ın oğlu Erkam Yıldırım! Erkan Yıldırım’ın ikamet adresi ise SO 143 JA Southampton-İngiltere olarak gözükmekte.

İşte  Erkam Yıldırım’ın bu şirketlerinde yöneticisi ve avukatı olan, Pendik Belediyesi’ne 600 bin Euro’luk bağışı ELİA SPA KOZMETİK A.Ş adına vermek isteyen Serkan Bayram kim? Daha sonra AKP Milletvekili olan ve Erkam Yıldırım’ın Venezuala “ziyaretinde” bir araya geldiği Venezuala-Türkiye Parlamentolararası Dostluk Grubu’nun başkanı Serkan Bayram ile o “Hayırsever” 600 bin Euro’luk “Bağışçı” şirketin yöneticisi Serkan Bayram aynı isim.

Yani Serkan Bayram vekil olmadan önce Binali Yıldırım’ın avukatı ve Erkam Yıldırım’ın çalışanı!

“Bu şirketlerin iştigal alanı ne derseniz?” Castillo Real Estate BV haricindeki diğer şirketler denizcilik alanında faaliyet göstermekte… Castillo Real Estate BV ise milyon dolarlık bir gayrimenkul ağını yönetmekte.

Ama konumuz Yıldırım Ailesi’nin “Denizcilik” sevdası olduğu için biz diğer şirketler ve özellikle de ana şirket olan Holland Investment Coöperatief U.A üzerinden devam edelim isterseniz.

Binali Yıldırım’ın oğlu Erkam Yıldırım Hollanda’da 2007 yılında bir şirket daha kuruyor: Zealand Shipping.

Erkam Yıldırım’ın 2007-2014 arasında sahibi ve genel müdürü olduğu bu şirket 2014 yılında Erkam Yıldırım’ın sahibi olduğu bir başka şirket olan ve az önce değindiğimiz o “Çatı” şirket Holland Investment Coöperatief U.A tarafından satın alınıyor. Yani Erkam Yıldırım şirketini “Bir cebinden alıyor, diğerine koyuyor”.

Şimdi tabii bu Zealand Shipping isimli şirketin bir önemi var: Bu şirket tam 10 adet gemiye sahip. Ve Zealand Shipping’in satın alınması ile birlikte Holland Investment Coöperatif U.A’da Erkam Yıldırım’ın yönettiği toplam servet 129.8 milyon Euro’yu buluyor.(Bu 10 gemiden 2’sini daha sonra yandaş KOLİN Grubu satın aldı)

Erkam Yıldırım’ın 2007’de kurup, 2014’te kendisine ait bir başka şirkete sattığı bu Zealand Shipping isimli geminin asıl büyük ortağı ise Türkiye’de: AVS Küresel Gemi Tedariği ve Yönetimi A.Ş

AVS Küresel Gemi Tedariği ve Yönetimi A.Ş’ye baktığımızda da karşımıza oldukça enteresan isimler çıkmakta…

Şimdi burada kısa bir virgül koyalım sizlerle tarih yapraklarını 1999’a doğru saralım.

***

Efendim 1999 yılında Binali Yıldırım İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İDO’nun Genel Müdürü görevindedir.

İşte Binali Yıldırım’ın İDO Genel Müdürü olduğu bu dönemde İDO tarihinin en “Ballı kaymaklı” sözleşmesi hazırlanarak imzalanır.

Bu sözleşmeye göre İDO’ya ait bütün büfeler Yılmaz Erence isimli bir vatandaşa verilmekteydi. Ancak sadece bununla sınırlı kalınmıyordu, sözleşmeye göre İDO tüm büfelerdeki demirbaşları sağlayacak, çalışanların maaşlarını verecek, sigortalarını yatıracak, yol ve yemek masraflarını da karşılayacaktı!

Tüm maliyetler İDO’nun yani aslında milletin cebinden karşılanacak “Kemiksiz” kar ise Yılmaz Erence isimli bu vatandaşa kalacaktı!

Peki kimdi bu “Ballı kaymaklı” sözleşmeyi imzalayan Yılmaz Erence derseniz hemen cevap verelim efendim: Yılmaz Erence, Binali Yıldırım’ın öz be öz dayısı olmaktaydı!

Evet dayıya yapılan bu kıyak yetmemiş olacak ki Binali Yıldırım daha sonra İDO’ya ait bazı iskelelerde bulunan büfeleri de dayısının gelini olan Behice Erence’ye verecekti!

Şimdi diyebilirsiniz ki “Arkadaş iyi güzel de, Binali Yıldırım’ın dayısı ile konumuzun ne alakası var?” Hiç öyle demeyin zira çok alakası var… Anlatmaya devam edelim o zaman.

Az önce de bahsettiğimiz üzere Erkam Yıldırım’ın sahibi olduğu ve 10 gemisi olup daha sonra yine Erkam Yıldırım’ın “Ana şirketi” olan Holland Investment Coöperatief U.A şirketine satılan Zealand Shipping isimli şirketin ana ortağı Türkiye’deki “Büyük ortağı” AVS Küresel Gemi Tedariği ve Yönetimi A.Ş.

İşte bu AVS Küresel Gemi Tedariği ve Yönetimi A.Ş’nin 2 ortağı var. Bu ortaklardan birisi CEREN DANIŞMANLIK DENİZCİLİK SANAYİ VE TİCARET ANONİM A.Ş

Peki kimdir bu şirketin sahibi derseniz hemen cevap verelim efendim: Binali Yıldırım’ın 1999’da İDO’daki “Ballı kaymaklı” büfe ihalesi ile ihya ettiği dayısı Yılmaz Erence ve dayısının torunu Rıfat Emrah Erence!

Tabii siz şimdi bu AVS Küresel Gemi Tedariği ve Yönetimi A.Ş isimli geminin diğer ortağını da merak ettiniz… Onu da hemen söyleyelim: Binali Yıldırım’ın çok yakın arkadaşı ve Kızılay2ın “İçinin boşaltılıp” kayyuma atanma rezaletinin yaşandığı yıllardaki skandallara karışan yönetim kurulu üyelerinden Abdülvahit Şimşek.

Abdülvahit Şimşek’in bir diğer önemli özelliği ise sahibi olduğu Q Shipping isimli şirketi. Bu şirkete ait 20 büyük gemi var.

Peki bu şirketin %30’u kimin? Erkam Yıldırım’ın Hollanda merkezli “Ana şirketi” Holland Investment Coöperatief U.A şirketine!

Bu Q Shipping şirketinin bir diğer ortağı ise Binali Yıldırım’ın dayısı Yılmaz Erence’nin %50’sine ortak olduğu AVS Küresel Gemi Tedariği ve Yönetimi A.Ş!

Yani aslına bakarsanız bu 20 gemilik filosu ile devasa işler yürüten Q Shipping isimli şirketinde %80’inin kontrolü Erkam Yıldırım ve Yıldırım Ailesi’ne ait!

Ama tabii bununla bitiyor muydu Yıldırım Ailesi’nin bu “Denizcilik Sevdası” elbette hayır! Erkam Yıldırım “Offshore” nimetlerinden de sonuna kadar yararlanıyordu.

Avrupa’nın “Vergi cennetlerinden” olan Malta’da Yıldırım Ailesi’ne ait 4 farklı şirket bulunmakta bu ve bu şirketleri ise Mifsud and Sons Limited isimli hukuk şirketi temsil etmekte.

Bu şirketlerde Binali Yıldırım’ın Başbakan olması ile birlikte 2016 yılının Haziran ayında bir yönetim değişikliği yaşanıyor ve şirketlerin kontrolü Süleyman Varol isimli kişiye geçiyor.Peki kimdir bu Süleyman Varol diyecek olursanız, kendisi Binali Yıldırım’ın yeğeni olmakta.

Malta’da kurulan şirketlerin isimleri ise şöyle: Dertel Shipping Limited, Nova Ponza Limited, Rory Malta Limited ve Nova Warrior Limited.

Şimdi efendim bu 4 şirketten Roya Malta Limited MV şirketi SHARK gemisinin sahibi. NoVA Warrior Limited isimli şirket ise FREYZA S isimli geminin sahibi. Yıldırım Ailesi’nin bir başka offs-shore şirketi olan Nova Ponza Limited isimli şirket ise NOVA isimli gemiye sahip.

Bu şirketlerden Roya Malta ve Nova’nın hissedarı ise Binali Yıldırım’ın dayısı Yılmaz Erence’nin aynı zamanda AVS Küresel Gemi Tedariği ve Yönetimi A.Ş ile Q Shipping isimli şirketlere de ortak olan CEREN DANIŞMANLIK DENİZCİLİK SANAYİ VE TİCARET A.Ş şirketi!

Yıldırım Ailesi tarafından Malta’da kurulan diğer 2 offshore şirketinden Dertel Shipping ve Nova Warrior şirketlerinin durumu daha da ilginç… Zira bu 2 şirketin ana hissedarı Hollanda Antilleri Curaçao merkezli olarak kurulmuş olan South Seas Shipping NV isimli şirket.

Dışarıdan bakıldığı zaman bu şirketin sahibi CMT Shipping MV isimli bir avukatlık şirketi gibi gözükse de bir de bakıyoruz ki şirket ile ilgili resmi belgeleri şirketin yöneticisi olarak bizzat Binali Yıldırım’ın oğlu Erkam Yıldırım imzalamakta.

 

 

Yani efendim iş içinde işler, şirket içinde şirketler yüzlerce milyon dolarlık rantlar, gemi filoları,emlaklar havalarda uçuşuyor. Devasa paralar kazanılıyor,bu parayı kazanan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin o dönemki Başbakanı’nın oğlu şirketleri “Vergi cenneti” Malta ve Hollanda Antilleri’ne kurup “Offshore” şirketin keyfini sürüyor.

Ve tüm bu ilişkiler ağının  Hollanda Guam Caddesi Numara 14 adresinde 2007 yılında başlayan hikayesinde tam ortada “Yönetici” olarak çıktığı yolculukta Binali Yıldırım’ın avukatlığı ve Erkam Yıldırım’ın “Çalışkanlığını” yaptıktan sonra tam da Sedat Peker’in “Erkam Yıldırım Venezuella’ya gitti” iddiasının ardından Serkan Bayram.

Ve aynı Serkan Bayram yıllar sonra bu kez AKP Milletvekili olarak, Erkam Yıldırım’ın Venezuella’da biraraya geldiği Türkiye-Venezuela Parlamentolararası Dostluk Heyeti Başkanı olarak karşımıza çıkıyor!

Bu kadar şirket, gemi filoları, ilişkiler sonrası Peker’in Binali Yıldırım’ın oğlu ile ilgili ortaya attığı iddialar da, Erkam Yıldrım’ın Peker hakkında suç duyurusu da daha bir önem kazanırken bazı soruları sormak da bizim açımızdan farz olmakta:

1-1984 doğumlu olup bugün 37 yaşındaki Erkam Yıldırım Hollanda merkezli şirketlerini 2007 yılında kurmaya başlamış olarak gözükmekte.23 yaşında ilk şirketini kuran Erkam Yıldırım sadece 7 yıl sonra 129.8 milyon Euro tutarında bir servete nasıl hükmetmeye başladı? 2007 öncesinde Erkam Yıldırım’ın bir ticari faaliyeti yahut sermayesi var mıydı?

2-Erkam Yıldırım’a bu şirketler babası Binali Yıldırım tarafından geçti ise Binali Yıldırım’ın 1994-1999 İDO Genel Müdürlüğü öncesi böylesi bir serveti yahut şirketleri var mıdır? Şirketlerin Binali Yıldırım’ın AKP döneminin Ulaştırma Bakanı ve sonrasında Başbakanı olması sonrasında büyüyerek yüz milyonlarca dolarlık bir güce ulaşması tesadüf müdür?

3-Erkam Yıldırım’ın kimi şirketlerini Malta ve Hollanda Antilleri’nde, kimisini Hollanda’da kurması ve asıl önemli kazancını bu şirketler üzerinden sağlıyor oluşu gerçeği ortada dururken, babasının Başbakanlık yaptığı ülkeye vergi vermiyor oluşu (Yurtdışı şirketlerdeki kazançtan dolayı elde edilen gelirlerin vergilerinden bahsediyoruz. Yoksa Türkiye’deki şirketlerden bahsetmiyoruz) etik bir davranış mıdır?

4-Şirketlerinize ait gemiler neden Türk bandıralı değildi?

5-Avrupa’da bu kadar büyüyen bir gemi filosu şirketlerine sahipken Türkiye’deki DERİN DENİZCİLİK isimli şirketinizi neden tasfiye ederek tüm gemileri elden çıkarttınız?

6-AKP’den  milletvekilliği de yapan Av.Serkan Bayram milletvekilliği devam ederken de şirketlerinizin avukatlığını/yöneticiliğini yapmaya devam etmiş midir?

7-Sn.Binali Yıldırım ve oğlu Erkam Yıldırım, Türk denizcilik sektörünün en önemli kurumu ve “Amatörlerin yönetiminin “ belirlendiği İMEAK Deniz Ticaret Odası seçimlerine Salih Zeki Çakır’ı destekleyerek müdahil olmuş mudur? Aynı Salih Zeki Çakır’ın Sn.Binali Yıldırım’ın yakın arkadaşı olması ile ORUÇ REİS ARAŞTIRMA GEMİSİ işletmesinin Salih Zeki Çakır’ın şirketi ORAS DENİZCİLİK’e verilmesi tamamen tesadüf müdür?

8-Bahsedilen şirketlerinizde kayıtlı kimi gemilerin Salih Zeki Çakır’ın tersanesinde yapıldığı, Salih Zeki Çakır’ın ise FETÖ’nün etkin isimlerinden AKP eski İzmir Milletvekili İhsan İşbilen ile yakın ilişkili olduğu gerçek midir

9-1999-2019 yılları arasında geçen 20 yıllık süre içerisinde bir politikacı ve ailesinin 200 milyon Euro’yu aşkın bir servete kavuşması normal midir?

10-Bu yazıda bahsedilen ve aşağıda da kaynak olarak verilecek kimi bilgiler 2017 yılında yayınlanan Paradise Papers Belgelerinde, European Investigative Collaborations’ın (EIC) belgelerinde yazıldı, bu gazetecilik ağının Türkiye partneri Cumhuriyet Gazetesi de bazı bilgileri yayınladı. 2017 yılından bu yana bu haberler ile ilgili açtığınız bir dava var mı? Varsa bu davanın sonuçları nelerdir?

Bu pilav daha çok su kaldırır lakin su dediğin nedir ki, Yıldırım Ailesi için sevda demek “Denizcilik” demek ne de olsa…

YAZIDA YARARLANILAN KAYNAKLAR:

Paradise Papers Belgeleri

European Investigative Collaborations’ın (EIC) Malta Files dosyası

Zeynep Şentek, Craig Shaw’ın NRC Handelsblad’dan Hanneke Chin-A-Fo ve Merijn Rengers’in katkıları ile yazdıkları: “YILDIRIM AİLESİNİN YENİ GEMİLERİ VE OFF-SHORE SERVETLERİ” başlıklı makale-The Black Sea

Yorum yapmak için tıklayın

Bir Cevap Yazın

ÖZEL HABER

CUMHURBAŞKANI “ÇAY ATSIN” DİYE ZORLA GÖTÜRÜLMÜŞLER!

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF-ÖZEL HABER

CELAL EREN ÇELİK

Tüm Türkiye yurdun 4 bir yanından gelen orman yangınları haberleri ile sarsılırken AKP iktidarının beceriksiz politikaları sonrasında çok sayıda ormanlık alan yok olurken, kasabalar alevler ile boğuşuyor.

Dün yangın alanlarını “Havadan” inceleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan akşam saatlerinde ise Marmaris’e geçmişti. Erdoğan’ın burada kendisini dinleyenlere otobüsün üzerinden “Çay atması” büyük tepki ile karşılanırken, Erdoğan’ın yangınlar devam ederken yaptığı bu hareketi yabancı basında bile haberlere konu olmuştu.

Erdoğan’ın “Çay atması” kadar yangın devam ederken Erdoğan’ın konuşmasını dinlemeye giden ve çay alan kişiler de eleştiri oklarının hedefi olmuştu.

Dün gece yaşanan “Çay atma” olayının perde arkasındaki gerçeklere ise HABER ALTERNATİF ulaştı.

ORMAN MÜDÜRLÜĞÜ ÇALIŞANLARI ZORLA GETİRİLMİŞ!

HABER ALTERNATİF’in güvenilir kaynaklardan edindiği bilgilere göre Erdoğan’ın Marmaris’e gelmesinden yaklaşık 2 saat önce Marmaris Orman İşletme Müdürlüğü’nün “Yangın nöbetinde” bulunan idari personeline Erdoğan’ı karşılamaya gidileceği tebliğ edildi.

Yangın nöbetinde olan Marmaris Orman İşletme Müdürlüğü idari personeli ise yangınla mücadele için alanda olan Orman Müdürlüğü çalışanlarının koordinasyonu, yiyecek içeceklerinin temini gibi konuların aksayacağı gerekçesi ile Erdoğan’ı karşılamaya götürülmeleri kararına tepki göstererek kabul etmediler.

Ancak daha sonra bu idari personele AKP’ye yakınlığı ile bilinen TOÇ BİR SEN tarafından baskı uygulandı ve bu sendikaya bağlı Marmaris Orman İşletmeleri Müdürlüğü personeline eğer Erdoğan’ı karşılamaya gitmezlerse 60 saatlik “Yangın nöbet paralarının” ödenmeyeceği söylendi ve bu sendikaya bağlı çalışanlar üzeri kapalı şekilde işleri konusunda da “Uyarıldılar”…

Bunun sonucunda Marmaris Orman İşletme Müdürlüğü’nün “Yangın nöbetinde” bulunan ve o esnada orman yangını ile sahada mücadele veren personelin koordinasyonunu ve iaşesini sağlamakla yükümlü olan personeli mecbur bırakılarak Erdoğan’ı karşılamaya götürüldü.

SORUYORUZ… 

Şimdi buradan AKP’li yetkililere ve AKP’ye yakın TOÇ-BİR SEN’e soruyoruz:

1-Dün gece Marmaris Orman İşletmeleri Müdürlüğü personeli açıkça mobbing uygulanarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı karşılamak için görevlerinden alıkonularak karşılamaya götürülmüşler midir?

2-TOÇ-BİR SEN sendikası haklarını savunmakla mükellef olduğu Marmaris Orman İşletmeleri Müdürlüğü’nde kendisine bağlı personeli “Karşılamaya gelmemesi halinde yangın nöbet paralarının ödenmemesi” ile tehdit etmiş midir?

3-Bu personelin Cumhurbaşkanını karşılamaya gitmesi sonrasında sahada alevler ile mücadele eden orman müdürlüğü personelinin koordinasyonu ve yiyecek-içecek ihtiyaçlarında,iaşelerinde her hangi bir aksama yaşanmış mıdır?

4-TOÇ-BİR SEN dışında her hangi başka bir sendikaya bağlı idari personele de bu baskı yapılmış mıdır? Yapıldıysa bu sendikalara bağlı idari personel de Cumhurbaşkanını karşılamaya “Dikte edilerek” götürülmüş müdür?

________________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, hiç bir kurum, kuruluş yahut kişiden “Fonlanmadan”, “tam bağımsız” ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

KRİPTEKS E-DERGİ YILLIK ABONELİK LİNKİ:

https://shopier.com/1354512

HABER ALTERNATİF’İN ANDROİD CİHAZLAR İÇİN ÜCRETSİZ MOBİL UYGULAMASINI İNDİRMEK İÇİN:

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.haberalternatif.dro

 

 

 

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

BİR “ÇÖKÜŞ”ÜN ANATOMİSİ: TÜRK HAVA KURUMU

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

Tüm Türkiye adeta bir yerlerden “Düğmeye basılmışçasına” alev alev yanar ve orman yangını haberleri peşi sıra pek çok ilden birden gelirken Türk Hava Kurumu ise yeniden tartışmaların odağına oturan kurum oldu.

Zira AKP döneminde THK alanında uzmanı olduğu yangın söndürme ihalelerinden ihale şartnamesinde yapılan bir değişiklik ile saf dışı edilmişti. Yeni ihale şartnamesine göre yangın söndürme uçakları için 5 bin litre su taşıma özelliği şart koşulurken THK’nın elinde olan yangın söndürme uçakları 4 bin 900 litre kapasiteli olduğu için ihalelere katılamaz hale gelmişti.

THK’na atana  kayyum heyeti ise adeta bu sürecin üzerine “Tüy dikerek” kurumun tüm pilot ve teknisyenlerini işten çıkartarak uçakları hangarda çürümeye terk etmişti.

İşte bugün gelinen noktada THK ve THK’nin başında bulunup memleket cayır cayır yanarken “Düğüne gittiğini” açıklayan THK Kayyum Heyeti Başkanı tartışmaların odak noktasına otururken gözden kaçırılan bir nokta var.

Gözlerden kaçan bu nokta ise Türk Hava Kurumu’nun bugün geldiği durumun AKP iktidarı ile birlikte kurumun adının yolsuzluk,zimmet,rüşvet gibi pek çok olaylar ile birlikte anılıp adeta “Sistematik olarak” içinin boşaltıldığı bir sürecin “Sonucu” olması.

Yani THK konusunda bugün kamuoyunun gündemine gelen tartışmalar bir “Sonuç”

Aşağıda okuyacaklarınız ise bir kurumun nasıl olup da içinin boşaltıldığını,hangi ilişkiler ile adeta tarumar edildiğini içiniz burkularak okuyacağınız bir “Trajedi hikayesi”…

Evet “Bu kadar peşrev yeter” diyoruz ve yazımıza geçiyoruz…

***

Tarih yaprakları 18 Ekim 2009’u gösterdiğinde THK 40. Genel Kurulu’nu gerçekleştirmektedir.

Genel Kurul’da THK Isparta Şube Başkanı  Zafer Çağlar ile emekli Hava Pilot Tümgeneral Osman Yıldırım’ın aday olduğu seçimlerde Yıldırım, 441 geçerli oyun 308’ini alarak THK Genel Başkanlığına seçiliyordu…

THK’da yapılan bu Genel Kurul Sonrasında neler yaşanacağından ise Osman Yıldırım’ın başkanlığı için oy kullanan hiçbir delegenin haberi yoktu…

Osman Yıldırım THK Başkanlığı seçilmesinin ardından kısa bir süre geçtikten sonra Türk Hava Kurumu Vakfı’nı kurdurdu.  Zira “Vakıf” demek “Ticari iştirak” demekti.

Osman Yıldırım “Ticareti” sevmişti… Peş peşe şirketler kurmaya başladı. Ancak kurduğu şirketler oğlu Emre Yıldırım başta olmak üzere, eşi ve kantincisi üzerineydi.

Kurulan şirketlere THK’nın en önemli ticari iştiraki olan GÖKÇEN HAVACILIK üzerinden milyonlarca dolar aktarıldı.

Yetmedi Osman Yıldırım oğlu Emre Yıldırım’in 107 bin TL tutarındaki düğün masraflarını da THK bütçesinden karşıladı. Bu para THK’dan Osman Yıldırım’ın oğlu Emre Yıldırım adına kurulmuş olan ASAY SAVUNMA ŞİRKETİ’ne aktarılmış ve düğün harcamaları bu para ile yapılmıştı.

Tüm bunlar devletin resmi MASAK raporlarına giriyordu ve en sonunda THY Denetim Kurulu ve MASAK incelemeleri sonucunda Osman Yıldırım ile oğlu Emre Yıldırım 2 Kasım 2015 tarihinde tutuklanarak hapse konuluyordu.

Bu arada hakkında hazırlanan iddianamede rüşvet ve yolsuzlukla yargılanan Osman Yıldırım’ın 2014 yılında HSYK üyeliğine aday olan Ankara Batı Adliyesi eski Başsavcısı Murat Gökçe’nin ağabeyi Mustafa Gökçe’yi işe alarak THK’da Teftiş Kurulu Başkanı yaptığı ortaya çıktı.

Murat Gökçe, 15 Temmuz’daki darbe girişiminin ardından HSYK tarafından açığa alınırken ağabeyi Mustafa Gökçe ise yeni THK Başkanı Kürşat Atılgan tarafından önce Gökçen Havacılık’a gönderildi.

Kaynak:Bağımsız Havacılar internet sitesi-FETÖ’CÜLER TÜRK HAVA KURUMU’NDA CİRİT ATMIŞ başlıklı haber-27 Temmuz 2016

Ancak Osman Yıldırım hapisteyken de THK’ya “Atamalar” yapmayı sürdürüyordu!

Osman Yıldırım kurduğu THK VAKFI’nda 2020 yılına kadar devem eden Mütevelli Heyeti Başkanlığı yetkisini kendi eline almıştı. Buradaki yetkisi ise gerek THK Üniversitesi gerekse THK’ya atama yapmasına olanak veriyordu.

İşte hapse girmesine rağmen bu görevinden istifa etmeyen ve yetkileri elinde tutmaya devam eden Osman Yıldırım hapishaneden verdiği talimatlar ile kardeşi İbrahim Yıldırım’ın “Ballı maaş” ile THK Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başdanışmanı, eşinin estetik doktoru olan Tacettin Güçer’i ise THK Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı olarak atıyordu! Tacettin Güçer ise FETÖ’nün en önemli yüksek öğretim kurumu olan ve 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında kapatılan TURGUT ÖZAL ÜNİVERSİTESİ’nde Anabilim Dalı Başkanı’ydı!

Bu arada kuruluşundan itibaren THK Üniversitesinde ve tabii ki Osman Yıldırım döneminde Rektör olan isim Prof. Dr. Ünsal Ban’dı.

THK vakıf üniversitelerinde maksimum Rektör o dönem için 25 bin TL alırken Prof.Dr. Ünsal Ban’a “Ek dersler ile birlikte” tamı tamına 110 bin TL aylık maaş ödüyordu.

2015 yılında Prof.Dr. Ünsal Ban AKP’den milletvekili adayı olmak için görevinden istifa etti ama listeye alınmadı. Ancak AKP’de 2015 yılında Erzurum’dan Milletvekili adayı olan bir başka isim daha vardı: Zehra Taşkesenlioğlu…

Zehra Taşkesenlioğlu 2015 seçimlerinden başlayarak AKP’nin Erzurum Milletvekili seçildi,parti içerisinde giderek yükseldi,etkinliği arttı ve en sonunda AKP MKYK üyesi seçildi.

Zehra Taşkesenlioğlu 29 Nisan 2019 tarihinde görkemli bir düğünle evlenirken nikah şahitleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Aile Ve Sosyal Politikalar Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk,  Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Eski TBMM Başkanları Binali Yıldırım, İsmail Kahraman, Sağlık eski Bakanı Recep Akdağ, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz, eski Kalkınma Bakanı Lütfü Elvan, eski Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli ve Fatma Betül Sayan Kaya oluyordu.

Şimdi “Arkadaş sen bize THK’yı anlatıyordun bize ne Zehra Hanım’ın düğününden,Allah mutlu mesut etsin” diyorsunuz büyük ihtimalle ama kazın ayağı öyle değil…

Zira Zehra Taşkesenlioğlu o gece THK Üniversitesinin “110 Bin TL” maaş alan rektörü Prof.Dr. Ünsal Ban ile evleniyordu!

Bu arada Zehra Taşkesenlioğlu’nun ağabeyi, Ünsal Ban’ın kayınbiraderi olan Ali Fuat Başkesenlioğlu’nun ise eski HALK BANK Genel Müdürü, yeni Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı olduğunu hatırlatalım…

Ayrıca CEO’luğunu ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski başdanışmanlarından Ömer Özbay’ın yaptığı VERUSA HOLDİNG’in ise başta Tokat olmak üzere Türkiye’de pek çok altın madeni iletmesinin sahibi olduğunu ve Prof.Ünsal Ban’ın bir dönem VERUSA HOLDİNG’in Yönetim Kurulu üyesi olduğu da dip not olarak buraya bırakalım.

Peki bu hakkında tonla “Şaibe” iddiası olan ve bu iddialar belgeler ile devletin raporlarına yansıyan THK Başkanı Osman Yıldırım’a ne oldu dersiniz?

Yaklaşık 1 sene tutuklu kaldıktan sonra birden bire serbest bırakıldı. Ama hakkındaki davalardan aklanmadı, hakkında kamu davası açıldı.Yargılanma süreci devam etti.

Hakkındaki tüm bu iddialar ve devletin resmi belgelerine yansıyan yolsuzluk ve usulsüzlüklere rağmen kendisi 2018 yılında, hakkındaki hukuki süreç devam ederken THK’ya yeniden Genel Başkan adayı oldu!

Şaka gibiydi ama bu memlekette bu yaşandı..

THK açıkça “Soyuluyordu”…

***

2015 yılı THK için önemli bir yıldı zira THK yeni Genel Başkanını belirleyecekti…

Osman Yıldırım’ın kuruma verdiği büyük zararın yeni yönetim tarafından düzeltileceğine olan büyük bir inanç vardı.

Ve 11 Ekim 2015 tarihinde yapılan Genel Kurul’da geçerli oyların 324’ünü alan Kürşat Atılgan THK’nın yeni Genel Başkanı olarak seçiliyordu.

THK Kurumuna Genel Başkan olan Kürşat Atılgan TSK’dan Hava Tümgeneral olarak emekli olduktan sonra MHP Milletvekilliği yapan bir isimdi.

Kürşat Atılgan göreve gelir gelmez THK’daki tüm yetkileri kendisinde topladı.

Kürşat Atılgan döneminde THK’da “Enteresan” şeyler de olmaya başladı.

THK Üniversitesi Mütevelli Heyeti’ne SBK Holding’in sahibi Sezgin Baran Korkmaz dahil edildi. Kürşat Atılgan’ın oğlu Buğrahan Korkmaz ise Sezgin Baran Korkmaz’a ait BORAJET’te çalışıyordu!

Kürşat Atılgan THK Üniversitesi için ilginç bir isim önerdi: Eski MHP Milletvekili Prof.Dr. Alim Işık.

Alim Işık ismi neden enteresan diyecek olursanız bu “Enteresanlığı” Işık’ın özellikle vekilliği döneminde FETÖ’ye karşı yaklaşımında ve açıklamalarında bulmak mümkün.

Prof.Dr.Alim Işık MHP Milletvekiliyken 12.12.2014 tarihinde Meclis Başkanlığına verdiği soru önergesinde Fettullah Gülen cemaati bir sivil toplum kuruluşudur ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bu cemaat için usulsüz, hukuk dışı ve haksız suçlamalar yapıp suç üretmektedir.’ Bu cemaatin mensupları için ise; “suçlu gösterilerek cezalandırılması amacıyla Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından sahte delil ve belgelerle hizmet hareketine kumpas kurulmaktadır. Cemaatler ve tarikatlar üzerinde operasyon yapmak isteyen zavallı anlayışı anlamakta güçlük çekiyorum.” ifadelerini kullanıyordu…

Prof.Dr. Alim Işık’ın “FETÖ’cü” olduğuna dair iddialar yüksek sesle dile getirilmeye başlanınca YÖK 14 Aralık 2016 tarihinde “Görülen lüzum üzerine” görevden alındığını açıkladı.

Peki Prof.Dr. Alim Işık’a ne mi oldu?

Kendisi 2019 yerel seçimlerinde MHP’nin Kütahya Belediye Başkan adayı oldu ve seçimleri kazanarak Kütahya Belediye Başkanlığı koltuğuna oturdu…

Prof.Dr.Alim Işık THK Üniversitesi’ne rektör olmuş, FETÖ’nün parasını Türkiye’de aklayan Sezgin Baran Korkmaz THK Üniversitesi’ne “MÜTEVELLİ HEYETİ BAŞKANI” olarak atanmıştı. Kürşat Atılgan’ın oğlu da SBK’nın şirketi BORAJET’te üst düzey görevdeydi…

İşte bu Sezgin Baran Korkmaz’ın işe dahlinin sırrını çözemeyen okurlarımız için THK gayrimenkullerine bakmalarını öneriyoruz. Zira o dönemde Kürşat Atılgan döneminde SBK üzerinden 65 gayrimenkulün usulsüz şekilde satıldığı iddiaları arş-ı alaya çıktı.

Ama Kürşat Atılgan dönemindeki “Enteresanlıklar” bununla da sona ermedi.

Atılgan tek elde topladığı yetkiler sonrasında kimseye danışmadan ODEA BANK ile çeşitli kredi anlaşmaları imzaladı.

Anlaşma imzalandı paralar alındı alınmasına ama ödeme zamanı geldiğinde THK paraları ödemedi. ODEA BANK ise buna karşılık THK’nın paha biçilemeyen gayrimenkullerine icra işlemi başlattı zira kredi bu gayrimenkullerin ipotek gösterilmesi ile alınmıştı.

Ancak ODEA BANK’ın başlattığı icra işlemlerinde de bir tuhaflık vardı. Şöyle ki; ODEA BANK THK2ya verdiği ve ödenmeyen 11 farklı kredi için TL olarak verilen krediler için ana para yanında %42.02, Dolar bazlı alınan krediler için ise %28 temerrüt faizi istiyordu.

Ancak bankanın bu istediği yasal olarak mümkün değildi zira 2018 itibariyle Dolar bazlı kredilere yasal olarak en fazla %2,65, TL bazlı kredilere ise en fazla %9 temerrüt faizi talep edilebiliyordu.

KAYNAK: ALİ AVCU-04.08.2019-THK,ODEABANK MESELESİ.İŞTE YALANLAR VE GERÇEKLER başlıklı makale-toplumsal.com.tr

Tabii siz şimdi “Olur mu canım öyle şey. O kadar da değil Kürşat Atılgan ve yönetimi hemen duruma itiraz etmişler ve bu haksız paranın THK’dan tahsilini engellemiştir” diyorsunuz eminim…

Ama öyle olmadı… Kürşat Yıldırım bırakın bunu engellemeyi, THK’nın hukuk müşavirlerini harekete geçirmek için tek bir girişimde dahi bulunmadı…

04.01.2017 tarihinde ise Kürşat Yılıdırım hakkında Ankara Sulh Ceza Hakimliği”Üzerine atılı suçlar gerekçesi” ile yurtdışına çıkış yasağı koydu.

THK’nın içi boşaltılmaya devam ediyordu…

***

13 Ekim 2018 tarihinde ise THK’nın yeni genel başkanı olarak Emekli Hava Pilot Tümgeneral Betan Nogaylıoğlu seçildi.

Nogaylıoğlu Balyoz kumpası mağduru bir paşa olarak biliniyordu….

Nogaylıoğlu Paşa göreve gelir gelmez 73 FETÖ iltisaklı personel ile THK’nın yollarını ayırdı,borçları yapılandırdı, ODEA BANK kredisi konusunda itirazlarda bulundu…

Ama Nogaylıoğlu da özellikle THK Üniversitesi konusunda AKP ile adeta kol kola girmişti.

Nogaylıoğlu döneminde THK Genel Sekreterliği görevine getirilen Refet Yavuz tüm yetkileri eline aldı ve THK Üniversitesi’ni adeta “Dizayn” etti.

Rafet Yavuz’un THK Genel Başkanı Bertan Nogaylıoğlu tarafından göreve getirilmesinin ardından kendisine devredilen yetkiler sonrasında eline aldığı büyük kuvvetle birlikte ilk icraat olarak Türk Hava Kurumu’nun Üniversitesi olan Türk Hava Kurumu Üniversitesi’ne “El atmak” oldu…

Yapılan bu hamle sonrasında ise Türk Hava Kurumu Üniversitesi Mütevelli Heyeti “Bambaşka bir kimliğe” büründü.

ÜNİVERSİTE DEĞİL,AKP’NİN ARKA BAHÇESİ!

Rafet Yavuz’un talimatları ve THK Bakanı Bertan Nogaylıoğlu’nun onayları ile yendien dizayn edilen Türk Hava Kurumu Üniversitesi Mütevelli Heyeti adeta AKP’nin “Arka Bahçesine” dönüştürüldü…

Mütevelli Heyeti Başkanlığı’nı doğal olarak THK Genel Başkanı Bertan Nogaylıoğlu yaparken üniversitenin asıl “Dizaynını yapan” Rafet Yavuz başta kendisini Mütevelli Heyeti içerisine soktu.

Sonrasında ise AKP “referanslı” isimler Türk Hava Kurumu Üniversitesi Mütevelli Heyeti’ne seçildi…

THK Üniversitesi’nin nasıl AKP’nin “Arka Bahçesi” haline getirildiğini daha da net anlamak için mütevelli heyetindeki isimlere yakından bakmak gerekmekte.

 İşte o isimler:

İhsan ŞENER: 24. ve 25. dönem AKP Ordu Milletvekili. 2016  yılı Ocak ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanlığına getirildi.

Mehmet Veysel Yayan: Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Müsteşarı

Ömer Bülent Arslan: AKP döneminde Atatürk Orman Çiftliği Genel Müdürü ve 2014 yerel seçimlerinde Muğla AKP Büyükşehir Belediye Başkanı Aday Adayı

 Şinasi Kazancıoğlu: AKP’nin Cumhur İttifakı’ndaki ortağı MHP’nin 2015 7 Haziran ve 1 Kasım Milletvekili seçimlerindeki Malatya milletvekili adayı

 Sadık Karayel: 31 Mart 2019 Yerel seçimlerinde AKP Ankara Altındağ Belediye Meclis Üyesi aday adayı

Ancak THK’de AKP’ye verilen tavizler de kurumun “Uçuruma yuvarlanmasını” engelleyemedi.,

Bir süre sonra önce Yönetim Kurulu üyelerin neredeyse tamamı istifa etti…

Bu esnada THK her sene ihalesini aldığı yangın söndürme ihalesi işinden yapılan ve yazının başında belirttiğimiz ihale şartnamesi oyunu ile diskalifye edilmiş,en önemli gelir kalemini kaybetmiş, yolsuzluk ve usulsüzlükler nedeni ile gırtlağa kadar borca batmıştı.

Ama her nedense AKP bu olan biteni görmezden geliyor, kurumun bu gidişatına hiç müdahale etmiyordu.

Ve en sonunda 16 Ekim 2019 tarihinde AKP iktidarı THK’ya kayyum atadı.

Kayyumlar ise Ahmet Davutoğlu’nun seçim hükümetinde Gümrük ve Ticaret Bakanı olan Cenap Aşçı, AKP döneminde yüzlerce dek delinen KAMU İHALE KANUNU’nun uygulayıcısı olan Kamu İhale Kurumu’nun tam da AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılındaki Başkan Vekili olan Adnan Zengin ve Milli Emlak eski Genel Müdürü Abdullah Kaya olarak atandı.

Abdullah Kaya ise Milli Emlak Kurumu Genel Müdürlüğü döneminde AKP’nin gözbebeği, Bilal Erdoğan’ın Mütevelli Heyeti’nde olduğu TÜRGEV’e Bursa Nilüfer’de “Hazineden” arazi tahsisi yapan isimdi…

THK ÜNİVERSİTESİ MÜTEVELLİ HEYETİ DE YANDAŞLAR GEÇİDİ…

Tabii THK Üniversitesi’nin Mütevelli Heyeti de adeta bir yandaşlar geçidi.

Mütevelli Heyetindeki Dr. Veysel Yayan AKP’nin 2017’de Bilim,Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Müsteşarı olarak atadığı bir isim.

Bir diğer Mütevelli Heyeti Üyesi ise AKP’nin Devlet Hava Meydanları İşletmesi’ne KURUMSAL İLETİŞİM DAİRE BAŞKANI olarak atadığı Veysel Nafiz Aksu…

Bir başka Mütevelli Heyeti Üyesi TCDD eski Genel Müdür Yardımcısı ve MHP’nin Malatya Milletvekili Adayı ve Malatya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olan Doç.Dr. Fikret Şinasi Kazancıoğlu…

Mütevelli Heyeti içerisindeki bir başka tanıdık isim ise en son Paramounth Otel’de kalması ile gündeme gelen Sivil Savunma Sanayii Müsteşarı İsmail Demir. Demir AKP’nin en “Kilit” bürokratlarından birisi olarak gösterilmekte.

Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’nın pil ve batarya üretimi yapan iştiraki ASPİLSAN A.Ş Genel Müdürü olan İsmail Hakkı Doğankaya da Mütevelli Heyeti’ndeki bir başka isim. Türk Silahlarını Güçlendirme Vakfı ise TSK ile organik bağı olan ve Mütevelli Heyeti Başkanlığını Cumhurbaşkanı olarak bizzat Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı ve Kara Kuvvetleri Komutanı Ümit Dündar ve Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın da yönetiminde olduğu bir vakıf.

VE THK FELÇ EDİLDİ…

Bu kayyum heyeti ile THK adeta felç edilirken, THK’ya ait yangın söndürme uçakları hangarlarda çürümeye terk edildi,pilotları işten çıkartıldı, kayyumunun başı ülke alev alev yanarken düğüne gitti…

Peki neden yapılıyor tüm bunlar THK’ya diyecek olursanız yine dönün ve Türkiye’nin belki de gayrimenkul konusunda en zengin kurumlarından birisi olan THK’nın elindeki son derece değerli gayrimenkullere bakın deriz…

Daha geçtiğimiz günlerde onlarcası satışa çıkartılan bu gayrimenkuller size bir fikir verebilir…

Ne dersiniz, “Niye yapılıyor tüm bunlar THK’ya?”

________________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, hiç bir kurum, kuruluş yahut kişiden “Fonlanmadan”, “tam bağımsız” ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

KRİPTEKS E-DERGİ YILLIK ABONELİK LİNKİ:

https://shopier.com/1354512

HABER ALTERNATİF’İN ANDROİD CİHAZLAR İÇİN ÜCRETSİZ MOBİL UYGULAMASINI İNDİRMEK İÇİN:

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.haberalternatif.dro

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

TUNUS’U OKUMAK:”ARAP BAHARI PROJESİ VE İHVAN’IN SONU”

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

Tüm dünya son 24 saat içerisinde gözlerini Tunus’a çevirmiş ve Tunus’ta yaşanan gelişmeleri izlemekte. Zira Tunus’ta Cumhurbaşkanı Kays Said parlamentonun yetkilerini tamamen dondurdu, dokunulmazlıkları askıya aldı, başsavcılık görevini de üzerine alıp ordudan da destek alarak ülke yönetimine “El koydu”.

Tabii durumun bir “Milli irade” bölümü var ki Tunus’ta gerçekleşen bu “Sivil darbe” bu bağlamda hiçbir şekilde kabul edilebilir değil.

Ancak Tunus’ta yaşanan gelişmeler sadece küçük bir Afrika ülkesinde yaşanan ülke içi siyasal kaotik gelişmeler olmanın çok ötesinde anlamlar içermekte.

O nedenle “Tunus’u okumak” çok önemli ve Tunus’ta yaşanan gelişmelerin küresel planlardaki hangi konumlanmaların değiştiğinin tescili olduğunu görmek açısından bu “Okuma” son derece gerekli.

O zaman “Bu kadar peşrev yeter” diyelim yazımıza geçelim…

***

Tarih yaprakları 17 Aralık 2010’u gösterdiğinde Tunus’ta bir simit satıcısının ülkede son dönemde giderek dayanılmaz boyutlara ulaşan ekonomik kriz sonrasında kendisini yakması ile birlikte başlayan sokak olayları büyüyecek, çıkan olaylar daha sonra “Arap Baharı” ismi verilecek bir küresel emperyalist projeyi başlatırken kendisini yakan Muhammed Buazizi “Arap Baharının” sembolü olacak, Tunus Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali ülkeyi terk etmek zorunda kalacaktı…

Tunus’ta halk “Özgürlüğünü” kendisi aldığını zannederken, emperyal güçler planının çoktan uygulamaya koymuştu.

Tunus’ta seçimler yapılırken ilk seçimde iktidara İHVAN ya da kamuoyunda bilinen ismi ile MÜSLÜMAN KARDEŞLER’in siyasi Tunus’taki siyasi kanadı EL NAHDA partisi gelecekti…

“Küresel planlamanın” ilk adımı başarı ile tamamlanmıştı…

***

Tunus’ta başlayan/”Başlatılan” “Arap Baharı” kısa süre içerisinde Ortadoğu’da Mısır’ı etkisi altına alacaktı…

25 Ocak 2011’de Tahrir Meydanı’nda yaşanan büyük isyan Mısır’ı karıştırırken, karışan sokaklar, giderek büyüyen protestolar sonunda Mısır’da Mübarek yönetimi devrilecekti…

Mısırlılar da çok seviniyorlardı, öyle ya “Özgür olmuşlardı” artık…

Kısa süre içerisinde Mısır’da demokratik seçimler gerçekleşti ve iktidara Mursi geldi…

Mursi kimdi peki? Bingo! İHVAN yani MÜSLÜMAN KARDEŞLER’in adayıydı…

Küresel planlama tıkır tıkır işlemekteydi…

***

Arap Baharı’nın sıradaki hedefi Libya olacaktı…

Yıllardır iktidardaki Muammer Kaddafi dövülerek öldürülürken Libya’da bugüne kadar sona ermeyen iç savaş da başlamış oldu…

Ülke fiilen 3’e bölündü…

Bu arada ülkede güç mücadelesi de başladı…

Bu güç mücadelesinde 2 isim öne çıktı: General Hafter ve Ziya Sarraç

Sarraç İHVAN’ın temsilcisiydi… Libya’da yapılan seçimlerdeki sonuçları “Katılım az,seçimin meşruiyeti yok” diye tanımayan Sarrac, Milli Mutabakat Hükümeti’ni kurdu.

Ve İHVAN’cı Sarraç ile General Safter arasında büyük bir güç mücadelesi başladı…

Bu güç mücadelesinde Sarrac da Hafter de çeşitli uluslararası destekler alarak belirli nüfuz alanları kazandılar…

***

Arap baharı bitmemiş alevlenerek devam ediyordu ve ateş bu kez de Suriye’ye sıçramıştı…

İHVAN, 1982 itibariyle Suriye’den tamamen silinmişti ancak Arap Baharı ile birlikte Esad muhalifi hemen tüm gruplar içinde İHVAN yeniden son derece etkin bir duruma geldi… Suriye’deki muhalif güçler üzerinde Alparslan Türkeş’in “Kendim hapisteyim,fikirlerim ise iktidarda” sözünün bir benzeri güç alanı yaratmıştı İHVAN.

İşin açıkçası ABD Esad’ı devirmek için çok da sempatik bakıyordu bu İHVAN’cı düşünceye sahip muhaliflere…

Ama ilk kez işler “Tıkırında” gitmiyor,Rusya ve İran sahaya iniyor ve kendi güvenlik hatlarını Şam’da konumlandırarak ABD’nin istediğini Suriye’de almasını engelliyorlardı…

***

Bu yazdıklarımız emperyal-küresel proje “Arap Baharı”nın başlangıç kısmıydı…

Peki bugün gelinen noktada ne oldu?

“Arap Baharı” projesinin başlatıldığı Tunus’ta iktidara gelen İHVAN’ın Tunus’taki siyasi kolu olan AL NAHDA iktidarı tasfiye oldu… Tunus’ta İHVAN tasfiye edildi…

Mısır’da İHVAN’ın temsilcisi olarak iktidara gelen MURSİ, ABD destekli SİSİ tarafından tasfiye edildi ve öldü… Mısır’da İHVAN tasfiye edildi…

Libya’da Halife Haftar ile güç mücadelesine giren İHVAN’ın temsilcisi Sarraç istifa etti ve güç mücadelesini kaybetti… Libya’da İHVAN tasfiye edildi…

Suriye’de ayaklanmaların ilk döneminde ülkenin neredeyse yarısından fazlasını ele geçiren İHVAN’cı örgütler Esad-Rusya-İran üçlüsünün karşısında ezildiler… Suriye’de başarısız oldular ve Suriye’de İHVAN tasfiye oldu…

Aslında olan şuydu:

Emperyalist güç odakları Büyük Ortadoğu Projesi olarak başlayıp daha sonra işin içerisine Afrika’yı da kattıkları ve adına “Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesini” ellerinin altında olan ve yıllardır kendi sistemlerini de kurdukları için bu değişime direnecek Mübarek,Kaddafi,Esad gibi isimler ile yapamayacaklarından “Arap Baharı” ile önce bu aktörleri tasfiye etmeye karar verdiler.

Bu liderlerin ülkelerindeki baskıcı uygulamalarını “Zayıf nokta” ve “Kitle manipülasyonu” için giriş noktası olarak seçen emperyalist güçler,yolsuzluklardan duyulan rahatsızlıkları da buna ekleyerek  “Yeni projelerine uygun aktör değişimi” yapmak için ise yıllardır Ortadoğu’da “İktidara aç” olan İHVAN’a “Havuç” uzatarak iktidar ve güç vaad ettiler.

İHVAN yani Müslüman Kardeşler bu ülkelerde zaten güçlü bir altyapısı olan ve işbaşındaki rejimlere karşı yıllardır verdiği mücadele nedeni ile bu değişim için halktan en rahat destek alacak siyasal yapı konumundaydı.

Zaten doğası gereği “İktidar uğruna” her türlü şekle girebilecek siyasal “Aparat” olan Siyasal İslam bu projeye adeta “Balıklama atladı”

Ama “Dizayn edici” güçler için İHVAN ve totalde 1990’ların başından itibaren kullandıkları Siyasal İslam artık “Kullanım süresi dolmuş” bir örgüt ve projeydi.

Bu nedenle “Arap Baharı” projesinin ikinci aşamasında İHVAN “KAZANDIĞINI ZANNETTİĞİ” tüm ülkelerde kısa süre içerisinde tamamen tasfiye edildi…

Mısır’da Sisi ABD güdümüne girdi…

Klasik İngiltere nüfuz alanı olan Suudi Arabistan’da Trump döneminde ABD yanlısı Salman’a yaptırılan saray darbesi ile Suudi Arabistan ABD kontrolüne alındı.

Birleşik Arap Emirlikleri ise Körfez ülkeleri arasında İngiltere nüfuzu dışında kalıp ABD kontrolündeki belki de tek ülkeydi zaten…

Böylece ortaya MISIR-BAE-SUUDİ ARABİSTAN üçlüsü çıktı…

Başta Libya’da Sarrac’ın tasfiyesi olmak üzere bölgede “KAZANDIĞINI ZANNEDEN” İHVAN’ın tasfiyesi işinin taşeronluğunu ise ABD emperyalizmi ve ABD’nin “Stratejik ortakları” adına işte bu 3 ülke üstlendi.

Ve en sonunda “Arap Baharı Operasyonu” başladığı yerde bitirildi ve bölgede değişim tamamlandı,İHVAN tasfiye edildi, “Siyasal İslam Projesinin” kullanım ömrünün dolduğu da Tunus’taki son olaylar ile birlikte tescillendi.

***

Tüm bunlar yaşanırken “Arap Baharı”nın başladığı 2010 tarihi ile Türkiye ne yaptı peki?

Mısır’da Mursi’yi destekledi…Kaybetti…

Libya’da Sarrac’ı destekledi… Kaybetti…

Tunus’da Al Nahda’yı destekledi… Kaybetti…

Suriye’de İHVAN düşüncesinin hakim olduğu muhalif grupları destekledi… Suriye’de İHVAN’cı bir iktidarın kurulması için çaba harcadı. Kaybetti…

Yani AKP “Siyasal fikri ikliminin” ana kodu olan “İHVAN SEVDASININ”,tüm Ortadoğu ve kısmen Afrika’yı kapsayan bir büyük “İHVAN KARDEŞLİĞİ İKTİDARI” haylinin peşinden gitti…

Ve dış politikada, küresel satranç tahtasında kaybeden AKP ile birlikte Türkiye oldu.

Bugün gelinen noktada durum açıktır ve sanırız artık AKP için de Türkiye için de “Rüyadan uyanma vakti” çoktan gelmiştir.

AKP iktidarı dış politikayı Ahmet Davutoğlu döneminden bu yana tamamen kendi “ideolojik fikriyat ikliminin” kodlarına göre şekillendirdiği İHVAN SEVDASI’nı bırakmaz ve bu “Yalancı rüyadan” uyanmazsa korkarız ki Türkiye dış politikada izole edilerek bir “Kabusa” doğru yaklaşabilir…

________________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, hiç bir kurum, kuruluş yahut kişiden “Fonlanmadan”, “tam bağımsız” ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

KRİPTEKS E-DERGİ YILLIK ABONELİK LİNKİ:

https://shopier.com/1354512

HABER ALTERNATİF’İN ANDROİD CİHAZLAR İÇİN ÜCRETSİZ MOBİL UYGULAMASINI İNDİRMEK İÇİN:

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.haberalternatif.dro

Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: