Sosyal Medya Hesaplarımız

ÖZEL HABER

SİYASETİN “RÜZGAR GÜLÜ”:”PERİNÇEK VE AYDINLIK HAREKETİ”

Yayınlanma Tarihi:

on

 

Celal Eren ÇELİK

Ünlü Youtube kanalı 140 Journos’ta yayınlanan belgeselinde mangalda kül bırakmayan,desteksizce işkembe-i kübradan “Salladığı” ifadeler ile “Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan’ın kulağını çektiğini” iddia eden, Türkiye İşçi Partisi 1961 seçimlerine katılmamışken ilk oyunu 1961 seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi’ne verdiğini söyleyen Doğu Perinçek öyle bir konuşmuş ki zannedersiniz Türk solunun “Efsanevi önderi”…

Şimdi bu gece Türk basınında bu güne yazılmış en detaylı Perinçek ve Aydınlık hareketi yazısı ile pek çoğu bizatihi kendi ağzından olmak üzere pek çok farklı Perinçek’i yakından tanımış ve günümüzün “ulusalcısı” Perinçek’in bir o yana bir bu yana savrulan siyasal hayatını hayretler içerisinde okuyacaksınız…

Öyle PR amaçlı “Belgesel” çekmekle olmuyor o işler,buyurun bakalım Perinçek’i bir de bizden dinleyin…

İşte başlıyoruz anlatmaya…

***

Şimdi aslında size desek ki “Perinçek aslında siyasal hayatına solda başlamadı kendisi siyasete ilk adımını sağcı derneklerde attı” yok canım demeyin zira bunu biz değil Doğu Perinçek’i en iyi tanıyan isimlerden bir tanesi olan Yalçın Küçük söylüyor…

Bakın Yalçın Küçük neler demiş,YARI GİZLİ bir sol aydınlar toplantısına çat kapı “davetsiz misafir” olarak gelen Doğu Perinçek için:“…Alt katta, küçük bir asistan evidir, tekrarlıyorum, kapı çalındı, davetsiz, çağrılmamış birisi geldi, Doğu Perinçek ile işte böyle tanıştık. O sıralarda Süleyman Demirel’e yakın bir dernek üyesidir. Belleğim beni yanıltmıyorsa, Deniz Baykal’ın gönderdiğini ya da Korkut Boratav’ın çağırdığını sanıyorum. Güzel, gelmesine şaşırmıştık; parti toplantısı değildi ama disiplinliydik, sanki yarı-gizliydik, geldiler ve şüpheyle buyur ettik.”(KAYNAK:ODA TV-24.10.2017- Yalçın Küçük: Doğu Perinçek bir münafıktır başlıklı yazı…)

Neymiş efendim? Doğu Perinçek öyle sol hareketlerde falan değil,Nurcu Demirel’in sağcı derneğinde başlamış siyaset yapmaya… Biz demiyoruz Doğu Perinçek’i en yakından tanıyan isimlerden Yalçın Küçük diyor…Bu arada Perinçek’in bu Demirel “sevgisini” not edin, bakın ilerleyen satırlarda neler çıkacak karşımıza…1

140 Journos Youtube kanalına çektirdiği PR belgeselinde “Deniz ile Mahir’in kulağını çektim” diye desteksiz biçimde sallayan Doğu Perinçek değil onların kulaklarını çekmek,68 kuşağının devrimci gençlik öncülerinin ciddiye dahi almadığı bir isimdir…

68 kuşağının sol için sembol olmuş isimleri Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya ile “liderlik” mücadelesine girişen Perinçek “pasifist” bir tutum takınmış ve kendisinin ilk “dıştalanması”, devrimci sol içerisinde kendisinin ilk “bir kenara itilmesi” Çayan ve Kaypakkaya’nın kendisi ile yollarını ayırması ile olmuştur.Daha sonra bu tutumlarını “Şiddete karşı olmak” şeklinde özetleyen Perinçek ve AYDINLIK ekibi 12 Mart döneminde verdikleri TİİKP savunmasında ise “silahlı mücadelenin meşruluğunu” savunarak nasıl bir “şiddet karşıtlığı” modeli geliştirdikleri (!) konusunda herkesi derin düşüncelere gark etmişlerdir.

Peki Perinçek’in siyaset sahnesinde kendisini ilk kez güçlü biçimde gösterişi ne zamandır? Fikir Kulüpleri Federasyonu Başkanı seçilmesi ile…Peki ilk icraat ne yapmıştır Perinçek? FKF’nin adını DEV-GENÇ olarak değiştirmiştir. “DEV-GENÇ” ‘in isim babası ise ilginç bir kişiliktir: Albay Kadri Kaplan…

Kaplan’ın istihbarat bağlantıları bilinmekteydi…

Bu arada günümüzün demokrasi havarisidir değil mi Perinçek? İşte o Perinçek geçmişte ordu içerisinde bir cuntanın ve bu cuntaya gençliğin vereceği destek ile yapılacak bir darbe ile iktidarı ele geçirmeyi hedefleyen MDD görüşünü savunmaktadır!

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu eski mensuplarından Uğur Cankoçak, 13 Mart 1996 tarihli Cumhuriyet gazetesinde, Kaplan‘ın istihbarat bağlantılarına sahip bir kişi olduğunu belirterek,“Albay Kadri Kaplan‘ın başkanı olduğu 27 Mayıs Milli Devrim Derneği kanalıyla Fikir Kulüpleri Federasyonu‘na kanca atılmış ve Ankara‘da Dev-Güç (Devrimci Güç Birliği) diye bir hareket başlatılmıştır. İşte bu hareket içerisinde Kadri Kaplan bir konuşmasında FKF‘lilere, ‘Dev genç, dev gibi genç‘ diyerek Dev-Genç‘in adını koymuştur.” diyordu…

Bir de 12 Mart’a giden süreçte kritik rol oynayacak bir isim Albay Mucip Ataklı ile de Perinçek ilişkilerini “sıklaştırıyordu”… Tabii bu 2 isim “kara kaşı kara gözü” için gençlik örgütleri ile ilgilenmiyor bu ilişkileri gerçekleştirmiyordu…

Bakın FKF eski Genel Başkanlarından Hüseyin Ergün, bu süreçte gençliğin nasıl manipüle edildiğini şöyle anlatıyor: “FKF‘yi tam olarak ele geçirip adını Dev-Genç olarak değiştirdiler. Bu süreçte görünmez bir el, gençleri her gün biraz daha şiddete yöneltti.”

Ve Perinçek kısa sürede devrimci gençlik örgütü FKF’yi “askerlerin” DEV-GÜÇ’ünün hizmetine sunmuş, FKF’yi “askerlerin” kontrolündeki DEV-GÜÇ içerisine dahil etmiştir.

Peki Perinçek ordudaki bu “irtibatları” nasıl sağlamıştı?Anlatalım efendim…

Efendim Perinçek’in dayısı Turhan Olcayto, tümgeneraldi ve Ankara‘da Zırhlı Tümen Komutanı‘ydı. Ünlü ihtilalcilerden Tümgeneral Cemal Madanoğlu da, Perinçek’in ilk eşi Sırma Perinçek‘in halasının eşiydi desek!

Perinçek işte bu “destekler” ile orduya “sızma” girişiminde de bulundu, 12 Mart’ta Perinçek‘in ihtilalci örgütü ile ilişkisi tespit edilen subaylar, “Kara Kuvvetleri Devrimci Subaylar Örgütü” ve “Şafak Subaylar grubu” davalarından yargılandı.Pek çok idealist subay çok büyük acılar çekti…

Ama 12 Mart geldiğinde Perinçek kendisini mahkeme salonunda buluvermiştir….Bakın efenim Perinçek ve AYDINLIK ekibinin maskelerini ve sekter yapısını anlayabilmek için 12 Mart dönemi TİİKP savunmasını çok iyi bilmek gerekir…

Efendim malumunuz günümüzün “hızlı” “Kemalisti” “Ulusalcılığın” tapu sahibi (!) Perinçek, Recep Tayyip Erdoğan’ın ünlü “İki ayyaş” konuşması sonrasında verdiği sert tepki ile dikkat çekmişti… Ne diyordu bakalım Perinçek o sert tepkiyi verirken…“Siz İnönü’nün tırnağı olamazsınız. Siz kimsiniz! Kim oluyorsunuz da, Atatürklere, İnönülere, Bayarlara, Çakmaklara dil uzatıyorsunuz! Onlar, saltanat yıkıp milletin hâkimiyetini kurdu. Siz, sıcak para komisyonları ve borsa vurgunlarıyla kendi saltanatınızı kurdunuz! Onlar, dağılmış bir ordudan zafer kazanan ordu yarattı. Siz, ABD’nin, Cumhuriyet Ordusunu tasfiye operasyonunun aleti oldunuz! Onlar, işgalci orduların başına çuval geçirdi.Siz, başınıza Amerikan işgalcilerinin geçirdiği çuvalla dolaşıyorsunuz!” Harika zaten “ulusalcılığın” yılmaz savunucusu (!) Perinçek’ten de bu beklenirdi değil mi?

Peki isterseniz tarih yapraklarını biraz geriye saralım şöyle 1971’e doğru… Askeri muhtıra sonrasında Perinçek mahkemede TİİKP Lideri olarak yargılanırken bakalım neler söylemekte?

Kurtuluş Savaşı ve özellikle bugün “Yılmaz bir savunucusu olduğu” Lozan Anlaşması için Perinçek anlaşılan o dönem baya bir farklı düşünmekte zira Perinçek bakın Kurtuluş Savaşı için neler söylüyor mahkemedeki savunmasında ha bu arada Perinçek’in başta Atatürk ve İnönü olarak Kurtuluş Savaşı önder kadroları ve kurdukları sistem için “Kemalist burjuvazi” ve “Kemalist diktatörlük” kavramını geliştirdiğini ve savunmalarını bu kavram üzerine bina ettiklerini ekleyelim…

Evet şimdi bakalım Perinçek’ten incilere:“…Lozan, emperyalizme karşı mücadelede Kemalist burjuvazi için dönüm noktası oldu,Kemalist reformlar Kurtuluş Savaşından kalan ilerici mirasın etkisiyle yapıldı,Kemalist burjuvazi, işçi ve köylüleri insafsızca sömürerek hızla zenginleşti,Büyüyen Kemalist burjuvazi yurdumuzu giderek emperyalizme teslim etti” (KAYNAK: Türkiye İhtilalci işçi Köylü Partisi Davası-Savunma-Sayfa:185)

“Kemalist burjuvazi,işçiler ve köylüler üzerindeki diktatörlüğünü sağlamlaştırmak için gerekli hukuki ve siyasi tedbirleri gerçekleştirdi.1924 Anayasasıyla yürütme güçlendirildi veMeclisin yetkileri kısıldı” (KAYNAK:Türkiye İhtilalci işçi Köylü Partisi Davası-Savunma-Sayfa:191)

“Ankara hükümeti, Lozan’da Türkiye halkının büyük fedakarlıklarla kazandığı zaferin semerelerini toplamadı. Bağımsızlığımızı kayıtsız şartsız destekleyen Sovyetlerin dostluğuna sırt çevirdi. Emperyalistlerle uzlaştı.Bu uzlaşma,burjuvazinin karakterinden ileri geliyordu.Çünkü millî burjuvazi hızla zenginleşmek ve büyümek istiyordu,sınıf menfaatlerini Batı emperyalistleriyle uzlaşmada görüyordu” (KAYNAK:Türkiye İhtilalci işçi Köylü Partisi Davası-Savunma-Sayfa:185)

Hatta daha da ileri gidiyor Perinçek,coştukça coşuyor mahkemede ve “Kemalist Burjuvazi” olarak nitelediği Cumhuriyet kadrolarını yani Atatürk’leri,İnönü’leri bakınız nasıl itham ediyor:“Kemalist burjuvazi, daha 1921 yılının ilk aylarından itibaren emperyalistlerle uzlaşmaya başlamıştı. Lozan, emperyalizme karşı mücadelesinde dönüm noktası oldu.Ülkenin bütün önemli malî, ticarî ve sınaî kuruluşları emperyalistlerin elinde kaldı. Alman, Fransız, İngiliz, Belçika, Hollanda, Italyan ve Amerikan sermayesi demiryolu, bankacılık, havagazı ve tramvay işletmeleri, ticaret ve maden alanlarına geniş ölçüde hakimdi.” (KAYNAK: Türkiye İhtilalci işçi Köylü Partisi Davası-Savunma-Sayfa:186)

Evet hatta durduramıyoruz Perinçek’i Atatürk ve İnönü’nün “Emperyalistler” ile uzlaştığını savunan Perinçek Lozan’da Sovyetler Birliği’nin Türkiye için daha fazla mücadele verdiği gibi muhteşem ötesi (!) bir tespitte bulunuyor…

Buyrun efendim Perinçek’in o zamanki “gözdesi” Sovyetler için dizdiği övgüler…“…Sovyetler Birliği konferansa sınırlı bir şekilde katıldı. Buna rağmen, Türkiye’nin bağımsızlığını Ankara hükümetinden daha kararlı bir şekilde savundu. Boğazlar ve Marmara Denizi üzerinde Türkiye’nin egemenliği için mücadele etti.” (KAYNAK: Türkiye İhtilalci işçi Köylü Partisi Davası-Savunma-Sayfa:186)

Yani Perinçek’e göre Lozan başarı falan değil,Atatürk ve İnönü Lozan’da Batılı Emperyalist güçler ile uzlaşan tarihi şahsiyetler,Türkiye’yi Lozan’da asıl savunan da Sovyetler Birliği!…Nasıl iyi mi?

Bununla kalıyor mu tabii ki kalmıyor efendim bakın daha ne inciler var Perinçek’de…Yine TİİKP davasında mahkeme salonundayız…Söz Doğu Perinçek’te:“Kemalist burjuvazi zaferden itibaren hızla zenginleşerek, emperyalizm ve gericiliğe teslim olma yönünde gelişti. Lozan’da emperyalistlerle uzlaşan Kemalist burjuvazi, devlet İktidarını kullanarak hızla büyüdü. İşçi ve köylüleri insafsızca sömürdü.”(KAYNAK: Türkiye İhtilalci işçi Köylü Partisi Davası Savunma-Sayfa:189)

Coşkun bir nehir gibi mahkeme salonunda “çağlayan” Doğu Perinçek bakın Milli Mücadele önder kadroları için de hangi ithamlarda bulunmakta o duruşmalarda: “Mücadelenin siyasî önderleri. Kurtuluş Savaşı sonunda büyük topraklar ve servetler ele geçirdiler. Yerli ve yabancı birçok şirkete ortak oldular. Madenler ve fabrikalar işlettiler. Vurgun ve talanın en ön safında yer aldılar. Üretici hiçbir yönü olmayan spekülatörlük ve vurgunculukla büyük servetler yığdılar.” (Kaynak: Türkiye ihtilalci işçi Köylü Partisi Davası- Savunma-Sayfa:189-190)

İnönü’yü “faşist diktatör” olarak tanımlayan Perinçek bu davalarda tabii ki Atatürk’ü de es geçmiyordu…Ve bakın Atatürk hakkında TİİKP Davası’ndaki günümüzün “en hızlı Kemalisti” Perinçek’in sözleri:“…Biz, Kemalist diktatörlük tarafından, demokrasi isteği ve teşkilatlanması zorbalıkla bastırılan işçi sınıfının ve bütün Türkiye halkının, kurşunlanan işçilerin, insafsızca sömürülen köylülerin, defalarca katledilen Kürt milliyetinden halkın temsilcileriyim. Bütün bunları uygulayan burjuvazinin sınıf diktatörlüğünün başındaki Atatürk’e karşıyız. Çünkü biz, tarihin en ilerici sınıfı olan ve kendisiyle birlikte bütün halkı kurtaracak olan işçi sınıfının ihtilalcileriyiz.” (Kaynak: Türkiye ihtilalci işçi Köylü Partisi Davası- Savunma-Sayfa:206)

Kurtuluş Savaşı’ndan girip,Lozan’dan çıkan,İsmet inönü’ye saydırıp,Atatürk’e “saydıran” kişi evet günümüzün en koyu Ulusalcısı,Lozan savunucusu,enn büyük Kemalist (!) Doğu Perinçek…Şaşırıyorsanız hiç şaşırmayın zira yeni başlıyoruz…Arkanıza yaslanın ve okumaya devam edin

Mesela Perinçek ortalıkta bir kahraman edası ile gezer değil mi “Ermeni soykırımı mücahiti” pozlarında kasım kasım kasılır ve bir büyük mücadele vermiş havası yaratır.Aslında ortada “Ermeni Soykırımı ile ilgili” verilmiş ve Avrupa’ya “aldırılmış” bir karar falan yoktur. Önce bu noktaya bir açıklık getirelim sonra bu Ermeni Soykırımı Fatihi (!) Perinçek, Ermeni meselesine nasıl bakıyormuş bir koyalım yine kendi ağzından ortaya…

Şimdi efendim bu Perinçek ve Vatan Partisi’nin bozuk plak gibi tekrarladıkları “Ermeni Soykırımı mücadelesi” şudur.Perinçek “Ermeni Soykırımı yoktur” ifadesini kullandığında İsviçre bunu suç sayınca Perinçek olayı mahkemeye taşımış,İsviçre’de iç hukuk yolları tükenince konu AİHM’e gitmiş,AİHM ise “Ermeni Soykırımı yoktur” demenin suç olmadığı ve ifade özgürlüğü kapsamına girdiğini belirtmiştir.

AİHM gerekçeli kararında Ermeni Soykırımı ile ilgili ise “Ermeni Soykırımı yoktur” v.s tarzında tek kelime etmemiş kararını tamamen ifade özgürlüğü bağlamında vermiş ama Perinçek ve ekibi bunu yıllarca “Avrupa’da Ermeni Soykırımı olmadığını kabul ettirdik” propagandası ile insanlara “satmışlardır”

Peki bakalım Perinçek Ermeni meselesi ve adına komiteler kurduğu Talat Paşa ve bugün pek bir övdüğü Jön Türkler ile İttihat ve Terakki hakkında neler söylemiş?Dönüyoruz yine 1971’de TİİKP davasında mahkeme salonundaki Perinçek’e…

Bıraktığımız yerde hala. Coşmuş,konuşuyor…Tutamıyoruz efendim…Bakınız Ermeni melesini “tarihsel perspektiften” irdeleyen Perinçek mahkemende neler söylemekte:“…Ermeni-Kürt çatışması yaratıldı. Ermenilerin anti-feodal ve milli mücadelelerine karşı Hamidiye Alayları seferber edildi. Kürt feodalleri Ermeni-Kürt çatışmasını kendi emelleri için körüklediler. Ermenilerin mallarını gasp ettiler. Ermeni ve Kürt halkları birbirine kırdırıldı.”       

“1894’te Sason Talor katliamında on binden fazla Ermeni, Hamidiye Alayları tarafından katledildi.”KAYNAK:(Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi Davası,SAVUNMA, Aydınlık Yayınları, Birinci Baskı, 1974 Eylül, s. 409-410)“

“İttihat ve Terakki iktidarı da, tıpkı kendinden öncekiler ve sonrakiler gibi, katliam siyaseti izledi.” (Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi Davası,SAVUNMA, Aydınlık Yayınları, Birinci Baskı, 1974 Eylül, s.410)

Yani efendim Ermeni sorunun sadece bir “Tehcirin” “Soykırım yalanına” dönüşmesinden ibaret olmayıp, Osmanlı’nın çöküş döneminde emperyalist devletlerin Osmanlı’yı parçalamak için kullandıkları temel argümanlardan birisi olan ve Osmanlı’ya dayatılan zorunlu “ıslahatların” bölgede yapılmasını sağlayan “Şark Meselesi”olduğunu bilenler,Perinçek’in o dönemde Osmanlı Devleti’ni tıpkı emperyalistlerin bakış açısı ile nasıl “katliamcı” devlet olarak gördüğünü yukarıdaki satırlarda göreceklerdir.

Yine bugün en önemli liderlerinden birisi olan Talat Paşa adına “Komite” kurup vatan sevgilerinden bahsettiği İttihat ve Terakki kadroları Perinçek için “Katliamcıdır”.

Bu arada Perinçek’in bu tezinin aslının o dönem başımıza Doğu Sorunu (Şark Sorunu) ve Ermeni meselesini bela eden İngiliz, Fransız ve Amerikan tezleri olduğunu da ekleyelim ki Perinçek’in fikri dünyasındaki “AYDINLANMAYI” kimlerin sağladığını çok daha net anlayabilesiniz…

Şimdi gelelim Perinçek’in ikide bir “Deniz Gezmiş benim arkadaşımdı” safsatası yapıp milleti kandırdığı olayın içyüzüne (Perinçek, Arkadaşım Deniz Gezmiş ismi ile kitap dahi yazmıştır)

Öncelikle bilmeyen okuyucularımıza söyleyelim, Perinçek-Çayan ayrışması sonrasında Perinçek’in FKF’yi asker kontrolündeki DEV-GÜÇ’e tahsis etmesinden sonra kendisi bir TİP üyesi olan Deniz Gezmiş ile arası açılmış, Gezmiş Perinçek için “Sahte devrimci” demiştir….

Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam talebi ile yargılanmış ve idam kararları çıktıktan sonra kararın kesinleşmesi için Meclis oylaması başlamıştır.Efendim tabii o dönem kendi anlatımı ve hatıratına bakacak olursak yine pek bir aktif (!), pek bir ikna edici(!), kitleleri arkasında sürükleyici karizmadır (!) Perinçek…

Denizlerin idamı Meclis’te oylanır ve Demirel’in AP’sinin oyları ile ve milletvekillerinin “3’E 3” sloganları ile (Mendereslere atıftır bu slogan ve yüz karası bir olay olarak Türk siyasal tarihine geçmiştir) idam kararı onaylanır…

Efendim AP’nin Meclis grubunda bir isim vardır:Mehmet Sadık PERİNÇEK. Kimdir bu isim? Kendisi Doğu Perinçek’in babası olur!Doğu Perinçek’in her zaman gururla anlattığı babası Mehmet Sadık Perinçek ne bu kararlara karşı çıkmış,ne bu hukuksuzluk aleyhine bir tepki koyabilmiştir. Oysa Mehmet Sadık Perinçek, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği yapmış üst düzey bir hukukçudur.Ne yapmıştır peki Mehmet Sadık Perinçek? Oylamalara katılmayıp, BİRDENBİRE ORTALIKTAN KAYBOLMUŞ ve günü kurtarmıştır…

O pek bir ikna edici karizmatik gençlik lideri, Deniz Gezmiş’in arkadaşı (!) Doğu Perinçek ise babasını değil karşı oy kullanmaya –ki oylamalarda 1 oyun dahi önemi vardı,zira İsmet Paşa yoğun bir kulis faaliyeti yürütmekteydi idamların onaylanmaması için- hukukçu kimliği ile bu hukuksuz karara tepki koymaya dahi ikna edememiştir!

İşte aynı Doğu Perinçek’i,yılar sonra “arkadaşı”(!) Deniz Gezmiş’in ölümünü oylayan Demirel’ ve Demirel’in sağ kolu Cindoruk ile birlikte adına MİLİ BİRLİK dediği bir çalışmanın içinde görecektir bu memleket…Boşa demedik az önce not edin Perinçek’in Demirel “sevgisini” diye!

Perinçek “arkadaşının” hatırasını işte böyle siyasi hırslarına kurban etmiş, ismini kullanmakta çekinmemiş ama kendisini idam sehpasına gönderenlerle iş tutmakta hiçbir beis görmemiştir. Gerçek budur ve gerisi safsatadır!

Şimdi gelelim Doğu Perinçek’in ve partisi VATAN PARTİSİ’nin son yıllarda adeta dillerine pelesenk ettiği,sanki tek savunucusu kendileriymiş gibi davrandıkları Kıbrıs meselesine ve yan yana pozlar verdikleri Denktaş ile ilgili söylediklerine,düşüncelerine bakalım…

Burada Perinçek’in tavrını yine kendi kitaplarından ve kendi ağzından dinleyeceğiz.Efendim “Kıbrıs Fedaisi” Doğu Perinçek,bir”üstad”edası ile yazdığı –1974 affı sonrasında hapisten çıkar çıkmaz koşa koşa yazdığı kitaptır- KIBRIS MESELESİ kitabında bakın neler söylüyor,neler. Bakınız Perinçek’in kaleminden hangi kelamlar dökülüyor Kıbrıs konusu ile ilgili : “…Türk işgali, emperyalist sermayedarların menfaatlerini korumak yanında, Kıbrıs’ta tamamen sömürücü ve yağmacı bir rol oynamıştır.”  (KAYNAK:DOĞU PERİNÇEK-KIBRIS MESELESİ- Sayfa:62)

“Bugün Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarının önemli bir kısmını işgal eden ve Kıbrıs’ın bağımsızlığını yok eden Türkiye hâkim sınıflarının tutumu da farklı değildir. Kıbrıs’ı sonuç olarak bir NATO üssü haline getiren askeri müdahaleye ‘barış harekâtı’ adı verilmiş,kendi ülkesinde faşizm uygulayan ve özgürlüğün baş düşmanı olan Türkiye hâkim sınıfları, Doğu Akdeniz bölgesinde birdenbire ‘özgürlük ve demokrasi’ savunucusu kesilmiştir.Geniş emekçi yığınlar bu suretle aldatılmış, sırtını ABD emperyalistlerine dayayan Osmanlı fetih siyaseti, ‘Kıbrıs’ın bağımsızlığını korumak’ perdesi altında yürütülmüş ve halkımıza ‘yurtsever’ bir politika olarak gösterilmiştir.” (KAYNAK :DOĞU PERİNÇEK-KIBRIS MESELESİ-Sayfa:27)

“Türkiye’nin Kıbrıs’ı işgalinden sonra halkların birbirine kırdırılması, görülmedik bir noktaya ulaşmıştır. Türk işgalinin devam etmesi,Yunan askerlerinin adada kalmasına da sebep olmakta, yeni katliam ve cinayetler için gerekli ortam yaşatılmaktadır.” (KAYNAK:DOĞU PERİNÇEK-KIBRIS MESELESİ-Sayfa:31)

“Kıbrıs’taki faşist Denktaş yönetimi, bu talan ve yağmayı kendi tekeline almak için kanun çıkarmak gereğini dahi duymaktadır. Cumhuriyet Gazetesi’nin yazdığına göre, Türk birliklerinin işgali altındaki bölgede bir ‘Nereden Buldun Kanunu’ çıkarılacaktır. (Cumhuriyet, 28 Ekim 1974)

“…Bu kanun, kişisel olarak yapılan yağmayı yasaklayarak, Rumların terk ettiği mallara, faşist Denktaş yönetimi tarafından el konmasını sağlayacaktır. Bütün bunlar Türk ordusunun silahlı bekçiliği altında yapılmaktadır.” (Kaynak:DOĞU PERİNÇEK-KIBRIS MESELESİ-Sayfa:65)

“Türkiye emekçilerini emperyalistlerle işbirliği ederek sömürenler,bugün Denktaş faşistleriyle beraber, Kıbrıs’ın her iki milliyetten emekçilerini de sömürüyorlar ve Rum halkının mallarını açıkça yağma ediyorlar.” Kaynak:DOĞU PERİNÇEK-KIBRIS MESELESİ-Sayfa:67)

Şimdi Doğu Perinçek’in savunucuları diyor ki “Efendim ama Denktaş bile sonradan yan yana geldi Perinçek ile.O bilmiyor muydu?”Bunun cevabı Perinçek’in hikmeti değil, KKTC’de son döneminde AKP tarafından “yalnızlaştırılan” ve Dünya’dan izole edilen bir devleti temsil eden Denktaş’ın konjonktürel olarak açık ve net biçimde Perinçek’i bir dayanak noktası ve izolasyonu kırıcı bir unsur olarak içi kanayarak da olsa stratejik bir hamle ile “KULLANMASIDIR”

O nedenle siyasal dönekliğin ve oportünizmin piri olanlar kendisini nimet sanmasınlar, kendilerine paye verip,pay çıkartmasınlar…Bunu da buraya not olarak ekleyelim…

Evet efendim Perinçek’te maske bitmiyor tabii… Perinçek’in bir de biliyorsunuz “Anti-Amerikancı” söylemi var yıllardır…

Peki Perinçek geçmişte de böylemiydi? “Yok canım o kadar da değil” demeyin burada Perinçek ve AYDINLIK Haraketinden bahsediyoruz…Efendim Perinçek’in Aydınlık’ı, 80 öncesi Mao’cu olduğu için Çin Komünist Partisi ÇKP’nin kıyasıya bir mücadele içerisine girdiği Sovyetler Birliği’nden zerre hazzetmezlerdi.Yani pusulaları Moskova’yı değil Pekin’i gösteriyordu o zamanlar. Hatta bu Perinçek ve Aydınlık ekibi o dönem “ÜÇ DÜNYA TEORİSİNİ” savunarak asli tehlikenin ABD ve NATO olmadığını, NATO’nun zaten “savunma pozisyonuna” geçtiğini,asli tehlikenin Türkiye açısından “Sovyet işgali” olduğunu savunuyorlardı!

Bu “Sovyet işgali tehdidi” size bir yerlerden tanıdık geliyor mu? Mesela Komünizm ile Mücadele Dernekleri,hani Gülen’in 2 numaralı şubesinin kurucusu olduğu,CIA’nın kurdurduğu dernek- ve GLADİO’nu temel argümanı olan “Sovyet İşgali Tehditi”

İşte bu argümanı en hararetli savunanların, hatta ABD ve NATO’nun “güçlenmesi gerektiğini” söyleyenlerin başında gelir Perinçek ve AYDINLIK ekibi 80 öncesinde…

’80 sonrasının liberalleşen “aydınlarından”,’80 öncesi hızlı Aydınlıkçılarından ve Perinçek’in mücadele arkadaşlardan Oral Çalışlar, Tolga Gürakar’ın Aydınlık Hareketi adlı kitabında söz konusu siyasi perspektiflerini şöyle özetliyordu:“Böyle bir analize yol açan şey Çin’in üç dünya teorisidir. Bunun bizi etkilemesi yaklaşık 75’lerdedir. Burada birinci dünya Amerika ile Sovyetler Birliği ama Sovyetler Birliği Amerika’dan daha tehlikeli ve daha emperyalist. Onun için de esas tehlike Sovyetler. Tabi burada siz Sovyetleri esas tehlike gördüğünüz anda mantıken Amerika da size eskisi kadar düşman görünmemeye başlıyor.”

İşte böyle bir oportünizm timsali ile karşı karşıyayız…Devrim ve sol gibi evrensel değerlerini ÇKP yandaşlığı yapacağım diye “Düşmanımın düşmanı dostumdur” diyerek satacak ve emperyalizm odağı ABD’ye ve NATO’ya alkış tutacak kadar sekter ve pragmatist bir yapıdan bahsediyoruz.

Şaşırmayın efendim şaşırmayın devam ediyoruz…

Malumunuz Perinçek ve AYDINLIK HAREKETİ askeri darbelere karşı atıp tutuyorlar günümüzde,bir de hapis-işkence edebiyatı yapıyorlar…Peki o zaman sizlerle şimdi 12 Eylül askeri darbesinin yapıldığı döneme uzanacağız.Şimdi bu Perinçek ve AYDINLIK Hareketi’nin 1980 öncesi bir yapılanması var: Türkiye İşi Köylü Partisi.Bu yapılanmanın da bir Avrupa kanadı var; Almanya merkezli “Avrupa-Türkiye Halk Birlikleri Federasyonu “ (HBF)

Şimdi 80 döneminin ünlü ve etkili yayınlarından Yankı bu “Avrupa-Türkiye Halk Birlikleri Federasyonu’nu “12 Eylül Darbesi’ne Karşı Çıkan Örgütler” listesine almış ve yazmış…Normalde bir “devrimci” yapı için o listede olmak “şeref” ve prestij olur değil mi? Ama yok efendim…Aman efendim bir telaş bu Perinçek ve AYDINLIK ekibinde sormayın… Jet hızı ile Yankı Dergisi’ne aşağıdaki utanç vesikası “düzeltmeyi” göndererek nasıl da “en hızlı 12 Eylül savunucusunun kendileri” olduğunu, Darbecilerin “gözüne sokmaya” çalışmışlar…

Okuyalım buyurun o “Utanç vesikası” düzeltme metnini :

“12 Eylül 1980 askeri harekatına karşı Federasyonumuz olumlu tutum almıştır. Askeri Yönetimi sağcı ve sahte solcu terör örgütleriyle başarılı mücadelesinde desteklemiştir. Her türlü terörist ve bölücü örgüt tarafından Türkiye’ye karşı yürütülen kampanyaya karşı Türkiye’yi savunmuştur ve bu tutumuyla da yurt dışındaki bütün örgütlerin düşmanlığını üzerine çekmiştir. Federasyonumuz işkencelere karşı çıkmıştır. Askeri yönetimden işkencelerin önlenmesini dilemiştir. Bugün Türkiye’de işkence uygulamış olanlar, bunu halkın nazarında Milli Güvenlik Konseyi’ni küçük düşürmek için yapmışlardır.”

Türkiye Halk Birlikleri Federasyonu (HBF) adına;

Avrupa Disiplin Kurulu Başkanı Halil İ. Özak“Yönetim Kurulu Başkanı E. Ümit Ağca “Denetim Kurulu Başkanı Yıldırım Dağyeli”

Bizzat Perinçek’in 12 Eylül sonrası TİKP Davası’nda mahkemedeki şu sözleri ise artık kendini inkarda çığır açmıştır: “Milli Güvenlik derslerini destekleyen tek parti TİKP olmuştur. Sıkıyönetimi terör odaklarına karşı destekledik. NATO’yu Sovyet tehdidine karşı önemli bir etken olarak değerlendirdik.  Yalnız Türk Silahlı Kuvvetleri’nin değil, Batı Avrupa ordusunun da güçlenmesinden yanayız,”

Evet bu sözler bizatihi günümüzün darbe karşıtı Doğu Perinçek’e aittir.Tabii 12 Eylül demişken 12 Eylül öncesi AYDINLIK HAREKETİ’nin “devrimci ihbarlarına” değinmezsek olmaz.12 Eylül öncesinde AYDINLIK HAREKETİ bugün nasıl kendisine en ufak eleştiri yapanı FETÖ’cü,NATO’cu,GLADYOCU ilan edip yaftalıyorsa,o dönemde de kendisine rakip fraksiyondaki devrimcileri dergilerinden 8 sütuna manşet isim isim ihbar edip polise yakalatıyor,kimisinin infazına neden oluyordu…

O dönem AYDINLIK ekibinin bu ihbar dosyalarını hazırlayan özel bir ekip kurulmuştu ve başında da daha sonraları çok ünlü bir televizyoncu olacak,SOROS’un meşhur TESEV’inin kurucularından-76 NUMARALI KURUCU ÜYE- Nuri Çolakoğlu vardı.Bakın Nuri Çolakoğlu o günlerdeki ihbar sisteminin ne kadar mükemmel işlediğini hangi sözlerle ifade ediyor:“İçeriği o kadar doğruydu ki Ankara İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü bile tüm bunları bizden öğrendiğini söylemiştir. Dosyalamışlar bizim tefrikayı. Kimin kim olduğunu polis bizden öğrendi yani.”

Ha bu arada günümüzün “Erdoğan aşığı” iş adamı, TESEV Yüksek Danışma Kurulu Üyesi Ethem Sancak’ın da Perinçek’in Mao’cu günlerinde Aydınlık’ta çok sağlam ve yakın bir “yoldaşı” olduğunu da buraya ekleyelim…

Yani efendim bu AYDINLIK hareketinin genetiğinde var demek ki bir yerlere savrulmak ve SOROS Vakıflarına kadar uzanmak..İlginç tesadüfler tabii..Neyse biz devam edelim..

12 Eylül darbesinin mahkemeleri tüm “yaranma” çabalarına” NATO övgülerine rağmen Aydınlıkçıları tutuklayınca, AYDINLIK hareketi tüm sol ve devrimci kadrolar onurlu ve dik bir duruş sergilerken şu rezil mektuba imza attı ve Kenan Evren’e AYDINLIK HAREKETİ adına Oral Çalışlar tarafından bir mektup yazıldı..

İşte o “rezalet,korkaklık ve ibret” vesikası mektupta bakın ne diyor,AYDINLIK HAREKETİ:

“Darbe öncesi Aydınlık’ın yayınlarını inceleyin. Biz orduyla aynı fikirleri savunduk. Terörün ve anarşinin bitmesini istedik. Dergimizi kapatmayın”

Gerçi 12 Eylül’ün darbeci mahkemelerinde korkudan “Partimizi hedef almak 12 Eylül’ün amaçlarıyla bağdaşmaz” diye savunma yapanlardan da başka bir tavır beklenemezdi…Tabii Perinçek ve ekibini hiçbir şey darbecilerin gazabından kurtaramadı ve içeri girdiler ayrıca siyaseten yasaklandılar.Bu esnada 1983 sonrasında çok partili hayata dönüş yaşanırken, Türkiye’de yeni siyasal partiler kurulmaya başlandı…

Bu arada Sosyalist Parti ismi ile bir parti kuruldu.Partinin başkanlığına Perinçek yasaklı olduğu için Ferit İlsever getirildi…Perinçek 1991’de başkanlığı devraldı.1991’e kadar olan süreçte ise Perinçek 2000’e DOĞRU Dergisi’nde Genel Yayın Yönetmenliği yapıyor ve yazılar yazıyordu.Ve bu süreçte Perinçek’in bölücü örgüt PKK’nın elebaşı,çocuk katili Abdullah Öcalan ile görüşmeleri oldu…

1989 Ekim ayında ve 1991 Nisan tarihlerinde.Şimdi bu nasıl bir dönemdir? Bakın ne dedik o dönem Perinçek’in Sosyalist Parti dönemi…Peki Sosyalist Parti ne zaman “kapatılıyor”? Anayasa Mahkemesi kararı ile 10 Temmuz 1992’de…

Şimdilerde en hızlı Kemalist,en hızlı ulusalcı olan,HDP için “İktidara gelirsek kapatacağız” diyen Perinçek’in Sosyalist Partisi Anayasa Mahkemesi’nin 1991/2 Esas Sayısı,1992/1 Karar Sayısı olan dosyada aldığı karar ile aşağıdaki gerekçeler ile ile kapatılıyordu…1

İşte Sosyalist Parti’nin kapatılmasına neden olan partinin programındaki “FEDERATİF DEVLET” modelini yansıtan ifadeler…

Demokratik, federal, emekçi cumhuriyeti” başlığı altında 16-17-18-19-20 nci sayfalarda;Aşağıdaki ifadeler Anayasa Mahkemesi’nin Sosyalist Parti’nin kapatma kararında gerekçe olarak ortaya koyduğu Sosyalist Parti programının devletin bölünmez bütünlüğü ilkesine dolayısı ile Anayasa’ya aykırı bularak karara geçirdiği maddeleridir:

“- Kürt milleti, kendi kaderini tayin hakkına kayıtsız şartsız sahiptir. Eğer, isterse ayrı bir devlet kurabilir. Emekçilerin çıkarı, demokratik bir halk devrimiyle tam hak eşitliği ve özgürlük temelinde, gönüllü birliği gerçekleştirmededir. Ayrılma hakkı, gönüllü birliğin her zaman vazgeçilmez koşuludur. Birlikte veya ayrı yaşamak milletlerin özgür iradelerine bağlıdır. Bu özgür iradenin ortaya konabilmesi için, Kürt illerinde referandum yapılmalıdır. Referandumda, ayrılmayı savunanlar da özgürce propaganda yapabilmelidir.

“Bugünkü tarihsel koşullarda, iki milletin emekçilerin yararına olan çözüm, iki federe devletin eşit olarak katıldığı, demokratik, federal bir cumhuriyettir. Bu federasyonda iktidar, köylerden ve mahallelerden başlayarak, ilçelerde, illerde, federe ve federal düzeyde demokratik seçimlerle belirlenen halk meclisleri aracılığıyla kullanılır.Federal Halk Meclisi iki meclisten oluşur, temsilciler meclisi ve milletler meclisi,Temsilciler Meclisi, belli sayıda yurttaşa bir milletvekili olmak üzere bütün yurt çapında yapılan seçimlerle belirlenir.Milletler Meclisi, her federe devletten eşit sayıda seçilmiş üyenin katılımıyla oluşur.”

“Yasalar her iki mecliste çoğunluk kararıyla kabul edilir. Meclislerden birinin reddettiği yasa yürürlüğe girmez.Çalışma yasası, ceza yasası, medeni yasa, yargı usulü yasaları bütün ülkede yürürlüktedir, federal organlarca kabul edilir.Her federe devlette azınlıkların çoğunlukta olduğu ilçe ve illerde halk isterse bölgesel özerklik uygulanır.Federal Anayasa, iki milletin ortak anayasasıdır. Her iki milletin ayrı ayrı çoğunluğu tarafından referandumla kabul edilerek yürürlüğe girer. Federe devletlerin ayrıca kendi anayasaları vardır. Federal Anayasa, federe cumhuriyetler tarafından benimsendiği ölçüde giderek artan unsurları kapsar.”

“Federal Cumhuriyetin bayrağı ve marşı, Türklerin ve Kürtlerin ortak bayrakları ve marşlarıdır. Ayrıca her federe devletin kendi bayrağı ve marşı vardır. Federasyonun ismi tek bir millete dayandırılamaz.Yurt savunması, savaş ve barış sorunları, uluslararası ilişkilerde temsil anlaşmaları yapmak, federal organların yetkisindedir. Her federe devlet, yabancı devletlerle ticari ve kültürel alanlarda doğrudan ilişkiler kurabilir, konsolosluklar açabilir.”

“Her yönetim kademesinde iktidar bütünüyle halk meclislerinde ve bu meclislere karşı sorumlu olan yerel yönetimlerdedir. Bu yönetim sistemi dışında merkezi idarenin atadığı valilikler, kaymakamlıklar, emniyet ve jandarma örgütü kaldırılır. Bu demokratik yönetim sistemi, aynı zamanda milli eşitlik ve özgürlüğü de güvence altına alır.Yerel güvenlik örgütleri, yerel meclislere sorumlu olan yerel yönetimlerin emrindedir. Köy güvenlik örgütleri, köy gençlerinden oluşur ve köy kurullarının emrindedir.”

“Yerel güvenlik örgütleri, yerel meclislere sorumlu olan yerel yönetimlerin emrindedir. Köy güvenlik örgütleri, köy gençlerinden oluşur ve köy kurullarının emrindedir.Ulusal ve toplumsal gelişme yanında kardeşliğin de önünde engel oluşturan toprak ağalığı, aşiret reisliği ve her türlü Ortaçağ ilişkisi, köylülerin seferber edilmesine dayanan ve köylü komitelerinin önderlik ettiği bir toprak reformuyla kaldırılır.”

“Federal Cumhuriyet, piyasa ekonomisinin derinleştirdiği bölgeler arası eşitsizlikleri ortadan kaldırmak için, ekonomik bakımdan geri bölgelerin yatırım paylarını artırır. Böylece birliğin ekonomik temelini geliştirir ve pekiştirir.Ekonomide tek bir federal istatistik sistemi uygulanır.”

“Her milletin, millî ve dini azınlıkların dillerini ve kültürlerini geliştirme, siyasal çalışma ve örgütlenme hakları ve özgürlükleri güvence altındadır.

“Resmî dil, Türkçe ve Kürtçedir. Her federe cumhuriyette kendi dili esastır. Federal organların kararları iki dilde yazılır. İlkokuldan üniversiteye kadar ve bütün kültür kurumlarında, her iki dilden eğitim, araştırma, basın, yayın, radyo-televizyon vb. iletişim olanakları gerçekleştirilir.Kürt milletinin demokratik kültürü, bugüne kadar uygulanan baskılara son verilmesi sayesinde özgürce serpilme olanaklarına kavuşur.”

“İktidar organları, diğer ülkelerde bulunan Türkler ve Kürtlerle demokratik kültür alışverişinin özgürce gelişmesi ve bütün dünya halklarıyla ortak enternasyonal bir kültürün renkli ve çoğulcu bir ortamda boy atması için çalışır.Bütün iktidar organları, toplum hayatında ve milletler arasında sorunları zor kullanarak çözen ve şiddeti kutsayan eski kültürün bütün temelleriyle tasfiyesi ve halk içinde barışçı,insana saygılı ve şiddeti hor gören, enternasyonalist bir emekçi kültürünün yayılması için çalışır.”

“Yaşadığımız toprağın tarihini Malazgirt Savaşı’yla başlatan bağnaz milliyetçi kültüre ve her türden milliyetçiliğe karşı, ülkemizin tarihsel derinliklerinden bu yana çeşitli kavimlerin katkılarıyla zenginleşmiş kültür kaynaklarımızı arayan, koruyan, bu kaynaklardan beslenen demokratik insansever, evrensel ve enternasyonalist bir kültür geliştirilir. Ülkemizin evrensel kültür zenginliğini yansıtan yer isimlerinin değiştirilmesine son verilir, her yer bilinen ve yerleşmiş ismiyle anılır.”

Evet Perinçek’in partisi işte bu aleni bölücü ve Anayasa’nın değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilmez ilkelerine karşı, bugün savunduğu gibi üniterlikle uzaktan yakından alakası olmayıp federasyonu,atrı devleti,ayrı bayrağı savunan program ve faaliyetleri nedeni ile kapatılmıştır.

İşte Perinçek budur…

Yazımızın özellikle bu bölümünü umarız bugün ve daha önceleri Perinçek’in yanında saf tutan bazı emekli askerlerimiz de okur ve bu memleketin bölünmez bütünlüğünü korumak için yetiştirilip yemin ettiklerini hatırlar,aynaya bakarak bulundukları derin gaflet uykusundan uyanırlar yahut bir öz eleştiri verirler…

Evet Perinçek’in bu ifadelere sahip partisi DEMOKRATİK FEDERAL CUMHURİYET tezini savunmaktan kapatılmıştı.Ha bu arada Perinçek, Osmanlı’ya başkaldırıp isyan eden bugünkü Mesut Barzani’nin büyük dedesi ile ilgili de bakın nasıl muhteşem(!) bir tespitte buluyor: “Musul’da Şeyh Abdüsselam Barzanî, milli isteklerle ayaklandı. Ayaklanma, 1908’den 1914’e kadar sürdü.”185-KAYNAK:TİİKP Savunması

Efendim şimdi eminiz daha bir anlam kazanmıştır anladınız mı yukarıda sayılan nedenler ile kapatılan Sosyalist Parti’nin başkanı Perinçek’in 1990’ların başındaki “Kürtçülük” sevdası ve APO ile görüşmelerindeki “çiçek alışverişinin” sebebi hikmeti kafanızda…

Ve Perinçek 15 Temmuz sonrasında Erdoğan’a yanaşarak ittifak yapıp, gömleğini giymediği tek siyasal yapı olan siyasal İslamın da gömleğini hiç bir sıkıntı görmeden giymeye başlayarak siyasal oportünizm rezaletinde adeta NİRVANA yapmıştır!

Ancak anlaşılan bu”balayı”dönemi kısa sürecektir…Zira bugün Perinçek Erdoğan’ın kaybettiği gücü görerek yeniden yüzünü Çin’e dönmüştür. Ve İngiliz sermayesinin kontrolündeki Çin’i ve Çin sermayesini Türkiye’de büyük sermaye grupları ile buluşturmak misyonunu üstlenmişlerdir.

ABD ile nüfuz mücadelesine girişen İngiltere ise 21.yüzyılda gücünü Çin üzerinden kullanmaktadır…“Kraliçe koruması” alan Murat Ülker’ler, Erdoğan’ın “güç kaybettiğini” gören Ethem Sancaklar bu toplantıda Çin sermayesi ile buluşmuştur.

Çukurambar’da yapılan bu toplantının detaylı tahlili için izlemeyen dostlarımız Youtube kanalımızdaki ÇUKURAMBAR ZİRVESİ’NİN ŞİFRELERİ başlıklı videomuzu aşağıdaki linkten izleyebilirler:

https://www.youtube.com/watch?v=aOPtuzG5bBE&t=1019s …

Zaten Perinçek uzunca süredir Adnan Akfırat’ı Çin sermayesi ile bağlantı kurması için Çin’e göndermiştir.Adnan Akfırat ise Çin İş Geliştirme ve Dostluk Derneği’ ile Çin sermayesinin “Temsilciliğini” ÇKP adına alarak,Vatan Partisi ve Perinçek arasındaki “köprü” olmuştur.

Ve Perinçek yola çıktığı herkesin kendisini terk ettiği bir siyasal oportünizm abidesi halinde bugün yine fütursuzca masallar anlatabilmektedir…

“Türk solu AYDINLIK HAREKETİ ve Perinçek’in notunu vermiş ve dıştalamıştır” diye sadece biz söylemiyoruz… İşte Türk solunun en önemli isimleri ve Perinçek-Aydınlık Hareketi için söyledikleri…

Mahir Çayan‘ın Perinçek için söylediği, “Kişiliklerinde devrim yapamayanlar, devrimci olamazlar.”. Çayan, bu sözü 1969‘daki Dev-Genç kongresinde Perinçek‘in yüzüne karşı söyledi.

Mihri Belli:”Bunlar kampüs Maocusu”

Hikmet Kıvılcımlı:”Mao kalpazanlığı, CIA sosyalizmi”

Moskovacılar:”Maocu Bozkurtlar”

İşte hızlı Kemalist ve ulusalcı Perinçek’in üniter yapı sevdalısı maskesini ardındaki gerçek yüzü de budur sevgili dostlar…

Şimdi soru açık ve nettir… Siyasal hayatında 40 ayrı maske takmış Perinçek Kurtuluş Savaşı ve önder kadroları,Kıbrıs Barış Harekatı,Ermeni soykırımı konularında bu lafları etmiş midir etmemiş midir,12 Eylül’ü,ABD ve NATO’yu savunmuş musur,İttihatçılar “katliamcı” demiş midir,devrimcileri ihbar etmişmidir?

Türkiye’nin Federatif bir yapı içerisinde bölünmesini,bayrağına ve resmi diline kadar tasarlayıp parti progamı haline getirip savunmuş mudur,savunmamış mıdır?

Bu sorular nasıl gayet açık ve netse,cevapları da gayet açıktır,flu olamaz,cevaplarda da griliğe yer yoktur…Öyle birilerinin dediği gibi “Aldatıldık” , “Kandırıldık” argümanının gelişmiş versiyonu olarak “Ama onlar da yanlışlıktı, işte fazla da geçmişe takılmamak lazım,ama bak şimdi ne yapıyoruz” argümanları boş laf, demagoji ve laf-ı güzaftan öteye geçemez…

Zira geçmişinde bu zikzakları çizen ve böylesine yalpalayanların gelecek için vereceği garanti olamaz…İşte dostlar 40 ayrı yüzü 40 ayrı maskesi olanların maskelerine “dokunduk” şöyle bir bu akşam…

NOT: Bu köşe yazsısının bazı bölümlerindeki ifadeler yeni eklenmiş olsa da aslen bu köşe yazısı ilk kez flood olarak 9 Haziran 2019 tarihinde Twitter’da yine Haber Alternatif Genel Yayın Yönetmeni Celal Eren Çelik’e ait @yazparov hesabından DÖN BABA DÖNELİM: “PERİNÇEK VE AYDINLIK HAREKETİ”  başlığı ile yayınlanmıştır…

Yorum yapmak için tıklayın

Bir Cevap Yazın

ÖZEL HABER

UCUZA SATILAN GÖCEK LİMANI’NDA “KÜRESEL MÜTEAHHİTLİK” DEVİNİN İZLERİ

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF-ÖZEL

CELAL EREN ÇELİK

Muğla’nın Fethiye ilçesine bağlı doğa harikası Göcek’te, 3. derece doğal sit alanında bulunan liman ve iskelenin Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) tarafından milyonlarca liralık bir ihaleyle sessiz sedasız satıldığı ortaya çıkmıştı.

Cumhuriyet’ten Hazal Ocak’ın haberinde ihalenin 42 milyon lira bedelle Nur Çetin Taşkent kazandığı belirtilmişti.

Haberde Nur Çetin Taşkent’in ihaleyi, sahibi olduğu Mavi Göcek isimli şirket ile kazandığı da aktarılmıştı.

Ancak daha önce adı pek duyulmamış bir şirketin hem de kendisine sağlanan “Özel” imkanlar ile “Kamu zararı” oluşmasına rağmen, “Ballı” şekilde bu limanı ederinden çok ucuza nasıl aldığı kafalarda soru işaretleri oluşmasına sebep olmuştu.

Ancak ihaleyi alan ve daha önce ismi duyulmamış MAVİ GÖCEK isimli şirketin ardından “Küresel” bir müteahhitlik şirketinin izleri çıktı…

ŞİRKETİN YÖNETİM KURULU BAŞKANI NUR ÇETİN TAŞKENT DEĞİL

Zira Hazal Ocak’ın haberinde “Mavi Göcek şirketinin” sahibi olarak ismi geçse de MAVİ GÖCEK isimli şirkette Nur Çetin Taşkent sadece yönetim kurulu üyesi…

Şirketin “YÖNETİM KURULU BAŞKANI” ise İTO kayıtlarına göre Cüneyt Divriş.

Göcek Limanı ihalesini sessiz sedasız Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’ndan alan Mavi Göcek isimli şirketin diğer yönetim kurulu üyeleri ise Nur Çetin Taşkent ile birlikte Sezai Emin Taşkent,Alp Yalçın Taşkent,ve Mehmet Özgür Özgen.

Şirketin eski yönetim kurulu üyeleri ise Ali Aslan Uzun ve Altan Dinç.

BU İSİMLER O “KÜRESEL” ŞİRKETTE BİRLEŞİYOR…

Yapılan ihale ile doğa harikası Göcek’teki limanı özelleştirmeden satın alan MAVİ GÖCEK isimli şirketin yönetim kurulunda bulunan isimler ise bir başka ve çok daha büyük şirketin yönetiminde kesişiyor…

MAVİ GÖCEK isimli şirketin yönetim kurulunda yer alan Nur Çetin Taşkent,Sezai Emin Taşkent,Alp Yalçın Taşkent STFA GRUP’un “Yönetim Kurulu Üyeleri”…

Keza MAVİ GÖCEK isimli şirketin Yönetim Kurulu Başkanı olan Cüneyt Divriş de STFA Grup’un bir başka yöneticisi. Öte yandan MAVİ GÖCEK şirketinin eski yönetim kurulu üyelerinden Altan Dinç şu an da CFO olarak STFA GRUP Yönetim kurulunda yer alırken, MAVİ GÖCEK şirketinin bir diğer eski yöneticisi olan Ali Aslan Uzun ise STFA GRUP’un kısa süre öncesine kadar CEO’luğunu yapmaktaydı.

 

“KÜRESEL MÜTEAHHİTLER” LİSTESİNDEKİ ŞİRKETİN SÜRPRİZ YÖNETİM KURULU BAŞKANI…

STFA GRUP’un en önemli özelliği ise Uluslararası inşaat sektörü dergisi ENR’ın (Engineering News Record) her yıl açıkladığı “Dünya’nın en büyük uluslararası müteahhitlik şirketleri” listesinin “Müdavimlerinden” biri olması.

STFA GRUP bu “Küresel Listeye” ise STFA Construction Group şirketi ile giriyor…

AKP döneminde işleri daha da büyüyen STFA GRUP’un Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini ise ANAP eski Genel Başkanı Nesrin Nas’ın kocası olan Adnan Nas yapmakta… 

Adnan Nas AKP’nin özellikle ilk dönemlerinde AKP ve Recep Tayyip Erdoğan’a yaptığı övgüler ve AKP’nin ekonomi politikalarını beğenmesi ile gündeme gelen bir isim. 

Türk-Amerikan İş Adamları Derneği2nin başkanlığını da yapan Adnan Nas aynı zamanda 26 Ocak 2012 tarihinde KANAL D’de Mehmet Ali Birand’ın hazırlayıp sunduğu 32. Gün programına katılarak “25 milyon Galatasaray taraftarının en az 20 milyonunun AKP’ye oy verdiğini tahmin ediyorum” diyen ve Galatasaray eski Başkanı, ünlü iş adamı Ünal Aysal’ın yönetiminde Galatasaray yöneticisi olarak Galatasaray’ın Genel Sekreterliğini de yapmıştı.

Adnan Nas bir dönem ise ANAP eski Genel Başkanları’ndan olan ve kısa süre önce hayatını kaybeden eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz’ı  kuzeni olan Mehmet Kutman’ın sahibi olduğu GLOBAL YATIRIM HOLDİNG A.Ş’nin de Yönetim Kurulu üyesyidi. Hatırlanacağı üzere Mehmet Kutman Türkiye’nin adını “Tartışmalı” TÜPRAŞ özelleştirmesi ve olaylı GALATAPORT ihalesi ile duyduğu Yahudi iş adamı Sami Ofer’in Türkiye’deki ortağıydı.

BALLI İHALE İLE “UCUZA” ALINAN LİMAN…

Göcek Limanı ihalesinin en önemli tarafının ihalenin MAVİ GÖCEK isimli şirkete verilirken aslında ederinin çok daha altına satılmış olması.

Zira Cumhuriyet’ten Hazal Ocak’ın haberinde belirttiği gibi limanın karayolu bağlantısı olmadığı şeklindeki bilgi ile ihaleye giren şirketler düşük fiyatlar teklif etmişlerdi. Oysa ki karayoluyla bağlantısı olmayan iskele ve limanı alan MAVİ GÖCEK şirketine, Göcek Orman İşletme Müdürlüğü tarafından MOPAK’a tahsis edilen araziden geçiş izni verildi.

MOPAK bunun üzerine Özelliştirme İdaresine başvurarak verdiği dilekçede “Verilen yol izni ile taşınmazını şartnamedeki durumu değişmiş ve değeri ihalede belirlenen 42 milyon liranın çok daha üzerine çıkmıştır. Bu durum ihaleye katılan diğer katılımcıların haklarını zedelemiş hem de ülkemizi kaynaklarının daha düşük bedel ile özelleştirilmesi sebebiyle Hazine zararı oluşmuştur” ifadelerini kullanmıştı.

________________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

 

 

 

 

 

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

KİM BU “MİLYONLUK” DANIŞMAN?

Yayınlanma Tarihi:

on

 

HABER ALTERNATİF-ÖZEL

Celal Eren ÇELİK

Günlerdir çektiği videolar ile Türkiye’de gündemin en önemli maddesi haline gelen Sedat Peker merakla beklenen 5. videoyu da yayınladı. Ancak yine çarpıcı iddialar ortaya atan Sedat Peker bu videosundaki iddialardan birisinde küçük ama önemli bir “Hata” yaptı.

Bu önemli detayı ise kamuoyunun gündemine HABER ALTERNATİF getiriyor…

Peker 5. videosunda Süleyman Soylu’nun Ali Faik Hocaoğlu isimli bir danışmanı olduğunu belirterek bu danışmanın 1.6 milyonluk araca bindiğini ve Trabzon’da 5 milyon TL’ye ev yaptırdığını belirterek “Danışman maaşları ne kadar? Benim bildiğim 10 bin TL bile değil” diyerek Soylu’ya yönelik “Danışmanı böyle zengin” ifadelerini kullandı.

Ancak Peker’in Soylu’nun danışmanı olarak ismini verdiği Ali Faik Hocaoğlu isminde bir danışmanı yok. Süleyman Soylu’nun danışmanlığını yapan ve Peker’in bahsettiği kişinin “Doğru” adı Ali Faik Hacıoğlu.

Ali Faik Hacıoğlu AKP’nin eski Trabzon İl Yönetim Kurulu Üyesi. Hacıoğlu Ailesi Trabzon’un en etkili ailelerinden birisi ve ailenin bir diğer önemli ismi İsmail Hacıoğlu ise AKP Trabzon Milletvekili aday adayıydı.

Ali Faik Hacıoğlu AKP Trabzon İl Yönetim Kurulu Üyeliği sonrasında usulsüz şekilde hiç bir sınav ve KPSS’ye girmeden doğrudan İçişleri Bakanlığı’na “Müşavir” olarak atandı.

Sonrasında ise Soylu’ya en yakın isimlerden birisi oldu.

Ancak Ali Faik Hacıoğlu, Süleyman Soylu kadar başka isimler ile de yakın ilişkiler kurdu. Bu isimlerden bir tanesi ise AKP Trabzon Ortahisar İlçe Yönetim Kurulu üyesi olan Temel Bektaşoğlu.

Temel Bektaşoğlu ise 2008 yılında Rize’den Trabzon’a 1,5 kilo uyuşturucu getirmek isterken yakalanmış ve yargılandığı davada mahkum olarak 6,5 yıl hapis cezası alarak hapse girmişti.

İşte uyuşturucu taşırken yakalanıp hapse giren AKP yöneticisi Temel Bektaşoğlu ile Süleyman Soylu’nun birlikte fotoğrafları ise yine bizzat Temel Bektaşoğlu tarafından sosyal medyada paylaşılmıştı.

Süleyman Soylu ile Temel Bektaşoğlu’nun birlikte verdikleri poz ise Sedat Peker’in videosunda ismini “Hatalı” olarak söylediği Ali Faik Hacıoğlu’nun makamında çekildi.

Peker’in videosunda “1,6 milyonluk arabaya binip,5 milyon TL’lik ev yaptırdı” dediği Soylu’nun danışmanı Ali Faik Hacıoğlu’nun makamında İçişleri Bakanı Soylu ile pozları çıkan uyuşturucudan yakalanmış eski AKP’li yönetici Temel Bektaşoğlu’nun Soylu için yaptığı ve kendisinin de yanında olduğu fotoğrafları da içeren başka sosyal medya paylaşımları da bulunuyor.

2019 yılının mayıs ayında ortaya çıkan görüntüler ilk olarak 16punto.com isimli bir haber sitesinde yayınlanmıştı. Ancak bu görüntüleri yayınlamasından bir süre sonra 16punto.com sitesi kapandı ve şu an bu siteye ulaşılamıyor.

 

Öte yandan Soylu’nun danışmanı Ali Faik Hacıoğlu aynı zamanda Türkiye Okul Sporları Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmakta. Federasyonun başkanı ise eski Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı Danışmanı ve eski Milli Eğitim Bakan müşaviri Dr.Ömür Fatih Karakullukçu.

_______________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

TÜRKİYE’NİN ZORLU VE “ZORUNLU” İHTİYACI: “BÜYÜK SİSTEMSEL DEĞİŞİM”

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

Türkiye günlerdir Sedat Peker’in çektiği videoları konuşuyor…Videolarda Peker tarafından “Ustaca” verilen mesajlar kadar, açıklamalarda ortaya dökülen ilişkiler ağını her bir yeni videoda şaşkınlıkla öğreniyor.

Oysa bu kadar şaşırmayı gerektirecek bir durum yok ortada…

Zira Türkiye’de bugün Sedat Peker’in videolarında yapmış olduğu açıklamalarda ortaya çıkan kirli hatta kanlı ilişkiler yumağı halen konuşulabiliyorsa bizim aslında bakmamız gereken nokta olan “Çürümüş” ve “Çökmüş” sistemin kokuşmuşluğu nedeniyledir.

Bu sistem yaklaşık 40 yıldır dönemsel olarak ele geçirilen çeşitli fırsatlar nedeni ile değiştirilmediği hatta hakim güç odaklarının -siyasetçi,bürokrat,iş dünyası,istihbarat-işine geldiği için değiştirilmek şöyle dursun her geçengün yapısı korunaklı hale getirildiği için bugün gelinen noktada çökmüş ve çökerken bir ülkenin tüm yapısal organizasyonunu da altında bırakma tehlikesini karşımıza tüm çıplaklığı ile koymuştur.

Evet Sedat Peker’in bugün yaptığı açıklamaların “Sebebini” arayanlar hata etmektedirler. Zira Sedat Peker’in bugün yapmış olduğu açıklamalar bir “Sonuçtur”.

Bu ülkede 1990’lı yıllar ile başlayan ve mafya-istihbarat-siyasetçi-asker-polis ayaklarının iç içe geçtiği ve “Derin” koridorlarda acımasızca alınan “Kirli” kararların uygulandığı sürecin Susurluk’ta ortaya “Çıkar gibi” olmasına rağmen üzerine tam anlamı ile gidilip tasfiye edilememesi bugün Sedat Peker’in bu açıklamaları yapmasına sebep olmaktadır.

Zira 1990’lı yıllardan beri oluşturulan bu girift ve kirli ilişkiler yumağının  en önemli “Denge” faktörlerinden birisi de “Operasyonel” kullanım özellikleri dolayısı ile ülkedeki çeşitli mafya grupları ve organize suç örgütleri ile bu örgütlerin liderleri olmuştur.

Siz eğer ülke olarak dış borcunuzun hatırı sayılır bölümünü  halen kara para üzerinden finanse ediyorsanız bu organize suç örgütü liderlerini “Derinlerdeki” o dengelerin içerisine her dönem sokmaya mahkum kalırsınız.

O zaman da bu isimler dönemin en önemli siyasetçileri,bürokratları,emniyetçileri ve istihbaratçıları ile aynı masalara oturup kalkmaya başlarlar ve neticede “Baki” olan devlet olduğundan, kendilerinin kullanım süresi dolduğu zaman “Tasfiye” edilecekleri dönemlerde bu tip konuşmalar yaparak pazarlık masasına oturmaya başlarlar.

Bu isimler döneme göre değişir, önemli olan ise bu çarpık ve kirli düzeni değiştirebilmektir.

Bu çarpık, kirli ve ellerinde kan olan sistemin değişmemesi halinde bugün Sedat Peker’i konuşan Türkiye yarın Alaattin Çakıcı’yı konuşacak, gün geçip konjonktür değiştiğinde konuşacağımız mafyatik isimler değişecek ama karşılaşacağımız rezaletler değişmeyecek hatta her geçen gün büyüyecektir.

Türkiye’de sistem çökmüştür ve yeni baştan inşa edilmesi gerekmektedir.

Bu yeni ve büyük sistem inşası ise, bugün siyasi hayatımızın içerisinde kendisini var eden hali hazırdaki siyasal aktörler ile mümkün değildir. Zira bu siyasal aktörlerin tamamı Türkiye’de vatandaşı yıllardır ezen ve artık çökmüş haldeki bu sistemin bizzat içerisinde olan, yıllarca öyle veya böyle bulundukları konum, aldıkları görev ve unvanlar itibariyle bu sistem içerisinde yaşanan çöküşte küçük yahut büyük mesuliyeti olan isimlerdir.

O nedenle Türkiye’de artık zorunluluk haline gelmiş olan o “Büyük değişimi” yıpranmamış ,genç, dinamik ve nitelikli kadrolar sağlayabilecektir.

Şu an Türkiye’de halk da eskiyen yüzlerden ve eskimiş sözlerden bıkmıştır ve yeni bir siyasal kadro görmek istemektedir.

Nasıl ki 1950 seçimleri öncesinde halk yeni bir “Umut” beklerken karşısında kendisine umut olan DP’yi iktidara getirdi, nasıl ki 1970’lerde “Umudu” olan Ecevit ve O’nun  genç, yıpranmamış ama nitelikli kadrolarına solu Türkiye’de iktidara taşıma şansı verdi, 1980 askeri darbesi sonrasında nasıl “Yenilikçi” Özal’ın ANAP’ına umut bağladı ve nasıl ki 2001 krizi sonrası yaşanan umutsuzluk döneminde “Umut” olan AKP’yi iktidara taşıdı işte şimdi de Türkiye kendisi için “Umut” olacak bir siyasal kadroyu beklemektedir.

Siyaset konjonktürel bir olaydır ve konjonktür de şu anda Türkiye’de yaşanacak o “Büyük değişimi” sağlayacak bu nitelikli kadroyu ortaya çıkartacağı döneme adım adım ilerlemektedir.

Ve bilesiniz ki o günler de çok uzak değildir…

________________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: