Sosyal Medya Hesaplarımız

DOSYA HABER

TARİHİ HAMAMDA ÇIKAN USULSÜZLÜĞÜN UCU,SUUDİ ARABİSTAN’A UZANDI

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF-ÖZEL DOSYA HABER

Celal Eren Çelik

Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde olup “Restore Et-İşlet-Devret” modeli ile ihalesi gerçekleşen tarihi Haseki Hamamı (Ayasofya Hürrem Sultan Hamamı) ile ile ilgili usulsüzlük Sayıştay incelemesi sonrasında raporlara yansıdı.

Tarihi hamam 03/04/2008 yılında “Rstore Et-İşlet-Devret” modeli ile ihale edilerek yüklenici firma olan Haseki Turizm Sağlık İnş. San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. ile sözleşme imzalandı.

Ancak restorasyon çalışmaları esnasında, tarihi hamamın kuzey batı cephesi boyunca özgün drenaj
kanallarının ortaya çıktı.Ortaya çıkarılan drenaj kanalları ve havalandırma bacalarının
bakım onarım ve denetiminin yapılabilmesi ve Sultanahmet Parkı’ndaki sulama çalışmalarının
esere zarar vermemesi için kuzey-batı cephesi boyunca 6,5 m. Genişliğindeki alan hamam
parseline 02/07/2011 tarih ve 294/3962 sayılı Kurul Kararı ile yoldan ihdas edilerek dahil
edildi.

Böylece tarihi hamam eklenen bu bölüm ile birlikte  59 ada 3 parsel olarak 56843/304880 hissesi Vakıflar Genel Müdürlüğü adına 248037/304880 hissesi Haseki Sultan ve Sultan Mahmudi Sani Vakfı adına 20/05/2011 tarihinde tescil edildi.

TARİHİ HAMAMDA CAFE AÇTILAR

Ancak yüklenici firma ve Vakıflar Genel Müdürlüğü usulsüz biçimde, bakım onarım çalışmaları nedni ile tarihi hamama eklenen ve hiç bir şekilde tek çivi çakılamayacak alana çay bahçesi ve wc yaparak işletmeye başladı.

Bu usulsüzlükler 2016,2017 ve 2018 yılları Sayıştay raporlarına da yansıdı ancak İBB’nin de Vakıflar Genel Müdürlüğü‘ne defalarca yazı yazarak buradaki ticari faaliyetin sonlandırılmasını istemesine rağmen kimse bu işletmeci firma olan Haseki Turizm Sağlık İnş. San. ve Dış Tic. Ltd. Şti.’ne “Dokunamadı”.

İşletmeci firma İstanbul’un en yoğun,en fazla turist gelen noktalarından birisinde usülsüz biçimde açtığı cafe ve wc ile “Darphane gibi” para basmaya devam etti.

Peki kimdi 3 kez Sayıştay Raporuna “usülsüzlükleri” yansıyanj,İBB’nin “Tarihi eserden cafesi kaldırılsın” talebine karşı kendisine dokunulamayan Haseki Turizm Sağlık İnş. San. ve Dış Tic. Ltd. Şti.?

İşte bundan sonra okuyacaklarınız basit bir usulsüzlükten, cafe işletmekten çok çok öteye geçip Suud Hanedanı ile yakın ilişkilere uzanan enteresan bir ilişkiler ağı…

İSTANBUL’DAN CİDDE’YE UZANAN YOL…

Haseki Turizm Sağlık İnş. San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. aslında bu tarihi restorasyonu için kurulmuş bir şirket…Şirketin asıl sahibi ise ZADELER İNŞAAT SANAYİ TİCARET A.Ş…

Restorasyon ihalesini kazanan Haseki Turizm Sağlık İnşaat Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketi’nin tek ortağı ise ZADELER İNŞAAT adına “Ailenin” genç kuşak temsilcisi Nihat Katipzadeler.

ZADELER İNŞAAT, AKP döneminde işleri büyümüş bir şirket ama bu bir anda büyümede bir “Dönem” özel önem taşımakta.

O özel önem taşıyan “Dönem” ise 2007 yılında Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı döneminde Türkiye’yi ziyaret eden eski Suudi Arabistan Kralı Fahd’ı otelde ziyaret etmesi ile başlayıp, Kral Fahd’ın ölümü ile bayrakların yarıya indirilip milli yas ilan edildiği 2015’e kadar süren Suudi Arabistan ile “Altın Çağın” yaşandığı dönem.

İşte tam da bu dönemde ZADELER İNŞAAT‘ın birden bire büyüdüğünü ve Suudi Arabistan’da çok büyük işler aldığını görüyoruz.

Öyle ki sadece Suudi Arabistan‘ın değil, Ortadoğu’nun en etkin gazetecileri, iş adamları, politikacıları bu şirketin proje lansmanı için düzenlediği kahvaltılarda bir araya geliyor,bu kahvaltılara dönemin Bilim,Sanayi ve Teknoloji Bakanı olan şimdilerin DEVA PARTİSİ Genel Başkan Yardımcısı Nihat Ergün katılıp kendilerine teşekkür edip hediye  veriyor.

Bununla da kalınmıyor Türkiye Cumhuriyeti Devleti,ZADELER İNŞAAT ve Yönetim Kurulu Bakanı Nejdet Katipzadeler’e  Cidde Başkonsolosu Salih Mutlu Şen imzası ile “Teşekkür Mektubu” gönderiyor…

ZADELER İNŞAAT’IN İLİŞKİLER AĞI…

Çünkü bu ZADELER İNŞAAT öyle sıradan bir inşaat firması değil Suudi Arabistan’da…Zira Suudi Arabistan’da bu kadar büyük çaplı işleri yapmalarını sağlayan da, bu kadar önemli kişinin bir araya gelmesini sağlayan da ZADELER İNŞAAT’ın Suudi Arabistan’daki ortağı olan Khalid bin Mohammed Al Angari.

Peki kimdir bu Khalid bin Mohammed Al Angari ?

Al Angari,Suudi Arabistan eski YÜKSEK EĞİTİM BAKANI… Suud Hanedanı ile çok yakın ilişkileri olan Al Angari’ye şöyle bir virgül koyalım geri dönmek üzere…

Suudi Arabistan’da medya-politikası ve iş dünyası denilince ve Suud Hanedanı ile “En yakın isimler” sayılırken hemen akla gelen 3-4 kişiden birisi Waleed bin İbrahim El İbrahim…

Waleed bin İbrahim El İbrahim Suudi Arabistan’ın en zengin iş adamlarından birisi olan bir “MEDYA İMPARATORU”

Sahibi olduğu “ORTADOĞU YAYIN MERKEZİ” (MBC) Suudi Arabistan’da o kadar başarılı oldu ki Suudi Arabistan devleti 11 milyar Dolar net değeri olan medya grubunun %60’ını satın aldı.

Ama Waleed bin İbrahim el İbrahim’in asıl gücü ve “Kudreti” milyar dolarlık bir iş adamı, bir medya patronu olmasından kaynaklanmıyor. Zira Waleed bin İbrahim el İbrahim SUUD HANEDANI ile yakın akrabalık ilişkileri olan bir isim.

Waleed bin İbrahim el İbrahim’in bir kız kardeşi Al Jawhara bint Ibrahim Al Ibrahim ölen Kral Fahd’ın eşlerinden biriydi. Bir diğer kız kardeşi Maha Al İbrahim ise Suudi Arabistan savunma ve havacılık bakan yardımcısı Prens Abdul Rahman ile evli…

Evet şimdi tekrar dönüyoruz ZADELER İNŞAAT’ın Suudi Arabistan’daki ortağı olan Al Angari’ye…

İşte bu Waleed bin İbrahim el İbrahim’in bir diğer kız kardeşi olan Mohdi Al Ibrahim ise ZADELER İNŞAAT’ın ortağı ve  eski Suudi Arabistan Eğitim Bakanı Al Angari ile evli.

Yani ZADELER İNŞAAT, Suudi Arabistan’da ortağının akrabalık ilişkileri sayesinde Suud Hanedanı ile çok yakın ilişkilere sahip.

Zaten pek çok projelerinin açılışına ve tanıtımına bizzat Suudi Arabistan’ın bakanları ve prensleri katılmakta.

İşte bu yakın ilişkiler özellikle AKP-Suudi Arabistan ilişkilerinin “Altın Çağının” başladığı 2007 yılından sonra kuruluyor. Bu arada 2008 yılında ZADELER İNŞAAT önce ortak olup daha sonra tamamının hissesini aldığı Haseki Turizm Sağlık İnş. San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. ile tarihi Haseki Hamamı “Restorasyon ve İşletme” ihalesini alıyor…Yetmiyor,çivi dahi çakamayacağı tarihi alana cafe açıp darphane gibi para basıyor.

Ama Suudi Arabistan-AKP ilişkileri arasında ZADELER İNŞAAT ve “İlişkiler Ağı” önemli bir noktada durduğu için 3 kez Sayıştay Raporu’na da girse,İBB Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne yazı yazarak bu usulsüzlüğe son vermesini de istese kimse ZADELER İNŞAAT’a dokunamıyor…

Ve Sayıştay Raporlarına Türkiye’de milyarlarca liralık yolsuzluklar arasında devede kulak dahi olamayacak bir usulsüzlük olarak geçen bir olayın perde arkasındaki ilişkilerin çok farklı olduğunu, “Türkiye’nin tanıtımı ve Suudi Arabistan ile ilişkilerinin geliştirilmesine sunduğu katkı” için bu şirkete bizzat Türkiye Cumhuriyeti tarafından nasıl övgüler yağdırılıp, teşekkür edildiğini görüyoruz.

Hal böyle olunca Suudi Arabistan’a uzanan bu ilişkiler ağını kuran devlet istediği usulsüzlüğü yapıyor,Sayıştay ise yazdığı rapor ile kalıyor,ZADELER’e kimse dokunamıyor.

 

 

 

Yorum yapmak için tıklayın

Bir Cevap Yazın

DOSYA HABER

BU ROTALAR BAŞKA ROTA

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF-DOSYA HABER

Celal Eren ÇELİK

Dünya’nın başındaki en büyük belalardan birisi olan uyuşturucu, her geçen gün daha fazla insanın yaşamını karartırken getirilen her türlü yasağa, yapılan tüm önleme çalışmalarına rağmen uyuşturucu üretimindeki artışı durdurmak da mümkün olmuyor.

Tabii uyuşturucunun üretimi kadar uyuşturucunun hangi güzergahlardan yani hangi “rotlardan” Dünya’ya dağıldığı da önemli. Çünkü bu güzergahlarda milyonlarca insanın hayatı ile bedelini ödediği, milyarlarca dolarlık bir uyuşturucu pastası yatıyor.

Sedat Peker’in videolarında üzerinde en fazla durduğu konulardan birisinin de Kolombiya ve Panama üzerinden Türkiye’ye gelmesi planlanırken yakalanan ve İzmir Limanı’na inmesi için organizasyon yapılan kokainler ve uyuşturucu trafiği olunca “Uyuşturucu trafiği” ve doğal olarak olarak bu trafiğin yaşandığı “Rotalar” yeniden gündeme geldi.

HABER ALTERNATİF olarak Dünya genelindeki en önemli  uyuşturucu rotalarının bu dosyamızda ele alacağız…

Uyuşturucunun ana üretim merkezleri nereler ?

Uyuşturucu bu merkezlerden hangi rotayı takip ederek Dünya pazarına sunuluyor ?

Türkiye’nin uyuşturucu rotasını oluşturan “şeytan üçgeni” neresi ? Uyuşturucu kullanımı kullanımı ile mücadele edilirken hangi garip gelişmeler yaşanıyor ?

İşte tüm bu soruların cevapları…

DÜNYA UYUŞTURUCU ÜRETİMİNİN MERKEZİ: ALTIN HİLAL

Pek çok uyuşturucu maddenin hammaddesi afyon bitkisi. Bu bitki Türkiye’de dahil olmak üzere Dünya’nın pek çok ülkesinde üretiliyor. Ancak Dünya uyuşturucu pazarının ihtiyacını karşılayan asıl üretim merkezi ise Afganistan, Pakistan ve İran’ da yapılan afyon üretimi.

Uyuşturucu baronları bu üç ülkeyi “Altın Hilal” olarak adlandırıyorlar. Bu ülkelerden özellikle Pakistan ve Afganistan’ın uyuşturucu kaçakçıları tarafından tercih edilmesinin nedeni bu ülkelerin coğrafi konumları ile zayıf devlet yapıları. İki ülkede de var olan siyasal otorite zayıflığı özel olarak tercih edilmelerini sağlıyor.

Afganistan ise belki de Altın Hilal içerisinde en fazla uyuşturucu üretimi yapılan ülke. Amerika Birleşik Devletleri 11 Eylül saldırılarından sonra girdiği Afganistan’da uyuşturucu ile mücadele konusunda çeşitli önlemler almasına hatta Rusya ile bu ülkede ortak operasyonlar düzenlemesine rağmen sağlam uyuşturucu ağını kıramadı. Aksine 2001 yılından bugüne ülkedeki uyuşturucu üretimi yaklaşık 40 kat arttı.

Afganistan’da üretilen 400 milyar dolarlık uyuşturucunun bu ülkeyi işgal eden Amerika kontrolünde olması buna rağmen üretimde yaşanan bu artış ise gerek ABD’nin tüm ulaşım noktalarını kontrol altında bulundurması gerekse ABD’nin savaş finansmanı için uyuşturucu gelirlerini kullanabileceği kuşkuları nedeni ile kafalarda soru işaretleri bırakıyor.

Hatta başta İran olmak üzere bazı ülkeler ABD ve NATO’yu uyuşturucu trafiğini yönlendirmekle suçluyorlar.

Başta AB ülkeleri olmak üzere Dünya’nın pek çok ülkesine uyuşturucu işte bu üç ülkenin oluşturduğu “ALTIN HİLAL” rotasından dağılıyor.

Bu bölgede üretilen ‘mal’lar üç farklı rota ile Avrupa’ya ulaşıyor. Doğu’da üretilen saf uyuşturucu Batı’ya pazarlanırken sentetik uyuşturucular Batı’dan geliyor.

BALKAN ROTASI

Balkan Rotası” Dünya uyuşturucu güzergahları arasında en önemlilerinden birisi olup, tarihi İpek Yolu’nun devamı özelliğini de taşımakta.

Bu rota üretim bölgelerinden başlayarak ülkemiz üzerinden tüketim bölgelerine kadar devam etmekte.

Balkan Rotası, Güneybatı Asya haşhaş ekim bölgelerinden başlayarak, İran ve Türkiye topraklarını geçip, Balkan Yarımadası üzerinde iki kola ayrılmakta, bir kolu Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Avusturya üzerinden Almanya`ya (Kuzey Kolu), diğeri ise Türkiye ve Yunanistan üzerinden çoğu kez deniz yolu ile Batı Avrupa`ya (Güney Kolu) ulaşmakta.

Balkan Rotası, Afganistan ve çevresinde üretilen afyondan elde edilen eroin maddesini, Avrupa uyuşturucu pazarına nakletmek üzere, uzun yıllar kaçakçıların kullandığı  beklide en önemli güzergah.

Balkan Rotası üzerindeki uyuşturucu madde trafiğinde, güzergah üzerinde bulunan ülkelerin üretici, transit ve tüketici olarak üç ana gruba ayrıldıkları görülmekte. Bazı ülkeler ise bu üç durumdan aynı anda etkilenmekte. Coğrafi konumu itibari ile, Güneybatı Asya Haşhaş Üretim Bölgeleri ve Batı Avrupa Tüketim Pazarı arasındaki eroin trafiğinden, transit ülke olarak etkilenen Türkiye, bu durumun yol açtığı uyuşturucu kullanım problemiyle de karşı karşıya kalmakta.

Ayrıca Türkiye, doğudan batıya doğal uyuşturucuların trafiğinden etkilenirken, batıdan doğuya ise kimyasal ve sentetiklerin kaçakçılığından etkilenerek çift taraflı bir akımın merkezi konumuna gelmiş durumda. Avrupa ve Rusya üzerinden gelen kimyasal maddelerin hedefi Güneybatı Asya`da bulunan yasadışı uyuşturucu imalathaneleri, sentetik uyuşturucuların hedefi ise Arap ülkeleri ve Türkiye olmakta.

Türkiye`nin, uyuşturucu madde kaçakçılığı ile yoğun mücadelesi ve 1980`li yılların sonunda dünya siyasetinde meydana gelen gelişmeler, özellikle SSCB`nin dağılması ve Balkanlarda yaşanan soykırım, Balkan rotasını kaçakçılar açısından güvenli bir rota olmaktan çıkardı. Böylelikle yasadışı uyuşturucu trafiği, kontrolün daha az olduğu ve kaçakçılarca daha güvenli kabul edilen kuzey ve güneydeki rotalara kaydı.

Bununla birlikte Balkanların tam ortasında BM kontrolündeki Kosova halen çift basamak yönteminde önemli bir üst konumunda.

Ayrıca yüklü miktarlarda Afgan uyuşturucusunun son gidecekleri yerlere gönderilmeden önce İran üzerinden Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan ve daha az olarak Türkiye’ye ya da Pakistan’dan İran ve Basra Körfezi bölgesindeki diğer ülkelere gönderilmesi, Türkiye’nin kaçakçılar açısından güvenli bir rota olmaktan çıktığının bir göstergesi olarak kabul edilmekte.

KUZEY KARADENİZ ROTASI

Kaçakçılık güzergahlarının belirlenmesinde ana prensip güzergahım güvenli olmasıdır. Bu nedenle uyuşturucu güzergahlarında siyasal, askeri v.s şartlardan dolayı meydana gelen konjonktürel sebepler ile sıklıkla değişiklikler olabilmekte.

Bu nedenle kaçakçılık kontrol mekanizmalarının tam olarak kurulamadığı bölgelere kaymakta.

SSCB`nin dağılmasından sonra ortaya çıkan yeni yapılanma ve dönemsel olarak yaşanan otorite boşluğu ile Türkiye’de gerçekleştirilen büyük çaplı uyuşturucu operasyonları sonucu Kuzey Karedeniz’de uyuşturucu kaçakçılarının alternatif bir rota geliştirmesi sonucunu doğurdu.

Yapılan araştırmalar ve elde edilen veriler İpek Yolu üzerindeki yasadışı uyuşturucu madde ticareti ile Güneybatı Asya bölgesinden Batı Avrupa`ya ulaşan uyuşturucu maddelerin kaçakçılığı noktasında Kuzey Karadeniz Rotasının ön plana çıktığını göstermekte.

1999-2000 Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO) raporunda da Orta Asya üzerinden Avrupa’ya yönelik olarak gerçekleştirilen uyuşturucu madde kaçakçılığında, transit geçişlerde ECO ülkelerinin yer aldığı bölgede yeni rotaların ortaya çıktığı belirtilmektedir.

Bu bölgede yer alan Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan’da yasadışı uyuşturucu madde kaçakçılığının hızlı bir şekilde artmasına bağlı olarak, Afgan menşeli uyuşturucunun büyük bir kısmının Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan’ı ayıran Fergana Vadisinden geçirildiği rapor edilmiştir.

Kuzey Karadeniz Rotası; Güneybatı Asya`dan iki ayrı kol halinde gelerek Karadeniz`in kuzeyinde birleşmekte. Birinci yol, Afganistan`dan başlayıp, Orta Asya Cumhuriyetlerinden geçerek, Rusya, Ukrayna, Belarus ve Polonya üzerinden Batı Avrupa pazarına ulaşan kuzey yoludur.

İkinci yol ise, Afganistan`dan İran`a, oradan da kuzeye yönelerek Azerbaycan ve Kafkasya üzerinden yine Rusya ve Ukrayna`ya, oradan da Batı Avrupa pazarına ulaşan güney yoludur. Afgan orijinli eroin, morfin ve afyonun %65`nin Orta Asya üzerinden Rusya, Belarus ve Baltık ülkelerine ulaşan bir rota izleyerek, Batı Avrupa`ya ulaştığı, Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulunun raporlarında da vurgulanmaktadır.

Orta Asya Cumhuriyetleri`nde tren ve konteynerlarda yapılan yakalamalar, SSCB`nin dağılması ile Güneybatı Asya`daki üretim bölgelerinden başlayıp, Orta Asya ülkelerinden geçerek Karadeniz`in kuzeyini takiben Slovakya üzerinden Batı Avrupa`ya ulaşan veya Orta Avrupa`da Balkan Rotası ile birleşen Kuzey Karadeniz Rotasının önemini koruduğunu göstermekte.

Afganistan`dan Türkmenistan`a sokulan uyuşturucu ise, muhtemelen kamyon ve otobüs trafiğinin çok yoğun olduğu İran`a karayoluyla, Rusya`ya ise diğer Orta Asya Cumhuriyetlerinde olduğu gibi demiryolu ile gitmektedir. Ayrıca Hazar Denizi de Afgan menşeli uyuşturucunun Türkmenistan üzerinden Rusya`ya ve Avrupa`ya götürülmesinde kullanılmakta.

DOĞU AKDENİZ ROTASI

Doğu Akdeniz Rotası da uyuşturucu tacirleri için çok önemli bir diğer rotadır. Bu rota Avrupa`daki tüketim bölgeleri arasında önemli yollardan biri de Pakistan limanlarından başlayarak sırası ile; Hint Okyanusu, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı’na, oradan da Güney Kıbrıs`ın güneyinden geçerek Akdeniz üzerinden Avrupa`ya ulaşmaktadır.

Son yıllarda Pakistan’dan Batı Avrupa’ya, havadan ve deniz yolu ile doğrudan yapılan uyuşturucu kaçakçılığında ciddi bir artış gözlenmiş, bu durum hem Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Kontrol Programı (UNODC) raporlarına, hem de İnterpol istatistiklerine yansımıştır.

Bu rotanın ortaya çıkışında Afgan ve Pakistanlı kaçakçıların uyuşturucu pazarındaki paylarını, uyuşturucuyu doğrudan Avrupa`ya göndermek suretiyle arttırma istekleri önemli bir sebeptir.

Bu rotanın gelecek yıllarda daha aktif duruma geleceği tahmin edilmektedir. Bu rota ile bağlantılı, Pakistan deniz limanlarından Avrupa`ya doğrudan ulaşan ve uluslararası deniz hukukundan kaynaklanan sebeplerle kontrolü çok zor olan, önceki yıllarda Doğu Akdeniz Rotası olarak tarif edilen deniz yolunun da göz ardı edilmemesi gerekir.

 TÜRKİYE’NİN ŞEYTAN ÜÇGENİ: YÜKSEKOVA-BAŞKALE-VAN

 Türkiye transit ülke pozisyonu ile Dünya uyuşturucu pazarında ciddi bir yere sahip. Bu durum Türkiye’nin kendi “Altın Hilal”ini yaratması sonucunu da beraberinde getirmiş ve “Şeytan Üçgeni” olarak da adlandırılan Yüksekova-Başkale-Van güzergahı uyuşturucu tacirlerinin en sık kullandığı güzergah olmuştur.

Bu bölgelerde işin daha vahim boyutu ise kadın ve çocukların köylerdeki uyuşturucu imalathanelerinde uyuşturucu üretmesidir.

Özellikle İran ile çok ciddi temas halinde bulunan ve bölgedeki uyuşturucu trafiğinin kontrolünü ellerinde bulunduran büyük aşiretler, “ticari” işlerini kız alıp-vererek akrabalık ilişkileri ile güçlendirmekte böylece uyuşturucu ticaretinin rantı da garanti altına alınmaktadır.

Türkiye üzerinden Batı’ya geçen uyuşturucunun büyük bölümü bu güzergahtan giriyor. Bölgede uyuşturucu ticareti 1975 yılından sonra ivme kazandı. O tarihlerde çuvallarla kaçırılan afyona, köylerde ‘incir çürüğü’ ismi veriliyordu. Uyuşturucu ticaretinin seyri PKK terör örgütünün ortaya çıkmasıyla değişti. Artık uyuşturucu ticareti, bireysel olmaktan çıkıp bir ‘organizasyon’ haline dönüştü.

Bölgede uyuşturucu üretimi yapılmasına karşın uyuşturucunun büyük bölümü halen “Altın Hilal” den gelmekte. Uyuşturucu 4000 metreye varan yükseklikteki dağlardan katırların sırtında taşınmakta.

Bölgede sınır karakollarının sayısı az ve yetersiz. Bu nedenle uyuşturucu kaçakçıları bölgede rahatlıkla hareket edebiliyor.

Uyuşturucu kaçakçıları için Balaban çok önemli… Çünkü Van’ın çıkış noktası olan Balaban’daki Jandarma Kontrol Noktası’ndan sorunsuz geçen “malın” Avrupa’ya kadar sorun yaşamadan ulaşma ihtimali çok yüksek. Uyuşturucu tüccarları Yüksekova, Başkale ve Van şehir merkezi yolunu takip ediyorlar.

Öte yandan uyuşturucu trafiğinin terörle çok yakından ilişkisi var. PKK, kontrolünde yapılan taşıma işinden önemli bir finansman elde ediyor. Resmi verilere göre Türkiye üzerinden geçen uyuşturucu trafiğinin yüzde 30 ile 40’i PKK tarafından kontrol ediliyor. Bölgeden geçen uyuşturucunun önemli bölümü yine terör örgütü tarafından kontrol altında tutuluyor.

     UYUŞTURUCU İLE MÜCADELE EDİLİRKEN YAŞANAN GARİP ÇELİŞKİLER…

Özellikle ABD ve AB üyesi ülkelerde uyuşturucu kullanımı son yıllarda hızla artarken, bu ülkeler de uyuşturucu ile mücadele söylemleri giderek daha sert biçimde dillendirilir oldu.

Ancak söylemler sertleşmesine rağmen uygulamaya ve sonuçlara bakıldığında çok ciddi çelişkiler ile karşılaşılıyor.

Öncelikle ABD’den başlayalım…

Dünya’da uyuşturucu ile mücadelenin öncülüğünü yapan ülke olan ABD şu anda Dünya’nın 1 numaralı uyuşturucu hammaddesi ve uyuşturucu maddesi üreticisi olan Afganstan’ı işgal etmiş durumda.

Hali hazırda uyuşturucunun Dünya pazarlarına nakli için gerekli havaalanı, karayolları, sınırlarda ABD kontrolü olmasına rağmen, bunun yanı sıra ABD ülkede afyon yetiştirilmesine karşı çıkarken ABD işgalinin başladığı 2001’den bu yana      Afganistan’daki uyuşturucu hammadesi olan afyonun ve uyuşturucu maddelerin üretimi tam 41 kat artış gösterdi.

Ayrıca ABD’de20 milyonu aşkın kişi uyuşturucunun pençesinde ve bu oran her yıl artış gösteriyor.

Almanya’da uyuşturucu kullanma oranları yükseliyor, ‘davranış bozukluklarını’ düzelten ve yasal olarak satılan Ritalin adlı madde 1993’te 34 kilo tüketilirken bu miktar 2000 yılında 463 kiloya ulaşmış durumda.

İngiltere’de sigara içmeye karşı büyük kampanyalar düzenlenirken uyuşturucu kullanımına sınırlandırma getirilmiyor ve hatta esrarın serbestçe satılabilmesi tartışılıyor.

İsviçre’de özel olarak ‘devletin kontrolü altında’ esrar içilen kafeler yaygınlaşıyor (2000 yılı verisine göre Basel kentinde bu şekilde 100’den fazla kafe mevcuttu).

Hollanda ise malum uyuşturucunun en kolay ve yasal yoldan temin edilebildiği ülke konumunda.

Avusturalya’da ise devletin oluşturduğu noktalarda sağlık görevlileri aşırı dozdan ölümlerin önüne geçmek için kendi elleri ile uyuşturucu bağımlılarına uyuşturucu enjekte ediyorlar.

Yapılan araştırmalara göre 1999-2002 arasında AB üyesi 15 ülkedeki 100 binden fazla genç aşırı dozdan öldüğünü gösteriyor…

Garip ama gerçek… Uyuşturucu ile mücadele konusunda en hassas olan ülkeler kendi ülkelerinde uyuşturucuyu neredeyse yasallaştıracak düzenlemelere gidiyorlar.

Ve işte bu “Beyaz ve Zehirli Rotalardan” gelen uyuşturucu her geçen gün kullanım oranı daha da artarak milyonlarca insanın hayatını karartmaya devam ediyor, mücadele konusundaki eksikliklere bakılacak olursa karartmaya devam edeceğe benziyor…

İşte uyuşturucu türlerine göre güzergah dağılımını gösteren o harita:

________________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

 

Okumaya Devam Et

DOSYA HABER

HAZİNE’DEN SOROS’UN FONLADIĞI VAKFA MİLYONLUK DESTEK

Yayınlanma Tarihi:

on

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın ABD’li ünlü spekülatör ve ülkelerde NGO’ları fonlayarak yaptırdığı “Renkli Devrimler” ile ünlü George Soros’un Türkiye’deki en etkin olduğu ve fonladığı vakıf olarak tanınan TESEV’e 1 milyon 186 bin 278 lira 15 kuruş tutarında şartlı bağışta bulunduğu ortaya çıktı.

VERYANSIN TV haber sitesinden Eray Çelebi’nin haberine göre TESEV’in 2019 yılı faaliyet raporlarına bu bağış 8 Ekim 2018 tarihinde gönderilirken bağışın yaklaşık 927 bin lirası harcandı, henüz gerçekleştirilmeyen proje faaliyetlerine tekabül eden tutar ise 259 bin 99 lira 13 kuruş oldu.

Yapılan bağışların bilgisi, 61 sayfadan oluşan raporun “1.4. Gelecek Aylara Ait Gelirler” başlığı altında aktarılıyor.

BAĞIŞ TUTARLARI TESEV RAPORUNDA

Raporda, Hazine ve Maliye Bakanlığı Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürlüğü’nün Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’na (TESEV) 167.586,55 avro (1 milyon 186 bin 278 lira 15 kuruş) tutarında “şartlı bağış” yaptığı belirtiliyor.

8 Ekim 2018 tarihinde gönderilen bağışın 2018 yılında 151 bin 638 lira 94 kuruşu, 2019 yılında da 775 milyon 540 bin 8 kuruşunun harcandığı görülüyor. Henüz gerçekleştirilmeyen proje faaliyetlerine karşılık gelen tutarın ise 259 bin 99 lira 13 kuruş olduğu ifade ediliyor.

2018 Gelecek Aylara Ait Gelirler Bölümü

2019 Gelecek Aylara Ait Gelirler Bölümü

TESEV’E GÖRE BAĞIŞ İHALE İLE GELMİŞ

Hazine ve Maliye Bakanlığı soruları yanıtsız bırakırken Veryansın TV’nin sorularını yanıtlayan TESEV yetkililerine göre AB hibeleri “şartlı bağışlar” kategorisinde gerçekleşiyor. Bu kapsamda bu kategorideki AB hibelerinden yararlanabilmek için Hazine ve Maliye Bakanlığı Merkezi Finans ve İhale Birimi’nin açtığı ihalelerin kazanılması gerekiyor.  Böylece ihaleyi kazanan kuruluşa AB hibesi aktarılıyor.

TESEV’E HİBE YAĞIYOR!

“Gelecek Aylara Ait Gelirler” hesabındaki veriler incelendiğinde TESEV’in gelirlerinin büyük oranda Avrupa Birliği’nden Birleşmiş Milletler’e kadar birçok uluslararası kurumdan alınan hibelerden oluştuğu görülüyor.

“Belirli bir projeye yönelik harcama koşulu bulunan bağışlar”a göre; ihale ile alınan 1 milyon 186 bin 278 lira 15 kuruşluk hibe dışında, Birleşmiş Milletler’e bağlı UNDP Yöneticiliği‘nden 124 bin 184 lira 93 kuruş, Avrupa Birliği’ne bağlı Horızon 2020 programından 52.018,75 avro, Internatıonal Budget Partnershıp (Uluslararası Şeffaf Bütçe Endeksi) tarafından 27 bin 807 lira 3 kuruş, Macedonian Center for International Cooperation Foundation’dan 14 bin 388 lira 62 kuruş aktarılmış.

ŞARTLI BAĞIŞLARDA DİKKAT ÇEKEN ARTIŞ

2019 yılında önceki dönemlere göre alınan “şartlı bağış”taki fahiş artış ise dikkat çekiyor. Tabloya göre, 2017’de 204 bin 262 lira 85 kuruş, 2018’de 311 bin 396 lira 10 kuruş olan şartlı bağışlar 2019 yılında 1 milyon 106 bin 406 lira 78 kuruşa yükselmiş.

Rapora göre vakfın 31.12.2019 itibarıyla banka hesaplarındaki bakiyelerin toplam tutarı ise 1 milyon 94 bin 582 lira 98 kuruş.

TESEV’DE KİMLER YOK Kİ?

Kurulduğu günden bu yana SOROS fonları ile pek çok projeye ve Türkiye’nin sinir uçları ile oynayan pek çok rapora imza atan TESEV’in kurucuları adeta bir “KÜÇÜK TÜSİAD”, bir yıldızlar geçidi…

Ömer Koç’tan,Nejat Eczacıbaşı’na,Kamhi Kardeşlerden,Kemal Derviş’e,Mehmet Ali Birand’dan,Cem Boyner’den,Nuri Çolakoğlu’na Türkiye’ye yön veren ne kadar isim varsa bu vakıfta bir arada.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 183 numaralı kurucu üyesi ve vakıf hissesi sahibi olduğu TESEV’de, Ethem Sancak ve Cüneyt Zapsu’nun da Yüksek Danışma Kurulu Üyesi.

Ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan.2ın kızlarından Esra Albayrak da stajını TESEV’de gerçekleştirmişti.

Okumaya Devam Et

DOSYA HABER

CELAL EREN ÇELİK YAZDI: “AYDIN DOĞAN BASIN SEKTÖRÜNDEN GERÇEKTEN ÇEKİLDİ Mİ?”

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

Geçtiğimiz günlerde bazı haber siteleri medyadan tamamen çıkan Aydın Doğpan’ın yeniden medya sektörüne dönmek için hazırlıklara başladığını,Doğan’ın NTV yayın grubunu 150 milyon Dolar’a satın alarak medya sektörüne güçlü bir geri dönüş yapacağı haberini yaptılar…

Peki ben de size desem ki “Aydın Doğan ve Doğan holding şu anda Türk yazılı basın sektörünün kaderini elinde tutuyor,pek çok gazeteyi kendisine borçlandırma ve mahkum etme gücüne sahip…”

Ve üzerine de “Doğan Holding, hiç gazete ve dergisi olmamasına rağmen yazılı basın sektöründe son dönemin en çok NET KAR elde eden kuruluşu” diye eklesem…

Hiç “Nasıl olur öyle şey?” dem eyin bal gibi olur… Haydi başlayalım o zaman anlatmaya.

***

Tarih yapraklarımızı oldukça geriye doğru saracağız… Yıl 1288…

Yer:İsveç yakınlarındaki Falun kasabası… Stora adında küçük bir firma ilk işi olarak bakır madenciliği işletmesine başlayarak sertifika almakta…

Daha sonra bu İsveçli şirket giderek büyüyecek ve tarih yaprakları Stora Kopparbergs Bergslag adını alıyor ve ticari faaliyet alanını da madencilik,demir ve ahşap yelpazesinde genişletiyor…

Tarih 1970… Stora Kopparbergs Bergslag faaliyet alanlarını daha da geliştiriyor.Şirket ormancılık, kağıt hamuru ve kağıt alanlarında da faaliyet göstermeye başlıyor..

Şimdi Stora Kopparbergs Bergslag’a ufak bir virgül koyalım ve 1872 yılına uzanalım…

1872 yılında Finlandiya’nın ilk buharla çalışan bıçkı fabrikası kurulmaktadır.Fabrikanın kurucusu Hans Gutzeit’tir. Firmanın ismi ise W. Gutzeit & Co kereste fabrikası olarak geçmektedir.

1912 yılına gelindiğinde Hans Gutzeit kereste sektörünün önemli firmalarından birisi olan Enso’yu da satın alır…1990’lara gelindiğinde ise Enzo-Gutzeit artık Finlandiya’nın en büyük ormancılık şirketi haline gelmiştir ve ismi de artık Enso Ojy’dir…

Tarih: 1998… Milenyum öncesindeki dünya sanayi devleri arasındaki en önemli şirket birleşmelerinden birisi yaşandı. Finlandiyalı Enso Oyj ile İsveçli Stora Kopparbergs Bergslags Aktiebolag birleşerek STORA ENSO adını aldı…

İki şirketin birleşmesiyle birlikte ortaya Dünya’nın en büyük kağıt tröstlerinden birisi çıkıyordu…

Yıl 1999… Aylardan Ağustos… O dönemlerde çok da ilgi çekmeyen gazetelerin ekonomi sayfalarında ya çok küçük biçimde kendisine yer bulan ya da hiç bahsedilmeyen bir gelişme yaşanmaktaydı…

STORA ENSO birleşmesi gerçekleşir gerçekleşmez Aydın Doğan’ın başlattığı görüşme trafiği sonunda meyvesini vermişti. Ve Ağustos 1999 yılında Dünya’nın kağıt tröstü STORA ENSO ile Doğan Holding anlaşma imzaladılar…

Bu anlaşma ile birlikte Doğan Holding STORA ENSO’nun Türkiye Temsilcisi oldu… Yani Türkiye’de tüm gazetelerin,dergilerin,basılı yayınların büyük çoğunluğunun kağıdını sağlayan STORA ENSO olduğu için Doğan aslında tüm gazetelerin “KADERİNİ ELİNE ALIYORDU”…

Doğan Dış Ticaret Mümessillik A.Ş üzerinden yapılan bu anlaşma ile birlikte Doğan grubu yıllar yılı diğer gazetelerden çok daha ucuza kağıt maliyetini karşılama şansını da elde ederken maliyetlerinde de ciddi bir tasarrufa gidiyor,diğer yandan rakiplerine kağıt satıyordu…

Bu anlaşma ile doğan gücün gazeteler üzerinde nasıl bir “tahakküm ve baskı aracı” olduğunun en çarpıcı örneği ise VATAN GAZETESİ’nin öyküsü oluyordu… Dinç Bilgin ve Sabah Grubu’ndan ayrılan Zafer Mutlu Vatan gazetesini kurmuştu…

Vatan Gazetesi spor sayfası,köşe yazarları ve önemli haberleri ile kısa sürede dikkat çeken ve okunan bir gazete haline gelmeye başarmıştı.Ancak kısa süre sonra gazete mali darboğaz yaşamaya başladı.Kağıt ve baskı parası karşılanamıyordu…

İşte Aydın Doğan burada devreye girdi… Önce aylarca Vatan Gazetesi’ni “Veresiye” biçimde kendi matbaalarında basmaya bastı… Doğan grubu için ne kağıt sıkıntıydı ne matbaa…

Aydın Doğan, Vatan Gazetesini planlı ve sistematik biçimde kendisine borçlandırmış ve bu süreçte basılan her bir gazete ile Vatan Gazetesi Aydın Doğan’a daha da mahkum hale gelmişti…

Ve Mart 2008’de Vatan Gazetesi 2 yıl içerisinde 100 milyon YTL ( O dönem YTL olarak geçiyordu) borçlandığı Aydın Doğan ve Doğan Grubu’na satıldı…

Aydın Doğan “Borca mahsuben” satın aldığı Vatan Gazetesi’ni 2 yıl sonra 26 milyon dolara Demirören-Karacan ortaklığına sattı!

Son dönemlerde kağıt fiyatlarında kur bazlı yaşanan artış temel hammadde olarak kağıt maliyeti olan gazetelerin en büyük sorunu… Peki Türkiye’de gazete ve dergilerin pek çoğu hangi firmalardan kağıt temin etmekte? STORA ENSO ve OPPOGA

Bu iki şirketin Türkiye yetkili temsilcisi kim Aydın Doğan’ın DOĞAN HOLDİNG’i bünyesinde bulunan DOĞAN DIŞ TİCARET VE MÜMESSİLLİK A.Ş.

Aydın Doğan şu anda iç piyasada kağıt fiyatlarını kontrol ediyor zira bu firmaların ana yetkili temsilcisi olduğu için diğer kağıt firmaları da kağıdı Doğan grubundan temin ediyor.

Doğan şu anda istediği bir gazetenin kağıt bulamamasını da sağlayacak güce sahip,istediği gazeteyi aynı Vatan Gazetesi örneğinde olduğu gibi kendisine borçlandırma gücü de elinde…

Yaşanan kağıt sıkıntısı o denli ciddi ki Aydınlık Gazetesi bu sıkıntı nedeni ile çok değil 1,5 sene önce 3 gün çıkamadı,Birgün gazetesi sayfa sayısında düşmeye gitti.Hatta Hürriyet bile durumdan etkilenip dönemsel olarak sayfa sayısında azalttı…Eklerin hemen hemen tamamı kapatıldı.

Bu arada Aydın Doğan, gazetelerini satmış,nakit parayı oradan almış,personel,vergi,amortisman,baskı v.s gider kalemlerinden kurtulmuş.Ama gazetelerin kağıtlarının satışı onun elinde… Sektörden para kazanmaya da,sektörün perde arkasında kaderini elinde tutmaya da devam ediyor.

Hal böyleyken dostlar isterseniz tekrar soralım “AYDIN DOĞAN BASIN SEKTÖRÜNDEN ÇEKİLDİ Mİ?”…

Not: Bu yazı 5 Kasım 2018 tarihinde şahsi Twitter hesabım olan “@yazparov” hesabından AYDIN DOĞAN BASIN SEKTÖRÜNDEN ÇEKİLDİ? başlığı ile flood olarak yayınlanmıştır.

Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: