Sosyal Medya Hesaplarımız

ÖZEL HABER

KATAR KATAR “KUŞATMA”

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

Evet sevgili okurlar,malumunuz ülkemizde özellikle son yıllarda “Yabancı yatırım” dendiği zaman ilk aklımıza gelen ülke Katar olmakta…

Pek çok önemli şirketimiz, stratejik kurumlarımız (Ethem Sancak’a verilen Tank Palet Fabrikası’nda ortak olan Katar Ordusu gibi) Katar sermayesine satılmakta…

Ve bu satınalmaların pek çoğu Qatar Investment Authority (KATAR YATIRIM OTORİTESİ) yani Katar Devleti’nin “resmi” varlık fonu tarafından gerçekleştirilmekte…

Son olarak atılan imzalar ile Borsa İstanbul’dan İstinye AVM’ye,İstinye AVM’den Haliç’teki mega projeye ve Antalya Limanı’na kadar her leyi Katar ya aldı ya ortak oldu…

Ve bu satın alma işlerinde tabii ki sahnede yine KATAR YATIRIM OTORİTESİ bulunmaktaydı…

Peki özellikle 2015 sonrasında daha da hız kazanan bu Katar sermayesi girişinde gelen para gerçekten bize Katar tarafından mı verilmekte?

Yoksa arka planda küresel bir siyasal mücadelenin satranç hamlelerinden birisi ile yaşanan bir “nüfuz çatışması” içerisinde adım adım kuşatılıyor muyuz?

Yazımızın en başında bundan sonraki bölümünün çok daha sağlıklı anlaşılabilmesi ve anlam kazanabilmesi için bizi yakından takip eden dostlarımızın çok iyi bildiği gibi pek çok kez farklı yazılarımızda yıllardır dile getirdiğimiz bir temel tespiti bir kez daha yinelemek durumundayız.

2.Dünya Savaşı’nın sonlarında toplanan Yalta Konferansı sonrasında yeni bir Dünya Düzeni kurulurken, o güne dek Dünya’nın “Süper Gücü” konumunda bulunan İngiltere savaş sonrasında yaşadığı büyük yıkım ve yıpranmışlık sonrasında bu konumunu ABD’ye bıraktı.

Lakin 2000’li yılların başından itibaren İngiltere Dünya’da “Süper güç” olma konumunu yeniden elde etmek için ABD ile bir “nüfuz mücadelesi” içerisine” girişti.

Yalta Konferansı esnada belirlenen “YENİ DÜNYA DÜZENİ” içerisinde yapılan “Nüfuz Bölgeleri” paylaşımında başta Suudi Arabistan olmak üzere, Kuveyt,Katar gibi körfez ülkeleri İngiliz nüfuz alanı içerisinde kalırken Türkiye ABD “nüfuz alanı” içerisinde kalmıştı.

İşte 2015 yılı bu açıdan bir kırılma noktasıydı.  Zira 2015 yılında, ABD ile İngiltere arasında “derinden” sürmekte olan nüfuz mücadelesi ABD’nin “klasik İngiliz nüfuz alanı” içerisinde olan Suudi Arabistan’da bir “saray darbesi” ile ABD yanlısı Prens Salman’ın önünü açması ve İngiliz nüfuz alanına ilk kez “açıktan” girmesi ile su yüzüne çıktı.

İşte o tarihten sonra İngiltere ABD’nin bu hamlesine “klasik ABD NÜFUZ ALANI” içerisinde olan Türkiye üzerinden gerçekleştirdiği “etki alanın genişletme” müdahaleleri ile cevap vermeye başladı. Ve yine 2015 yılı Türkiye için de ciddi manada önem taşıyan bir yıldı…

Zira Türkiye’nin ard arda 2 seçim yaşadığı 2015 yılı Türkiye için “ekonomik verilerin” birden başa aşağı gitmeye başladığı, bugün içerisine giderek daha çok çekildiğimiz ekonomik krizin de ekonomide belirgin biçimde hissedilmeye başladığı yıl olarak kayıtlara geçti.

Ve Türkiye bu ekonomik daralma içerisinde giderek bunalmaya başlamışken, Katar’dan adeta “oluk oluk” para akmaya başladı… Ülkeye giren yabancı sermayenin ciddi bir bölümünü Katar sermayesi oluşturmaya başladı.

 

Ve Türkiye’de 2015 yılı sonrası gerçekleşen pek çok önemli satın almada karşımıza bir kurumun adı çıktı: Qatar Investment Authority…

Tabii bu hal böyle olunca Qatar Investment Authority nedir, neyin nesidir ve önemi nereden kaynaklanmaktadır sorularına ve çarpıcı ilişkiler ağına yakından bakacağız lakin Katar’ın 1971 yılına kadar İngiltere’nin bir sömürgesi olduğu ve “klasik İngiliz nüfuz alanı” içerisinde olduğunu bir not olarak buraya ekleyelim.

Zaten yazımızın bundan sonraki bölümlerinde yazacaklarımız durumu çok daha net olarak ortaya koyacak…

Tarih yapraklarını 1995 yılına sarıyoruz sizlerle… Ortadoğu’da bir yeni “Şeyh” tahta geçmektedir…. Katar tahtına geçen o yeni isim Hamed bin Halife es-Sani olacaktır…

Hamed bin Halife es-Sani Ortadoğu’da “Klasik İngiliz nüfuz alanına giren” ülkelerdeki pek çok hanedan mensubu gibi mükemmel biçimde bir “İngiliz ekolü temsilcisi” olarak “yetiştirilmiştir”…

Yeni Şeyh Hamed bin Halife es-Sani eğitimini Royal Military Academy Sandhurst’ta yani İngiliz Kraliyet Akademisi’nde tamamlamıştı..

Şeyh Halife es-Sani’nin mezun olduğu Sandhurst Kraliyet Askeri Akademisi öyle sıradan bir okul değil. En önemli özelliği Exeter ile birlikte Dünya ülkelerine ve özellikle Ortadoğu’ya ”lider” yetiştiren okul olması.

Mesela efendim bu Sandhurst Kraliyet Askeri Akademisi’nden Ürdün Kralı, Umman Sultanı, Bahreyn Kralı, Kuveyt Emiri, Dubai Emiri ile Abu Dabi Emiri de mezun…

Örneğin Şimdiye kadar üç Ürdün kralı Sandhurst’tan mezun olmuştur. Bunlar Tallal bin Abdullah, Hüseyin bin Tallal ile şimdiki kral Abdullah bin Hüseyin bu okuldan mezundur… Yani tam 3 kuşak…

Peki İngiliz Kraliyet Hanedanı’dan Prens William ve Prens Harry nereden mezun dersiniz? Evet efendim onlar da Sandhurst Kraliyet Askeri Akademisi mezunu…

Sandhurst Kraliyet Askeri Akademisi mezuniyet törenlerine İngiliz Kraliçesi Elizabeth’in bizzat katılarak mezun olanlara özel birer “nişan” verdiği ender okullardan bir tanesidir. Bunu da mutlaka ekleyelim..

Peki neden durduk tam ismi ile Hamad bin Khalifa Al Thani’nin eğitim hayatı ve “İngiliz ekolüne” bu denli sıkı bağlar ile yetiştirilmiş oluşu üzerinde ve asıl konumuz olan Qatar Investment Authority ile ne alakası var derseniz anlatalım efendim…

Türkiye’deki Katar sermayesinin ana odağı olan Qatar Investment Authority yani Katar devletinin resmi “Varlık Fonunun” kurucusu işte bu Şeyh Hamad bin Khalifa Al Thani…

Şimdi ise sizler ile 2013 yılına gidiyoruz… Katar Emiri Şeyh Hamad Bin Halife Al Tani 23 Haziran 2013 günü gerçekleştirdiği televizyon konuşmasında tahttan çekildiğini açıklıyordu…

Bu arada şeyhin büyük oğlu Şeyh Casim 10 yıl önce yani 2003 yılında tahttaki haklarından kardeşi Şeyh Tamim lehine feragat etmişti…

Böylece Ortadoğu’da eşine ender rastlanan kansız bir devir teslim sonrası Katar’da tahta 33 yaşındaki Şeyh Tamim Bin Hamad Al Tani çıkıyordu… Ya da şöyle diyelim : Şeyh Tamim uzun süredir “hazırlandığı” ve “önünün açıldığı” tahta “çıkartılıyordu”…

33 yaşında Katar tahtına çıkan daha doğrusu “ÇIKARTILAN” Şeyh Tamim yüksek öğrenimini 2 ayrı okulda tamamlamıştı: İlki tıpkı babası gibi Sandhurst Kraliyet Askeri Akademisi ve buradan sonra da Middlesex Harrow School’…

Sanhurst Kraliyet Akademisi’ni az önce anlatmıştık “tüm özellikleri ile”…Middlesex Harrow School’a gelecek olursak…

Bu okul bizzat İngiltere Kraliçesi I.Elizabeth’in özel izni ve direktifi ile 1572’de John Lyon tarafından kurulmuş, kurulurken İngiliz dil ve gramerini öğretmenin yanı sıra koyu bir dini eğitim veren okul olarak yola çıkmıştır…

Okulun günümüzdeki en önemli 2 özelliği vardır : İlki mezunlarından oluşan ve yaklaşık 3000 elitin oluşturduğu ve pek çok devletin ekonomiden,siyasete,bürokrasiden sanata çok çeşitli alanlarında en etkin noktalarında bulunan ve kendilerine “HARROWEN” denilen NETWORK ağı…

Ama bu okulun bir “önemli” ve “stratejik” özelliği daha bulunmaktadır… Harrow günümüzde uluslararası bir okullar zinciri halini almıştır. Ancak İngiltere dışındaki Harrow Okulları Batı ülkelerinde değil, Bankog, Pekin (Çin), Şhangay ve Hong Kong’tadır…

Yani Kraliçe I.Elizabeth’in özel talimatı ile kurulan bu okul aslında İngiltere’nin başta Çin olmak üzere Uzak Doğu ve Asya’ya açılan kapısı konumundadır…

İşte genç Şeyh Tamim’in tahta geçişi ile birlikte KATAR YATIRIM OTORİTESİ olarak da bilinen Qatar Investment Authority adeta atılım üzerine atılım, satın alma üzerine satınalma gerçekleştirmektedir….

Qatar Investment Authority yani KATAR YATIRIM OTORİTESİ resmi olarak misyonunu “Katar’ın milli gelir kaynaklarını petrole bağımlılıktan kurtarmak üzere uluslararası piyasalarda yatırım yapmak” olarak tanımlıyor ama yatırım yapılan şirketler oldukça “enteresan”…

Gelin isterseniz bu Qatar Investment Authority’nin yani KATAR YATIRIM OTORİTESİ’nin en önemli yatırımlarını şöyle bir mercek altına alalım sizlerle…

Mesela finans alanında en önemli ve “Prestijli” yatırımlarından bir tanesi bu Qatar Investment Authority’nin BARCLAYS BANK’ta… Qatar Investment Authority şu an Barclays Bank’ın %12.7’sine sahip…

Peki kimdir bu bankanın sahibi? Edmund de Rothschild’in kızı ile evli olan Damat Marcus Agius!

İngiliz parekendecilik devi Sainsbury’de yatırımı var mesela KATAR YATIRIM OTORİTESİ’nin… İngiliz dev Sainsbury 2018 yılında ABD’li dev Walmart’ın yan şirketi ASDA ile birleşti. Peki burada yatırım danışmanı kim oldu dersiniz? Rothschild Yatırım Danışmanlık!

Bu birleşme İngiltere’de öyle büyük bir etki yaratacak ki, birleşme olduğu anda ortaya diğer tüm firmaları ezip geçecek bir tröst çıkacak… İşte bu nedenle birleşmeye günler kala İngiliz devleti “Rekabet şartlarını yok edeceği” gerekçesi ile son dakikada birleşmeyi iptal ediyor…

Bankacılık alanından gidelim isterseniz yine… KATAR YATIRIM OTORİTESİ HSBC’de hisse aldı…HSBC Rothschild kontrolünde…

KATAR YATIRIM FONU’ndan başka bir banka yatırımı da Çin’den geldi: Agricultural Bank of China Limited .Peki kimin bu banka Rothschild Ailesi’nin 1800’lerin sonundan beri ortağı olan Lee Ailesi’nin…

Evet efendim KATAR YATIRIM FONU için “Finans Stratejik Öneme” sahip… Yine bir banka yatırımından daha devam edelim…İsviçreli “küresel finans devi” Credit Suisse’de de KATAR YATIRIM FONU ortaklığı var.Hatta %5’i geçerek yönetimde söz sahibi olan tek yatırımcı…

Peki özellikle yatırım bankacılığı ve külçe altın konusunda uzmanlaşan Credit Suisse Asset Management’in başındaki isim kim? Bruno Pfister…

Kimdir efendim Bruno Pfister? Kendisi Rothschild Ailesi’nin yatırım bankacılığındaki amiral gemisi Rothschild Bank AG’nin Yönetim Kurulu Başkanı olur! Nasıl güzel mi?

Şimdi biz sizi alıp 2007 yılına götüreceğiz…Bu yıl Türk bankacılık sektörü açısından çok hareketli bir yıldı… Özellikle Yunanistan’ın en büyük 4. bankası Alpha Bank, A BANK’ın %50’sine talip olduğunda bankacılık sektörü hareketlenmişti…

Ancak her şey tamam denirken ani ve beklenmedik bir gelişme yaşandı… BDDK satışı veto etti… Zira Alpha Bank’ın Yönetim Kurulu Üyesi Pavlos Apostolides Yunan gizli servisinin eski başkanıydı ve Alpha Bank’ın Güney Kıbrıs’taki şubesinde PKK’ya ait hesapların bulunuyordu…

“Şimdi ne alaka Alpha Bank,Yunan Gizli Servisi,PKK falan konumuzla” derseniz erken davranmış olursunuz zira efendim bu ALPHA BANK’ın en büyük ortaklarından birisi işte meşhur KATAR YATIRIM FONU!

Şimdilerde Katar’ın Doğu Akdeniz’de doğalgaz aramaları konusunda Güzey Kıbrıs Rum Yönetimi ile gerçekleştirdiği işbirliğini ve Güney Kıbrıs’ın İngiltere için, İngiliz Askeri üssü olan Doğu Akdeniz’deki en stratejik noktası olduğunu da ekleyiverin tabloya…

Malum bu George Soros tüm Dünya’da olduğu gibi ülkemizde de “Sivil Toplum” kamuflajı ile pek çok siyasal dizayn operasyonuna imza atan Rothschild Ailesi’nin “Has” adamı…

Şimdi sakın ola “Arkadaş ne alaka SOROS,ne alaka KATAR YATIRIM FONU” demeyin… Bakın sizi Meksika’ya götüreceğiz şimdi…

Aslında merkezi Lüksemburg’da bulunan ancak faaliyetlerini Meksika’da sürdüren bir şirket var: ADECOAGRO… .

Efendim bu şirket Meksika’da ziraat ile uğraşıyor.Lakin şirketin bu zirai üretimleri “biraz şüpheli” Zira çiftliklerde genetiği oynanmış bazı “özel” ürünler yetiştirildiği iddiası var..Tabii bu “bilimsel” çalışmalar oradan Dünya’ya ihraç ediliyor…

İşte efendim bu ADECOAGRO isimli şirketin en büyük yatırımcısı SOROS… İkinci büyük yatırımcı ise tabii ki KATAR YATIRIM FONU!

Şimdi size bir şirketten bahsedeceğiz..Bu şirkete çok dikkat edin ve dikkatle okuyun yazacaklarımızı zira memleket açısından kamuoyunda da pek bilinmeyen önemli bazı ilişkiler ağını yazacağız şimdi…

Şirketin adı: EUROPEAN GOLDFIELDS LIMITED…Efendim bu güzide şirketimiz madencilik alanında iştigal etmekte…

Tabii konu madencilik hele altın olur da bu8 şirket Türkiye’ye ilgi duymaz mı? Duyar efendim duyar… Bu EUROPEAN GOLDFIELDS LIMITED isimli şirket Türkiye’de ARİANA RESOURCES isimli firma ile birlikte ortak maden aramakta…

Bu EUROPAN GOLDFIELDS LIMITED,ARİANA RESOURCES ile Salınbaş,Ardala ve Derinköy’de altın aramakta… Ruhsatlar tamam,sondajlar yapılmış…

Bu ARİANA RESOURCES dediğiniz zaman iki dakika duracaksınız ama…

ARİANA RESOURCES bir İngiliz şirketi…Şirketin merkezi 2nd Floor, Regis House 45 King William Street Londra adresine kayıtlı.

ARİANA RESOURCES firması Türkiye’ye ilk gelen firmalardan bir tanesi.Şu an Türkiye’deki “YEREL OFİSLERİNDE” ise Ankara merkezli Galata Madencilik San. ve Tic. Ltd. şirketi gözükmekte.

Galata Madencilik firmasının ise Proccea İnşaat ile ortak olarak ZENİT MADENCİLİK A.Ş şirketini kurduğunu görüyoruz.

İşte bu ZENİT MADENCİLİK Mardin Kızıltepe ve Kütahya Tavşanlı’da Altın ve Gümüş arayan firma olarak karşımıza çıkmakta.

Zenit Madenciliğin kurucu ortağı olan PROCCEA İNŞAAT firmasının yan kuruluşu ise Proccea Contruction Co. İşte bu şirketi de ARİANA RESOURCES şirketinin Türkiye’deki bir başka ortağı olarak görmekteyiz.

Peki bu ARİANA REOURCES’in %18’i kime ait? Az önce KATAR YATIRIM OTORİTESİ’nin bankacılık alanındaki en prestijli yatırımlarından biri olan Barcalays Bank’a ait olan Barclays Direct Investing Ltd. isimli şirkete…Hani Rothscild Ailesi’nin damadının olan Barclays Bank…

Peki daha büyük ortak kim? Rothschild Ailesi’nin kontrolünde olan küresel yatırım fonu Black RockŞimdi işte bu ARİANA RESOURCES’in ortağı olan EUROPEAN GOLDFIELDS LIMITED’in en önemli ortağı kim dersiniz? Bingo! Tabii ki Katar Yatırım Otoritesi!

***

Katar  devleti adına küresel çapta yatırım yapan Katar Yatırım Otoritesi’nin ve tabii ki bizatihi Katar’ın İngiltere ile yakın ve girift ilişkilerini gayet net biçimde anlattığımıza inanıyoruz…

Şimdi gelelim Katar Yatırım Otoritesi ile bugün imzalanan anlaşmalar sonrasında başta Borsa İstanbul olmak üzere Katar’a hissesi devredilen kuruluşlara,bu kuruluşların sahibi olup bugün yüzlerinde kazanacakları yüz milyonlarca doların mutluluğu ile Katar’a satış töreninde poz veren iş adamlarının bu bağlamdaki ilişkilerine…

Öncelikle Haliç Alın Boynuz Projesi’ne bakalım zira bu proje artık Katar ortaklı…

Proje 2013 yılında 1.3 milyar dolara ihale edildi ve ihaleyi kazanan isim,bir dönem FETÖ’nün medyadaki amiral  gemisi ZAMAN’ın hissedarı olan, FETÖ adına üniversite açan,15 Temmuz sonrası FETÖ’cü STK olduğu gerekçesi ile kapatılan Gaye Vakfı’nın kurucusu olan, FETÖ’den yargılanan ama “Sihirli bir el” kendisine değince mahkemeden tek bir gün ceza almadığı gibi bir de Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Turizm Tanıtma ve Geliştirme Ajansı Yönetim Kurulu Üyeliği’ne atanan RİXOS  Oteller Zinciri’nin sahibi Fettah Tamince oldu.

Şimdi tabii Fettah Tamince’ye  bu devasa projede Katar’ın ortak olması sürpriz değil… Neden diyecek olursanız da hemen anlatalım efendim…

Tarih yaprakları 11 Eylül 2014’ü gösterdiğinde Katar Şeyhi eyh Hamad Bin Khalifa Al Tahani’nin 140 metrelik ultra lüks yatı “KATARA” Yunanistan’ın Mikonos Adası’ndan Bodrum’a gelir..

Katar Şeyhi tatile 2 oğlu ile çıkmıştır… Şeyhin küçük oğlu olan Şeyh Nawaf Bin Jassim Bin Jabor Al Thani jet ski keyfi yapmaktadır ama aklı Katar’daki işlerdedir…

Zira küçük oğul Şeyh Nawaf Bin Jassim Bin Jabor Al Thani aynı zamanda Katar Devleti’nin 50 yıldır yatırım yaptığı lüks otelcilik sektörünü devlet adına yöneten ,Asya,Avrupa,Afrika,Amerika kıtasında 60’a yakın ultra lüks otele sahip  Katara Hospitality isimli şirketin başındadır…

İşte Katar Devleti’nin Dünya çapındaki lüks otelcilik yatırımlarını elinde tutan Şeyh Nawaf Bin Jassim Bin Jabor Al Thani, 16 Ocak 2019 tarihinde RİXOS Otellerinin sahibi olan Fettah Tamince ile Katara Hospitality’nin bir iştiraki olan ve Katar’ın özel olarak planladığı turizm bölgesi olan Qetaifan Island North adasını yöneten Qetaifan Projects şirketi ile adadaki otellerin, tema parkların, plaj alanlarının ve alışveriş alanlarının yönetimi ve işletilmesi için sözleşme imzaladı.

Yani Fettah Tamince ile Katar Hanedanı arasında ortaklık ilişkisi bundan 1,5 sene önce başladı…

Ama biz bu Fettah Tamince’yi başka nerede görmekteyiz? Panama Belgeleri’nde…

Panama Belgelerine göre Fettah Tamince’nin 4 şirketi ortağı ile vardığı mutabakat ve imzaladığı mutabakat metni uyarınca “Yeniden yapılandırmaya” giriyor. Peki bu şirketler nerede yapılandırılıyor? Bu şirketler SEMBOL LTD,ROGAR ASSET MENEGEMENT SA,ALTHORN INTERNATIONAL SA,HAZARA ASSET MENAGEMENT SA şirketleri…

Peki bu şirketler nerede yapılandırılıyor ? İngiltere’nin “Vergi Cenneti” Virjin Adalarında…

Nasıl güzel mi?

Biz yazmaya devam edelim

***

Tarih yaprakları 27 Kasım 2017’yi gösterdiğinde Londra’da ilk Türk “Katılım Bvankası” açılmaktadır…

Bu bankanın açılışına pek çok üst düzey isim ve hatta bazı bakanlar katılmıştır…

Peki kimdir bu DOME’nin kurucuları? Hüsnü Özyeğin ve Ferit Şahenk…

Şirketin CEO’luğuna ise İngi,liz vatandaşı olan eski ekonomi bakanımız Mehmet Şimşek getirilir…

Ve bugün Londra’da banka kuran Ferit Şahenk’e ait İSTİNYE PARK AVM hisseleri de Katar’a satılmıştır…

Devam edelim biz…

***

Mehmet Kutman… GLOBAL YATIRIM HOLDİNG’in sahibi… 2017 yılında Dünya genelindeki 150* ana limanın hepsine birden talip olacak bir iddia ile GLOBAL PORT isimli şirketi kuruyor…

GLOBAL PORT şirketi ilk iş ne yapıyor dersiniz? Londra borsasına kote oluyor ve halka arz gerçekleştiriyor…

Ama bu şirketin yönetim kurulunda gerçekten çok önemli isimler var…

Örneğin Lord Peter Benjamin Mandelson…Öyle sıradan bir isimden değil,İngiltere’de Tony Blair ve Gordon Brown hükümetlerinde çeşitli bakanlıklar ama en önemlisi de Dışişleri Bakanlığı yapan bir isimden bahsediyoruz… Lord Mandelson’un lakabı ise “Karanlıklar Prensi”

Bir başka yönetim kurulu üyesi Andy Stuart işse yıllarca Norveç Devleti’nin en önemli deniz nakliye firmasının CEO’su…

Peki GLOBAL PORT’un Türkiye’deki en önemli yatırımlarından birisi hangisi? Ortadoğu Antalya Liman İşletmeleri A.Ş..

Ve Ortadoğu Antalya Liman İşletmeleri A.Ş bugün atılan imzalar ile QTerminals W.L.L isimli şirkete geçti. Bu şirketin %51 hissesi ise Katar Devleti’nin  ülkedeki limanları yönetmekten sorumlu olan şirketi Mwani Qatar’a ait…

***

Şimdi tüm bu bilgileri alın alt alta koyun, bunların üzerine Merkez Bankası Başkanlığı Görevi’ne getirilen  İngiliz EXETER çıkışlı oluşunu koyun buna bir de TÜSİAD’ın daha bugün “Başekonomistlik” görevine Londra’da Ferit Şahenk ile ortak DOME YATIRIM BANKASI’nı açan Hüsnü Özyeğin’e ait Özyeğin Üniversitesi hocalarından Gizem Öztok Altınsaç’ı getirdiğini ekleyin…

***

Yani dostlar KATAR’dan İngiltere ve Rothschild izni olmadan değil yatırım yapmaya, Türkiye’de otele yatmaya gelemezeler. O gelen para da aslında İngiltere kontrolünde Türkiye’ye girişine izin verilen paradır…

Yazımızın başında da belirttiğimiz üzere 2015’te Suudi Arabistan’da ABD yanlısı Salman’ın saray darbesi sonrası İngiltere karşı hamlesini Türkiye üzerinden yapmıştır…

Yine 2015’te ekonomik olarak daralma yaşamaya başlayan ve bu giderek kronik hale gelen Türk ekonomisi için Katar “can suyu” olmakta zannedilirken aslında olan Katar üzerinden İngiltere’nin her geçen gün arttırdığı nüfuz alanı ve kuşatmasıdır…

Buradan görünen tablo ise; uzun süredir ABD finans çevrelerinden kredi almakta zorlanan AKP iktidarının,ABD-İNGİLİZ NÜFUZ SAVAŞI’ndan faydalanarak kendisine şiddetle karşı olan yeni ABD yönetimi (Biden ve ekibi) karşısında son bir umutla dümeni Londra sokaklarına kırmış olduğudur…

Lakin London City ve Bank of England’ın sokağına dümenini kıran hiçbir ülkenin o sokaktan eli dolu çktığı görülmemiştir…

Tehlike cebi doldurmak umuduyla dümenin kırıldığı o sokaktan çıkarken üzerinizdeki ceketi de ipotek ettirmiş olma tehlikesidir…

Ve bu tehlike KATAR KATAR akan paraları gayet iyi açıklamaktadır…

NOT: Bu yazının bir bölümü 14 Aralık 2019 tarihinde sosyal medya mecrası Twitter’daki hesabımızda KATAR KATAR PARA TAŞIYAN KURUM: “QATAR INVESTMENT AUTHORITY” başlığı ile yine bizim imzamız ile “Flood” halinde yayınlanmıştır…

2 Yorum

2 Yorum

  1. Alper baran

    28 Kasım 2020 at 03:01

    Tespitleriniz çok iyi.Fakat bu sadece ekonomiye dayalı tespitlerinizi Türkiyenin büyük resimdeki tüm ülkelerle diplomatik ve askeri detaylarını görmezden gelerek, iran ve körfez ülkelerinin Türk düşmanlığının sebeplerini es geçerek, Katara 2017de düzenlenen darbeyi engelleyen Türk Askerinin son derece önemli müdalesi gibi siyasi ekonomik dengeleri değiştiren detayları gözardı ederek, 15 Temmuzdan sonra yaptığı yatırımlarla adeta bizi ayakta tutarak vefasını gösteren bu Katarla eski katarı ayırmadan yaparsanız ve bunca bilgiyi ülkelerin değişebilen refleksleri ,politikaları olamazmışcasına ilelebet düşman düşüncesinde bir çizgiyle anlatırsanız eğer bu sadece dünyaya yatırım yapan bir finansal yönetici ve petrol ülkesinin parasının zürtün azını yormasından ileri gidemez.

  2. Ziya

    28 Kasım 2020 at 09:39

    Elinize beyninize sağlık.. sizin gibi gazeteciler olmasa olan biteni anlamak mümkün değil.. sağolun

Bir Cevap Yazın

ÖZEL HABER

“MİLLİ GÖRÜŞ” İÇİN SPOR FEDERASYONU

Yayınlanma Tarihi:

on

Yazının daha ilk cümlesinde şunun altını çok net biçimde çizelim:Yazının başlığı sizi sakın aldatmasın, bu yazı BİR SPOR YAZISI DEĞİLDİR…Aksine bu yazı girift ilişkiler ağı ile dolu,bir siyasal kanadın “Yapılanmasına” ayna tutan önemli bir siyasi yazıdır…

Efendim AKP içerisinde yaşanan Erdoğan sonrası döneme dair güç savaşı, Berat Albayrak’ın tasfiye olmasından sonra İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun önderliğindeki “MİLLİYETÇİ” kanat ile AKP Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş2un öncülüğündeki “GELENEKÇİ-MUHAFAZAKAR” kanat arasında yaşanmakta.

Bu nedenle son 2 gündür Soylu’nun annesine küfür edilenlerin serbest bırakılmasına gösterdiği tepkiye Abdülhamit Gül ve Yasin Bölükbaşı’nın yine Twitter üzerinden verdiği mesajları bu bağlamda okumak çok önemli…

Zira gerek Adalet Bakanı Abdülhamit Gül,gerekse Abdülhamit Gül’ün kayınpederi olan Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç MSP-REFAH-FAZİLET-SAADET-HAS PARTİ geleneğinden gelen ve Numan Kurtulmuş ile yıllardır birlikte hareket eden isimler.

Öte yandan AKP Genel Sekreteri Yasin Bölükbaşı da bu “GELENEKÇİ-MUHAFAZAKAR” ekibin en genç ismi…

Abdülhamit Gül kadar dikkat çekmedi ve ses getirmedi belki ama AKP Genel Sekreteri Yasin Bölükbaşı’nın Soylu’nun Tweet’i ile başlayan tartışmaya dahil olarak attığı tweetler çok önemliydi ve aslında yaşananların 2 bakan arasındaki çekişmeden ibaret olmayıp AKP’de Erdoğan sonrası dönem için mücadele veren 2 önemli kanat arasındaki mücadelenin yansımasını tescilleyen de yine Yasin Bölükbaşı’nın Soylu’ya yönelik attığı Tweetler oldu…

Yani yaşı genç olsa da AKP Genel Sekreteri Yasin Bölükbaşı ileride adını çok daha sık duyacağımız, AKP’de ağırlığını her geçen gün arttıran “Gelenekçi-Muhafazakar” kanadın en önemli isimlerinden birisi…

Peki “Yasin Bölükbaşı’nın AKP Genel Sekreteri olmasının dışında en önemli “Sıfatı” nedir ?” diye soracak olursanız buna vereceğimiz yanıt kesinlikle “TÜRKİYE HERKES İÇİN SPOR FEDERASYONU” Başkanı olması cevabını vermek mümkün…

Belki pek çoğunuzun bu yazı ile ilk kez haberdar olacağınız “HERKES İÇİN SPOR FEDERASYONU” öyle sıradan bir federasyon değil… Zira bu federasyon aslında AKP içerisindeki “Erdoğan sonrası dönem” için en önemli 2 güç odağından birisi haline gelmiş olan Numan Kurtulmuş önderliğindeki, Milli Görüş ekolünden gelen ve halen bu ekole bağlı olan “GELENEKÇİ-MUHAFAZAKAR” kanadın ne kadar ince,planlı ve sistematik olarak yapılandığının adeta tescili durumunda...

O nedenle işte bu “HERKES İÇİN SPOR FEDERASYONU” muzu yakından incelememiz gerekmekte…

Efendim bu kadar girizgah yeter diyoruz ve detaylara geçiyoruz artık…

****

“HERKES İÇİN SPOR FEDERASYONU ne yapar,ne işle iştigal eder*” derseniz aslında orası çok da belirli değil ama “Faaliyet gösterdiği branşlar” kendi resmi sitesinde yoga ve wellness olarak gözükmekte… 4-5 tane de kurs ve seminer programı var bu güzide federasyonumuzun gerçekleştirdiği faaliyetler arasında…

Ama gelin görün ki bu muhteşem (!) faaliyetler için HERKES İÇİN SPOR FEDERASYONU’na bütçe olarak “Kendi Genel Kurul” verilerine göre 2020 yılında 17 milyon 500 bin TL’lik bütçe tahsis edilmiş… “”Kendi Genel Kurul verilerine göre” diyoruz zira Spor Hizmetleri Genel Müdürlüğü Herkes İçin Spor Federasyonı 2020-2021 Sportif ve Mali Veri Sunumu’na göre inceleme yaptığınızda karşınıza çıkan Power Point sunumda bu rakamın 45 milyon TL olduğunu görüyoruz…

Rakam 17,5 milyon mu 45 milyon TL’mi bilemiyoruz ki kabahat bizim değil devletin bu federasyon için kayıtlarındaki kendi verileri çelişiyor ama bildiğimiz bir şey var ki bu bütçenin %90’ı federasyonumuza Spor Toto Teşkilatı Başkanlığı tarafından aktarılmakta…

Bütçenin büyük bölümünün Spor Toto Başkanlığı tarafından aktarılan kaynakla oluşturulduğu detayını boşa vermedik bunu bir kenara not edin zira yazımızın ilerleyen bölümde bu detaya döneceğiz…

***

Efendim bu güzide federasyonumuz pek tabii ki Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu’na bağlı…

Şimdi eğer “Ne alakası var Bakan Kasapoğlu’nun AKP içindeki ekipler savaşı ile hele hele yurtdışında eğitim görmüş bu ismin daha çok yeni olan siyasi geçmişinin Erbakan ekolünden etkilenmesi mümkün mü Allah aşkına?” diyorsanız bence hiç demeyin zira kazın ayağı öyle değil…

Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, uzun yıllar Erbakan’ın Refah Partisi’nin İstanbul İl Yönetim Kurulu üyesi olan,Refah Partisi’nden Bağcılar Belediye Başkanı seçilip 14 sene bu görevi yürüten ve sonrasında AKP’den 26. Dönem Milletvekili olarak Meclis’e giren Feyzullah Kıyıklık’ın damadı. Kıyıklık ise Refah Partisi’nde Erbakan’a yakınlığı ile bilinen bir isim.

Feyzullah Kıyıklık aynı zamanda İlim Yayma Cemiyeti’nin kurucuları arasında… İlim Yayma Cemiyeti’nin kardeş kuruluşu İlim Yayma Vakfı’nın kurucularından birisi ise Numan Kurtulmuş.

Numan Kurtulmuş2un akrabası olarak bilinen ve KAPALIÇARŞI Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini de yürüten M.Fatih Kurtulmuş Birlik Vakfı’nın kurucusu, Feyzullah Kıyıklık da bu vakfın diğer bir kurucusu.

Kıyıklık aynı zamanda Numan Kurtulmuş’un çok yakın ilişkileri olan ENSAR VAKFI ve ÖNDER İMAMHATİPLİLER DERNEĞİ’nin de kurucuları arasında…

***

HERKES İÇİN SPOR FEDERASYONU Başkanlığını AKP içerisindeki Numan Kurtulmuş’un önderliğindeki “GELENEKÇİ-MUHAFAZAKAR” kanadın en genç ama önemli isimlerinden Yasin Bölükbaşı’nın yaptığını zaten yazımızın başında ifade etmiştik…

Ama sadece Yasin Bölükbaşı ismini değil HERKES İÇİN SPOR FEDERASYONU Yönetim Kurulu üyelerini de yakından incelemek gerekmekte…

AKP‘nin ilk Genel Merkez Gençlik Kolları Başkanlarından birisi de Rizeli Zelkif Kazdal’dı…

Zelkif Kazdal kısa süre içerisinde AKP Milletvekili de oldu tabii ki…Zelkif Kazdal aynı zamanda HUKUK VE DEĞİŞİM DERNEĞİ‘nin de kurucuları arasındaydı.

Bu dernekte kurucu olan bir başka “KAZDAL” ise Zelkif Kazdal2ın kardeşi Gökhan Kazdal olmuştu… Ve kısa süre içerisinde Zelkif Kazdal’ın kardeşi Gökhan Kazdal ağabeyinin izinden giderek AKP saflarında siyasete atıldı ve jet hızı ile AKP Genel Merkez Gençlik Kolları MKYK Üyeliği görevine seçildi.

İşte o Gökhan Kazdal, HERKES İÇİN SPOR FEDERASYONU‘nda da yönetim kurulu üyesi olarak görev almakta…

***

Fikret Karabekmez,Erbakan çizgisinin ve MİLLİ GÖRÜŞ ekolünün önemli isimlerinden bir tanesiydi. Avukat olan Karabekmez 1995 seçimlerinde 20. Dönem Malatya Milletvekili olarak da Refah Partisi’nden Meclis’e girdi.

Vekillik döneminden sonra ise Fikret Karabekmez, Mili Görüş Ekolü’ne yakın avukatların örgütlülüğünü sağlamak amacı ile 2006 yılında HUKUK-DER isimli bir dernek kurdu.

Dernek doğal olarak ilk siyasi parti ziyaretini o dönemde Milli Görüş Ekolü’nü temsil eden Saadet Partisi’ne yaptı… Ziyaretin gerçekleştiği 13 Haziran 2006 tarihinde Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan ile birlikte HUKUK-DER heyetini dönemin Saadet Partisi GİK üyesi olan, daha sonra siyasete Numan Kurtulmuş ekibi ile devam edecek ve HAS PARTİ’nin kurucusu olacak  ve bugünün Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün de kayınpederi olan Şeref Malkoç karşıladı.

Saadet Partisi’ne gerçekleştirilen bu ziyarette HUKUK-DER heyetinde genç bir avukat dikkat çekmekteydi ve o avukatın ismi Üzeyir Özek’ti…

İşte o Üzeyir Özek de bugün HERKES İÇİN SPOR FEDERASYONU Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yapmakta…

***

Şimdi efendim bilişim sektöründe faaliyet gösteren bir firmamız var:Tiga Bilgi Teknolojileri A.Ş

Bu firmamız memlekette ne kadar önemli bakanlık -hatta Cumhurbaşkanlığı Hükümet Modeli’ne geçmeden halen var olan Başbakanlık ile ilgili projeler de buna dahil- projesi varsa alıyor… Başbakanlık, Sağlık Bakanlığı, İletişim Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı bu güzide firmamızın en fazla iş aldığı kurumlar.

Firmamızın imza attığı büyük çaplı projelerin “Bazılarını” şöyle sıralayacak olursak ne kadar “Nadide” bir firmamız ile karşı karşıya olduğumuzu daha iyi anlayacaksınız: Ulusal Sağlık Sistemi, İlaç Takip Sistemi, E-nabız, Renkli Reçete, Reçete Bilgi Sistemi, Serebral Palsili çocukları ve bakıma muhtaç yaşlıların rehabilitasyonu için geliştirilen Cplayer ve Closer, Kredi Yurtlar Kurumu için geliştirilen KYKNET, Türksat için TSUNAMİ, Yurtdışı Türkler Başkanlığı için Türkiye Bursları ve Başvuru Değerlendirme Sistemi,

Ve Ak Parti için AKBİS (Ak Parti Bilgi Sistemleri) projesi de tabii ki Tiga Bilgi Teknolojileri A.Ş tarafından gerçekleştiriliyor…

“Arkadaş Allah daha çok versin de bizim konumuz ile ne alakası var şimdi?” demeyin zira çok alakası var.

Bu “Nadide” ve “Güzide” şirketimizin sahibi Adem Ali Yılmaz… Adem Ali Yılmaz Rize’li ODTÜ mezunu bir bilgisayar mühendisi…Ama kendisinin en önemli özelliği AKP’nin MKYK Üyesi olması ve hatta AR-GE Başkanlığı görevini uzunca süre yürütmüş olması…

Ve aynı zamanda AKP müdahalesi ile yeniden şekillenen Ankara Ticaret Odası yönetim kurulunda da bulunan Adem Ali Yılmaz aynı zamanda HERKES İÇİN SPOR FEDERASYONU Yönetim Kurulu üyesi olarak karşımıza çıkmakta…

***

Yazımızda Gökhan Kazdal’ı anlatırken Kazdal2ın ağabeyi olan eski AKP Milletvekili Zelkif Kazdal ile birlikte HUKUK VE DEĞİŞİM DERNEĞİ kurucusu olduğundan bahsetmiştik.

İşte bu derneğin bir başka kurucusu ise Samir Altunkaynak. Altunkaynak aynı zamanda AKP’nin ilk kurucularından birisi ve kurucu Siyasi ve Hukuk Başkanı 2006-2009 yılları arasında…

Samir Altunkaynak daha sonra AKP Ankara İl yöneticiliği de yapıyor. İmam Hatip mezunu olan Altunkaynak’ın AKP içerisindeki “Gelenekçi” kanada yakın olduğu bilinmekte.

İşte Samir Altunkaynak da HERKES İÇİN SPOR FEDERASYONU Yönetim Kurulu Üyesi.

***

2016 yılında Maarif Vakfı Mütevelli Heyeti’ne yapılan atamalar ciddi anlamda tepki çekmiş ve atanan isimler kamuoyunda tartışmalar yaratmıştı.

Maarif Vakfı yönetimine atanan ve tartışma yaratan isimlerden bir tanesi de Saadet Partisi’nin eski Gençlik Kolları Başkanı olan Osman Nuri  Kabaktepe olmuştu.

Şimdi Osman Nuri Kabaktepe ismine hemen geri dönmek üzere kısa bir “es” verelim…

İstanbul’da kurulan AYN MEDYA isimli bir şirket vardı…Bu güzide şirketimizin en önemli özelliği Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu’nun  kendisini çok sevmesiydi. Zira bu AYN MEDYA isimli güzide şirketimiz 2012-2020 yılları arasında Göksu’nun başkanı olduğu Esenler Belediyesinden 41,9 milyon TL tutarında tam 21 ihale alarak Esenler Belediyesi’nin en fazla ihale verdiği şirket oluyordu.

Ama ne oluyorsa oluyor bu “Darphane gibi” para b asan  şirket 2019 yılında devrediliyordu.. AYN MEDYA isimli bu “Altın yumurtlayan tavuk” misali şirketin devredildiği şirketin adı ise BİLGE ULUSLARARASI TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ’ydi.

İşte Maarif Vakfı yönetimine atanması ile kamuoyunun tepkisini çeken Osman Nuri Kabaktepe’nin bu BİLGE ULUSLARARASI TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ’nin 2 ortağından birisiydi…

Aynı zamanda tıpkı Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu gibi Erdoğan ve AKP’nin “Gözbebeği” TÜGVA’nın Yüksek İstişare Kurulu üyesi olan Osman Nuri Kabaktepe’nin bu şirketteki ortağı ise AKP İstanbul İl Yönetimi eski “Yedek” üyelerinden Hacı Dursun Bozo’ydu…

AYN MEDYA’nın Esenler Belediyesi’nden aldığı milyonluk ihaleler aynı şekilde 2019 sonrasında şirketi devralan BİLGE ULUSLARARASI TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ’ne akmaya devam etti.

Biz ise şirketin diğer ortağı Hacı Dursun Bozo’yu HERKES İÇİN SPOR FEDERASYONU Yönetim Kurulu Üyesi olarak gördük…

***

Konya ve daha sonraları Konya’dan ayrılarak il olan Karaman “MİLLİ GÖRÜŞ EKOLÜ”nün en güçlü olduğu iller…

Zaten Milli Görüş ekolünün temelleri de Erbakan tarafından Konya’da atılır…

Karaman’da “AKGÜN AİLESİ” de uzun yıllardır Milli Görüş Ekolü2ne yakın bir aile olarak bilinen ve Karaman siyasetinde de etkili bir ailedir.

İşte bu aile 2002 ve 2007 seçimlerinde Mevlüt Akgün’ü vekil olarak Meclis’e gönderir… 2011 yılında bu kez Mevlüt Akgün2ün kardeşi Dr.Mustafa Akgün AKP Karaman Milletvekili aday adayı olsa da vekil seçilemez.

Ama gerek Akgün Ailesi gerekse Mevlüt Akgün AKP içerisinde önemini halen koruyan “Muhafazakar” geleneğe yakın bir isimdir.

İşte Mevlüt Akgün de karşımıza HERKES İÇİN SPOR FEDERASYONU Yönetim Kurulu Üyesi olarak çıkmaktadır…

***

HERKES İÇİN SPOR FEDERASYONU’nun Yönetim Kurulu üyelerinden Gökhan Kazdal ve Samir Altunkaynak’ı anlatırken bu isimlerin HUKUK VE DEĞİŞİM DERNEĞİ’nin kurucuları olduğunu ifade etmiştik.

İşte o HUKUK VE DEĞİŞİM DERNEĞİ’nin bir başka kurucu ismi ise Burhanettin Sevencan’dır.

Burhanettin Sevencan’ın en önemli özelliği ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmadan önce Başbakanlığı döneminde avukatlığını yapan isimlerden bir tanesi olması. Sevencan aynı zamanda AKP’nin Hukuk Müşaviri.

Evet tahmin ettiğiniz üzere Burhanettin Sevencan da HERKES İÇİN SPOR FEDERASYONU Yönetim Kurulu Üyesi…

***

AKP Ankara İl Gençlik Kolları Başkanı olan Ali Osman Özdemir’i de HERKES İÇİN SPOR FEDERASYONU Yönetim Kurulu Üyesi olarak görmekteyiz…

Yazımızın başında hatırlarsanız bu güzide federasyonumuzun on milyonlarca TL’lik bütçesini belirtirken bu bütçenin büyük bir bölümünün SPOR TOTO TEŞKİLATI tarafından aktarılan kaynaklardan oluştuğunu ifade ederek “Bu bilgiyi not edin zira sonra bu bilgiye geri döneceğiz” demiştik.

Efendim HERKES İÇİN SPOR FEDERASYONU için milyonlarca liralık kaynağı sağlayan SPOR TOTO TEŞKİLATI ve SPOR TOTO TEŞKİLATI Genel Müdür Yardımcısı İsmail Hakkı Tuhan da HERKES İÇİN SPOR FEDERASYONU Yönetim Kurulu üyesi.

***

Ama bu federasyonun AKP içerisindeki “MİLLİ GÖRÜŞ” ekolünün temsilcisi, “GELENEKÇİ-MUHAFAZAKAR” kanadın bir “Yapılanması” olduğunu ifade ediyoruz ya, şimdi size bunun adeta “İmzası” olan ismi yazacağız…

Erbakan Vakfı,Necmettin Erbakan  adına kurulan, Erbakan’ın siyasi misyonunu,hayatını yayma amaçlı bir STK…

Erbakan Vakfı’nın Başkan Yardımcısı uzun yıllar Saadet Partisi Samsun teşkilatında siyaset yapmış,milletvekili adayı olmuş Cengiz Zor.

Peki Cengiz Zor şu anda hangi görevde başka? Cengiz Zor şu anda Necmettin Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan tarafından kurulan YENİDEN REFAH PARTİSİ’nin Genel Başkan Yardımcısı.

Ve biz aynı Cengiz Zor’u da HERKES İÇİN SPOR FEDERASYONU Yönetim Kurulu Üyesi olarak görmekteyiz…

***

Evet efendim HERKES İÇİN SPOR FEDERASYONU bir “Federasyondan” çok ötesidir ve bu federasyon AKP içerisindeki “GERLENEKÇİ-MUHAFAZAKAR” kanadın nasıl planlı,sistematik ve stratejik şekilde yol aldığını ,etki alanını genişlettiğini göstermesi açısından son derece çarpıcı bir örnektir…

İsmine bakıp aldanmayın, zira aslında orada HERKES İÇİN değil “MİLLİ GÖRÜŞ” İÇİN SPOR FEDERASYONU yazmaktadır…

________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan,bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan,Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir,DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

 

 

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

İŞTE MUHARREM İNCE’NİN PARTİSİNİN GENEL MERKEZİ

Yayınlanma Tarihi:

on

Haber Alternatif-ÖZEL

Celal Eren Çelik

 

Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde MEMLEKET HAREKETİ’ni başlatan ve Türkiye gezisine çıkan Muharrem İnce’nin hareketi partileştireceği de kısa süre önce kesinleşmişti.

İnce’nin kuracağı partiye 10’a yakın CHP’li milletvekilinin de katılacağı kulislerde konuşulmaktaydı.

PARTİ BİNASI TUTULDU…

İnce’nin kuracağı parti ile ilgili önemli bir gelişmenin daha yaşandığı da ortaya çıktı..

Uzun süredir parti için genel merkez binası arayışı içerisinde olan Muharrem İnce ve ekibinin partinin genel merkez binasını kiraladığı öğrenildi.

Genel Merkez binası Ankara’nın Çankaya ilçesindeki Hilal Mahallesi Hollanda Caddesi’nde yer alıyor.

İnce’nin partisinin genel merkez binası olarak tutulan bina giriş katı ile birlikte  4 bin metrekare kullanım alanına ve tam 40 ayrı bölüme sahip.

Bina giriş katı ile birlikte 4 katlı bir bina.

Bina kısa süre öncesine kadar da internet sitesi üzerinden kiralık durumdaydı…

PRENSİP ANLAŞMASINA VARILDI,KISA SÜRE İÇERİSİNDE KONTRAT İMZALANIYOR

Tutulan binanın kirası 60 bin TL olarak belirlendi ancak İnce’nin partisi için bu rakamda bazı indirimlerin yapılmasının gündemde olduğu da gelen bir diğer bilgi.

Son olarak tarafların her konuda prensip anlaşmasına vardığı ve el sıkıştığı ancak resmi kontratın henüz imzalanmadığı,bir-kaç küçük detayın halledilmesinin ardından kısa süre içinde resmi kontratın da imzalanacağı belirtiliyor.

 

 

 

 

 

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

TÜRK SPOR MEDYASININ BARONLARI-FİNAL

Yayınlanma Tarihi:

on

Evet sevgili okuyucular büyük bir ilgi ile takip ettiğiniz, TÜRK SPOR MEDYASININ BARONLARI yazı dizimizin 5. ve “FİNAL” bölümü ile bu akşam karşınızda olacağız…

Yazı dizimizin bundan önceki 4 bölümünde Türk spor medyasının içerisindeki ilişkileri ve bu alanın dizayn edilirken hangi girift ilişkilerin kurulduğunu anlatırken sizlerle hep Türk spor medyasının önemli isimleri üzerinden yaşanan ilişkileri anlatmıştık.

Bugün yazacağımız “FİNAL” bölümümüzde ise az sonra okuyacağınız satırlarda spor-siyaset-iş dünyası-mafya-medya ilişkilerinin nasıl iç içe geçtiğini ve bu ilişkiler ağının nasıl günün sonunda Türk spor medyasını etkisi altına aldığını anlatacağız.

Bu kadar peşrev yeter diyerek yazımıza başlıyoruz…

***

Takvim yapraklarını sizler ile 1997 yılına sarıyoruz…

1997 yılı Türk futbolu ve özellikle de Türkiye Futbol Federasyonu için kaotik bir yıldır.

Türk futbolu tam da o yıllarda artık sadece bir “Spor” olmaktan çıkmaya ve “Endüstrileşmeye” doğru ilk adımlarını atmıştır… Bu “Endüstrileşmeye” doğru evrilen sürecin en önemli mihenk taşı ise “Naklen yayın gelirleridir”…,

O dönem için çok büyük rakamlar, milyonlarca dolarlık meblağlar havada uçuşmakta, kulüpler ise ilk defa büyük bir pastadan pay alacakları için hep “Nasıl daha fazla bu pastadan pay alabiliriz?” sorusunun cevabının peşindedir.

Tam bu nedenle Fenerbahçe havuza katılmayarak iç saha ve dış saha maçlarını ATV’ye vererek TFF’ye rest çekmiş,Fenerbahçe’nin bu hamlesi ile başlayan süreç ise TFF’de yönetimsel bir krizi tetiklemiştir.,

TFF Başkanı Abdullah Kiğılı istifa ederken başkanvekili Haluk Ulusoy istifa etmemiştir.

Spor Bakanı yurtdışındayken yerine vekalet eden Orman Bakanı Ersin Taranoğlu ise çok çok yakın arkadaşı Haluk Ulusoy’u TFF Başkanlığına atamıştır.

Ersin Taranoğlu,Haluk Ulusoy’a yaptığı bu “Jestin” karşılığını yıllar sonra alacak ve siyaset dünyasında tasfiye olur olmaz Haluk Ulusoy’un şirketlerfinde Genel Müdür olarak işbaşı yapacaktır…

Ancak Haluk Ulusoy bir “Atama” ile göreve gelmiştir ve kısa süre sonra TFF “Seçimle” yeni başkanını seçecektir. TFF artık “Spor Rantının” en tepesindeki noktadır.

Ve ortada dönen bu büyük paralar mafya dünyasının da iştahını kabartmış,yer altı dünyasının gözü TFF seçimlerine dönmüştür.

TFF Başkanlığı için önceleri Celal Doğan ve Mehmet Ali Yılmaz’ın isimleri geçse de Alaattin Çakıcı’nın devreye girmesi ile bu isimler Çakıcı’nın desteklediği aday olan Mustafa Kefeli lehine adaylıktan çekilir…

Çakıcı ile Sedat Peker TFF’nin başkanlığı için Mustafa Kefeli ismi üzerinde “Uzlaşmıştır” ve Peker de Mustafa Kefeli2yi desteklemektedir. Hatta Peker tam seçim gününden bir gün önce bir otele karargah kurarak oy kullanacak delegeler ile birebir görüşmeler yapacaktır.

Diğer adaylar ise Haluk Ulusoy ve Alp Yalman’dır…

Yer altı dünyasının isimlerinin son derece aktif biçimde seçim sürecine müdahil olması ile çekinen Alp Yalman adaylıktan çekilecek, Çakıcı-Peker destekli Mustafa Kefeli2nin karşısında tek aday olarak Haluk Ulusoy olarak kalacaktır.

Herkes Ulusoy’un da baskılara dayanamayarak ve korkarak çekileceğini düşünmektedir. Hatta Ulusoy’a destek vereceğini söyleyen Ali Şem seçimden 1 gece önce Ulusoy’u arayarak şartların değiştiğini ve Mustafa Kefeli2ye destek vereceğini söyler bununla da kalmaz gayet kibar bir dille Ulusoy’a “Akıllı ol,çekil” der…

Ancak Haluk Ulusoy tek bir adım adım geriye atmayacatır zira Haluk Ulusoy’un da Ankara’dan büyük ve “Ağar” bir güvencesi vardır…

O güvence TFF Başkanlık seçimlerinin yapıldığı gün, Korkut Eken ve “Özel ekibinin” seçimin yapıldığı salona girmesi ile gayet net anlaşılacaktır.

Korkut Eken’in salona girmesinden 15 dakika sonra daha önce tüm delegeleri kontrol edecek şekilde salona yerleşmiş olan Çakıcı ve Peker’in adamları salondan ayrılacak,Haluk Ulusoy ise kongreyi 195 delegenin 134’ünün oyunu alarak kazanacaktır…

Mehmet Ağar Türk sporunun zirvesine ilk kez işte bu olayla “Direkt” müdahale etmiştir.

Ağar 25 Kasım 1998’de Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan kendisi ve bu süreç ile ilgili haberde “Genel Kurul kulislerini tetikçilerin doldurduğu haberini alınca Korkut Eken’i otele gönderdim.Tetikçiler çekildi” ifadelerini kullanacaktır…

Haluk Ulusoy ile Mehmet Ağar çok yakın dosttur ve Ağar dostuna “Vefasını” göstermiştir. Bu iki simin ortak özelliği ise ikisinin de “Fanatik” derecede Galatasaraylı olmalarıdır…

***

Burada Ağar-Ulusoy ilişkisine bir virgül koyarak şimdi sizlerle 1974 tarihine gidelim…

Takvim yaprakları 1974’ü gösterdiğinde Türkiye Ligi’nde son 5 yıldır Adana Demirspor forması ile adeta fırtınalar estiren Fatih çoktan büyük kulüplerin radarına girmiştir.

Ancak Fatih için varsa yoksa Galatasaray’dır ve Fatih 1975 yılında kendisini Galatasaraylı yapan ve sonraları “Efsaneleşeceği” Galatasaray’a imza atar… O imza ile birlikte Fatih Terim “Efsanesi” de başlamaktadır.

Fatih Terim Galatasaray’da bir oyuncudan ve bir kaptan çok çok ötesidir…

Fatih Terim’in takım içerisinde inanılmaz bir ağırlığı vardır ve yeni gelen futbolcuların gideceği gece mekanlarından giyecekleri takım elbiselere,tarzlarına kadar hepsine Fatih Terim’in sözleri dinlenmektedir…

Gece alemini seven Terim,İstanbul da bir futbolcudan öte kurduğu ilişkiler ile bir “Ağır abi” olarak görünmektedir.

Ve tarihler 1984’ü gösterdiğinde İstanbul Emniyet Müdür Yardımcılığı görevine Emniyet camiasının hızla yükselen “Yıldızı” Mehmet Ağar getirilir.

Fanatik Galatasaraylı Ağar ile Galatasaray’ın “efsanesi” “Ağır abisi”, kaptanı kısacası her şeyi Fatih Terim’in yolları tam da bu süreçte kesişecek ve bir daha da ayrılmayacaktır.

***

Biz şimdi de gidelim 1996 yılına…

1996 yılında Mehmet Ağar artık “Gücünün zirvesindedir”. Ağar önce Fanatik Galatasaraylı Mesut Yılmaz Başbakanlığında kurulan ANAP-DOĞRUYOL koalisyon hükümetinde Adalet Bakanı olmuş kısa süren bu koalisyon sonrasında kurulan REFAH PARTİSİ-DOĞRU YOL koalisyonunda ise güç ve nüfuz olarak zirve yapacağı İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturmuştur.

“DEVLETTE” daha doğru ifade etmek gerekirse “DEVLETİN EN DERİNLERİNDE” Mehmet Ağar’dan habersiz kuş uçmamaktadır… Ağar’ın bu dönemdeki gücünü anlamak için Susurluk Skandalı’na bakmak ve bu skandal sonrasında “Konuşursam Türkiye sarsılır” ve “Bir tuğla çekersem tüm duvar yıkılır” sözlerine bakmak yeterlidir.

Mehmet Ağar’ın yakın dostu Fatih Terim ise başarısız Ankaragücü deneyimi sonrasında 1993 yılında Akdeniz Olimpiyatlarını kazanan Olimpik Milli Takım’ın başındadır ve yine 1993 yılında Sepp Piontek’ten boşalan A Milli Takım Teknik Direktörlüğü döneminde de 1996 yılında A Milli Takımı ilk kez Avrupa Şampiyonası finallerine taşıyan isim olmuştur.

Ancak Ağar ve Terim’in ortak “Sevdası” Galatasaray için işler pek de iyi gitmemektedir.

Kar-Heinz Feldkamp dönemi sonrasında Reinard Safting,Grame Souness gibi isimlerle çalışan Galatasaray istediği başarıları kazanamamaktadır.

İşte Galatasaray bu tablo içerisindeyken daha önceki “Kulüp” teknik direktörlüğü kariyeri Ankaragücü’nde hüsran ile biten ve başka bir kulüp çalıştırmamış Fatih Terim birden bire ve kimsenin beklemediği şekilde Galatasaray’ın teknik direktörü olmaktadır…

Bunda 1 Haziran 1996 tarihinde Galatasaray’a imza atan Fatih Terim’in bu imzasından sadece 27 gün sonra 28 Haziran 1997 tarihinde bir önceki hükümette Adalet Bakanı olan Mehmet Ağar’ın İçişleri Bakanı olarak gücünün zirvesine çıkmasının ve Galatasaray Başkanı Faruk Süren’in sıkıntılı TRANSTÜRK firmasının bu Ağar-Terim ilişkisi üzerinden devletten bazı “Anlayış ve kolaylıklar” bekleyip beklemediğini bilemiyoruz tabii…

Ama bildiğimiz bir şey var ki ;

Fatih Terim ‘in Galatasaray’a 1 Haziran 1996 tarihi itibariyle  fanatik Galatasaraylı ve Fatih Terim’in aile dostu Mehmet Ağar Adalet Bakanı,Fatih Terim Galatasaray Teknik Direktörü’dür, iktidardaki ANAP-DYP koalisyonunun Başbakanı ise  yine fanatik Galatasaraylı Mesut Yılmaz’dır…

Terim’in Galatasaray’a imza atmasından 27 gün sonra ise kurulan yeni hükümet ile (REFAH-YOL) Mehmet Ağar artık İçişleri Bakanı olmuştur.

Aradan çok geçmeden 1997 yılında bir başka Galatasaraylı Haluk Ulusoy da Mehmet Ağar desteği,Korkut Eken müdahalesi ile artık TFF Başkanıdır…

***

1996’da ortaya çıkan bu ilginç tablo 1Mehmet Ağar’ın ise Elazığ’dan Türk siyasi tarihinde bir “BAĞIMSIZ” adaya verilen en fazla oyu alarak bağımsız milletvekili olarak TBMM’ye girmesi ve bu tarihten sonra Türk merkez sağı için en büyük “Potansiyel lider adayı” olarak ortaya çıkarak devletin derinlerinde gücünü ve kudretini en heybetli biçimde kullanması ile devam edecektir…

Ağar’ın “Bağımsız Milletvekili” olarak TBMM’ye girdiği seçimlerde kurulan ANASOL-M Hükümetinin Başbakan Yardımcısı da yine Galatasaraylı Mesut Yılmaz’dır…

Peki futbol siyaset-mafya-spor ayağını bir araya böyle getirirken bu işin medya tarafı hiç eksik kalır mı? Kalmaz tabii ki…

***

Şimdi sizlerle 2002 yılının Haziran ayına gidelim…

2000-2002 yılları arasında Galatasaray’a 1 Süper Kupa,1 Süper Lig Şampiyonluğu kazandırmış,yarısı “Kiralık” bir takım ile Galatasaray’a Şampiyonlar Ligi’nde Çeyrek Final oynatmış olan Mircea Lucescu ile aniden yollar ayrılır…

Tabii Fatih Terim’in Fiorentina ve Milan maceralarının sona erip “Boşa” çıkmış olmasının bunda etkisi nedir onu da bilmiyoruz ama yine kesin olarak bildiğimiz bir şey var ki, Mehmet Ağar aile dostu Terim için yine devrededir… Galatasaray yönetimi niyeyse kendisi gidip Terim’e teklif sunamamış, Mehmet Ağar’ı “Aracı ve ricacı” koymuştur…

Mehmet Ağar yerel bir televizyon kanalında katıldığı programda aynen şunları söylemektedir: “Galatasaray yönetimi, benim aracılığımla Fatih Terim’e manevi baskı yapmaya çalışıyor” Ağar bu programda ilginç bir de detay vermekte ve Terim2in Korkut Eken adına yapılacak futbol turnuvasına katılacağını ifade ediyordu…

Ancak Terim bu kez sadece 1996-2000 döneminde fanatik Galatasaraylı Cem Uzan’ın Star Grubu tarafından desteklendiğinden çok daha güçlü bir medya desteğine de sahip olacaktır…

2002 yılının Haziran ayında “Ağar” ricacının devreye girmesi ile Galatasaray ile Terim prensip anlaşmasına varır ve taraflar “Hayırlı olsun” derlerken medyada da flaş bir gelişme yaşanmaktadır.

Çukurova Holding,Doğan Medya Grubu’ndan Tuncay Özkan ve ekibini transfer ediyor bu transfer medya dünyasına bomba gibi düşüyordu…

Bu transferi o dönem özellikle Pamukbank ile ilgili çeşitli sıkıntıları olan Karamehmet istiyordu zira Tuncay Özkan Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz’a en yakın gazeteciydi.

Sonraları Ergenekon kumpas davaları sürecinde tanık olarak dinlenirken Karamehmet “Tuncay Özkan benden habersiz transfer edildi” dese de buna kimseler inanmamıştı.

Tuncay Özkan ile Mesut Yılmaz arasındaki yakın ilişkide bir başka ortak nokta ise Tuncay Özkan’ın da tıpkı Mesut Yılmaz gibi koyu bir Galatasaray taraftarı olmasıdır…

Tuncay Özkan,Çukurova Grubuna “MEDYA GRUP BAŞKANI” adında şatafatlı bir unvan ile transfer olmuştu…

Tuncay Özkan’ın “Emrinde” o dönem 4 ulusal gazete (Akşam,Güneş,Tercüman,Bulvar),Lig maçlarını yayınlayan DİGİTÜRK -Ki Digitürk 2001-2002 sezonu devre arasında maçların yayıncısı olan TELEON’un yükümlülüklerini yerine getirmemesi ile yenilenen ihale sonrası  naklen yayın hakkını almıştı.Eski yayıncı TELEON da yine bir başka Galatasaralı Cem Uzan’ındı- lig maçlarının yorumlandığı LİG TV, Show Tv,SkyTurk ve ALEM FM’den oluşan devasa bir medya gücü vardır…

Yani;

TFF Başkanı “Ağar destekli Ulusoy

Galatasaray Teknik Direktörü “Ağar”ın aile dostu Fatih Terim

Başbakan Yardımcısı Galatasaraylı Mesut Yılmaz

Medyada ise Galatasaraylı Cem Uzan’ın sahibi olduğu UZAN MEDYA GRUBU ve Galatasaraylı Tuncay Özkan’ın başında olduğu Çukurova Medya Grubu…

Terim işte böylesi devasa bir medya gücünü de arkasına alarak Galatasaray’daki 2. dönemine başlamıştır…

Buna Fatih Terim’in ilk dönemindeki başarılı performansı ve İtalya’da haksızlığa uğradığı algısı eklenince Terim tıpkı aile dostu Mehmet Ağar’ın İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı olduğu 1985 yılında sahada kafa atıp rakip futbolcunun yüzünü kan revan içerisinde bırakmasına nasıl kimse “Çıtını çıkaramadıysa” o dönemden çok daha büyük ve güçlü bir “GİZLİ DOKUNMAZLIK ZIRHI” kazanmıştır…

Türk spor medyasında tüm spor müdürleri,tüm  muhabirler Terim’den korkmakta ve karşısında esas duruşa geçmekte, korkudan Terim’i eleştirecek tek satır dahi yazamamaktadırlar…

İşte o “GÖRÜNMEZ DOKUNULMAZLIK ZIRHI” nedeni ile 2002-2004 arasında Galatasaray’a on milyonlarca dolarlık transfer yaptırıp tek kupa kazanamadan çok kötü bir döneme imza atmakla birlikte kulübün milyonlarca dolarının da çöpe gitmesine neden olan Terim’e kimse bir şey diyememiş,yakın tarihte canlı yayında, maç sonu toplantıda Igor Tudor’u yarım saat boyunca yerin yedi kat altına soruları ile sokup çıkartan spor muhabirleri ve müdürleri Terim’in kötü performansı karşısında “Süt dökmüş kedi” gibidir… (Bu arada belirtelim spor müdürlerinin yerin dibine soktukları ve manşet üzerine manşet atarak istifaya zorladıkları Igor Tudor’un yerine tamamen tesadüf olarak yine Fatih Terim gelecektir)

***

Bu arada 2002 AKP iktidarı ile birlikte dengeler değişir,kartlar yeniden dağıtılır…AKP için Yıldırım Demirören “Emin” kişidir ve milyarlarca dolarlık futbol sektörünün tepesine TFF Başkanı yapılır…

AKP sporun medya ayağını ise Mustafa Erdoğan’ın en yakınındaki isim olan Rıdvan Dilmen üzerinden dizayn eder…

Sonrasında Demirören medyaya sokulup medya devi haline “Getirilince” spor medyası da yandaş Demirören-Şahenk ikilisi ile kontrol edilirken Rıdvan Dilmen TFF Başkanlığı hayalleri kurar hatta bunun için “Yeşil ışık” da alır…Nasıl kurmasın? Dilmen artık “Aileye” bir evlat kadar yakındır…

Aykut Kocaman’ın Teknik Direktör,Emre Belözoğlu’nun sportif direktör yahut yönetici olacağı bir federasyon tasarlaması muhtemel olan Dilmen’in futbolu bırakır bırakmaz Arda Turan’ı “Sen de var mısın?” çağrısı yaparak bu ekibe dahil etme düşüncesi var gibi gözükmekte…

Kulüpler Birliği de zaten “Damat” kontenjanından Göksel Gümüşdağ eli ile kontrol altında tutulmakta…

Yani efendim günümüzde an itibariyle “Baronları” spor dünyası dışından yandaş iş adamları eliyle AKP iktidarı belirlemektedir.

Bizler sadece sevdalısı olduğumuz renkler için sevinir yahut üzülürken birbirimizle kavga ederken, AKP iktidarı milyarlarca dolarlık bir endüstriyi kendi ellerinde kontrol etmekte, bu endüstri eli ile toplumu “Uyutmayı” da başarmaktadır…

Koyu Beşiktaşlı ve eski Beşiktaş yöneticisi ünlü televizyoncu Reha Muhtar’ın klasikleşen sözlerimizi kendimize “Uyarlayarak” bitirelim yazı dizimizi o zaman:

“İyi  geceler Türkiye’m… Her nerede UYUYOR ve UYUTULUYORSAN”

 

 

 

 

Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: