Sosyal Medya Hesaplarımız

MEDYA

7 İŞÇİYE MEZAR OLAN HAVAİ FİŞEK FABRİKASININ SAHİBİ SUÇU İŞÇİLERE ATTI

Yayınlanma Tarihi:

on

Sakarya Hendek’te geçtiğimiz günlerde yaşanan patlama ile  7 işçinin hayatını kaybettiği havai fişek fabrikasının sahibi Yaşar Coşkun ifadesinde olayda kendi suçu olmadığını söylerken,yaşanan faciadan kimya mühendislerini,iş güvenliği uzmanlarını ve işçileri sorumlu tuttu.

Cumhuriyet’ten Seyhan Avşar’ın haberine göre, ifadesinde fabrikaya nadiren geldiğini söyleyen Coşkun, patlamaya barutun stok yapılmasının neden olduğu yönündeki iddialarla ilgili “Barutu stoklama şansımız yoktur. Kanuni sınırlaması vardır. Stok yapma durumumuz söz konusu değildir” dedi.

Ancak Coşkun ifadesinin devamında depolarda ne kadar malzeme olduğunu bilmediğini, bunun depocuların görevi olduğunu söyledi.

Çalışan işçilerin yanlarında mevzuat gereği bulundurması gerektiği kadar malzeme bulundurduklarını öne süren Coşkun özetle şunları söyledi: “Bunun, belirlenmesinin sorumluları ise kimya mühendisleri ve iş güvenliği uzmanıdır. Uyarılara rağmen işçiler fazla malzeme getirmeye devam ediyorsa işçiler de sorumludur. Bunun kontrolü ve sorumluluğu bende değildir. Bu hususta iş güvenliği ve sorumlu müdür deftere yazmış ise de bana iletmemiştir.

Ayrıca defter önüme gelmemiştir. Gelseydi zaten imzam olurdu. Yapılan iş güvenliği toplantısına en son 4-5 sene kadar önce katılmıştım. Bundan sonra toplantılara katılmadım çünkü fabrikanın işveren vekili Asiye Hanım’dır. İmza yetkisi ondadır. MÜSİAD Başkanı olduğum için çok yoğunum. Yaklaşık 3-4 yıldır fabrikaya nadiren gelirim. İş güvenliği uzmanı Aslı Bozkurt’un tespitleri varsa çalışmaya neden devam etti ya da neden durumu deftere yazmadı. Çalıştığı sürece de bana herhangi bir eksiklik bildirmemiştir. Ayrıca fabrikada yılda 3-4 denetim yapılırdı. Kesinlikle bize denetimden önce haber gelmezdi.”

Oysa çalışanlar ifadelerinde denetimlerin bir gün öncesinden kendilerine haber verildiğini söylemişti. İş güvenliği uzmanı da deftere her şeyi yazamadığını açıklamıştı.

Koronavirüs salgını sürecinde işlerin yavaşlatılarak, malzemelerin depoya kaldırıldığını ifade eden Coşkun, “Bu süreçte üretilen malzemenin hangi depoya konulduğunu depocular bilir. Hangi depoda ne kadar iyi mal, malzeme vardı, bunu ben bilmiyorum. Ne kadar ürün stoklandığını da bilmiyorum. Ancak çok aşırı bir yığılma olmamıştır” dedi.

“İŞÇİLER TAZMİNAT PEŞİNE DÜŞTÜ”

Yaşar Coşkun işçilere baskı yapıldığı iddialarını da yalanlarken bazı fabrika işçilerinin ailelerin kazanın hemen arkasından tazminat peşine düştüğünü iddia etti.

Yorum yapmak için tıklayın

Bir Cevap Yazın

MEDYA

BAHÇELİ’DEN ARINÇ’A “İHANET” SUÇLAMASI

Yayınlanma Tarihi:

on

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Yüksek İstişare Kurulu üyesi Bülent Arınç’ın tepki çeken Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş açıklamalarını çok ağır sözlerle eleştirdi.

Bahçeli “Siyaset eskisi bir şahsın, televizyona çıkıp Sorosçu Osman Kavala ve terörist Demirtaş’a güzellemeler yapması kelimenin tam anlamı ile çarpıklık,hatta ahmaklıktır.Bu şahsın iki suçlunun serbest bırakılmasını istemesi suçluyu övmektir,suça iştiraktir,ihanete yataklıktır” ifadelerini kullandı…

Okumaya Devam Et

MEDYA

“KÜRESEL KARTELİN” PRENSİ: BUĞRA KAVUNCU

Yayınlanma Tarihi:

on

CELAL EREN ÇELİK

Dün gecenin tartışmasız en çok konuşulan televizyon programı HaberTürk ekranlarında Fatih Altaylı’nın TEKE TEK programında Buğra Kavuncu’nun bizim 22 Ağustos 2018 tarihinde kaleme aldığımız, İYİ PARTİ’den ihraç edilen Ümit Özdağ’ın da gündeme getirmesi ile adeta siyasette bir deprem etkisi yaratan ÖZBEKİSTAN’DAN GELEN PRENS:BUĞRA KAVUNCU yazımız ile ilgili yaptığı açıklamalardı. (Ki kendisinin “Ben onu tanımam”, “Dedem Kurtuluş Savaşı kahramanı”, “Buna cevap bile vermem” dışında kağıttan okuyarak yaptığı bu sipariş programda “VERİLEMEYEN” cevaplara girmiyoruz bile)

Ancak bu kadar gümbürtü içerisinde programın aslında en can alıcı kısmı özellikle tüm tartışma Buğra Kavuncu’nun akrabalık ilişkileri üzerinden sürdürüldüğü ve akrabalarının FETÖ bağlantısı düzelminde tartışılmaya devam etiği için arada kaynadı…

Oysaki bizim iddiamız neydi? Biz Buğra Kavuncu’nun İYİ PARTİ içerisindeki “KÜRESELCİ KANADIN” en önemli aktörü olduğu tespitini yapmıştık bundan 2 yıl önceki yazımızda… Ve o yazımızda Kavuncu’nun siyasete atılmadan önce Türkiye CEO’luğunu yaptığı Alman kimya devi BASF’a ve BASF’ın “Derin” ilişkilerine özel bir bölüm ayırmıştık...

İşte Fatih Altaylı dün gece yayınlanan programda canlı yayında Buğra Kavuncu’ya tam da bu konuyu yani BASF’ın “Derin ilişkilerini” sorduğunda Buğra Kavuncu adeta bir anda “Kalakaldı”. Zira bu şirketin Alman ve Amerikan devleti ve istihbarat servisleri ile girift ilişkilerini kabul etse, nasıl olup da böyle bir şirketin CEO’su olarak milliyetçi bir parti içinde Türkiye’yi yönetmeye talip olduğunu da anlatması gerekecekti ve tabii bunu öyle “Ben onu tanımam,bunla işim olmaz,dedem Kurtuluş Savaşı kahramanı” diyerek de izah edemeyecekti.

Kavuncu soruya “Dünya’nın tüm büyük Küresel şirketlerinin devletler ile işi vardır” diyerek cevap verdi yani yazdıklarımızı yalanlayamadı. Her şeye “Yalan,iftira” diyen Kavuncu konu BASF olunca ne “Yalan” diyebildi ne “İftira”…

Evet gerçekten de bu BASF konusu çok ama çok önemli hali ile Kavuncu ile BASF arasındaki ilişki de çok önemli…

O zaman bu “KÜRESEL KARTELİ” tüm detayları, girift ilişkileri ve belgeleri ile anlatalım ve sonra Sn.Kavuncu’ya bazı sorular soralım…

***

Tarih yaprakları 25 Aralık 1925’ı gösterdiğinde Almanya’da Dünya’nın en büyük kimya “KARTELİNİN” kuruluş anlaşması imzalanmaktaydı…

Henüz 1.Dünya Savaşı’ndan önce Alman kimya endüstrisi Dünya’nın en büyüğü olmayı başarmış, özellikle sentetik boya alanında Dünya piyasasının  %90’ını elinde bulundurmakta ve Dünya ihtiyacının %80’ini ihraç etmekteydi,.

Ancak dev Alman kimya şirketleri 1.Dünya Savaşı’ndan Almanya’nın yenik çıkması ile birlikte adım adım yaklaşan Dünya ekonomik krizi ve “Büyük Buhran”ın kendilerine yabancı şirketler tarafından piyasalarda ağır bir darbe vuracağını anlamış ve bir araya gelerek bir “KÜRESEL KARTEL” yaratmaya karar vermişlerdi.

İşte bu “KÜRESEL KARTELİN” mimarı ve öncüleri ise BAYER’in Başkanı Carl Duisburg ile BASF şirketinin Başkanı Carl Bosch olmuş, ikilinin yoğun çalışmaları sonrasında Alman kimya devleri IG FARBEN adı altında 25 Aralık 1925 tarihinde birleşerek Dünya’nın ilk “KİMYA KARTELİNİ” oluşturmuşlardı.

Kuruluş esnasındaki hisse dağılımı ise şöyle olmuştu:

BASF (%27.4)

Bayer (%27.4)

Hoechst-Cassella-CFR Birleşik (%27.4)

Agfa (%9)

Cfge (%6.9)

CF Weiler Ter Meer %1.9)

Sadece 1 yıl sonra bu “KİMYA KARTELİNİN “sermayesi 1.4 milyar Mark olmuş,Rockefeller Ailesi’nin Standart Oil imparatorluğu, DuPond gibi devler ile de özel ilişkiler kurulmaya başlanmıştı.

Çok geçmeden 1931 yılında Dünya’nın “KİMYA KARTELİ” IG FARBEN ABD kolunu da kurdu…

I.G FARBEN USA’nın Yönetim kurulunda ise Rockefeller Ailesi’nin ünlü bankası Chase Manhattan Bank’ın atası olan Bank of Manhattan’dan H. A. Metz, Federal Reserve New York’tan (ABD Merkez Bankası) ise C. E. Mitchell  ve Walter Teagle bulunmakta,Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı ise IG FARBEN’in en büyük hissedarı olan BASF’ı Başkanı Karl Bosch yapmaktaydı…

IG FARBEN ile ABD büyük sermayesinin “Eklemlenmesi” de tamamlanmış ve IG FARBEN artık KÜRESEL ve “Kontrol edilemez” muazzam bir güç haline gelmişti.

Öyle ki IG FARBEN’ın Yönetim Kurulu için “İLAHLAR KONSEYİ” denilmekteydi.

İşte bu “KÜRESEL KARTEL” 2.Dünya Savaşı’nın da Almanya ve HİTLER için en önemli şirketlerinden bir tanesi olacak,savaş boyunca Alman ordusunun tüm kimyasal ihtiyaçlarını tek başına karşılayacak, ünlü toplama kampı Auschwitsch’e kendi adı ile Auschwtich IG adı ile tesis kurup, bu kamplarda insanlar üzerinde kullanılan ölümcül Zyklon B Gazını üretecekti.

IG FARBEN devasa bir güçtü ve savaşı kazanan ABD ve SSCB bu devasa gücün kontrolü için de pazarlıklar yaptılar…Zira artık Dünya’nın 2 “Süper gücü” vardı ve böylesi bir devasa “KARTELİ” tek bir “Süper güç” kontrol edemezdi…

IG FARBEN’in kontrolü savaştan hemen sonra ABD ve Rusya tarafından eşit olarak sağlanırken, “KARTELİN” Dünya’ca ünlü merkez binası ise 1995 yılına kadar CIA’ya ev sahipliği yapacaktı.

***

İşte 2. Dünya Savaşı biterken Alman istihbaratının en tepesindeki sayılı isimlerden birisi olan Reinhard Gehlen, SSCB ile ilgili elinde bulunan çok önemli bazı bilgileri ABD ile paylaştı ve ABD ile bir anlaşma yaptı. Gehlen anlaşmayı bizzat ABD istihbaratının “1 NUMARASI” Allen Dulles ile yaptı.

Bu anlaşmaya göre ABD, daha kurulmamış ve o yıllarda adı OAS olan CIA’nın yapılanmasını da,1955-1968 arasında Federal Alman istihbaratının yeniden yapılandırılması görevini de Gehlen’e verdi. Gehlen de bunun karşılığında ABD’ye Dünya’nın 4 bir yanında bulunan ve “Savaş suçlusu olarak aranan ” kendisinin bizzat yetiştirdiği özel yetiştirdiği istihbaratçıların listesini verdi ve bu isimlerin savaş suçlusu olarak yargılanmadan getirilmesini istedi…

Taraflar el sıkışmıştı.

(Gehlen’in en önemli öğrencilerinden birisi Ruzi Nazar’dı ve Ruzi Nazar ile Buğra Kavuncu’nun öz dayısı Enver Altaylı baba oğul gibiydiler… Ama bu “Akrabalık ilişkileri” bu yazının konusu değil o nedenle bu konuya hiç girmeyeceğiz ama dip not olarak bu da aklınızda bulunsun.)

***

Bu arada savaş sonrasında kurulan Nürnberg Mahkemeleri’nde yargılanan Nazi savaş suçluları tek tek ya ölüme mahkum edilip cezaları infaz ediliyor yahut çok ağır hapis cezalarına çarptırılıyordu.

Ama ilginçtir, çok üst düzey bir NAZİ yöneticisi olmasına rağmen bir kişi bu mahkemelerden “BERAAT” etmişti ve o isim 2.Dünya Savaşı’ndaki en önemli ekonomi liderlerinden Carl Wurster’di…

Ama bu beraatin sebebi sonradan anlaşılacaktı…

Zira Carl Wurster, ABD ve SSCB’nin kendi kontrolleri altına alabilmek adına 7 ana kurucu şirkete böldükleri IG FARBEN’in en büyük hissedarı olan BASF’ı yeniden kuracak ve en yakın arkadaşlarından birisi olan ve CIA ile BND’yi beraber yapılandıran Reinhard Gehlen’in adeta Almanya’yı perde gerisinde yönettiği en “Kudretli” yıllarında BASF’ı devasa bir güce dönüştürecekti.

***

ABD için IG FARBEN’in kontrolü o kadar önemliydi ki savaş bittikten hemen sonra dahi CIA,Rus bölgesindeki IG FARBEN yapılanması hakkında ajanları vasıtası ile Washington’a istihbarat akışını hiç kesmedi…Gözleri hep IG FARBEN’in ve tabii ki sonrasındaki süreçte BASF’ın üzerinde oldu.

IG FARBEN Merkez binası ise hem CIA’nın Avrupa’daki en önemli merkez ofisi hem de Kuzey Kuvvetleri Komutanlığı’nın merkezi olarak kullanıldı. IG FARBEN Merkez binasının diğer ismi “AVRUPA’NIN PENTAGONU” oldu.

İşte CIA’nın savaştan 25 sene sonra üzerindeki “GİZLİLİK YASAĞI” kalkan ve IG FARBEN ile ilgili kendi resmi sitesinin dijital arşivine yüklediği o IG FARBEN raporlarının belgeleri…

 

 

IG FARBEN ve 2.Dünya Savaşı sonrasında ABD kontrolünde yeniden yapılandırılan BASF gerek Alman istihbaratı gerekse ABD istihbaratı ile en girift ilişkileri kuran şirket olarak kayıtlara geçecekti.

****

Alman “KİMYA TEKELİ” BASF ve IG FARBEN’in ne kadar muazzam bir büyüklüğü ve gücü olduğunu, bir şirketten çok daha fazla anlam taşıdığını ve gerek Alman gerekse ABD istihbarat servisleri ile iç içe geçen yapısını sanırız yeterince açık ve net ortaya koyduk…

***

Şimdi sizlerle 1997 yılına doğru uzanacağız..

Tarih yaprakları 1997 yılını gösterdiğinde Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Politikaları bölümünden bir genç mezun olmaktadır… O gencin ismi Satuk Buğra Kavuncu’dur…

İşte bu genç yeni mezun Ziraatçi, kendisini Orta Asya steplerine atar,gittiği ülke Kazakistan olacaktır.

Genç Buğra Kavuncu’nun öz geçmişine baktığımız zaman 1997-2006 yılları arası için hemen her yerde sadece tek bir cümle yazıldığını görüyoruz:“1997 yılında Kazakistan’ın Almatı şehrinde genç bir girişimci olarak iş hayatına atılan Kavuncu ortakları ile birlikte kurduğu şirketini büyüterek Orta Asya’da bilinen bir marka haline getirdi”

Bir de şirket ismi var karşımızda Kavuncu’nun bu 1997-2006 yılları arasında: USTA LLP.. Bu şirketin faaliyet alanının “Yapı kimyasalları” olduğu “Söyleniyor”…

“Söyleniyor” diyoruz zira şirket ile ilgili en ufak ize rastlamak mümkün değil.

Kavuncu’nun bahsedilen ortakları kimdir, hangi yatırım ve başarılar ile şirket Orta Asya’nın en tanınan markalarından birisi olmuştur bilinmiyor… Böyle çok başarılı bir şirketin bir web sitesi bile yok mesela…

Hakkında Türk ve Kazak basınında yayınlanmış bir haber? Yok… Yani Kavuncu’nun 1997-2006 arası oldukça “Gizemli”…

***

Ama ne oluyor, nasıl oluyorsa 2006 yılında Buğra Kavuncu, hani Ziraat Fakültesi mezunu olan “Ziraatçi” Kavuncu, hani ortağı bilinmeyen, web sitesi olmayan “Gizemli” bir şirketle iş yapma tecrübesi dışında “KURUMSAL” bir iş hayatı da olmayan Kavuncu, az önce detaylıca nasıl bir güç olduğunu yazdığımız “KÜRESEL KARTEL” BASF’ın BASF Construction Chemicals Central Asa LLP şirketine “GENEL MÜDÜR” olarak atanıyor!

Yetrmiyor efendim,Buğra Kavuncu 2008-2010 yılları arasında ise BASF Central Asa’da Genel Müdür oluyor, en sonunda 2016 yılında yani BASF gibi küresel bir kartele adım atmasının sadece 9. yılında Türkiye CEO’su oluyor…

Peki BASF yönetimi ne diyor kendi resmi internet sitesinde, nasıl tanıtıyor Buğra Kavuncu’yu “…Kimya sektöründe engin deneyime sahip bir girişimci ve yönetici olan Kavuncu, 2006 yılında BASF’ye katılmıştı.”

Şimdi açıkçası “Ziraatçi” Buğra Kavuncu’nun nasıl bir engin tecrübeye sahip olduğunu kimse bilmiyor, zira iş hayatına da aynen siyasete olduğu gibi paraşütle inerek getirilip en tepelere oturtulan bir isim kendisi…

Bu arada Buğra Kavuncu’nun Kazakistan’da müthiş başarılar elde etiği söylenen USTA LLP ile ilgili bir web sitesi,bir gazete haberi bile yok ama Kavuncu’nun gayet tanıdık isimlerle dolu bir başka “USTA” şirketi mevcut…

Evet Buğra Kavuncu 2003 yılında İstanbul Ticaret Odası’nda 510591 sicil numarası ile kurulan ve 5 milyon 100 bin TL sermayesi olan USTA DIŞ TİCARET VE TURİZM ANONİM ŞİRKETİ’nde kurucu ve ortak… Buğra Kavuncu ve diğer dayıları bu şirketten bir süre sonra ayrılıyorlar…

Diğer ortaklar kim peki?

FETÖ’den tutuklu olan Buğra Kavuncu’nun dayısı Enver Altaylı’nın kardeşi Taha Altaylı: (Yönetim Kurulu Başkanı)

Enver Altaylı’nın diğer kardeşi Cemal Altaylı: (Yönetim Kurulu Üyesi)

Dilşat Arpacıoğlu: (Yönetim Kurulu Üyesi) (Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Gönüllüleri projesinin yerel seçimlerdeki koordinatörü,tesadüf işte Buğra Kavuncu ile yerel seçimlerden 16 sene önce yolları kesişmiş))

Dilşad Arpacıoğlu’nun eşi Ali Haluk Arpacıoğlu: (Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı)

***

Şimdi siyasi particiliği ,takım tutar gibi parti tutmayı falan bir kenara…

Türkiye’de en fazla açıkta mezunu bulunan bölümlerden birisi olan Ziraat mezunu bir kişi olacaksınız, profesyonel/kurumsal iş hayatında kendi şirketiniz dışında tek bir kurumsal çalışma deneyiminiz olmayacak, kendi şirketiniz ile ne yaptığınızı, nasıl bir başarı kazandığınızı kimse bilmeyecek ama sizi okuldan mezun olduktan sadece 9 sene sonra bu şartlar altında anlattığımız gibi muazzam güçteki  “KÜRESEL BİR KARTELE” önce Genel Müdür, sonra Türkiye CEO’su yani 1 numara yapacaklar.

Size inandırıcı geliyor mu? Bana gelmiyor ve ben bu “Hayatın olağan akışına aykırı” durumu sorguluyorum, analiz ediyorum…

Kusura bakmasın Sn.Buğra Kavuncu da eğer Türkiye’nin en önemli partilerinden bir tanesinin en önemli makamlarından birisini temsil ediyor ve “Yöneticilik” iddiasında bulunuyorsa şu sorulara cevap vermelidir

“1-Sn.Kavuncu; Alman ve ABD devletleri,istihbarat servisleri ile bağı belgelerle sabit olan, dün gece katıldığınız Fatih Altaylı’nın TEKE TEK programında da bu “Derin ilişkilerini” yalanlayamadığınız hatta “Dünya’daki her büyük şirketin devletlerle işleri vardır” diyerek bir noktada kabul ettiğiniz, Dünya’nın en büyük “KİMYA KARTELLERİNDEN” bir tanesine daha önce tek bir kurumsal firma iş tecrübesi olmadan,bu “KÜRESEL KARTELİN” faaliyet alanı olan kimya ile uzaktan yakından alakası olmayan Ziraat Fakültesi mezunu olarak ve mezun olduktan sadece 9 yıl sonra nasıl ve hangi büyük başarılarınız ile önce genel müdür sonra CEO oldunuz? BASF’ın kendi resmi sitesinde belirttiği “Engin tecrübelerinizi” kamuoyu ile de paylaşır mısınız?

2- Kazakistan’da kurduğunuz ifade edilen ve “Büyük başarılar” ile sizi BASF’a belirtilen anlaşılan USTA LLP.isimli şirketinizin özgeçmişinde ortaklı bir şirket olduğu belirtilmesine rağmen neden bu şirketin ortakları ile ilgili tek bir ismi kamuoyu bilmiyor? Bu şirkette kimler ile ticari ortaklığınız vardı?

3-Sn.Buğra Kavuncu, Kazakistan’da geçen 1997-2006 arası sürecinizde BASF’a paraşütle Genel Müdür atanmadan önce kurduğunuz ifade edilen USTA LLP.isimli şirketin hangi önemli yatırımları vardır? Bu şirketin merkezi,  üretim tesisleri nerededir? Şirket ile ilgili neden tek bir haber bulunmamakta şirketin telefonu haricinde web sitesi dahil neden hiç bir bilgisine ulaşılamamaktadır?

4-Sizin “Paraşütle” BASF gibi bir “KÜRESEL KARTEL” e önce Genel Müdür, sonra CEO olduğunuz dönemde FETÖ’den firari olan amcaoğlunuz İsmail Kavuncu’nun “KAZAK KRAL” lakabı ile Kazakistan’ı adeta esir aldığı, yıllık 2 Milyar dolar ciro yapan ve FETÖ’nün Orta Asya’daki en büyük finans kaynaklarından birisi olan TURKUAZ HOLDİNG’in sahibi olması ve sizin de tam amcaoğlunuzun “Altın yıllarında” Kazakistan’a giderek jet hızı ile yükselmeniz sadece bir “Tesadüften” ibaret midir?

(Bu arada ailenizdeki başta babanız Orhan Kavuncu ve dayınız Enver Altaylı olmak üzere yakın akrabanız olup enteresan ve girift ilişkileri olan kişilerin o “ilişkilerine” tek kelime girmiyorum bile)

5-Pek çok enteresan ilişkinin altından aileniz çıkarken, “Yönetmeye” talip olmuş bir siyasetçi olarak bu kadar “HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA” VE EŞYANIN TABİATINA AYKIRI tesadüfün (!) bir araya toplanması sonrasında sizi ve ilişkiler ağınızı masaya yatırmamız, bunları açıklamamız sizi neden bu kadar rahatsız etti? Bir gazeteci olarak bunları yazmayıp da neleri yazmamızı isterdiniz acaba?

6-Bu kadar muazzam bir güce sahip olan bu “KÜRESEL KARTEL” sizi nasıl keşfetti ve sizdeki o muazzam deha ve yeteneği (!) görüp tek bir kurumsal tecrübeniz yokken size Genel Müdürlük koltuğunu, ardından da CEO’luk makamını nasıl verdi ? BASF ile yollarınızın kesişmesine kim ya da kimler sebep veya aracı oldu, BİRİLERİNİN “KIRILAMAZ” HATIRI mı vardı yoksa?

7- Ve gelelim yazımızın başında da ifade ettiğimiz en son ama en önemli ve can alıcı o kritik soruya:

Çok net ve açık soruyorum; CIA ve Alman devleti ile olan bağlantıları belgeler ile sabit bir firmanın CEO’luğunu yaptınız mı yapmadınız mı? CEO’luk yaptığınız “KÜRESEL KARTELİN” tarihçesindeki CIA bağlantısını biliyor muydunuz? Bilmiyorsanız CEO’luk yaptığınız küresel firma hakkında nasıl bilginiz olmaz? Yok eğer bilerek bu görevi yaptıysanız Türkiye’de milliyetçi bir partide, Türkiye’yi yönetmeye nasıl talip olabildiniz?

Sn.Kavunc haydi,işte buyurun akraba falan da demiyoruz,hani diyorsunuz ya “Beni akrabalarımla alakalı suçlayamazsınız” diye…Buyurun bizatihi kendiniz ile alakalı bir yazı, bizatihi sizin ile ilgili sorular…

Biz cevap bekliyor olacağız,siz cevap vermezseniz biz başka soruları, başka yazılar ile sormaya devam edeceğiz…

 

 

 

 

 

Okumaya Devam Et

MEDYA

SETA’NIN “ÇOCUK MİLİSLER” RAPORU YAYINDAN KALDIRILDI

Yayınlanma Tarihi:

on

AKP yandaşı “Düşünce kuruluşu” olan  SETA’nın yayınladığı ve Türkiye’nin Suriye’de desteklediği eski adı ile Özgür Suriye Ordusu,yeni adı ile Suriye Milli Ordusu’nun çocuk yaştaki Suriyelileri silah altına alıp savaştırdığı verilerini içeren rapor apar topar yayından kaldırıldı.

SETAdan Ömer Özkızılcık’ın hazırladığı rapor, 18 Kasım’da Türkçe ve İngilizce olarak SETA’nın internet sitesi üzerinden yayımlanmıştı.

Aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu üyesi de olan SETA Genel Koordinatörü Burhanettin Duran, rapora yazdığı önsözde, “Raporun yazarı Türkiye’nin Suriye’deki yerel müttefiki olan SMO hakkında verilere dayanan bilgiler sunmakta ve Türkiye kamuoyunda SMO’yu ve askerlerini tanıtmaktadır. Her ne kadar SMO hakkında Türkçe literatürde farklı çalışmalar bulunsa da bu rapor somut rakamlar ve veriler sağlaması açısından kendi alanında bir ilktir” ifadelerini kullanmıştı.

Cumhuriyet’ten Hüseyin Hayatsever‘in haberine göre, SETA’nın raporunun, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) geçen yıl düzenlediği Barış Pınarı Harekâtı’na da katılan SMO’nun ilk üç kolordusu bünyesinde bulunan 1551 SMO milisiyle 11-18 Aralık 2019 tarihleri arasında internet üzerinden yapılan anket verileri kullanılarak hazırlandığı belirtildi.

Rapordaki SMO savaşçılarına yöneltilen yaş ve kaç yıldır savaşta yer aldıklarına yönelik soruların yanıtları, SMO saflarında savaşanların bir bölümünün çocuk yaşta silah altına alındığını ortaya çıkardı. Raporda, anketi yanıtlayan SMO milislerinin yüzde 7.85’i 18-20 yaş arasında olduğunu bildirirken sadece yüzde 3.66’sı 2 ve daha az yıldır SMO saflarında savaştığını açıkladı.

“EDİTÖRTAL TASARRUF” SEBEBİ İLE SİLMİŞLER!
SETA‘dan konu ile ilgili söz konusu raporun kuruluşun internet sitesinden “Editöryal tasarruf” sebebi ile silindiği açıklaması geldi. SETA konuya dair başka bir açıklama ise yapmadı.

 

Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: