Sosyal Medya Hesaplarımız

ÖZEL HABER

SİYASAL İSLAM-3

Yayınlanma Tarihi:

on

Cihan  ÇİFTÇİ

Bundan önceki iki yazıda Siyasal İslam görüşünün ortaya çıktığı dönemin şartlarından, toplumun bu düşünceye karşı aldığı tavırdan ve siyasal islam fikrinin tabana yayılmasını sağlayan cemaat/tarikatların hem iç işleyişlerinden hem de siyasetle olan ilişkilerinden bahsetmiştim. Şimdi ise siyasal islam düşüncesinin en sert şekilde savunulan iddialarını ve bu iddiaların 21.yy.’ın dünyasında karşılık bulup bulmadığını tartışarak toplumsal dönüşüme katkı sağlamak adına meselenin “bence” sinden bahsedeceğim.

 

Bilindiği üzere Rönesans, Reform, Coğrafi Keşifler, Sanayi Devrimi gibi etkileri yüzyıllar sonrasına ulaşan büyük dönüşümler neticesinde Batı hemen her alanda büyük bir gelişme gösterdi. Askeri alanda gerçekleşen gelişmeler daha çok konuşulsa da Batı’nın yükselişi için çarpan etkisi yaratan asıl önemli gelişmeler eğitim ve hukuk alanlarında yaşanmıştı. Osmanlı Devleti içerisindeki bir takım kanaat önderleri bu geri kalmışlığı fark ettiler ve Batı ile rekabet edebilecek bir eğitim ve hukuk sistemi geliştirme çabası içerisine girdiler. Tam bu noktada “İslamcı” diye nitelendirilen ve Devletin ve Ümmetin salahiyetinin ancak İslam Dini’nin özüne dönülmesi ile gerçekleşebileceğini savunan bir kesim halkta karşılık bulmuştu. Bu kesim, Batı’nın literatüre kattığı modern eğitim ve hukuk düzeninin alternatifini Kuran-Sünnet-İçtihat üçgeninden çıkartarak yeni bir düzen inşa etmeyi amaç edinmişti.

 

İslam Dini’nin kutsal kitabında direkt olarak yer alan ve hukuk ile ilgili düzenlemeleri içeren bölümlere bakıldığında miras hukuku, evlilik hukuku gibi bireysel hakları ilgilendiren konuların ayrıntılı şekilde düzenlendiği göze çarpmaktadır. Ancak Batı’nın seküler hukuk sistemi dönemin şartlarına daha uygun olacak şekilde Şirketler Hukuku, Ticaret Hukuku gibi alanları da düzenleyerek toplumun daha geniş bir kesimini kapsayacak kurallar oluşturabilmişti. İslami kesimlerce de sıklıkla dillendirilen “içtihat kapısı kapandı” söyleminin -oryantalistlerin de iddia ettiği gibi- (12-13. Yy.) bu geri kalmışlığın sebeplerinden biri olduğu düşünülebilir. Ancak Siyasal İslamcıların “İslam Dini hayatın her alanına müdahildir” düşüncesi, seküler kesimlerden gelen dönüşümleri reddetmekteydi. Onlara göre, İlk yazıda vurgulamaya çalıştığım gibi, Hıristiyanlık pekâlâ seküler bir hukuk düzenine izin verip dini kuralları bir takım ibadetler ve toplumun huzurunu tesis edici bazı ahlaki kurallardan ibaret sayabilirdi. Ancak İslam Dini seküler fikirlere karşıydı ve hayatın her alanını düzenlemeliydi. Siyasal İslam’ın geleneksel sekülerizm karşıtlığı bu noktadan kaynaklanmaktaydı. Eğitim alanında seküler kesimlere gösterilen reaksiyon da hukuk alanındakinden farklı değildi. Yine Kuran-Hadis-İçtihat üçlemesi perspektifinde modernize edilmeye çalışılan bir eğitim sistemi öngörülmekteydi. Batı ise matematik, fizik, kimya gibi alanlarda hayli ilerlemişti. İslamcıların üçlemesi bu alanlar hakkında bir şey söyleyemiyordu ve eğitim sisteminin modernleşmesi batıya gönderilen talebelerden edinilen bilgilere endekslenmişti. Sekülerizm karşıtı bir fikir düşünün… Bu fikir Batı ile savaş halinde ama gelişmek için batının eğitim sisteminin ürettiği katma değere ihtiyacı var…

 

Ancak tek çelişki bu da değil. Seyit Kutup, Mevdudi gibi Siyasal İslamcıların savunduğu “İslam hayatın her alanını düzenlemelidir” söylemi aslında seküler çevrelerin “modern devlet” tanımlarına bire bir uymaktadır. Dönemin modern devlet anlayışı asılında Thomas Hobbes’un dediği gibi, kişiyi bebekliğinden alır 18 yaşına kadar onu eğitir iyi bir yurttaş haline getirir gerektiğinde onu ölüme yollar şeklindeydi. Hobbes, Leviathan olarak isimlendirdiği bu devlet şeklini, vatandaşın hayatının her alanına müdahil bir canavar olarak betimlemişti.

İslamcıların iddiası da bu yöndeydi. Onlara göre İslam, devletin yönetim şeklinden bireysel hakların kullanılmasına kadar her alanı düzenlemeye muktedirdi. Bu açıdan bakıldığında Siyasal İslam’ın doktrinlerinin seküler izlenimler taşıdığı göze çarpmaktadır. Aslında Suudi Arabistan’ın İslam anlayışı ile söz gelimi Mısır’daki Müslüman Kardeşler hareketi arasındaki anlaşmazlık da bu noktadan çıkmaktadır. Müslüman Kardeşler grubu modern devlet tanımlamalarına uygun biçimde bir din anlayışına sahipken Suudi İslam anlayışı daha gelenekseldir.

Bu ayrı bir tartışma konusu tabi. Devam edelim. Diğer bir çarpıcı nokta ise modern devlet tanımlamalarının özüne dikkatli bakıldığında Hristiyanlıktaki “mutlak hâkim olan Tanrı” düşüncesinin “Tanrı’dan arındırılmış hali” göze çarpmaktadır. Sanki modern devlet sistemini tasarlayan seküler çevreler Hristiyanlıktaki Tanrı tasavvurunun yerine devleti ikame etmiştir (Carl Schmitt).

Tüm bahsedilenler ışığında sanırım şunu söyleyebiliriz; Siyasal İslam düşüncesi 19. yy.’ın mevcut şartlarına göre dizayn olmuş bir düşüncedir.  Kendisini, dönem itibariyle revaçta olan seküler düşünce akımlarına karşı bir hareket olarak tanımlayan Siyasal İslam düşüncesi, özellikle devlet mekanizmasının işlevine bakış konusunda bu akımların benzeri bir yol izlemiştir denebilir. Fakat bu çelişki, bu fikir akımının aydınları tarafından zaman içerisinde bir miktar fark edilmiş olsa da tabanın durumdan haberdar olduğunu söylemek pek makul görülmemektedir. Zira bir önceki yazıda ontolojilerine değindiğim, Siyasal İslam düşüncesinin tabanını besleyen cemaatler ve tarikatlar aktif şekilde taraftar üretmektedir. Bir diğer mesele ise siyasal islam düşüncesinin devlet yönetimine geldiği coğrafyaların hemen hepsinde deizm ve ateizm yükselişe geçtiği gerçeği. H

ayatın her alanını düzenleme düşüncesi, toplumu oluşturan diğer zümrelere yaşam hakkı tanımadığında toplumdan bu tür reaksiyonların gelmesi tabii görünmektedir. Bu durum tabi ki diğer ideolojiler için de geçerli. Devletler resmi bir ideolojiyi benimsediklerinde diğer düşüncelere ya da gruplara yaşam hakkı tanımamak gibi bir misyonu zımnen de olsa üstlenmektedir.

Bugünün dünyasında özellikle Ortadoğu’daki terörist faaliyetlerin oluşmasına sebep olan temel toplumsal travmalara bakıldığında modern devlet anlayışının payının yadsınamayacak kadar büyük olduğu göze çarpmaktadır. Bölgede terörize olan Kürt nüfus ya da IŞİD gibi örgütler bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Mevcut rejimler tarafından devletlerine yabancılaşan kesimlerin önce yalnızlaştığı, yalnızlaşan grupların ise zamanla marjinalleşip terörize olduğu görülmektedir.

Diğer bir tehlike ise iç savaş. Arap baharı sürecinde yaşananlar yine resmî ideolojilerin oluşturduğu baskı ortamının bir çeşit dışa vurumundan ibaretti. Suriye örneği canlı bir şekilde karşımızda duruyor.

Bana göre, İslam Dini’nin birincil kaynaklarına yani Kutsal kitapta yazılanlar ve İslam Peygamberinin uygulamalarına müracaat edildiğinde, toplumsal hayatın tamamını düzenleyen hayatın her alanına müdahil olması gereken bir devlet mekanizmasından bahsetmek olanaksız. Hatta öngörülen tam teşekküllü bir devlet sistematiğinden bahsetmek dahi mümkün değil. Muhammed peygamber döneminde bu tür bir kaygı yoktu. Ondan sonra başa gelen halifelerden Ebubekir ve Ömer’in karizması o dönemin toplumunu bir arada tutmak için yeterli oldu. Ancak bunlardan sonra “kim hükmedecek” sorusuna toplumun farklı kabilelerden farklı yanıtlar gelince Muhammed peygamberin deyim yerindeyse dizinin dibinde yetişenler kendi aralarında kanlı bir savaşa tutuştu. Bu dönem ise imamların sultanlara dönüştüğü dönem olarak tarihe geçti. (Meraklıları için Mustafa İslamoğlu’nun İmamlar ve Sultanlar isimli kitabını tavsiye ederim).

 

Toplumlar da canlı organizmalar gibi adım adım evrimleşir ve gelişirler. Krallıkların monarşilere monarşilerin cumhuriyetlere dönüşmesi bu duruma örnektir. 21. yy. dünyasının gereklilikleri 19. yy’ın fikir akımları ile ya da o dönemin şartları ile açıklanamaz. Evrensellik iddiasında bulunan Siyasal İslam düşüncesi bugünün sorunlarına çözüm bulabilmekten uzak görünmektedir. Geçen zaman ise insanlığa; çözülmesi gereken sorunlar, aşılması gereken başka başka engeller getirmekte. Kim bilir belki de bu düşüncenin öncüleri zamanın getirdiği her soruna dini referanslı bir çözüm getirmek yerine “İslam bu konuda bir yargıda bulunmamaktadır” diyebilselerdi İslam bugün daha saygın bir konumda olurdu.

 

Zamanın ruhunu doğru okuyan aklı ve vicdanı hür nesillerin arasında olabilmek dileğiyle…

Yorum yapmak için tıklayın

Bir Cevap Yazın

ÖZEL HABER

CHP’DE ASLI BAYKAL İDDİASI

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF

ÖZEL-KULİS HABER

CHP’de parti içi muhalefet gruplarının bir sonraki kurultaya yönelik çalışmaları devam ederken, çarpıcı bir kulis bilgisi geldi…

CHP’de eski genel başkan Genel Başkan Deniz Baykal’a yakınlığı ile bilinen bazı isimlerin birlikte hareket ederek gelecek kurultayda genel başkan adayı olarak Kemal Kılıçdaroğlu karşısına Deniz Baykal’ın kızı Prof.Aslı Baykal’ı aday göstermek istedikleri belirtiliyor…

Kulislere yansıyan bilgilere göre yıllarca Deniz Baykal ile yakın siyaset yapan bu isimler Aslı Baykal isminin hem kadın olması hem de “Soyadı” sebebi ile parti içi muhalefeti bir araya toplayabileceğini düşünüyorlar.

Aslı Baykal isminin yıpranmamış bir isim olduğunu belirten CHP içerisindeki bu “Eski tüfek” siyasetçiler, özellikle son dönemde İYİ PARTİ’nin yükselen oylarında Meral Akşener’in Türk siyasetindeki tek kadın lider olmasının da belirli bir etkisi olduğu tespitini yaparlarken, Aslı Baykal’ın da kadın lider olarak CHP Genel Başkanı olması halinde İYİ PARTİ’ye kayan bu oyları konsolide edebileceğini ifade ediyorlar.

Ancak parti içerisinde Aslı Baykal isminin ortaya çıkması ile birlikte kulislerde fikir ayrılıkları da yaşanmaya başlandı.

Baykal ekibine yakın isimler ile birlikte hareket etmeyen ve Aslı Baykal ile birlikte başlatılacak bir parti içi muhalefet hareketinin “Ölü doğum” olacağını savunan ayrıca partide şu anki yönetime olduğu kadar, Baykal ve yakın ekibine de parti tabanından ciddi bir tepki olduğunu belirten pek çok muhalif isim ve grubun ise Aslı Baykal ismine son derece soğuk baktıkları ifade ediliyor.

Aslı Baykal isminin gündeme getirilmesinin “Soyadı” nedeni ile de yanlış olduğunu belirten parti içerisindeki diğer muhalif gruplar “Biz AKP’ye akraba-eş-dost partisi, aile partisi diye eleştiri getiriyoruz. CHP bir “Aile” partisi değildir, Genel Başkanlık makamı da babadan çocuklara soy adı ile devredilecek bir makam değildir” şeklinde tepki gösterdikleri ifade ediliyor.

Geçtiğimiz günlerde ise Prof.Aslı Baykal hakkında medyaya yeni bir parti kuracağı yönünde iddialar yansımıştı.

Hatırlanacağı gibi Aslı Baykal son olarak Mahir Caferoğlu’na satılmadan önce HALK TV’nin başına geçmiş ancak Aslı Baykal yönetiminde finansal açıdan daha da kötüye giden HALK TV bir süre sonra Caferoğlu’na satılmıştı.

Prof.Aslı Baykal’ın kulislere yansıyan iddialar karşısında nasıl bir turum takınacağı ise merakla bekleniyor…

________________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

 

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

İŞTE 43 KİŞİYİ “BUHARLAŞTIRAN” “KİLİT” EKİP

Yayınlanma Tarihi:

on

HABER ALTERNATİF-ÖZEL

Celal Eren ÇELİK

AKP’li Malatya Yeşilyurt Belediyesi’nin “ÇEVREYE DUYARLI BİREYLER YETİŞTİRME” projesi çerçevesinde Almanya’ya gönderilen 45 kişiden 43’ünün Türkiye’ye geri dönüş yapmadığı geçtiğimiz günlerde ortaya çıkmıştı.

Konunun üzerine giden HABER TÜRK yazarı Sevilay Yılman ise olayın “İnsan kaçakçılığı” olduğunu belirttiği köşe yazısında AKP’li Yeşilyurt Belediyesi ile birlikte bu projeyi organize eden “Malatya Kişisel Gelişim Dünyası Derneği” ‘ adeta “Buharlaşan” 43 kişinin Almanya’ya gelmesi için “Davetiye” gönderen ve tüm masraflarını karşılayan şirketin MEGA KİLİT GMBH isimli bir şirket olduğunu ancak “Tüm kaynaklarını kullanmasına rağmen” şirketin sahibi olan Ersin Kilit hakkında hiç bir bilgiye ulaşamadığını,Türk büyükelçiliğinin de bu kişi ve şirkete ulaşamadığını yazmıştı…

43 kişilik ekibe Almanya’dan davetiye gönderen ve “Tüm masrafları” karşılayan şirketin tüm ağını HABER ALTERNATİF açıklıyor…

Öncelikle şirketin isminin MEGA KİLİT GMBH olduğu doğru ancak sahibi Ersin Kilit değil…

MEGA KİLİT GMBH 2 Mayıs 2016 tarihinde 25 bin Euro sermaye ile Hannover Ticaret Odası’na HRB 213752 ticaret sicil numarası ile kaydını yaptıran bir şirket.

Şirket şu anda “Kağıt üzerinde” Almanya’da  Scheffelstr. 2 , 30167  Hannover adresinde 4 katlı bir binadaki tek bir dairede faaliyet gösteriyor,”Kağıt üzerinde” zira şirketin 5 yıllık ticari geçmişi incelendiğinde ortaklık sözleşmesindeki faaliyet alanı “Gastronomik ünitelerin işletilmesi, satış makinelerinin kurulumu” gibi yüksek kar marjı olan bir sektörde hemen hemen hiç bir iş yapmayan bir “Tabela şirketi” olmaktan çok da öteye gidemediği görülüyor.

Şirketin kuruluşundaki ilk genel müdürü ise Yılmaz Polat. Yılmaz Polat 8 Ocak 2015’te kurulup, 16 Ocak 2018 yılları arasında ise  batarak tasfiye edilen  ve Hannover Ticaret Odasına HRB 211931 ticaret sicil kaydı ile kayıtlı olan PAMUKKALE GASTRO UG isimli firmanın sahibi.

Yılmaz Polat’ın PAMUKKALE GASTRO UG isimli şirketi faaliyet gösterirken kurduğu “İlişkiler ağı” aslında bugün Almanya’dan dönmeyen 43 AKP’linin buharlaşması olayındaki soru işaretlerinin odağındaki  MEGA KİLİT GMBH şirketine de ışık tutmakta.

Zira Yılmaz Polat’ın 2014-2016 tarihleri arasında yakın ilişki kurduğu isimler Hazime Kilit,Zeynep Kilit,Hüseyin Kilit ve Zeynep Gökçe…

Ve 2016 yılından itibaren Yılmaz Polat’ın Genel Müdürlüğü sonrasında MEGA KİLİT GMBH’de sırası ile kurulan bu yakın ilişkilerde ismi geçen kişileri peş peşe Genel Müdür olurken görüyoruz…

İddiaların odağındaki MEGA KİLİT GMBH şirketinde 10 Haziran 2016 tarihinde Genel Müdürlük görevine Hüseyin Kilit gelirken, 12 Ocak 2018 tarihinde bu göreve Zeynep Kilit atanıyor. 22 Mayıs 2018 tarihinde Hüseyin Kilit Genel Müdürlük koltuğunu devralırken,22 Ağustos 2019 tarihinde ise şirketin Genel Müdürü bu kez Zeynep Gökçe oluyor… Ve son olarak 7 Ocak 2020 tarihinde Zeynep Gökçe yerine Genel Müdür koltuğuna bu kez Hazime Kilit oturuyor.

Bu arada 18 Haziran 2019 – Langenhagen, Am Pferdearkt 6, 30853 Langenhagen adresinde Nord Bau Kilit GmbH isimli bir şirket kuruluyor. Şirketin Genel Müdürü ise Mario-Celal Rashid Selmani… Ancak tek bir ticari faaliyet bile göstermeyen ve sürekli zarar eden bu şirket bir süre sonra yeni “Yöneticileri” ile tanışıyor…

Nord Bau Kilit GmbH şirketine iddiaların odağında olan MEGA KİLİT GMBH ortak oluyor ve bu Nord Bau Kilit GmbH isimli şirketin Genel Müdürlüğü görevine önce 2018 Ocak ayında Ahmet Olgun gelirken,18 Haziran 2019 tarihinde aynı zamanda 2018-2019 tarihleri arasında iddiaların merkezindeki MEGA KİLİT GMBH şirketinin o tarihlerdeki Genel Müdürü olan Zeynep Kilit geliyor.

Nord Bau Kilit GmbH şirketinde 2018 yılında Genel Müdür olan Ahmet Olgun ise iddiaların AKP’li Yeşilyurt belediyesine davet gönderip tüm masrafları karşılayan MEGA KİLİT GMBH şirketinin ilk Genel Müdürü olan Yılmaz Polat ile bağlantılı bir isim.

Tüm bu ilişkiler ağında dikkat çekici olan kurulan tüm bu şirketlerin tamamının “Kağıt üzerinde” kurulmuş ama aktif ticari faaliyet göstermemiş “Tabela şirketi” olmaktan öteye gitmemiş “Naylon şirketler” olması.

Bu da akıllara kurulan bu şirketler sayesinde oluşturulan “Naylon şirketler ağı” sayesinde Türkiye içerisinde “Kurdurulan” STK’lar ile birlikte “Proje” adı altında belediyeler eli ile yurtdışına insan ve diğer başka kaçakçılık türlerinin yapılması için bir organizasyon kurulup kurulmadığı sorusunu getiriyor…

Yani  kafalardaki soru işaretleri doğruysa ki tüm işaretler ve bağlantılar bu soru işaretlerinin doğru olduğunu göstermekte; bu “Naylon şirketler ağı” önce Türkiye’de bir STK kurduruyor,sonra buraya “Yurtdışına kaçırılacak kişileri” kaydettiriyor, sonrasında “Tüm masraflarına sponsor” olacağı bir PROJE” götürüyor, bu “PROJE” nin kabulü ile belediyeler proje katılımcılarına devletin “GRİ PASAPORTUNU” çıkartıyor ve “Yurt dışına kaçırılması planlanan” kişiler böylesi bir organizasyon ile hem de ellerinde devletin “GRİ PASAPORTU” gibi çok önemli kapıları kendilerine açacak bir “ANAHTAR” ile yurtdışına çıkıyor ve en son aşamada AKP’li Malatya Yeşilyurt Belediyesi’nin gönderdiği ve geri dönmeyen 43 kişi gibi bir anda “Buharlaşıyorlar”…

Ve büyük ihtimalle de bu 43 kişi gibi belki de yüzlerce, belki binlerce “Buharlaşan” vatandaş var..

Şimdi burada sorulması gereken bazı soruları da HABER ALTERNATİF olarak soruyoruz:

1-Yukarıda yazmış olduğumuz ilişkiler ağı içerisinde ismi geçen şahıslar yahut şirketler Türkiye’de başka belediyelere de bu şekilde “PROJE” teklif ederek “Sponsor” olmuşlar mıdır?

2-Bu ilişkiler ağı içerisinde yer alan isim ve şirketler hakkında Almanya’daki Türk Büyükelçiliği’nin bir bilgisi var mıdır,varsa yetkili merciler ile bu bilgi paylaşılmış mıdır?

3-Bugüne kadar bu ilişkiler ağı içerisinde yer alan kişi ve şirketler ile birlikte ortak proje düzenleyen başka STK var mıdır?

4-Bu ilişkiler ağı içerisinde bulunan kişi ve şirketler ile Türkiye’de bulunan ve ortak proje düzenleyen STK’ların para alışverişi ve hesap trafikleri ne şekilde seyretmiştir?

5-Ve belki de en önemlisi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 2020 yılının Eylül ayında gerçekleştiği bilinen bu skandal ile ilgili gerek Alman resmi makamları, gerek Interpol ile temasa geçip açıkladığımız bu ilişkiler ağı içerisindeki şirket ve kişiler ile ilgili bir çalışma başlatmış mıdır?

________________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

 

 

 

Okumaya Devam Et

ÖZEL HABER

AKP’NİN MONTRÖ RÖVANŞI VE AHMET ALTAN’A VURAN PİYANGO

Yayınlanma Tarihi:

on

Celal Eren ÇELİK

Evet efendim bu yazımızda önce sizlerle tarihte çok da uzun olmayan bir zaman diliminde geriye doğru gideceğiz…

Dedik ya çok değil bundan 14 yıl öncesinde hayatımıza 15 Kasım 2007 tarihinde TARAF isimli bir gazete girdi. Bu gazete ALIM YAYINEVİ isimli bir şirket tarafından çıkartılıyordu. Gazetenin Genel Yayın Yönetmenliği koltuğuna Ahmet Altan oturtulmuştu.

TARAF gazetesinin kurulmasından kısa süre sonra Türkiye Ergenekon ismi verilen büyük kumpasın ilk dalgaları ile karşılaşmaya başladı… TARAF gazetesi yıllar sonra tamamen kumpas olduğu ortaya çıkan Ergenekon Davası’nın “Medya ayağını” oluşturuyordu…

”Dijital ortamda oluşturulmuş” sahte ve düzmece belgeler, “Bavullar ile servis edilen” bilgiler sistematik olarak her zaman ilk önce TARAF GAZETESİ’nde manşet oluyordu…

TARAF adeta “Tasfiye edilen eski düzeni yıkan gazete” olarak sembolleşiyordu bu süreçte…Rasim Ozan Kütahyalı’dan Mehmet Baransu’ya,Ahmet Altan’dan Yasemin Çongar’a kadar TSK’ya atmadık çamur bırakmıyor yazmadıklarını bırakmıyorlardı…

AKP ise kurulan “KİRLİ ORTAKLIK” ile TARAF GAZETESİ’ni el üstünde tutuyor, uluslararası kuruluşlar gazeteye ödül üzerine ödül veriyorlardı.

Nasıl vermesinlerdi ki ? TARAF öyle manşetler atıyor, öyle “İnce işçilik” bir “Operasyon tetikçiliği” yapıyordu ki “Kumpası kuran” çevrelerin takdirini tabii ki hak edecekti…Zira TARAF’ı belliydi ne de olsa…

TARAF GAZETESİ 26 Temmuz 2008’de Cumhuriyet’i Ergenekon isimli  “Derin bir yapının yönettiğini iddia ettiği” 1923’te KURULDU,2008’DE ARINIYOR manşeti ile çıkıyordu.

“Operatif tetikçiliğin nadide örneklerini sergileyen” TARAF isimli psikolojik harp makinası 19 Kasım 2009’da KOD ADI KAFES manşetini atarak “Kafes Eylem Planı” yalanı haberi ile operasyon yapıyor, 12 Haziran 2009’da AKP VE GÜLEN’İ BİTİRME PLANI yalanını manşetine taşıyor,20 Ocak 2010’da FATİH CAMİİ BOMBALANACAKTI manşeti ile “Operasyon yapmaya” devam ediyordu.

10 Ocak 2009 tarihinde sonradan silahların FETÖ tarafından yerleştirilip TSK’nın şerefli subaylarına kumpas kurulduğu ortaya çıkan Poyrazköy kazılarını da yine “Operasyon karargahı” TARAF isimli paçavra herkesten önce manşetine ÜSTÜ CUMHURİYET,ALTI ERGENEKON manşeti ile veriyordu…

22 Şubat 2010 tarihinde TSK’yı “Darbe yapmayı istemekle” suçlayan ve VESAYETE EN AĞIR BALYOZ manşeti ile çıkan ve bin bir yalanı utanıp sıkılmadan yaptığı “Operasyon ve kumpas” için ardı ardına sıralayan da yine TARAF isimli bu “Kumpas projesiydi”…

İşte TSK’ya tüm bu kumpaslar kurulur ve TSK, FETÖ tarafından kumpas ile çökertilip, vatansever subaylar Ergenekon ve Balyoz kumpasları ile tasfiye edilip FETÖ’cü subayların önü açılarak yükselmesi sağlanırken bu HAİN OPERASYONUN en önemli ayağı olan medya ayağını başından sonuna kadar Ahmet Altan isimli gazeteci görünümlü, Türk basın tarihinin en büyük “Tetikçilerinden” birisi yönetiyordu…

Sonradan TARAF GAZETESİ’ni kuran ALKIM YAYINEVİ’nin FETÖ tarafından finanse edildiği, TARAF GAZETESİ’nin başından beri bir “PROJE” olduğu ve FETÖ kumpaslarında planlı ve sistematik biçimde TSK’ya tarihinin en ağır operasyonunu yaptığı ve FETÖ’cü subayların önünün açılmasını sağladığı tek tek ortaya çıktı…

Şimdi geri dönmek üzere bu TARAF adlı “OPERASYON MERKEZİNE” bir virgül koyalım…

3 Nisan gecesi yani bundan 12 gün önce 103 emekli amiral Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin tartışmaya açılmasından ve bir amiralin tekkede çekilen sarıklı fotoğraflarından duydukları rahatsızlığı belirten bir “DUYURU” yayınladılar…

Aman efendim ortalık ayağa kalktı, bu emekli amiraller “Darbecilik” ile suçlandı,10 tanesi gözaltına alınıp tam 8 gün nezarethanede tutuldu, toplam 14 emekli amiral ifade verdi.

Ve en sonunda emekli amiraller “İl dışına çıkma yasağı” konularak serbest bırakıldı ama bu amiraller ordu evlerinden atıldılar…

Peki bu amiraller gözaltına alındığı zaman ortalığı ayağa kaldırıp amiralleri “Darbecilik” ile suçlayan,rütbelerinin sökülüp “Bedel ödetilmesini” isteyen kimlerdi?

Bunları isteyenler 2008-2012 arası Ahmet Altan’ın TARAF GAZTEESİ’nde attığı manşetler ile bizzat yönettiği TSK’ya kumpas operasyonuna o günlerde alkış tutan Cem Küçük,Nagehan Alçı ve bilimum AKP yandaşı gazeteci görünümlü “Kadrolu yandaş”…

Peki TARAF GAZETESİ’nde yapılan “KİRLİ OPERASYON ve KUMPASLAR” sonucu hayatının önemli bir bölümünü Silivri zindanında geçirmiş olan TSK’nın üst düzey general ve amiralleri arasında kimler vardı?

Montrö açıklaması sebebi ile 8 gün gözaltına alınan,hapisleri istenen, darbecilikle suçlanan ve serbest kalsalar da orduevlerinden atılan emekli amirallerimiz!

Yani efendim bu gece serbest kalan ve “Birilerinin” “Yaptığı gazetecilikti” diyerek “Demokrasi kahramanı” ilan etmeye kalktığı Ahmet Altan ve ekürisi Nazlı Ilıcak’ın tahliyesi hiç de öyle “Tesadüfi” bir zamanlama ile gerçekleşmemiştir.

AKP Montrö Açıklaması nedeni ile emekli generalleri oluşan kamuoyu tepkisi nedeni ile tutuklayamamış ama bu kadar “Gümbürtü koparttıktan” sonra “RÖVANŞ” olarak attığı manşetler ile bu emekli amirallerimizi ERGENEKON VE BALYOZ KUMPASI’nda Silivri Zindanı’na gönderen Ahmet Altan’ı serbest bırakıp “Ödüllendirerek” “Sizi istesem içeri atardım atmadım ama size kumpas kuranları da serbest bıraktım” mesajını vermiştir.

AKP burada aynı zamanda arasının uzun zamandır bozuk olduğu liberallere de göz kırpmaktadır ama asıl mesaj Montrö Bildirisi’ni imzalayan emekli amirallere ve onları destekleyenlere verilmiştir.

Ve Ahmet Altan’ın tahliyesi kendisi için bir büyük “Piyango” iken AKP için ise bir “Rövanştır”

Şimdi asıl soru şudur: “AKP bu rövanş mesajının devamını getirecek mi?”

Bu sorunun cevabını almak için çok bekleyeceğimizi ise hiç sanmıyorum…

_______________________________________________________________________________________________

BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞE DESTEK OLMAK İÇİN;

“Sizler için kimseye diyet borcu olmadan, bağımsız ve özgür şekilde bugüne kadar yaptığımız gazeteciliği daha güçlü biçimde sürdürebilmemiz için siz de destek olmak isterseniz; aşağıdaki linkten PDF formatında yayınlanan, Türkiye’nin tamamen dijital olarak yayın yapan tek özel ve dosya haber dergisi KRİPTEKS E-DERGİYE yıllık abone olabilir, DİJİTAL KİTAPLARIMIZDAN (e-kitap) satın alabilir, yahut Youtube kanalımıza abone olup KATIL butonundan kendi  belirlediğiniz miktardaki desteklerinizle bağımsız gazetecilik mücadelemize destek olabilirsiniz...”

DİJİTAL BOOK STORE SANAL KİTABEVİ:

https://www.shopier.com/ShowProductNew/storefront.php?shop=dijitalbookstore&sid=d2FqS25GbkNlRDh0dW5ucjBfLTFfIF8g

YOUTUBE KANALI LİNKİ:

https://www.youtube.com/channel/UCPGcaaw3vhHiBv9XL0hVG0w

 

Okumaya Devam Et







Popüler

%d blogcu bunu beğendi: